3. bölüm · Unut Gitsin

Bölüm 3

Ömür Birinci

İyi okumalar...

Karşımda Arda'yı görünce irkilmiştim. Onu böyle karşımda görünce dün olanlar gelmişti aklıma. Onun yaptıkları…

-Konuşacak bir şeyimiz olduğunu zannetmiyorum. O yüzden şimdi çekil önümden ben de gideyim dedim.
Yanından geçip sınıfa gitmek isterken önüme geçip gitmeme engel oldu.

-Sinem lütfen! Çok kısa sürecek lütfen!

Dün ona söylediğim lütfenler geldi aklıma. Beni bırakması için yalvarırken dil döktüğüm lütfenler. Yüzüne baktım. Yalvarır gözlerle bakıyordu. Başımdan savsam yine gelip bulacaktı beni. Kenara çekildim;

-Ne söyleyeceksen çabuk söyle de gideyim. Çabuk!
-Dün yaptıklarım için çok ama çok ama çok özür dilerim. Yaptığım şeyleri nasıl yaptım, nasıl o kadar iğrenç bir pislik oldum, sana nasıl kıydım bilmiyorum ama gerçekten çok özür dilerim.

O konuşurken yüzüne bakamıyordum ama dinlemeye devam ettim.

-Belki beni affetmezsin ama çok pişman olduğumu bilmeni istedim. Biraz durdu nefes aldı ve sonra;

-Yaptıklarımdan sonra beni affedebilecek misin?
Yüzüne baktım. Gözlerimin içine bakıyordu. Sanki “ne olur beni affet” der gibi. Gerçekten pişman gibiydi. Ama dün yaptıklarından sonra onun yüzüne bile bakmak istemiyordum.

-Eğer seni gerçekten affetmemi istiyorsan bir süre benden uzak dur dedim sert bir tavırla.

-Haklısın. Ne desen haklısın. Gerçekten özür dilerim.
Özrünü dinlemiştim, diyeceklerini dinlemiştim ve daha fazla bu pozisyonda kalmak istemiyordum.

-Diyeceklerin bittiğine göre gidiyorum deyip yanından geçip gidiyordum ki kolumdan tuttu.

-Dur!

Yanıma döndüm. Koluma baktım. O da baktı. Özür dileyip sanki ateşe dokunmuş gibi elini çekti.

-Özür dilerim. Ben sadece bir şey daha demek istiyorum dedi. Başımdan savarcasına;

-Tamam. Çabuk olur musun dedim sinirle.

-Ben senin için… ben sınıfımı değiştireceğim. Seni daha fazla rahatsız etmemek için. Benden rahatsız olduğunu bildiğim için dedi. Ne diyeceğimi bilememiştim. Ama şaşırmıştım. Dün olanlardan sonra böyle bir şey beklemiyordum.

-Pekâlâ dedim şaşkınlıkla. Gerçekten bunu yaparsan ve benden uzak durursan seni affederim. Bunun üzerine gülümsedi ama ben ona gülümsemedim. Gülümseyemedim.

-Bittiyse ben gidiyorum artık dedim. Tam hareketlenmiştim gidiyordum ki Ekin’in sinirli ve hızlı bir şekilde bize doğru geldiğini gördüm. Daha ben ne olduğunu anlayamadan gelip Arda’nın yakasına yapıştı. Sadece benim ve Arda’nın duyacağı bir sesle;

-Ben sana bir daha bu kıza yaklaşmayacaksın, dokunmayacaksın, konuşmayacaksın demedim mi? Hıı? Canına mı susadın lan sen? Bunları o kadar sessiz söylüyordu ki zor duyuyordum.

Çevreme baktığımda herkesin merakla bizi izlediğini gördüm. Ekin’e dönüp;

-Ekin lütfen bırak! Herkes bize bakıyor. Lütfen! Olay çıksın istemiyorum.

