3. bölüm / 25
Serüvenin BaşlangıcıTaht Odası
Bölümler 25Şu an: Taht Odası
- 1 Koruyucu'nun Yükselişi759 kelime
- 2 Gün Batımı Mağarası702 kelime
- 3 Taht Odası662 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 Tanrıların Merhameti816 kelime
- 5 Herokles'in Çöküşü930 kelime
- 6 Ateşin ve Gölgenin Buluşması807 kelime
- 7 Hatırlayış – Kırılan Mühür871 kelime
- 8 Sessiz Çığlıklar961 kelime
- 9 Kontrol781 kelime
- 10 Kan Bağı951 kelime
- 11 Kaderin Eşiği837 kelime
- 12 Gajın Boyutu1.089 kelime
- 13 Zincirlerin Ardındaki Ses632 kelime
- 14 Deniz Ejderhası Sergei692 kelime
- 15 Kaybedecek Bir Şey Kalmadığında404 kelime
- 16 Gücümüz Bedeli639 kelime
- 17 Sürgün965 kelime
- 18 Güç, İhanet ve İnsanlık613 kelime
- 19 Sessizlik417 kelime
- 20 Pelerinli Adam413 kelime
- 21 Herakles'in Planı629 kelime
- 22 Sessiz Fırtınalar276 kelime
- 23 Kırılan Zincirler662 kelime
- 24 Açığa Çıkan Plan717 kelime
- 25 Son973 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Drakon dudaklarını kıvırdı.
— Her zaman adil dövüşürsün değil mi Afsuni? Hah!
O anda rehinelerden biri öne atıldı. Elinde tuttuğu sarımsağı vampire doğrulttu. Elleri titriyordu ama sesi kararlıydı.
— Çek o hançeri, pis vampir!
Afsuni kısa bir an dondu, sonra hafifçe gülümsedi.
— Ablacım… o şehir efsanesi. Binlerce asırlık Koruyucuyum, hiçbir savaşta sarımsak kullanmadım ama… cesaretin için tebrikler.
Drakon kaşlarını çattı.
— Bu neydi şimdi?
— Dünyada sizin hakkınızda yazılmış bir sürü kitap var, dedi Afsuni sakince. Eğer uslu bir vampir olursan sana birkaç tane getirebilirim. Ne dersin?
Drakon dişlerini sıktı.
— Demek öyle… Yerine geç, aciz insan! Sen—
Sözünü bitiremedi.
Afsuni, Drakon’un bir anlık dalgınlığından faydalanarak kolunu büktü. Hançer yere düştü. Ardından kutsal mührü çağırdı; Drakon’un bilekleri arkasında birleşti. Vampir Kral artık hareket edemiyordu.
Afsuni diğer esirleri ve melezleri yanına alarak Herokles’in huzuruna doğru yola çıktı.
Taht odasında hava ağırdı. Herokles sinirle adımlar atıyordu. Önce elfler… şimdi vampirler… sırada kim vardı? Otoritesi gözle görülür biçimde sarsılıyordu. Drakon’u bugün öldürse, yarın başkası çıkacaktı. Bu döngü böyle devam edemezdi.
Kapılar gürültüyle açıldı.
Afsuni ve diğerleri içeri girdi. Herkes Tanrıların Kralı’nın önünde eğildi. Bir kişi hariç: Afsuni.
Asırlardır düzen böyleydi. Afsuni diz çökmüyordu. O, Herokles’e inandığı için değil… yalnızca ailesi için hizmet ediyordu. Eğer herkes bir tanrının gücüne tapıyorsa, Afsuni o gücün bile ötesindeydi.
Herokles elini kaldırdı, diğerleri ayağa kalktı.
— Drakon… cezanın ne olduğunu biliyorsun, değil mi?
— Ölüm.
— Peki bunu bildiğin hâlde neden böyle bir işe kalkıştın?
Drakon başını hafifçe eğdi.
— Sadece yaşamak istedim. O hissi… özgürlüğü tatmak istedim. Eskiden olduğum gibi… İnsanlar gibi, hiçbir şeyin farkında olmadan.
