8. bölüm / 25
Serüvenin BaşlangıcıSessiz Çığlıklar
Bölümler 25Şu an: Sessiz Çığlıklar
- 1 Koruyucu'nun Yükselişi759 kelime
- 2 Gün Batımı Mağarası702 kelime
- 3 Taht Odası662 kelime
- 4 Tanrıların Merhameti816 kelime
- 5 Herokles'in Çöküşü930 kelime
- 6 Ateşin ve Gölgenin Buluşması807 kelime
- 7 Hatırlayış – Kırılan Mühür871 kelime
- 8 Sessiz Çığlıklar961 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 Kontrol781 kelime
- 10 Kan Bağı951 kelime
- 11 Kaderin Eşiği837 kelime
- 12 Gajın Boyutu1.089 kelime
- 13 Zincirlerin Ardındaki Ses632 kelime
- 14 Deniz Ejderhası Sergei692 kelime
- 15 Kaybedecek Bir Şey Kalmadığında404 kelime
- 16 Gücümüz Bedeli639 kelime
- 17 Sürgün965 kelime
- 18 Güç, İhanet ve İnsanlık613 kelime
- 19 Sessizlik417 kelime
- 20 Pelerinli Adam413 kelime
- 21 Herakles'in Planı629 kelime
- 22 Sessiz Fırtınalar276 kelime
- 23 Kırılan Zincirler662 kelime
- 24 Açığa Çıkan Plan717 kelime
- 25 Son973 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Afsuni yavaşça yataktan kalkmaya çalıştığı sırada başı dönmeye başladı. Bir anda beynine hücum eden anılarla ve çekilmez baş ağrısıyla baş etmeye çalışıyordu. Yaşadıkları ve hatırladıkları zihninde üst üste yığılmıştı; sanki her biri onu biraz daha deliliğin eşiğine itiyordu. Nefesini düzenlemeye çalıştı, sakinleşmek için kendini zorladı.
Moon’un sözleri kulaklarında yankılandı:
“Bazen beni korkutuyorsun. Hata yapmamaya çalış. Umarım yaptıklarının arkasında durabilirsin.”
Bu cümleler zihninde dönüp duruyordu. Afsuni, kendi kendine fısıldar gibi konuştu:
“Ben güçlüyüm. Arkasında duramayacağım hiçbir şey yapmayacağım. Asla diğerleri kadar cani olmayacağım. Şu ana kadar her şeyimi kaybettim. Kendimi de kaybetmeyeceğim.”
Şu an sadece hıçkıra hıçkıra ağlamak istiyordu ama bunu yapamazdı. Ağlamak bir zayıflık değildi; asıl zayıflık, ağladığında yaşadıklarının bir anda silinip gideceğini sanmaktı. Biliyordu: Boşa harcanan tek bir an bile olmamalıydı.
Kapının kolu yavaşça aşağı indi. Kapı açıldığında gelen kişiyi görünce içini bir rahatlama kapladı. Moon’du. Elinde bir kitap vardı. Afsuni’yi uyanık görünce onun da yüzündeki gerginlik bir nebze olsun azaldı.
Moon:
— Bakıyorum da uyanmışsın. Kendini nasıl hissediyorsun?
Afsuni:
— Halsizim… ve ne hissetmem gerektiğini bile bilmiyorum. İçimde asırlardır biriken öfke ve kin var. Onları nasıl kontrol edebilirim? Bilmiyorum.
Moon:
— Her duygunun aşırısı zararlıdır. Kişinin hata yapmasını sağlar. Duygularını kontrol edebilen herkes başarıya ulaşabilir. Sakın beni yanlış anlama, sana duygusuz olman gerektiğini söylemiyorum. Mantığın ile duygularını bir arada tutmalısın. Mantığının reddettiği şeyi asla yapma. Aynı zamanda duygularının, yani vicdanının sesini de duymazdan gelme. Sen orta yolu bulmaya çalış. Tek başına ne duygular ne de mantık bir işe yarar.
Afsuni:
— Haklısın. Herokles de duygularına yenik düşerek büyük bir hata yaptı. Beni elinde tuttuğu ipleri keserek hırslarının kurbanı oldu.
Moon:
— Tıpkı benim egoma kurban olduğum gibi… Bir zamanlar tanrıların kralıydım şim—
Afsuni:
— Şimdi ne yapmamız gerektiğini düşünelim. Geçmiş geçmişte kalsın.
Moon:
— Geçmiş, geçmemişse? O zaman ne yapacağız?
Afsuni:
— Moon, dert mi yarıştıralım şimdi? Tek derdimiz bir zamanlar tanrıların kralı olman mı? Herokles tepemizde, başımızın çaresine bakmalıyız.
Moon:
— Bir zamanlar tanrıların kralıydım. O zamanlar kimse benimle böyle konuşamazdı.
Afsuni:
— Şimdi yerin altında ölüler diyarının tanrısısın. Herokles bizi yakaladığında, “Bir zamanlar tanrıların kralıydım. Sonra yer altı tanrısı oldum. Şimdi de bir mahkûmum, düştüğüm hâllere bak,” deyip kafamı şişireceksin. Herokles bizi yakalarsa ayrı bir hücre isteyeceğim.
Moon:
— Tamam, tamam… Şaka da yapılmıyor. Kitabı buldum. Büyü ise burada yazıyor.
Afsuni:
— Bu kadar zor olabileceğini bilmiyordum.
Moon:
— Belki senin için o kadar da zor değildir. Aynaya baksana.