Bana dönüp;

-Dün de öyle demiştin ama attığım dayaklar yetmemiş baksana. Hala gelip seninle rahat rahat konuşuyor. Bunları biraz sesli söylemişti. Ama çevredekiler duymuşlar mıydı bilmiyordum. Duymamalarını diliyordum. Yoksa okuldakilerin dilinden kurtulamazdım. Tabii Simge’nin de.

-Yok. Sen yanlış anladın. Yani doğru anladın da öyle olmadı. Özür diledi sadece. Hadi bırak ne olur! Bak herkes bize bakıyor. Bunları sessizce söylemiştim çevredekiler duymasın diye.

Bunu dedikten sonra ileriden nöbetçi hocanın sesi geldi. Zaten şimdiye kadar nerede kalmıştı anlayamamıştım. Hocanın sesini duyunca Ekin Arda’nın yakasından elini çekti.

-Ne oluyor burada? Bu gürültü ne? Ekin, Arda? Ne oluyor?

Arda;

-Bir şey yok hocam. Benim hatam. Arkadaşı yanlış anlamışım da deyip ne hocanın ne de bizim bir şey dememize fırsat vermeden hızlıca uzaklaşıp lavaboya girdi. Hoca da bağırarak;

-Herkes sınıfına arkadaşlar! Burada şov yapmıyoruz. Gördüğünüz gibi de bir olay yok. O yüzden herkes sınıfına. Haydi, haydi!

Bunun üzerine herkes sınıflarına gitmeye başladı. Ders zili de yeni çalmıştı zaten. Ekin’e baktım. O da bana bakıyordu. Biraz sinirli gibiydi. Bana uzun uzun baktıktan sonra sınıfına doğru gitti. O gidince ben de sınıfa gittim. Sınıfın kapısında Masal beni bekliyordu.

-Ne oldu? Ne dedi sana Arda? Sen iyi misin? Ekin ne dedi?

Soruları ard arda sıralıyordu.

-Başka soracağın soru var mı Masal? Onu da sor da içinde kalmasın.

-Ayy, kusura bakma. Ben sadece telâşlandım. Keşke ben de seninle gelseydim lavaboya.

-Bir şey yok. Merak etme. Ben anlatırım sonra sana deyip beraber sınıfa girdik.

Sınıfa girdiğimde Simge’yi karşımda görmek şu an en son istediğim şeydi. Hiçbir şey demeden karşımda duruyordu.

-Ne var Simge? Çekilir misin önümden?

-Hayır. İlk önce sana birkaç sorum olacak.

-Simge şu an senle hiç uğraşamam. Çekil önümden yerime geçicem.

Cıkladı ve önümde dikilmeye devam etti. Sinirleniyordum. Sınıfa baktım. Herkes işini gücünü bırakmış, bizi izliyordu. Yanından geçip yerime geçecektim ki Simge kolumdan tuttu. Bu aralar herkes aynı şeyi yapıyordu bana. Kolumu tutan Simge’ye baktım.

-İlk önce sorularıma cevap vereceksin dedi ve kolumu bıraktı. Yerimde kaldım, kıpırdamadım ve konuşmasına izin verdim. Devam etti;

-Soruyorum. Birincisi hani sizin Ardayla aranızda bir şey yoktu? Kenarlarda köşelerde gizli gizli konuşmalar falan. Dediklerinizi yalanlıyor dedi ve sustu. Bana baktı ve cevap vermemi bekledi. Hiçbir şey söylemedim. Bunun üzerine devam etti;

-İkincisini de soriyim. İkisini beraber cevapla. Sizin ilişkiniz benim sevgilimi niye bu kadar ilgilendiriyor acaba? Bana bakıyordu ve cevap bekliyordu. Ben de;

-Simge, cevaplamadan önce benim de sana bir sorum var. Bizim Ardayla olan ilişkimiz seni niye bu kadar ilgilendiriyor? Yoksa başka bir şey mi var dedim.