Bir an sustu.
— Yüz yıllardır aynı yüzleri görüyorum. Aynı sesler, aynı duvarlar… Bu bir yaşam değil. Bu sadece… kalmak.
Herokles’in sesi bir an yumuşadı.
— Anlıyorum. Belki sizinle yeterince empati kuramadım. Ama insanların dünyasına bu şekilde giremezsiniz. Onlar sizin kadar güçlü değil. Ama canlılar. Ve her canlı saygıyı hak eder.
Drakon’un bakışları sertleşti.
— Peki ya biz? Biz neyin içindeyiz?
— Haklısınız… bu sorunlarınızı çözeceğim. Ama yine de cezanızı çekeceksiniz.
— Haklıysak neden ceza çekiyoruz?
Herokles’in sesi sertleşti.
— Çünkü hakkınızı savunma yönteminiz yanlıştı! Bana gelmeliydiniz! Benim görevim düzeni sağlamak… herkes için doğru olanı yapmak!
Drakon bir adım öne çıktı.
— Her defasında size geldik. Her defasında görmezden gelindim. Artık size boyun eğmeyeceğiz.
Vampirler krallarının hareketiyle öne atılacakken, melez muhafızlar Herokles’in önüne geçti. Herokles tek bir parmak şaklattı. Vampirler oldukları yerde donakaldı.
— Yeter! Kesin şu maskaralığı!
Drakon dişlerini sıktı.
— Tanrı Vlad’a defalarca ilettik isteklerimizi… ama hiçbir şey değişmedi.
Herokles kaşlarını çattı.
— Vlad bana hiçbir şey söylemedi. Onu çağırın.
Kapılar ardına kadar açıldı.
Gölgelerin içinden bir karanlık süzülerek taht odasına girdi. Herokles’in önünde durdu. Vampirler, hareket edemeseler bile başlarını eğerek tanrılarını selamladı.
— Bırak onları Herokles, dedi Vlad. Tanrılarını düzgünce selamlasınlar.
Herokles’in sesi soğuktu.
— Tanrı mı? Sen bu sıfatı gerçekten hak ediyor musun? Bir tür yaratmak tanrı olmak mıdır? Sorumluluğun nerede? Neden bana söylemedin?
Vlad dudaklarını kıvırdı.
— Sen Baş Tanrı’sın. Her şeyden haberdar olmalısın. Ama sen ne yapıyorsun? Tahtında oturup zaman öldürüyorsun. Hiç sıkılmıyor musun Herokles?
— Bu sistemi bunun için kurdum! Her türün boyutu, her boyutun kralı ve tanrısı var. Ve onların görevi bana bilgi vermek, sorunları çözmek!
— Peki sen ne yapıyorsun? Sarayında keyif mi sürüyorsun?
— Hayır! İsteklerinizi mümkün kılıyorum!
Vlad’ın sesi karardı.
— O zaman Drakon’un isteklerini de mümkün kıl.
Herokles geri çekildi.
— Bu noktaya gelmeden de çözülebilirdi. Tavrını nasıl algılamam gerekiyor?
— Nasıl istersen öyle algıla. Vampirler insanlardan beslenir. Yaşlanmayız, ölmemeyiz… zaman bizim için akmaz. Boyutlarımızda asırlardır çocuk sesi yok. Her ne kadar vampir olsak da… bir yanımız hâlâ insan. Bir yanımızı kabul edip diğerini yok sayamazsınız.
Herokles sertçe konuştu:
— Yine de buna göz yumamam. İnsanlar bu boyuta adım atmayacak. Melezlere de asla izin veremem.
Vlad’ın gözleri parladı.
— Sen o melez diye aşağıladığın varlıklar sayesinde o tahtta oturuyorsun!
— Onları aşağı görmüyorum, dedi Herokles. Ama çok güçlüler. Düzeni bozabilirler. Kontrol edemediğim güce izin veremem.
Vlad kahkaha attı.
— Korkuyorsun.
Herokles yüzünü sertleştirdi.
— Askerler! Hepsi cezalandırılacak. Şimdilik zindana atın.
Bölüm etkileşimi
