48. bölüm · MARDİNİN SESSİZ ÇIĞLIĞI
Parçalanan Umutlar
Sabahın ilk ışıkları konağın soğuk taşlarına sızarken, Boran’ın cipinin uzaklaşan sesini duydum. Konakta bir anlık, yalancı bir sessizlik hakim oldu. Bu sessizliği fırsat bilip kalbim ağzımda, yatağımın en dibine, o karanlık köşeye sakladığım hazineme uzandım. Başak öğretmenimin binbir zorlukla bana ulaştırdığı o kalın, ağır tıp kitaplarını çıkardım. Parmaklarım kapağındaki o tıp sembolüne değdiğinde, sanki damarlarımda kan değil, umut akmaya başladı.
Kitabı kucağıma aldım, sayfaların kokusunu içime çektim. "Bir gün," dedim içimden, "bu sayfalardaki bilgilerle hayat kurtaracağım, bu eller sadece poşet taşımayacak."
Alya’nın Dilinden
Kendimi latince terimlerin, anatomi çizimlerinin içinde kaybetmiştim ki kapı aniden, bir gümlemeyle açıldı. Zümrüt Hanım, elinde bir zehir gibi odaya süzüldü.
Zümrüt Hanım: (Gördüklerine inanamayarak, sesi titreyerek) "Sen... Sen ne yaparsın burada Alya? Bu ne rezilliktir! Ben seni iş güç yapasın, konağın namusunu koruyasın diye gelin aldım; sen yatağının altında yılan beslemişsin!"
Alya: (Korkuyla geri çekilerek, kitapları göğsüme bastırdım) "Anne, ne olur... Sadece okuyorum. Kimseye bir zararım yok. Tıp bu... İnsan iyileştirmek için..."
Zümrüt Hanım: (Hırsla üzerime atıldı, kitapları ellerimden çekip aldı) "Tıpmış! Doktor mu olacaksın başımıza? O avukat abinle o öğretmen ablana mı özendin? Onların sonu yakındır, sen hala akıllanmadın mı!"
Gözlerimin önünde, uykusuz gecelerce okuduğum o sayfaları hırsla yırtmaya başladı. Kağıtların o parçalanma sesi, sanki benim etimden parça koparıyordu.
Alya: "Yapma! Ne olur yapma! Onlar benim tek umudum, yırtma onları!"
Zümrüt Hanım: (Yırtık sayfaları suratıma fırlatarak) "Umut senin neyine! Senin umudun bu konaktır, senin geleceğin Boran’dır! Sen daha çocuksun, haddini bileceksin!"
Tam o sırada, içindeki o bitmek bilmeyen öfke parmak uçlarına vurdu. Elini havaya kaldırdı ve yüzüme o kadar sert bir tokat attı ki, başım yana savruldu, kulağımda bir çınlama yükseldi. Yüzüm yanıyordu ama kalbimdeki o yangın daha büyüktü.
Zümrüt Hanım: (Parmağını sallayarak) "Bir daha... Bir daha elimde kalem, kucağında kitap görürsem seni bu odaya kilitler, gün yüzü göstermem! Şimdi temizle bu çöpleri, hemen mutfağa in!"
Kapıyı üzerime sertçe çarparak çıktı. Odanın ortasında, dizlerimin üzerine çöktüm. Etrafım yırtılmış anatomi sayfalarıyla doluydu; hayallerim yerlerde sürünüyordu. Titreyen ellerimle bir sayfa parçasını aldım, üzerindeki o çizgiler şimdi gözyaşlarımla ıslanıyordu.
Hıçkırıklarım boğazımda düğümlendi. "Canımı yakabilirsin," diye fısıldadım odanın boşluğuna, "kitaplarımı yırtabilirsin. Ama içimdeki o doktoru öldüremezsin Zümrüt Hanım. Gökhan Bey dedi... Adalet gelecek. Ve o gün, ben bu yerden o kitaplarla ayağa kalkacağım."
