5. bölüm / 25
Serüvenin BaşlangıcıHerokles'in Çöküşü
Bölümler 25Şu an: Herokles'in Çöküşü
- 1 Koruyucu'nun Yükselişi759 kelime
- 2 Gün Batımı Mağarası702 kelime
- 3 Taht Odası662 kelime
- 4 Tanrıların Merhameti816 kelime
- 5 Herokles'in Çöküşü930 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 Ateşin ve Gölgenin Buluşması807 kelime
- 7 Hatırlayış – Kırılan Mühür871 kelime
- 8 Sessiz Çığlıklar961 kelime
- 9 Kontrol781 kelime
- 10 Kan Bağı951 kelime
- 11 Kaderin Eşiği837 kelime
- 12 Gajın Boyutu1.089 kelime
- 13 Zincirlerin Ardındaki Ses632 kelime
- 14 Deniz Ejderhası Sergei692 kelime
- 15 Kaybedecek Bir Şey Kalmadığında404 kelime
- 16 Gücümüz Bedeli639 kelime
- 17 Sürgün965 kelime
- 18 Güç, İhanet ve İnsanlık613 kelime
- 19 Sessizlik417 kelime
- 20 Pelerinli Adam413 kelime
- 21 Herakles'in Planı629 kelime
- 22 Sessiz Fırtınalar276 kelime
- 23 Kırılan Zincirler662 kelime
- 24 Açığa Çıkan Plan717 kelime
- 25 Son973 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bazı tanrılar yenilmez değildir. Sadece kimsenin onlara dokunmaya cesareti yoktur.”
Herokles, salonun ortasında durdu. Sesindeki yumuşaklık, bir kraldan çok bir babayı andırıyordu.
— Sizlere de teşekkür ederim. Görevinizi layıkıyla yaptınız. Gidin… Ailelerinizle görüşün, onlara hediyeler alın. Hak ettiğiniz altınları sarayın dışındaki görevlilerden alacaksınız.
Salonu dolduran askerler, Tanrı Kral’a övgüler yağdırarak sevinçle ayrıldılar. Herkes… Afsuni hariç.
Afsuni yerinden kıpırdamadı.
Herokles’in bakışları sertleşti.
Afsuni, ağır ama kararlı bir sesle konuştu:
— Kendim için sevinemiyorum bile… Neyse. Günü geldiğinde gülen ben olacağım.
Herokles’in yüzü bir anda karardı.
— Afsuni, kendine gel! Karşında kimin durduğunu unutma!
Afsuni başını kaldırdı. Gözlerinde ne korku vardı ne de tereddüt.
— Bakıyorum… Adalet abidesi Herokles. Herkesin tanrısı Herokles. Herkese karşı adilsin. Peki ben? Ben sana ne yaptım? Suçum ne? Neden ailemi göremiyorum? Herkese adilsin de bana neden değilsin?
Herokles’in sesi bu kez daha sertti:
— Çünkü sen herkes değilsin! Daha kendi gücünün bile farkında değilsin! Seni ancak böyle denetim altında tutabilirim. Aileni sana göstersem… uslu uslu konuşup geri mi döneceksin? Hayır. Yerlerini bilsen kaçırmaya kalkarsın. Sen benim en güçlü silahımsın, Afsuni. Ve öyle kalacaksın. Gücünü kısıtlamak için dünyanın en güçlü rünlerini senin için hazırladım. Buna rağmen hâlâ tehlikelisin!
Afsuni’nin sesi titremedi ama kelimeleri bir bıçak gibi keskinleşti:
— Şimdiye kadar kimseyi öldürmedim. Kimseye zarar vermedim. Boyutların oluşumundan beri buradayım. Ailem… Öldü mü, yaşıyor mu, onu bile bilmiyorum. Artık bıktım, Herokles. Hazırlıklı ol. Her şey için.
— Olacağım, merak etme.
Afsuni arkasına bile bakmadan saraydan çıktı.
Herokles yerinde kaldı. Asırlardır tek kelime etmeden itaat eden Afsuni’nin bu ani başkaldırısı onu sarsmıştı. “Ne değişti?” diye düşündü. “Ailesiyle arasındaki bağ mı güçlendi? Bir şeyleri mi fark etti?” Bakışları Afsuni’ye verdiği yüzüğe kaydı. Rünler… Zayıflamış olabilir miydi?
Öte yandan Vlad, Drakon ve askerler zindandaydı. Herokles zaman kazanıyordu. Onların cezası ölümdü, fakat Vlad ve Drakon’u öldürmek vampir halkını ayağa kaldırabilirdi. Taht odasında volta atarken, dudaklarında sinsice bir gülümseme belirdi.
— Neden onları ben öldüreyim ki? Bırakayım… Halkları yapsın.
Ertesi gün, Herokles tüm askerleri ve boyut krallarını topladı. Kollarını iki yana açarak konuştu:
— Size ne kadar merhametli olduğumu göstereceğim. Drakon, bir zamanlar insanken yaşadığı hayatı özlediğini söyledi. Vlad… sen de bir zamanlar insandın. Biraz nostalji ister misin?
Vlad ve Drakon, demir bir kafesin içindeydi. Vlad parmaklıkları hiddetle kavradı:
— Ne demek istiyorsun, seni adi herif?
Herokles sakin ama zehirli bir sesle cevap verdi:
— Güzel ve basit… Sizi yeniden insan yapacağım. Tüm güçlerinizi alacağım. Halkınızla vedalaştıktan sonra insan boyutunda yaşayacaksınız.
