2. bölüm / 25
Serüvenin BaşlangıcıGün Batımı Mağarası
Bölümler 25Şu an: Gün Batımı Mağarası
- 1 Koruyucu'nun Yükselişi759 kelime
- 2 Gün Batımı Mağarası702 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 Taht Odası662 kelime
- 4 Tanrıların Merhameti816 kelime
- 5 Herokles'in Çöküşü930 kelime
- 6 Ateşin ve Gölgenin Buluşması807 kelime
- 7 Hatırlayış – Kırılan Mühür871 kelime
- 8 Sessiz Çığlıklar961 kelime
- 9 Kontrol781 kelime
- 10 Kan Bağı951 kelime
- 11 Kaderin Eşiği837 kelime
- 12 Gajın Boyutu1.089 kelime
- 13 Zincirlerin Ardındaki Ses632 kelime
- 14 Deniz Ejderhası Sergei692 kelime
- 15 Kaybedecek Bir Şey Kalmadığında404 kelime
- 16 Gücümüz Bedeli639 kelime
- 17 Sürgün965 kelime
- 18 Güç, İhanet ve İnsanlık613 kelime
- 19 Sessizlik417 kelime
- 20 Pelerinli Adam413 kelime
- 21 Herakles'in Planı629 kelime
- 22 Sessiz Fırtınalar276 kelime
- 23 Kırılan Zincirler662 kelime
- 24 Açığa Çıkan Plan717 kelime
- 25 Son973 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Afsuni, tüm maddi hasarı onarmıştı. Yıkılan duvarlar ve kaleler eski hâline dönmüş, toprağın üzerine sinmiş kan temizlenmişti. Yerde yatan cesetler dışında, savaşın en ufak bir izi kalmamıştı. Bu görüntü onun için artık sıradandı. Sebep ne olursa olsun, savaş ona her zaman aynı derecede anlamsız gelirdi.
Sevdiklerini kaybediyorsun… ama ne uğruna?
Elf boyutunun merkezine doğru ilerledi. Nan Köyü’ne vardığında, büyük bir mağaranın ağzında durdu. Burası Gün Batımı Mağarasıydı. İçerisi, labirent gibi kıvrılan, yön duygusunu parçalayan geçitlerle doluydu. Buraya girenler yolunu kaybeder, deliliğin eşiğine sürüklenir ya da bir daha geri dönemezdi.
Ama Afsuni için durum farklıydı.
Bin yıldır, her savaşın ardından bu mağaraya gelmişti. Her boyutun kendine özgü bir taşı vardı ve bu taşlar boyutun kalbiydi. Koruyucu, bu taşları onararak boyutun kendisini de onarıyordu. Taşlar, her zaman en saklı, en ulaşılmaz noktalarda olurdu. Bu yerlere yalnızca Koruyucu girebilirdi.
Ay Taşı’nı eski hâline getirdi. Işık yeniden akmaya başladığında, mağaranın içindeki karanlık geri çekildi. Görev tamamlanmıştı.
Dışarı çıktığında birini fark etti.
Moon, mağaranın girişinde duruyordu. Bakışları boşluğa sabitlenmişti ama zihninin içi fırtınaydı.
“Herokles krallığı ele geçirdi… bana ise yeraltını verdi. Ölülere neden ben bakıyorum? Neden cehennemde yaşamak zorundayım?”
Düşünceler onu boğarken Afsuni’yi karşısında gördü. Gözleri bir anlığına parladı.
Planı artık hazırdı.
“Madem onun gözünde kibirli bir şeytanım ve layık olduğum yer cehennem… O hâlde neden gerçekten şeytan olmayayım?”
Moon yavaşça konuştu:
— Afsuni… Seni gerçekten takdir ediyorum. Asırlardır bıkmadan bu beyinsizlerle uğraşıyorsun. Onca kayıp vermelerine rağmen savaştan vazgeçmeyen boyut sakinleriyle… Herokles seni onların bakıcısı yaptı. Sana acıyorum. Oysa sen de onlar gibi umursamazca yaşayabilirdin. Biliyorsun, beyinsiz insanlar zeki insanlardan daha mutludur.
Afsuni gözlerini ondan ayırmadan karşılık verdi:
— O zaman sen de onlara katılabilirsin Moon. Benim için sorun olmaz. Sana da bakıcılık yapmaktan memnuniyet duyarım.
