11. bölüm / 25
Serüvenin BaşlangıcıKaderin Eşiği
Bölümler 25Şu an: Kaderin Eşiği
- 1 Koruyucu'nun Yükselişi759 kelime
- 2 Gün Batımı Mağarası702 kelime
- 3 Taht Odası662 kelime
- 4 Tanrıların Merhameti816 kelime
- 5 Herokles'in Çöküşü930 kelime
- 6 Ateşin ve Gölgenin Buluşması807 kelime
- 7 Hatırlayış – Kırılan Mühür871 kelime
- 8 Sessiz Çığlıklar961 kelime
- 9 Kontrol781 kelime
- 10 Kan Bağı951 kelime
- 11 Kaderin Eşiği837 kelime · Okuduğun bölüm
- 12 Gajın Boyutu1.089 kelime
- 13 Zincirlerin Ardındaki Ses632 kelime
- 14 Deniz Ejderhası Sergei692 kelime
- 15 Kaybedecek Bir Şey Kalmadığında404 kelime
- 16 Gücümüz Bedeli639 kelime
- 17 Sürgün965 kelime
- 18 Güç, İhanet ve İnsanlık613 kelime
- 19 Sessizlik417 kelime
- 20 Pelerinli Adam413 kelime
- 21 Herakles'in Planı629 kelime
- 22 Sessiz Fırtınalar276 kelime
- 23 Kırılan Zincirler662 kelime
- 24 Açığa Çıkan Plan717 kelime
- 25 Son973 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gizli kapıdan çıktıklarında artık yalnızca kaçmıyorlardı; saklanmak zorundaydılar. Elf diyarında kalmaları, onlar için açık bir davetiyeden farksızdı. Hem Herokles’in gölgesi, hem de geride bıraktıkları düzen, adım adım peşlerine düşecekti.
Agatha’nın durumu ise her şeyi daha karmaşık hâle getiriyordu. O, yarı kurt yarı cadıydı. Kurt sürülerine ait olamazdı; çünkü o bir siyah kurttu. Siyah kurtlar, altıncı hisleri güçlü, ölüler diyarıyla bağ kurabilen nadir varlıklardı ve bu özellik yalnızca seçilmiş klanlara bahşedilirdi. Agatha ise kanının diğer yarısıyla, büyülü dünyanın kapısını aralamıştı. Bu, onu sıradan siyah kurtlardan bile daha tehlikeli ve daha güçlü kılıyordu.
Herhangi bir sürüye katılması, kurt klanları arasındaki hassas dengeyi altüst edebilirdi. Kaos kaçınılmaz olurdu. Bu yüzden Agatha da saklanmalıydı.
İşte bu yüzden üçü birlikte Gajın boyutuna—büyünün doğduğu diyara—gitmeye karar vermişlerdi.
Agatha, han içindeki konuşmalardan beri içten içe şüphe duyuyordu. Yol boyunca kendi kendine hesap yapıyordu:
“Kuzeniz dediler… İki teyzem ve bir dayım var. San teyzemin iki kızı var; onu elersek Savita teyzemin bir oğlu vardı… Ama onlar esir edildi. Geriye yalnızca dayım kalıyor. Onun da bildiğim kadarıyla ailesi yok. O zaman Afrin, Savita teyzemin oğlu olmalı… ama Savita teyzem ve Yang eniştem safkan elf değildi. Bu nasıl mümkün olabilir?”
Bir de o koku…
Agatha, Afsuni’nin yanında yürürken burnuna gelen şeyi tarif edemiyordu. Bu bir melez kokusu değildi. Her ırktan iz vardı. Sanki varlığının içinde bütün boyutlar birlikte nefes alıyordu.
Bu mümkün müydü?
Dalgınlığı, Gajın boyut kapısının önünde durduklarında sona erdi. Afsuni, Moon ve Agatha’ya dönerek konuştu:
— İkinizin de benimle aynı anda geçmesi gerekiyor. Elimi tutun. Birlikte.
Agatha kaşlarını çattı.
— Bu işe yaramaz. Boyuttan geçmek için parşömen gerekir.
— Gerek yok, dedi Afsuni sakin bir tonla. — Dediğimi yap.
Agatha’nın sesi sertleşti.
— Kendini ne zannediyorsun? Boyutların koruyucusu falan mı? Buradan geçersek toz oluruz.
Afsuni iç çekti. Yorgun, ama sarsılmaz bir ifadeyle:
— Kendimi o sanmıyorum… ben oyum.
Elini yüz hizasına kaldırıp aşağı doğru indirdiğinde, üzerindeki kılık dağıldı. Eski hâli ortaya çıktığında Agatha bir adım geri sendeledi. Gözleri korku ve hayretle açılmıştı.
Afsuni, sesi yumuşak ama tartışmaya kapalıydı:
— Şimdi ortada bir sorun kalmadıysa… lütfen.