Afsuni aynaya baktığında saçlarının koyu mavi olduğunu, gözlerinin ise sürekli değiştiğini fark etti.
Afsuni:
— Bunu nasıl durdurabilirim?
Moon:
— Bilmiyorum. Şunu bir deneyelim. Kitapta yazılana göre büyülü sözleri söyleyerek bürünmek istediğin kişiyi düşünmen lazım.
Afsuni:
— Ben o kelimelerin nasıl okunduğunu bilmiyorum ki.
Moon:
— Tamam, o zaman şu anki durumu istemsizce yapıyorsun değil mi? Gözlerini kapat ve bürünmek istediğin kılığı düşün.
Afsuni gözlerini kapattı. Daha önce gördüğü insanların yüzlerini zihninde canlandırmaya başladı. İlk olarak Elf boyutuna gidecekleri için bir Elf’in kılığına girerse şüphe çekmeyeceğini düşündü. Gözlerini açtığında açık sarı uzun saçları, sivri kulakları, koyu yeşil gözleri ve beyaz teniyle bir Elf’e dönüşmüştü. Aynaya baktığında kıyafetlerinin bile değiştiğini görünce şaşkınlığı daha da arttı. Moon da en az onun kadar şaşkındı.
Moon:
— Boşu boşuna bir haftadır büyü kitabını aradım. Büyü yapabilmek için yıllarca çalışmam gerekti. Sen saniyesinde yaptın. Üstelik ben öylesine bir fikir ortaya atmıştım.
Afsuni:
— Moon, hepsi senin o güzel fikirlerin ve çaban sayesinde oldu. Kendini küçümseme. Ben normal biri değilim. Beni bir istisna olarak düşün.
Moon:
— Peki o zaman beni de elf yap. Ne kadar çabuk olursa o kadar iyi. Burada iki sayfa yazı var.
Afsuni:
— Tamamdır.
Afsuni gözlerini kapattı, elini Moon’un omzuna koydu. Gözlerini açtığında Moon koyu sarı saçları, mavi gözleri, beyaz teni ve sivri kulaklarıyla bir Elf’e dönüşmüştü. Moon aynaya baktı ve Afsuni’ye dönerek:
— En azından Elf hâlimle bile senden yakışıklıyım.
Afsuni:
— Hahah… Aynen öyle. Hadi bir yerden Elfler için yapılan oklardan alalım. Bu üstümüzdeki kıyafetler ormanı gözleyen avcı herbislerin giydiği formalar. Ormanda kaldığımda birkaç tanesini görmüştüm. Sabaha kadar koruma kalkanı oluşturmam gerekti.
Moon:
— Tamamdır. Hadi Zotan köyündeki pazara gidelim.
Afsuni:
— Yürüyerek gidebilir miyiz peki?
Moon:
— Tabii. Buradan Elf boyut kapısına kadar cehennem atlarıyla gideriz. Boyut kapısına vardığımızda ise Zotan köyüne kadar yürürüz ya da atlı arabaya bineriz. Sonuçta Elfiz artık.
Afsuni:
— O zaman koruma kalkanını oluşturuyorum. Oraya gidene kadar kimse bizi göremez.
Afsuni koruma kalkanını oluşturdu. Cehennem atlarının bulunduğu yerde çok sayıda muhafız olduğu için at almadan Elf boyut kapısına kadar yürümek zorunda kaldılar. Kapının içinden geçerken Afsuni kalkanı indirdi. Küçük bir kasabaya vardıklarında bir at arabasına binip Zotan köyüne ulaştılar.
Panayırlar, meyve-sebze tezgâhları, kumaş dükkânları… Capcanlı bir pazar onları karşıladı. Kalabalık onlar için sorun değildi; herbis sandıkları için halk yol açıyordu.
Bir süre sonra Afsuni’nin karnı guruldadı. Bir haftadır baygın hâlde yatmış, hiçbir şey yememişti. Pazarın karşısındaki hana girdiler. Bir masaya oturup acılı sebze çorbası, ekmek, içecek olarak kırmızı üzüm şarabı ve tatlı olarak kivi istediler. Siparişler kısa sürede geldi.
Siparişi getiren garsonun vücudu yara izleri ve morluklarla doluydu. Bileğindeki bileklik, her şeyi anlatıyordu. Kız bir melez köleydi ve bu handa zorla çalıştırılıyordu. Tepsiyi kasaya götürdüğü sırada mekân sahibi tarafından tartaklanarak mutfağa sürüklendi. Oysa hiçbir hata yapmamıştı.
Mekânın sahibesi bağırmaya başladı:
Sahibe:
— Sana kaç defa söyledim! Üstüne uzun bir şeyler giy diye! Herkes senin o yara bere içindeki vücudunu görmek zorunda değil! Vücudun iyileşir iyileşmez üst katta çalışmak ister misin? Seninle orada çok iyi ilgilenirler ha, ne dersin?
Kız:
— Bu bilezik bileğimden çıkmadığı sürece yaralarım asla iyileşmeyecek.
Sahibe:
— O zaman git, üstüne bir şeyler giyin!
Afsuni dalgın bir hâlde düşünmeye başladı. Bu pis yakıştırmaları ve iğrenç işleri yaptıran kişi de bir kadındı. Kendine yakıştıramadığı şeyleri nasıl başka bir kadına reva görebiliyordu? O bilezik onun bileğinde olmadığı için mi bu kadar rahattı? Kendini o kızdan üstün mü görüyordu?
Güç arttıkça empati azalıyor, biri ne kadar büyüyorsa diğeri o kadar küçülüyordu.
Bölüm etkileşimi