Moon’un dudakları ince bir çizgiye dönüştü.
— Küstahlığını bir kenara bırak da bir düşün… Senin de bir ailen vardı, değil mi? Mutlu olduğunuzu, her şeye rağmen bir arada kaldığınızı hatırlıyor musun? Şimdi kendine bak Afsuni… Yapayalnızsın. Etrafında kimse yok. Sen bir hizmetkâr, hatta bir köleden bile aşağıdasın. Aile kurmana bile izin vermiyorlar. Neden biliyor musun? Çünkü onların gözünde sen bir yaratıksın. Senden korkuyorlar. Senden doğacak olandan korkuyorlar. Çünkü sen en güçlü melezi temsil ediyorsun… belki de bir tanrıdan bile daha güçlüsün.
Afsuni’nin sesi bu kez daha ağırdı:
— Belki de haklılardır. Belki de böyle olması gerekiyordur. Benim neslimden birinin dünyaya kaos getirdiğini düşünsene… Korumaya çalıştığım her şeyin yok oluşunu izlemektense ölürüm daha iyi.
Moon alaycı bir nefes verdi.
— Sen korkaksın Afsuni. Onlar ne düşünmeni istiyorsa onu düşünüyorsun. Etrafına bir bak… Bu güzellikler senin eserin. Güç her zaman kaos getirmez.
Afsuni başını çevirdi.
— Moon… lütfen git.
Moon’un sesi karanlıkta yankılandı:
— Bir gün… bu hisler seni ele geçirdiğinde bana hak vereceksin. Ve saklanmak için kapıma geleceksin. Şanslısın; ben kinci bir tanrı değilim.
Afsuni iç çekti. Moon’un yanından uzaklaşıp boyut kapısına yürüdü. Kapının önünde durdu, başını eğdi.
“Asırlar boyunca boyut sakinleriyle uğraştım. Kimseyle iletişim kurmam yasaktı. Her gittiğim yerde askerler beni izledi. Ailem için sabrettim… ama ailemi en son ne zaman gördüm?”
Hafızası bile bulanıklaşmıştı.
Sarayda kaos hüküm sürüyordu. Vampirler, kendi boyutlarında kan bulamadıkları için insanların dünyasına geçmek üzere isyan başlatmıştı. Kurt adamlar, insanlara sadık olduklarından durumu Herokles’e bildirmişti. Alfa Kurt’a göre Vampir Kralı Drakon bu ayaklanmayı bizzat destekliyor, geçitleri kana susamış vampirlere açıyordu.
Herokles, melez askerlerin kapılara yerleşmesini emretti. Afsuni diğer melezlerle birlikte geniş bir koruma duvarı ördü. Vampirler bu duvara çarptıkça yanarak kül oldu. Kurt adamların yakaladığı vampirler ise Tanrı Kral’ın huzuruna sürüklendi.
Afsuni, Drakon’un izini sürdü.
Onu bulduğunda yanında birkaç esir vardı. Kaçmak için onları kalkan yapıyordu.
— Afsuni… Sonunda seni yakından görebildim, dedi Drakon, kahkahalarla.
Bir rehineyi diz çöktürdü.
— Bak… ne kadar çaresizler.
Afsuni’nun gözleri karardı.
— Sana ne demeli Drakon? Kanla beslenen aciz bir parazit… Onlarsız bir hiçsin.
Drakon’un yüzü kasıldı.
— Yeter! Ben sadece hakkım olanı istiyorum! Sözde tanrıların önünde diz çöküp kan dilenmek istemiyorum! Bizi kafeslere hapsettiler!
— Özgürlük dediğin şey masumlara zarar vermek mi? Bir canavar gibi yaşamak mı? Gücünü acizlerin üzerinde göstermek seni tatmin ediyor mu? Bunu yalnızca korkaklar yapar, Drakon.
Drakon hırlayarak atıldı.
Afsuni çevik bir hareketle onu yere savurdu.
— Bari ölmüş gibi yapayım da ayıp olmasın, dedi sakinlikle.
Drakon’u kaldırmak üzereyken, vampir bileğinde sakladığı hançeri çıkarıp Afsuni’nin boğazına dayadı.
Ve o an…
savaşın gerçekten bitmediğini ikisi de anladı.
Bölüm etkileşimi