Ellerini uzattı. Moon tereddütsüz tuttu. Agatha birkaç saniye donakaldıktan sonra elini uzattı ve üçü birlikte boyut kapısından geçtiler.
Yeni boyuta adım attıklarında Moon çevreyi süzdü.
— Büyücülerin olduğu boyuttayız. Burada uyum sağlamak için başka bir kılığa ihtiyacımız var.
Agatha hâlâ şaşkındı.
— Sen de elf değilsin, değil mi?
Moon gülümsedi.
— Hayır. Değilim. Şimdi Sua Ormanı’na gidelim. Orada keşişlerin terk edilmiş tapınakları var. Birinde bir süre kalabiliriz.
— Neden boş? diye sordu Afsuni.
Moon’un sesi karardı.
— İnsanlar tanrıya tapmaktan vazgeçip tanrı olmaya karar verdiklerinde… her şey daha kötü oldu. Tapınaklar ıssızlaştı. Artık sadece taş yığınları. Bu saatlerde kimse olmaz.
Afsuni başını salladı.
— O hâlde Sua Ormanı’na gidelim. Tapınağa vardığımızda kılık değiştiririz.
Sua Ormanı, bitkilerin insanlarla konuşabildiği bir yerdi. Asırlık bilge ağaçlar halk tarafından saygıyla korunur, bu boyutta hiçbir canlıya zarar verilmezdi. Ağaç kesmek bile yasaktı. Kim olursanız olun, burada dışlanmazdınız.
Büyücülük dünyasında düzen ve kaos iç içeydi; ama melezlerin köleleştirilmesine karşı duran tek boyut Gajın’dı. Burada yaşamak bir mücadeleydi: kimi için ağır bir yük, kimi için kutsal bir armağan.
Bu yüzden sakince ilerlediler.
Orman uyuyordu.
Karşılarına çıkan ilk yapıya girdiler. İçerisi boştu. Diğer tapınaklardan sızan loş ışıklar, arada bir gelen ziyaretçileri işaret ediyordu ama burası sessizdi.
Moon ve Afsuni aynanın önüne geçerken Agatha meşaleyi yaktı. Afsuni aynaya baktı: siyah saç, mavi gözler, beyaz ten, keskin hatlar… Tam görüntüsünü değiştireceği sırada kapı gıcırdadı.
İçeri yaşlı bir adam girdi.
Sanki onları bekliyormuş gibi doğrudan Afsuni’nin yanına geldi.
— Buna gerek yok, dedi sakince. — Burada iyi karşılanacaksınız. Saklanmanıza gerek yok. Herokles size bu boyutta ulaşamaz.
Moon kaşını kaldırdı.
— Tabii ki… Kapıda kimse yoktu.
Afsuni, yaşlı adama döndü.
— Benim kim olduğumu biliyor musun?
— Evet, dedi adam hiç tereddüt etmeden. — Sen, boyutlar var olduğundan beri olan… onları ayakta tutan Afsuni’sin.
Afsuni’nin gözleri kısıldı.
— Herokles neden buraya ulaşamaz?
— Çünkü yıllar önce bu boyuttan kadim bir eşya çaldı. Halkın iyiliği için olduğunu söyledi… ama her şey daha kötüye gitti.
Afsuni’nun zihninde bir kapı açıldı.
— Altın Yumurta… Hatırladım. Beyaz ejderhayı dünyaya getirecek güç hâlâ onda yok. Bunun için çok daha fazlası gerek… ve bünyesi bunu kaldıramaz.
Yaşlı adam başını salladı.
— Deniz ejderhası… Beyaz ejderha bu boyutu lanetledi. Salgınlar başladı. Cadılar, büyücüler öldü. Onların yaşam enerjisi bu ormana aktı. İşte bu yüzden ağaçlar konuşmaya başladı.
Moon sabırsızca araya girdi:
— Güzel hikâye ama… Hâlâ Herokles’in neden buraya gelemeyeceğini söylemedin.
— Buraya adım attığı anda lanet tarafından yutulur, dedi yaşlı adam. — Ejder öcünü alır.
Agatha’nın dudaklarından bir fısıltı döküldü:
— Demek Herokles yanlış kişinin kuyruğuna basmış…
Moon istemsizce güldü. Afsuni ise hafifçe tebessüm etti, ama yaşlı adamın yüzü bir an bile yumuşamadı.
Afsuni sessizce konuştu:
— Bana bu lanetten hiç söz edilmedi. Bu boyutu hep merak ederdim… çünkü sorunsuz sanırdım. Meğer kaderine terk edilmiş.
Agatha merakla sordu:
— Peki o yumurta… Neden çaldı? Ejderha yavrusu için mi?
— Hayır, dedi yaşlı adam. — O bir silah. Her şeyden daha güçlü. Canlandırabilirsen, gücünü olağanüstü artırır. Öğrenme yetisi sınırsıza yakındır.
Moon, odadaki sessizliği yararak sordu:
— Peki… şimdi ne yapacağız?
Bölüm etkileşimi
