48. bölüm · MARDİNİN SESSİZ ÇIĞLIĞI

Parçalanan Umutlar

Berfin Nayci

Bölümler
1 Mühürlenen Sessizlik 2 Konakta Soğuk Rüzgarlar 3 Fırtınadan Önceki Çığlık 4 Hayallerin Kırılışı 5 Yarım Kalan Rüya 6 Yıkılan Hayaller 7 Yıkım 8 Gelin Çıkışı 9 Sınıftaki Eksik Sıra 10 Yarım Kalan İsyan 11 Kapıdaki Cellat 12 Beyaz Kefen 13 Beyaz Kefen devamı 14 Beyaz Kuşak ve Kanlı Düğün 15 Düşman Eşiği 16 Kızıl Duvak, Kara Yazı 17 Kimssesiz bir savaş 18 Avludaki Soğuk Savaş 19 Mirasın Gölgesinde 20 Veliaht Müjdesi 21 Zehirli Lokmalar 22 Mutfakta İlk Çatışma 23 Silenen göz yaşları 24 Uykusuz bir gece 25 Gece Yarısı Sınavı 26 Avludaki İsyan 27 Kadınlar Meclisi 28 Neşeli Kalabalık 29 Kuzen Desteği 30 Genç Tayfa 31 Mirza ve Hazal: Sessizliğin Dili 32 Meydandaki Gerginlik 33 Meydandaki Tesadüf 34 Gönüldeki Gizli Aşkın Yükü 35 Kanun mu? Töre mi? 36 Kanun ve Töre Arasında 37 Gözlerde Sönmeyen Ateş 38 İstanbulun Keskin Nefesi 39 Töre ve Kanunlar 40 Töreye karşı kanun 41 Sabah Kahvesi ve Adalet 42 Meydanda Kanun Ordusu 43 Mardinfe kopan fırtına 44 Törenin Sarsılan Surları: Yeni Anayasa 45 Pelin’in Gözyaşları ve Kanun Kalkanı 46 Adaletin Işığı 47 Parçalanan Umutlar 48 Göz yaşlarının bedeli 49 Boran’ın İsyanı: 50 Kafesteki Serçe 51 Gölgenin Gücü 52 Fırtınadan Sonraki Sessizlik: Odadaki İki Yabancı 53 Masadaki Mucize: Boran Ağa’nın Gizli Hediyesi 54 Kayanın Yumuşadığı An: İlk Sarılış 55 Kitaplardan Hayata: Alya’nın İlk Müdahalesi 56 Fırtınadan Doğan Mucize: Hoş Geldin Atlas Bebek 57 Ağanın Hediyesi: Alya’nın Çalışma Odası 58 Şeref Ziyafeti: Konak Avlusunda Büyük Kutlama

Sabahın ilk ışıkları konağın soğuk taşlarına sızarken, Boran’ın cipinin uzaklaşan sesini duydum. Konakta bir anlık, yalancı bir sessizlik hakim oldu. Bu sessizliği fırsat bilip kalbim ağzımda, yatağımın en dibine, o karanlık köşeye sakladığım hazineme uzandım. Başak öğretmenimin binbir zorlukla bana ulaştırdığı o kalın, ağır tıp kitaplarını çıkardım. Parmaklarım kapağındaki o tıp sembolüne değdiğinde, sanki damarlarımda kan değil, umut akmaya başladı.

Kitabı kucağıma aldım, sayfaların kokusunu içime çektim. "Bir gün," dedim içimden, "bu sayfalardaki bilgilerle hayat kurtaracağım, bu eller sadece poşet taşımayacak."

Alya’nın Dilinden
Kendimi latince terimlerin, anatomi çizimlerinin içinde kaybetmiştim ki kapı aniden, bir gümlemeyle açıldı. Zümrüt Hanım, elinde bir zehir gibi odaya süzüldü.

Zümrüt Hanım: (Gördüklerine inanamayarak, sesi titreyerek) "Sen... Sen ne yaparsın burada Alya? Bu ne rezilliktir! Ben seni iş güç yapasın, konağın namusunu koruyasın diye gelin aldım; sen yatağının altında yılan beslemişsin!"

Alya: (Korkuyla geri çekilerek, kitapları göğsüme bastırdım) "Anne, ne olur... Sadece okuyorum. Kimseye bir zararım yok. Tıp bu... İnsan iyileştirmek için..."

Zümrüt Hanım: (Hırsla üzerime atıldı, kitapları ellerimden çekip aldı) "Tıpmış! Doktor mu olacaksın başımıza? O avukat abinle o öğretmen ablana mı özendin? Onların sonu yakındır, sen hala akıllanmadın mı!"

Gözlerimin önünde, uykusuz gecelerce okuduğum o sayfaları hırsla yırtmaya başladı. Kağıtların o parçalanma sesi, sanki benim etimden parça koparıyordu.

Alya: "Yapma! Ne olur yapma! Onlar benim tek umudum, yırtma onları!"

Zümrüt Hanım: (Yırtık sayfaları suratıma fırlatarak) "Umut senin neyine! Senin umudun bu konaktır, senin geleceğin Boran’dır! Sen daha çocuksun, haddini bileceksin!"

Tam o sırada, içindeki o bitmek bilmeyen öfke parmak uçlarına vurdu. Elini havaya kaldırdı ve yüzüme o kadar sert bir tokat attı ki, başım yana savruldu, kulağımda bir çınlama yükseldi. Yüzüm yanıyordu ama kalbimdeki o yangın daha büyüktü.

Zümrüt Hanım: (Parmağını sallayarak) "Bir daha... Bir daha elimde kalem, kucağında kitap görürsem seni bu odaya kilitler, gün yüzü göstermem! Şimdi temizle bu çöpleri, hemen mutfağa in!"

Kapıyı üzerime sertçe çarparak çıktı. Odanın ortasında, dizlerimin üzerine çöktüm. Etrafım yırtılmış anatomi sayfalarıyla doluydu; hayallerim yerlerde sürünüyordu. Titreyen ellerimle bir sayfa parçasını aldım, üzerindeki o çizgiler şimdi gözyaşlarımla ıslanıyordu.

Hıçkırıklarım boğazımda düğümlendi. "Canımı yakabilirsin," diye fısıldadım odanın boşluğuna, "kitaplarımı yırtabilirsin. Ama içimdeki o doktoru öldüremezsin Zümrüt Hanım. Gökhan Bey dedi... Adalet gelecek. Ve o gün, ben bu yerden o kitaplarla ayağa kalkacağım."