-Ne demek istiyorsun?

-Hiiç! Sadece sordum. Ha bir de bu arada kusura bakma Simge ama sorularını cevaplamayacağım. Çünkü sana hesap vermek zorunda değilim deyip yerime geçtim. Tüm sınıf oolamıștı. Ben yerime geçince birkaç saniye orada dikildikten sonra o da yerine geçti ama geçerken bana öldürücü bakışlar atmayı ihmal etmedi.

Birkaç dakika geçmemişti ki hoca geldi. Bu hoca grup ödevlerini veren hocaydı. Tam derse başlayacaktı ki sınıfın kapısı çaldı ve Arda geldi. Özür dileyip yerine geçti. Hoca;

-Arkadaşlar derse başlayacağım ama önce ödevlerinizi sorayım. Bir sorunu olan var mı?
Kimseden cevap gelmedi. Hoca biraz bakındı sonra;

-Bu sessizliği bir sorun olmadığına yoruyorum ve derse geçiyorum dedi.

Tam o sırada arkalardan bir ses geldi. Bu Arda’nın sesiydi.

-Hocam ben bir şey demek istiyorum. Bir anda bütün gözler ona döndü ama ben dönmedim. Ne diyeceği konusunda korkmuştum ama benim için kötü olabilecek bir şey dememesini umuyordum.

-Hocam, ben sınıfımı değiştireceğim dedi Arda. Herkes şaşırmıştı hoca da dahil. Devam etti;

-Bu yüzden ödevi arkadaşlarımla yapamayacağım.

-Nereden çıktı sınıf değiştirmek dönem ortasında Arda diye sordu hoca.

-Hocam, zaten düşünüyordum. Bugün kesinlik kazandı.

-Bir sorun mu var? Konuşmak ister misin teneffüste?

-Yok hocam. Kendimce bazı sebeplerim var diyelim.

-Tamam sen bilirsin. Ama bence biraz daha düşün. Çünkü dönem ortasında sınıf değiştirmenin iyi bir etki yaratacağını düşünmüyorum senin için.

-Ben yeterince düşündüm hocam. Teşekkür ederim tavsiyeniz için.

-Bu arada senin yüzüne ne oldu Arda? Bunu sabahtan beri soran ikinci hocaydı ve sormaları garip değildi. Çünkü dün Ekinle kavgasından sonra yaraları baya belliydi.

-Hocam çok önemli bir şey değil. İstemeden bir sokak kavgasına karıştım da.

-Niye öyle şeyler yapıyorsunuz oğlum! Dikkat et, bir daha seni böyle görmek istemiyorum.

-Tamam hocam.

-Tamam o zaman. Sizin dönemin tüm sınıflarına ben girdiğim için senin ödevini o sınıfa geçtiğinde veririm. Tamam mı?

-Tamam hocam. Teşekkürler.

-Senin grubunda kim vardı?

-Sinem, Emre ve Ela.

Hoca bize hitaben;

-Tamam arkadaşlar. Siz üç kişi yapın ödevi. Tüm gruplar dört kişi olduğu için size bir hafta daha süre veririm. Sorun olmaz zannediyorum. Değil mi?
Üçümüz de sorun olmayacağını söyledik. Hoca bunun üzerine derse geçti. Arka çaprazıma dönüp Arda’ya baktığımda o da bana bakıyordu.

Hoca birkaç dakika erken bıraktığı için bizi öğle arasına biraz erken çıkmıştık bugün. O yüzden erkenden ekmek aralarımızı alıp oturduk ve yemeye başladık. Bugün Tarık da bizimle yiyordu. Tarik bir anda;

-Bugün teneffüste ne oldu Sinem, anlatmak ister misin?

Ekmek aramı masaya bıraktım. Zaten hiç yiyesim yoktu. Kahve ve çikolataya ihtiyacım vardı. Moralim bozuk olan her zamanda olduğu gibi. Olanları anlattım ikisine de. Masal'a da anlatamamıştım zaten önceden.

