19. bölüm · MARDİNİN SESSİZ ÇIĞLIĞI

Avludaki Soğuk Savaş

Berfin Nayci

Bölümler
1 Mühürlenen Sessizlik 2 Konakta Soğuk Rüzgarlar 3 Fırtınadan Önceki Çığlık 4 Hayallerin Kırılışı 5 Yarım Kalan Rüya 6 Yıkılan Hayaller 7 Yıkım 8 Gelin Çıkışı 9 Sınıftaki Eksik Sıra 10 Yarım Kalan İsyan 11 Kapıdaki Cellat 12 Beyaz Kefen 13 Beyaz Kefen devamı 14 Beyaz Kuşak ve Kanlı Düğün 15 Düşman Eşiği 16 Kızıl Duvak, Kara Yazı 17 Kimssesiz bir savaş 18 Avludaki Soğuk Savaş 19 Mirasın Gölgesinde 20 Veliaht Müjdesi 21 Zehirli Lokmalar 22 Mutfakta İlk Çatışma 23 Silenen göz yaşları 24 Uykusuz bir gece 25 Gece Yarısı Sınavı 26 Avludaki İsyan 27 Kadınlar Meclisi 28 Neşeli Kalabalık 29 Kuzen Desteği 30 Genç Tayfa 31 Mirza ve Hazal: Sessizliğin Dili 32 Meydandaki Gerginlik 33 Meydandaki Tesadüf 34 Gönüldeki Gizli Aşkın Yükü 35 Kanun mu? Töre mi? 36 Kanun ve Töre Arasında 37 Gözlerde Sönmeyen Ateş 38 İstanbulun Keskin Nefesi 39 Töre ve Kanunlar 40 Töreye karşı kanun 41 Sabah Kahvesi ve Adalet 42 Meydanda Kanun Ordusu 43 Mardinfe kopan fırtına 44 Törenin Sarsılan Surları: Yeni Anayasa 45 Pelin’in Gözyaşları ve Kanun Kalkanı 46 Adaletin Işığı 47 Parçalanan Umutlar 48 Göz yaşlarının bedeli 49 Boran’ın İsyanı: 50 Kafesteki Serçe 51 Gölgenin Gücü 52 Fırtınadan Sonraki Sessizlik: Odadaki İki Yabancı 53 Masadaki Mucize: Boran Ağa’nın Gizli Hediyesi 54 Kayanın Yumuşadığı An: İlk Sarılış 55 Kitaplardan Hayata: Alya’nın İlk Müdahalesi 56 Fırtınadan Doğan Mucize: Hoş Geldin Atlas Bebek 57 Ağanın Hediyesi: Alya’nın Çalışma Odası 58 Şeref Ziyafeti: Konak Avlusunda Büyük Kutlama

Mardin’in sabah güneşi konağın geniş avlusuna

vururken, Dilşan, elinde çarşıdan aldığı yeni kıyafet

paketleriyle içeri girdi. Yüzünde biraz olsun moral

bulmanın huzuru vardı ama merdivenlere yöneldiği an o

huzur, Zümrüt Hanım’ın sert bakışlarıyla karşılaştığında

tuzla buz oldu.

Avludaki Soğuk Savaş

Zümrüt Hanım, elindeki tesbihi çekerken merdivenlerin

başında bir duvar gibi dikildi.

Zümrüt Hanım: "Hayrola gelin? Sabahın köründe yollara

düşmüşsün, ellerin kolların da dolu. Nerden gelirsin?"

Dilşan: (Hafif bir çekingenlikle) "Çarşıya çıkmıştım ana.

Birkaç parça bir şey lazımdı, onları aldım."

Zümrüt Hanım: (Alaycı bir gülüşle paketleri süzer)

"Sekiz yıl oldu gelin... Sekiz koca yıl! Biz senin elinde

kumaş paketleri, takılar, boncuklar görmekten bıktık. Bir

gün de elinde şöyle aslan gibi bir erkek evlat

göremedik! Ne o, yoksa yeni bir karar mı verdiniz? Evlat

yerine entari mi büyüteceksin bu konakta?"

Dilşan: (Gözleri dolarak, sesini dik tutmaya çalışır)

"Ana... Ben de bilirim çocuk yapmasını, doğurmasını.

Ama biliyorsun benim durumumu... Doktorlar 'zaman'

dedi. Henüz bünyem müsait değil, biraz daha zamana

ihtiyacımız var."

Zümrüt Hanım: (Kahkaha atarak yaklaşır) "Zaman mıdır

bahane? Bak, Boran’ın gelini daha ilk günden ayağını

bastı odaya. Dikkat et gelin! Sen 'zaman' diye

sayıklarken, yerini bir başkası gelip de doldurmasın. Bu

konak erkeksiz, bu aşiret varissiz kalmaz. Haberini

şimdiden vereyim de, sonra 'vay duymadım' demeyesin."

Dilşan, duyduğu bu ağır sözlerin altında ezilse de

sinirlerine hakim olmaya çalışarak Zümrüt Hanım’ın

yanından hızla geçip yukarı kata çıktı.

Yatak Odasındaki Fırtına

Dilşan, kapıyı sertçe kapatarak odaya girdi. Paketleri

hınçla masanın üzerine fırlattı. O sırada yatakta

uzanmış olan Erzan Ağa, eşinin bu halini görünce

doğruldu.

Erzan Ağa: "Kurban olduğum... Ne oldu sana böyle?

Yüzün kireç gibi olmuş, soluğun kesilmiş. Ne bu sinir,

anlat hele?"

Dilşan: (Sinirle odanın içinde volta atarak) "Ne olacak

Erzan? Annen olacak o kadın yine yaptı yapacağını!

Bütün konak halkının içinde, hizmetlilerin önünde

yüzüme vurdu her şeyi."

Erzan Ağa: (Yataktan kalkıp yanına gider) "Yine mi

çocuk meselesi? Canını sıktığına değmez, biliyorsun

huyunu..."

Dilşan: "Değmez mi? 'Yerine başkası gelir, yerini

doldurur' diyor Erzan! Sekiz yılımı verdim ben bu kapıya.

Senin bir dediğini iki etmedim, annenin her kahrını

çektim. Ama onun gözünde ben sadece 'doğuramayan

bir gelin'im!"

Erzan Ağa: "Dilşan, bak bana... Ben senden başkasını

istemem, bunu bilirsin. Anam konuşur, babam söyler

ama son söz benimdir. Sen benim helalimsin."

Dilşan: "Son söz senin olsa ne yazar Erzan? Yarın öbür

gün Boran Ağa’nın bir oğlu olsa, bizi bu konaktan bir

kaşık suda boğup atarlar. Annenin o alaycı gülüşü

gitmiyor gözümün önünden. 'Dikkat et' diyor bana,

'yerini başkası doldurmasın'..."

Erzan Ağa: (Dilşan’ın ellerini tutar) "Kimse senin yerini

dolduramaz. Bizim de vaktimiz gelecek, sabret. Anamın

sözlerini de duyma artık, kapat kulağını."

Dilşan: "Kulağımı kapatsam kalbim duyuyor Erzan!

Kalbim duyuyor..."

Dilşan, paketlerin üzerine çöküp ağlamaya başlarken

, Erzan Ağa çaresizce ona sarıldı. Konağın diğer

odasında ise Alya, ilk sabahına bu gerginliğin

gölgesinde uyanıyordu.