Afsuni, Herokles’in ne yapacağını biliyordu. O iksir… Güçleri söken, kimliği söndüren bir lanet gibiydi. Toz hâlindeki iksir yüzlerine üflendiğinde pençeler ve dişler yok oldu, solgun tenleri canlandı. Nefes aldılar. Kalpler attı. Gözlerinden yaşlar süzüldü.
Vlad içinse bu bir kurtuluş değil, bir düşüştü. Bir tanrı iken basit bir insana dönüşmüştü.
Herokles onları tiksintiyle süzdü.
— Bu hem lütuf hem de en büyük cezanız. Halkınızla vedalaşabilirsiniz. Afsuni… sen burada kal.
Afsuni bir adım öne çıktı.
— Hayır. Onlara ben eşlik edeceğim.
Salondaki herkes bir anda Afsuni’ye döndü. Herokles otoritesini sarsmadan konuşmak zorundaydı. Yüzüne babacan bir gülümseme yerleştirdi:
— Afsuni… sen benim için bir evlat gibisin. Git, onlara eşlik et. Sonra yanıma gel.
Afsuni, Vlad ve Drakon’un yanına geçti. Koruma kalkanını oluştururken içinden geçen düşünce nett i: Herokles onları kolay kolay bırakmaz.
Halkın önüne çıktıklarında Vlad bir adım öne çıktı ve eğildi.
— Halkım… Beni bu hâlde görmenizi asla istemezdim. Ama bilin ki güç tek başına yeterli değil. Akıl ve sorumluluk olmadan hiçbir şey anlamlı değil. Bugün bunun bedelini ödedim.
Halk da onunla birlikte eğildi. Gözyaşları arasında vedalaştılar.
Kapının önünde Vlad Afsuni’ye döndü:
— Bizi neden kurtardığını bilmiyorum. Ama borçluyum.
Afsuni’nin sesi sakindi:
— Yaptıklarınızı savunduğumu sanma. Sadece bu kadar vahşi bir ölümü hak etmediğinizi düşündüm.
Drakon gülümsedi:
— En azından insanlar hakkında yazılan kitapları okuyabileceğim.
Afsuni eline birkaç kese para bıraktı.
— İnsan dünyasında işine yarar. Umarım bakış açınız değişir.
Onlar kapıdan geçerken Afsuni saraya döndü.
Taht odasında Herokles öfkeyle her şeyi dağıtıyordu. Vazo kırıkları, devrilmiş tablolar… Afsuni sessizce yaklaştı.
Herokles bağırdı:
— Ne yaptığını sanıyorsun, Afsuni! Beni çiğnemeye nasıl cüret edersin!
— Şükret ki sadece çiğnedim. Ezmediğime dua et.
— Saygısızlığın gün geçtikçe artıyor! Ailene bedel ödetmek istemezsin umarım!
Afsuni’nin gözleri karardı.
— Eğer ailemden geriye bir şey kaldıysa… Sizin o ucube deneylerinize dayanamayıp ölmedilerse! Türler arası evlendiler çünkü kurallarınızı umursamadılar. Belki beni yok etmek için onları kullandınız. Nereden bilebilirim?
— Çok ileri gidiyorsun…
— İleri giden sensin! Eskiden onları hissedebiliyordum. Şimdi içimde sadece boşluk var. Tehditlerin beni tutamaz artık!
Herokles bağırdı:
— Askerler! Saldırın!
Afsuni güldü.
— O rünler çoktan bozuldu, Herokles. Ya buradan yürüyerek çıkarım… ya da sarayı başına yıkarım.
— Sen nasıl…!?
— Aileni öldürdüğüm gibi seni de öldüreceğim!
Bu sözlerle Afsuni bir anda Herokles’in boğazını kavradı, tek eliyle havaya kaldırdı. Melez askerler saldırmaya yeltendiğinde Afsuni Herokles’i kendine siper etti:
— Bir adım daha atarsanız iplerinizi keserim. Ailenizin yerini de öğrenemezsiniz, buradan da sağ çıkamazsınız. Seçim sizin.
Askerler geri çekildi.
Afsuni, Herokles’in kulağına fısıldadı:
— Sana bir hediye hazırladım. Yıllarca güvenini kazanmam gerekti… ama değdi. Simyacılıkta senin kadar iyi değilim, idare edeceksin.
Saraydan çıktıklarında herkesin gözü onların üzerindeydi. Tanrı Kral… bir esirdi artık. Afsuni Herokles’i yere fırlattı ve en yakın boyut kapısından geçerek kayboldu.
Elf boyutuna düştüğünde yüzünü saklamak için bir pelerin aldı. Zotan köyüne doğru ilerlerken köle pazarlarını, melezlerin bileziklerle zincire vuruluşunu gördü. Dikkat çekmeden ilerlemek imkânsıza yakındı.
Durdu.
Sonra yönünü değiştirdi.
İntihar Ormanı’na doğru yürümeye başladı.
Gün batarken Sarin çiçekleri zehirli polenlerini savuracaktı. Hiçbir Elf o saatlerde oraya girmezdi. Ama Afsuni tedirikliydi. Cebinde Akşam Sefası tohumları vardı. Ailesi birçok türle bir araya geldiği için, hangi zehrin kendisine ne yapacağını asla tam bilemezdi.
Ormanın karanlığına adım atarken tek bir şey hissediyordu:
Artık tanrıların düzeninde bir silah değil…
Kendi kaderinin efendisiydi.
Bölüm etkileşimi