-Bu yüzden sınıfını değiştiriyor demek ki dedi Masal.

-Aynen dedim ve iç çektim. Yaşadıklarım ağır gelmeye başlamıştı. Tarik konuşmaya başladı;

-Arda’dan bu kadarını beklemezdim kesinlikle. Şerefsiz olduğunu biliyordum ama dediğim gibi bu kadar şerefsiz olduğunu bilmiyordum. Ekin’e de bravo. Çok iyi yapmış. Ekin yapmasaydı senin sabah anlattıklarınla koşar gider aynısını yapardım çocuğun yüzüne. En azından özür dilemeyi aklına getirmiş. Sınıfını değiştirmeye karar vermesi iyi olmuş. Yoksa elimden bir kaza çıkabilirdi.

-Siz ne konuştunuz Ardayla bir önceki teneffüste Tarık? dedi Masal.

-Sen Ardayla mı konuştum dedim şaşkınlıkla. Görmemiştim. Galiba kafamı sıraya koyup uyuduğumdandı.

-Evet, sadece biraz korkuttum diyelim dedi. Merak etme, bir daha seni rahatsız etmez.

Ne konuştuklarını soracaktım ki yanımızda Ekin’in sesini duydum.

-Oturabilir miyim acaba?

-Tabii, buyur otur dedi Masal.

Tarık'ın yanına oturdu. Tarıkla onu tanıştıracaktım ki zaten tanıştıklarını söylediler. Ben de bir sey demedim bunun üzerine. Ekin sanki bir şey söyleyecekti ama söyleyemiyordu.

-Bir şey söyleyeceksen söyleyebilirsin Ekin. Tarık’tan çekinme. O da her şeyi biliyor.

Sanki bunu dememi bekliyormuş gibi anında konuşmaya başladı.

-Bugün ne konuştunuz Ardayla? Ayrıca niye onunla konuştun?

Bir an içimden Ekin’e kızdım. Sanki beni sorguya çekiyordu. O kim oluyordu ki? Ama dün bana yaptığı yardımdan sonra ona borçlu hissediyordum kendimi ve bu yüzden cevap verdim;

-Aslında konuşmayacaktım ama çok ısrar etti. Ayrıca o an konuşmasam daha sonra tekrar rahatsız edecekti. O yüzden konuşayım da kurtulayım diye düşündüm.

-Peki, ne dedi?

-Özür diledi. Pişman olduğunu falan söyledi. Bir de benim için sınıfını değiştirecekmiş. Onu söyledi.

-Gerçekten bunları mı söyledi?

-Evet.

-Neyse ki akıllanmış. Dün attığım dayaklar işe yaramış galiba. Aman neyse. Sen iyisin değil mi?

-İyiyim, iyiyim.

-İyi tamam o zaman. Tekrar bir sıkıntı olursa gelip bana söyleyebilirsin. Ben şimdi kalksam iyi olacak dedi ve kalkmak için hareketlendi. Galiba acelesi vardı ama onu durdurdum.

-Bir şey söylicem. Şey… Simge eğer sana bir şey sorarsa ona bir şey söyleme olur mu? Lütfen! Yani biliyorum senin sevgilin ama… diye devam ediyordum ki sözümü kesti;

-Merak etme. Kimseye bir şey söylemem. Simge’ye de.

-Teşekkür ederim. Yani tüm yaptıkların için.

