15. bölüm / 25
Serüvenin BaşlangıcıKaybedecek Bir Şey Kalmadığında
Bölümler 25Şu an: Kaybedecek Bir Şey Kalmadığında
- 1 Koruyucu'nun Yükselişi759 kelime
- 2 Gün Batımı Mağarası702 kelime
- 3 Taht Odası662 kelime
- 4 Tanrıların Merhameti816 kelime
- 5 Herokles'in Çöküşü930 kelime
- 6 Ateşin ve Gölgenin Buluşması807 kelime
- 7 Hatırlayış – Kırılan Mühür871 kelime
- 8 Sessiz Çığlıklar961 kelime
- 9 Kontrol781 kelime
- 10 Kan Bağı951 kelime
- 11 Kaderin Eşiği837 kelime
- 12 Gajın Boyutu1.089 kelime
- 13 Zincirlerin Ardındaki Ses632 kelime
- 14 Deniz Ejderhası Sergei692 kelime
- 15 Kaybedecek Bir Şey Kalmadığında404 kelime · Okuduğun bölüm
- 16 Gücümüz Bedeli639 kelime
- 17 Sürgün965 kelime
- 18 Güç, İhanet ve İnsanlık613 kelime
- 19 Sessizlik417 kelime
- 20 Pelerinli Adam413 kelime
- 21 Herakles'in Planı629 kelime
- 22 Sessiz Fırtınalar276 kelime
- 23 Kırılan Zincirler662 kelime
- 24 Açığa Çıkan Plan717 kelime
- 25 Son973 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Görünürde sarayda eski düzen devam ediyormuş gibi görünse de, melez ordusunda ciddi çatırdamalar söz konusuydu. Herkes Afsuni’nin gidişini ve ailesine neler olduğunu konuşmaya başlamıştı. Ara ara isyanlar patlak veriyor, fakat Herokles askerlerin ailelerini kullanarak bu çıkışları acımasızca bastırıyordu.
Afsuni gittikten sonra boyut taşlarını onarma görevi Herokles’e kalmıştı. Sürekli farklı boyutlarda savaşlar çıkıyor, bu da boyut duvarlarının giderek aşınmasına neden oluyordu. Bu aşınmayı durdurmanın tek yolu, boyut taşlarını tekrar onarmaktı. Ancak bu süreç Herokles’i hem fiziksel hem zihinsel olarak yıpratıyordu. Taşları onarabilmek için inanılmaz miktarda güç harcaması gerekiyordu.
Saraya döndüğünde ise huzurdan eser yoktu. Artık gittiği her yerde, attığı her adımda arkasını kollamak zorundaydı. Tehlike her an yanı başındaydı. Bu tehditten kurtulabilmek için Moon’un bulunduğu yer altına gitmişti. Fakat onu orada bulamayınca içine şüphe düşmüştü.
Moon yanında olsaydı, tüm bu karmaşayla bir şekilde başa çıkabilirdi. Çünkü Moon’un en zor anlarda bile parlak bir fikri mutlaka olurdu. Tanrı Kral olduğu dönemlerde, en büyük krizlerde dahi halkı sakinleştirmeyi başaran, onlara yeni bir meşguliyet sunarak isyanı bastıran bir liderdi.
Herokles bilgiyi en büyük güç olarak görürdü. Aynı zamanda kibirliydi. Etrafındaki herkes onun için yalnızca birer piyondan ibaretti. İşleri bitince onları gözünü kırpmadan bir kenara atar, yoluna devam ederdi. Fakat şimdi, en güçlü silahın güven olduğunu anlamıştı. Ne var ki güvenebileceği kimse kalmamıştı. Herkes onun biraz daha düşmesini bekliyordu.
Gök Sarayı’nda, kendi yatak odasında bile huzursuzdu. Uyurken bile odaya kimsenin girememesi için en güçlü büyüleri yapıyordu.
Herokles sabah uyandığında yatak odasındaki şömineye doğru ilerledi. Şömine beyaz renkteydi ve altın desenlerle süslenmişti. Üzerinde, sırtları birbirine dönük iki altın ejderha heykeli duruyordu. Yavaşça heykellerin yanına gitti ve onları birbirine çevirdi.
Heykeller hareket eder etmez, şöminenin yanındaki kitaplık sessizce geri çekildi. Aşağıya doğru inen merdivenler ortaya çıkmıştı. Herokles tereddüt etmeden geçide yöneldi ve merdivenlerden aşağı inmeye başladı.
Uzun zamandır güç arayışındaydı. Ne pahasına olursa olsun mutlak gücü elde etmek istiyordu.
Geçidin sonu onun gizli laboratuvarına açılıyordu. Burada, Afsuni üzerinde yaptığı tüm çalışmaları kaydettiği kitabı arıyordu. Onun bir zayıflığı olmalıydı. Elinde artık Afsuni’yi tehdit edebileceği hiçbir şey kalmamıştı ve onunla doğrudan başa çıkabilecek güce de sahip değildi.
Geriye tek bir çare kalmıştı.
Afsuni ve ailesine ait kan örneklerini kullanarak gen transferi yapmak.
Bu son derece riskliydi. Büyük bir ihtimalle bu süreçte ölebilirdi. Hayatta kalsa bile zayıf, kırılgan bir varlığa dönüşmesi mümkündü. Neredeyse tüm türlerin zayıflıklarını bünyesine alabilir ya da tam tersine, daha da güçlenerek herkesi dize getirebilirdi.
Başarırsa artık diğer melezlerin ailelerine ihtiyaç duymadan tek başına hükmedebilirdi.
Herokles’in artık kaybedecek hiçbir şeyi kalmamıştı.
Bölüm etkileşimi
