51. bölüm · MARDİNİN SESSİZ ÇIĞLIĞI

Kafesteki Serçe

Berfin Nayci

Bölümler
1 Mühürlenen Sessizlik 2 Konakta Soğuk Rüzgarlar 3 Fırtınadan Önceki Çığlık 4 Hayallerin Kırılışı 5 Yarım Kalan Rüya 6 Yıkılan Hayaller 7 Yıkım 8 Gelin Çıkışı 9 Sınıftaki Eksik Sıra 10 Yarım Kalan İsyan 11 Kapıdaki Cellat 12 Beyaz Kefen 13 Beyaz Kefen devamı 14 Beyaz Kuşak ve Kanlı Düğün 15 Düşman Eşiği 16 Kızıl Duvak, Kara Yazı 17 Kimssesiz bir savaş 18 Avludaki Soğuk Savaş 19 Mirasın Gölgesinde 20 Veliaht Müjdesi 21 Zehirli Lokmalar 22 Mutfakta İlk Çatışma 23 Silenen göz yaşları 24 Uykusuz bir gece 25 Gece Yarısı Sınavı 26 Avludaki İsyan 27 Kadınlar Meclisi 28 Neşeli Kalabalık 29 Kuzen Desteği 30 Genç Tayfa 31 Mirza ve Hazal: Sessizliğin Dili 32 Meydandaki Gerginlik 33 Meydandaki Tesadüf 34 Gönüldeki Gizli Aşkın Yükü 35 Kanun mu? Töre mi? 36 Kanun ve Töre Arasında 37 Gözlerde Sönmeyen Ateş 38 İstanbulun Keskin Nefesi 39 Töre ve Kanunlar 40 Töreye karşı kanun 41 Sabah Kahvesi ve Adalet 42 Meydanda Kanun Ordusu 43 Mardinfe kopan fırtına 44 Törenin Sarsılan Surları: Yeni Anayasa 45 Pelin’in Gözyaşları ve Kanun Kalkanı 46 Adaletin Işığı 47 Parçalanan Umutlar 48 Göz yaşlarının bedeli 49 Boran’ın İsyanı: 50 Kafesteki Serçe 51 Gölgenin Gücü 52 Fırtınadan Sonraki Sessizlik: Odadaki İki Yabancı 53 Masadaki Mucize: Boran Ağa’nın Gizli Hediyesi 54 Kayanın Yumuşadığı An: İlk Sarılış 55 Kitaplardan Hayata: Alya’nın İlk Müdahalesi 56 Fırtınadan Doğan Mucize: Hoş Geldin Atlas Bebek 57 Ağanın Hediyesi: Alya’nın Çalışma Odası 58 Şeref Ziyafeti: Konak Avlusunda Büyük Kutlama

Boran odadan fırtına gibi çıkıp gittiğinde, avlunun ortasında öylece kalakaldım. Yanağım hâlâ zonkluyordu ama içimdeki sızı daha derindi. Boran beni korumuştu, evet; ama bu bir sevgi miydi yoksa sadece kendine ait olan bir şeye başkasının el sürmesine duyduğu öfke mi, ayırt edemiyordum.

Alya’nın Dilinden
Kovayı yere bıraktım, ellerim titriyordu. Boran’ın az önceki kükremesi hâlâ kulaklarımda yankılanıyordu: "Hüküm de bende, yetki de bende!" demişti. O an anladım ki, ben bu konakta iki ateş arasında kalmış bir serçeydim. Bir yanda hayallerimi yırtıp atan Zümrüt Hanım, diğer yanda beni koruyan ama kafesimin kapısını daha sıkı kilitleyen Boran...

Alya: (Kendi kendime fısıldayarak) "Beni korudun Boran... Ama kimden? Annenden mi, yoksa beni ben yapan hayallerimden mi? Yüzümdeki bu iz geçer de, ya senin o 'seni kitaplara yedirmem' deyişin ne olacak?"

Mutfaktaki dumanların arasına, Daya Hatun’un yanına sığındım. Bir parça buz bulup tülbendime sardım ve sızlayan yanağıma bastırdım. Soğuk tenime değdikçe zihnim berraklaşıyordu. Zümrüt Hanım’ın yukarıdaki sessizliği beni korkutuyordu. O, bu yenilgiyi asla unutmazdı. Boran’ın bana sahip çıkması, onun gözünde benim suçumu daha da büyütmüştü.

Alya: "Daya Hatun, gördün mü? Boran Ağa annesine rest çekti. Ama gözlerinde gördüm... O da korkuyor. Değişimden korkuyor, benim okumamdan, buralardan gitmemden korkuyor. Herkes beni bir yere hapsetmeye çalışıyor. Kimi mutfağa, kimi bu konağa, kimi de kendi töresine..."

Gözlerimi kapattım. Yırtılan kitap sayfalarımın o bembeyaz parçaları gözümün önüne geldi. Gökhan Bey’in Pelin’i o düğünden çekip alışını düşündüm. O an bir karar verdim. Bu tokat, bu konaktaki son boyun eğmişliğim olacaktı. Boran beni koruyorsa, ben de bu koruma kalkanının ardına saklanıp yaralarımı saracak ve vakti geldiğinde o kapıdan çekip gidecektim.

Alya: "İstediğin kadar 'Hüküm bende' de Boran Ağa... Benim zihnimin içindeki o okula, o tıp kitaplarına ne senin ne de annenin hükmü geçer. Bugün bana sahip çıktın, yarın ise karşımda duracaksın. Ama ben o güne hazır olacağım."

Yanağımdaki buz eriyip damla damla boynumdan aşağı süzülürken, içimde bir yerlerde o küçük kız çocuğu öldü ve yerine, hakkını aramaya yemin etmiş bir kadın doğdu. Artık sadece kaçmayı değil, savaşmayı da öğreniyordum.

Konakta artık gizli bir soğuk savaş başladı.