6. bölüm · MARDİNİN SESSİZ ÇIĞLIĞI

Yıkılan Hayaller

Berfin Nayci

Bölümler
1 Mühürlenen Sessizlik 2 Konakta Soğuk Rüzgarlar 3 Fırtınadan Önceki Çığlık 4 Hayallerin Kırılışı 5 Yarım Kalan Rüya 6 Yıkılan Hayaller 7 Yıkım 8 Gelin Çıkışı 9 Sınıftaki Eksik Sıra 10 Yarım Kalan İsyan 11 Kapıdaki Cellat 12 Beyaz Kefen 13 Beyaz Kefen devamı 14 Beyaz Kuşak ve Kanlı Düğün 15 Düşman Eşiği 16 Kızıl Duvak, Kara Yazı 17 Kimssesiz bir savaş 18 Avludaki Soğuk Savaş 19 Mirasın Gölgesinde 20 Veliaht Müjdesi 21 Zehirli Lokmalar 22 Mutfakta İlk Çatışma 23 Silenen göz yaşları 24 Uykusuz bir gece 25 Gece Yarısı Sınavı 26 Avludaki İsyan 27 Kadınlar Meclisi 28 Neşeli Kalabalık 29 Kuzen Desteği 30 Genç Tayfa 31 Mirza ve Hazal: Sessizliğin Dili 32 Meydandaki Gerginlik 33 Meydandaki Tesadüf 34 Gönüldeki Gizli Aşkın Yükü 35 Kanun mu? Töre mi? 36 Kanun ve Töre Arasında 37 Gözlerde Sönmeyen Ateş 38 İstanbulun Keskin Nefesi 39 Töre ve Kanunlar 40 Töreye karşı kanun 41 Sabah Kahvesi ve Adalet 42 Meydanda Kanun Ordusu 43 Mardinfe kopan fırtına 44 Törenin Sarsılan Surları: Yeni Anayasa 45 Pelin’in Gözyaşları ve Kanun Kalkanı 46 Adaletin Işığı 47 Parçalanan Umutlar 48 Göz yaşlarının bedeli 49 Boran’ın İsyanı: 50 Kafesteki Serçe 51 Gölgenin Gücü 52 Fırtınadan Sonraki Sessizlik: Odadaki İki Yabancı 53 Masadaki Mucize: Boran Ağa’nın Gizli Hediyesi 54 Kayanın Yumuşadığı An: İlk Sarılış 55 Kitaplardan Hayata: Alya’nın İlk Müdahalesi 56 Fırtınadan Doğan Mucize: Hoş Geldin Atlas Bebek 57 Ağanın Hediyesi: Alya’nın Çalışma Odası 58 Şeref Ziyafeti: Konak Avlusunda Büyük Kutlama

Annem kapıyı arkasından yavaşça kapattığında, o

ahşap sesinin aslında geleceğimin üzerine vurulan bir

kilit olduğunu anladım. Odanın sessizliği, avludaki

feryatlarımdan daha çok canımı yakmaya başladı.

Yatağın kenarına çöktüm, ellerim hala titriyordu.

Alya’nın Dilinden

Yerdeki sınav kağıdına baktım... Üzerine gözyaşlarım

damlamış, mürekkebi dağılmış. Az önce dünyanın en

mutlu insanıydım. Nehir’le İstanbul’da tutacağımız evin

hayalini kuruyorduk. "Doktor Alya" olacaktım ben;

çocukları iyileştirecek, bu topraklarda kaderine terk

edilmiş kadınlara umut olacaktım.

Şimdi ise... Şimdi sadece bir "bedel"im. İki adam el

sıkıştı ve benim hayatım bir mühürle silindi.

Odama bakıyorum; kitaplarım, stetoskop hayaliyle

aldığım o küçük not defterim, duvardaki tıp fakültesi

afişi... Hepsi bir anda yabancılaştı. Yarın bu odadan bir

gelin olarak çıkacağımı söylüyorlar. Ama ben gelin

değil, kurbanlık gibi hissediyorum. Beni o koca konağa,

yıllardır birbirimize nefret kustuğumuz o adamların içine

atacaklar.

Boran Ağa... Adını duyduğumda bile tüylerim ürperirdi.

Sertliğiyle, öfkesiyle nam salmış bir adam. O adamın

gözlerine nasıl bakarım? O konakta nasıl nefes alırım?

Annem "Alın yazısı" diyor. Hayır anne, bu benim yazım

değil; bu babamın attığı bir imza!

Penceremin kenarına gittim, Mardin’in ışıklarına baktım.

Bu şehir her zaman güzel görünürdü gözüme, şimdi ise

sanki üzerime yıkılan dev bir hapishane. Yarın sabah

güneş doğduğunda, Alya ölecek. Yerine, düşmanının

evine barış için gönderilen o dilsiz gelin geçecek.

Kitaplarımı toplasam mı? Yanıma alsam neye yarar?

Boran Ağa bana ders mi çalıştıracak? Yoksa Zümrüt

Hanım bana şefkat mi gösterecek? Kendi evimde

istenmediğim bir barışın, onların evinde ise nefret edilen

bir düşmanıyım.

"Dayan Alya" diyorum kendime, ama kalbim öyle hızlı

çarpıyor ki, sanki göğüs kafesimi parçalayıp kaçacak.

Bu bir kabus olmalı... Lütfen, sabah olsun ve ben

Nehir’in sesiyle okul yolunda uyanayım. Ne olur...

Alya, odasının karanlığında hayallerine veda ederken;

şafak vakti kapıya dayanacak olan siyah arabaların sesi

şimdiden kulaklarında yankılanıyordu.