19. bölüm · MARDİNİN SESSİZ ÇIĞLIĞI
Avludaki Soğuk Savaş
Mardin’in sabah güneşi konağın geniş avlusuna
vururken, Dilşan, elinde çarşıdan aldığı yeni kıyafet
paketleriyle içeri girdi. Yüzünde biraz olsun moral
bulmanın huzuru vardı ama merdivenlere yöneldiği an o
huzur, Zümrüt Hanım’ın sert bakışlarıyla karşılaştığında
tuzla buz oldu.
Avludaki Soğuk Savaş
Zümrüt Hanım, elindeki tesbihi çekerken merdivenlerin
başında bir duvar gibi dikildi.
Zümrüt Hanım: "Hayrola gelin? Sabahın köründe yollara
düşmüşsün, ellerin kolların da dolu. Nerden gelirsin?"
Dilşan: (Hafif bir çekingenlikle) "Çarşıya çıkmıştım ana.
Birkaç parça bir şey lazımdı, onları aldım."
Zümrüt Hanım: (Alaycı bir gülüşle paketleri süzer)
"Sekiz yıl oldu gelin... Sekiz koca yıl! Biz senin elinde
kumaş paketleri, takılar, boncuklar görmekten bıktık. Bir
gün de elinde şöyle aslan gibi bir erkek evlat
göremedik! Ne o, yoksa yeni bir karar mı verdiniz? Evlat
yerine entari mi büyüteceksin bu konakta?"
Dilşan: (Gözleri dolarak, sesini dik tutmaya çalışır)
"Ana... Ben de bilirim çocuk yapmasını, doğurmasını.
Ama biliyorsun benim durumumu... Doktorlar 'zaman'
dedi. Henüz bünyem müsait değil, biraz daha zamana
ihtiyacımız var."
Zümrüt Hanım: (Kahkaha atarak yaklaşır) "Zaman mıdır
bahane? Bak, Boran’ın gelini daha ilk günden ayağını
bastı odaya. Dikkat et gelin! Sen 'zaman' diye
sayıklarken, yerini bir başkası gelip de doldurmasın. Bu
konak erkeksiz, bu aşiret varissiz kalmaz. Haberini
şimdiden vereyim de, sonra 'vay duymadım' demeyesin."
Dilşan, duyduğu bu ağır sözlerin altında ezilse de
sinirlerine hakim olmaya çalışarak Zümrüt Hanım’ın
yanından hızla geçip yukarı kata çıktı.
Yatak Odasındaki Fırtına
Dilşan, kapıyı sertçe kapatarak odaya girdi. Paketleri
hınçla masanın üzerine fırlattı. O sırada yatakta
uzanmış olan Erzan Ağa, eşinin bu halini görünce
doğruldu.
Erzan Ağa: "Kurban olduğum... Ne oldu sana böyle?
Yüzün kireç gibi olmuş, soluğun kesilmiş. Ne bu sinir,
anlat hele?"
Dilşan: (Sinirle odanın içinde volta atarak) "Ne olacak
Erzan? Annen olacak o kadın yine yaptı yapacağını!
Bütün konak halkının içinde, hizmetlilerin önünde
yüzüme vurdu her şeyi."
Erzan Ağa: (Yataktan kalkıp yanına gider) "Yine mi
çocuk meselesi? Canını sıktığına değmez, biliyorsun
huyunu..."
Dilşan: "Değmez mi? 'Yerine başkası gelir, yerini
doldurur' diyor Erzan! Sekiz yılımı verdim ben bu kapıya.
Senin bir dediğini iki etmedim, annenin her kahrını
çektim. Ama onun gözünde ben sadece 'doğuramayan
bir gelin'im!"
Erzan Ağa: "Dilşan, bak bana... Ben senden başkasını
istemem, bunu bilirsin. Anam konuşur, babam söyler
ama son söz benimdir. Sen benim helalimsin."
Dilşan: "Son söz senin olsa ne yazar Erzan? Yarın öbür
gün Boran Ağa’nın bir oğlu olsa, bizi bu konaktan bir
kaşık suda boğup atarlar. Annenin o alaycı gülüşü
gitmiyor gözümün önünden. 'Dikkat et' diyor bana,
'yerini başkası doldurmasın'..."
Erzan Ağa: (Dilşan’ın ellerini tutar) "Kimse senin yerini
dolduramaz. Bizim de vaktimiz gelecek, sabret. Anamın
sözlerini de duyma artık, kapat kulağını."
Dilşan: "Kulağımı kapatsam kalbim duyuyor Erzan!
Kalbim duyuyor..."
Dilşan, paketlerin üzerine çöküp ağlamaya başlarken
, Erzan Ağa çaresizce ona sarıldı. Konağın diğer
odasında ise Alya, ilk sabahına bu gerginliğin
gölgesinde uyanıyordu.