-Teşekküre gerek yok dedi ve gülümsedi. Bu arada yanımıza her zaman Ekin’in yanında gördüğüm çocuk geldi. Adını bilmiyordum ama bizim sınıfta olan bir kız -Melisa- bu çocuğu seviyordu. Ayrıca Melisa ile Simge iyi anlaşıyorlardı. Yakından bakınca fark etmiştim ki gerçekten çocuğun tipi iyiydi. Ekin gibi. Arkadaş olarak birbirlerini tamamlıyorlardı. Nerden gelmişti aklıma bunlar ya. Kafamı belli belirsiz salladım. O gelince Ekin;

-Gel Ahmet. Otur. Seni tanıştırayım. Bunun üzerine Ahmet de oturdu ve Ekin benimle ve Masalla tanıştırdı. Zaten Tarıkla yine birbirlerini tanıyorlarmış. Biraz daha oturup kalktılar. Onlar kalkınca Masal;

-Ben, Ekin’i Simgeyle sevgili olduğu için yargılamıştım. Simgeyle çıktığına göre onun gibi gösteriş meraklısı, kendini bir şey zanneden biri diye düşünmüştüm. Ama öyle biri değilmiş galiba dedi.

-Aynen ben de dedim.

Simge gibi olmayan bir insanın Simgeyle anlaşabileceğini sanmıyordum ama demek ki oluyormuş. Tabi Ekin’in karakterini bilmiyordum ama Simge’ye gerçekten hiç benzemiyordu.

-Amann neyse dedi Tarık. Boşverin onları. Hadi biz de sınıfa çıkalım deyip ayaklandı.

Zaten zilin çalmasına az kalmıştı ve biz de kalkıp yukarı çıktık.

Eve geldiğimde moralim bozuktu. Nedenini bilmiyordum ama galiba hala yaşadıklarımın etkisindeydim. Yaşadıklarım aklıma gelince unutmak istedim ama olmuyordu. Üstümü değiştirmeden kendimi yatağa attım. Gözlerim açıktı ve tavana bakıyordum. Geçen birkaç günün benim için çok zor geçtiğinin farkına vardım. Gözlerim isteksiz olarak kapandı. Ben de daha fazla dayanamayıp kendimi uykunun kollarına attım.
Uyandığımda içerden sesler geliyordu. Demek ki abim gelmişti. Saate baktığımda sadece yarım saat olmuştu. Üstümü değiştirdim ve odamdan çıktım. Abimin odasından ses geliyordu. Ben de oraya gittim. Yeni gelmişti galiba eve;

-Abi?

-Abicim. Seni uyandırdım mı? Sana baktığımda uyuyordun. Sessiz olmaya çalıştım ama demek ki olamamışım deyip güldü. Ben de gülümsedim.

-Yok önemli değil abi. Uyanacaktım zaten. Neyse sen üstünü giyin. Ben de yemeği hazırlayım deyip mutfağa gittim. Dünden kalan yemekleri ısıtıp tabaklara koyduğumda abim gelmişti. Hızlıydı. Masaya oturduk.

-Ee nasıl geçti günün abicim?

-Normal, her zamanki gibi yani dedim.

-Sanki moralin bozuk gibi. Bir şey mi oldu okulda?

-Yoo, hayır. Biraz yorgunum. Ondan galiba.
Abim moralimin bozuk olduğunu anlamıştı ama ona olanları anlatamazdım. Okula gelip ortalığı karıştırmasından korkuyordum. Ayrıca hocaların bilmesini de istemiyordum.

-O zaman senin yorgunluğunu giderecek bir şey biliyorum.

-Ne dedim merakla.

-Annem bugün sabah beni aradı. Veeeee… Geliyormuş.

-Abi gerçekten mi diye çığlık attım duyduğum anda. Yaaa çok sevindim. Bu süper bir haber.

-Aynen abicim. Ben de çok sevindim.

-Onu o kadar özledim ki dedim onu gerçekten ne kadar özlediğimi düşünürken. Eee ne zaman geliyormuş?

-Tam kesin tarih söylemedi. Birkaç güne haber veririm size dedi, bakalım.

-Ayy çabuk gelsin yaa dedim gülümserken. Abim de bana gülümsedi. Annemin gelmesini dört gözle bekliyordum.

Bölüm sonu...

Yorumlarınızı ve begenilerinizi bekliyorum...