26. bölüm · MARDİNİN SESSİZ ÇIĞLIĞI

Gece Yarısı Sınavı

Berfin Nayci

Bölümler
1 Mühürlenen Sessizlik 2 Konakta Soğuk Rüzgarlar 3 Fırtınadan Önceki Çığlık 4 Hayallerin Kırılışı 5 Yarım Kalan Rüya 6 Yıkılan Hayaller 7 Yıkım 8 Gelin Çıkışı 9 Sınıftaki Eksik Sıra 10 Yarım Kalan İsyan 11 Kapıdaki Cellat 12 Beyaz Kefen 13 Beyaz Kefen devamı 14 Beyaz Kuşak ve Kanlı Düğün 15 Düşman Eşiği 16 Kızıl Duvak, Kara Yazı 17 Kimssesiz bir savaş 18 Avludaki Soğuk Savaş 19 Mirasın Gölgesinde 20 Veliaht Müjdesi 21 Zehirli Lokmalar 22 Mutfakta İlk Çatışma 23 Silenen göz yaşları 24 Uykusuz bir gece 25 Gece Yarısı Sınavı 26 Avludaki İsyan 27 Kadınlar Meclisi 28 Neşeli Kalabalık 29 Kuzen Desteği 30 Genç Tayfa 31 Mirza ve Hazal: Sessizliğin Dili 32 Meydandaki Gerginlik 33 Meydandaki Tesadüf 34 Gönüldeki Gizli Aşkın Yükü 35 Kanun mu? Töre mi? 36 Kanun ve Töre Arasında 37 Gözlerde Sönmeyen Ateş 38 İstanbulun Keskin Nefesi 39 Töre ve Kanunlar 40 Töreye karşı kanun 41 Sabah Kahvesi ve Adalet 42 Meydanda Kanun Ordusu 43 Mardinfe kopan fırtına 44 Törenin Sarsılan Surları: Yeni Anayasa 45 Pelin’in Gözyaşları ve Kanun Kalkanı 46 Adaletin Işığı 47 Parçalanan Umutlar 48 Göz yaşlarının bedeli 49 Boran’ın İsyanı: 50 Kafesteki Serçe 51 Gölgenin Gücü 52 Fırtınadan Sonraki Sessizlik: Odadaki İki Yabancı 53 Masadaki Mucize: Boran Ağa’nın Gizli Hediyesi 54 Kayanın Yumuşadığı An: İlk Sarılış 55 Kitaplardan Hayata: Alya’nın İlk Müdahalesi 56 Fırtınadan Doğan Mucize: Hoş Geldin Atlas Bebek 57 Ağanın Hediyesi: Alya’nın Çalışma Odası 58 Şeref Ziyafeti: Konak Avlusunda Büyük Kutlama

Güneş Mardin dağlarının arkasına çekilmiş, konağın

avlusuna o zifiri karanlık çökmüştü. Ama benim için

mesai bitmemişti. Mutfaktaki o devasa kazanlar, yağlı

tepsiler sanki birer canavar gibi üzerime geliyordu.

Dilşan abla ise tepemde bir gardiyan gibi dikilmiş,

öfkesini kusmak için en ufak bir leke arıyordu.

Alya’nın Dilinden

"Daha sert sürt Alya! O elindeki yağ çıkmamış, bak hâlâ

parlıyor!" diye bağırdı Dilşan abla. Sesi mutfağın

kubbeli tavanında yankılanıp kulaklarımda patlıyordu.

"Okumuşsun ama bir tencereyi ovmayı

beceremiyorsun. Yazık o harcanan emeklere!"

Parmaklarımın ucu artık uyuşmuştu, hissetmiyordum.

Soğuk su kemiklerime işliyor, sabunlu köpükler çatlayan

derimi yakıyordu. Başımı önüme eğmiş, sessizce

gözyaşlarımın bulaşık suyuna karışmasını izliyordum.

Tam o sırada mutfağın ağır ahşap kapısı açıldı. İçeriye,

bu konağın mutfağında ömrünü tüketmiş, herkesin

çekindiği ama saygı duyduğu Daya Hatun girdi.

Daya Hatun, Dilşan ablanın o tiz sesini duyunca

duraksadı. O keskin, her şeyi gören gözlerini üzerimize

dikti.

Daya Hatun: "Yeter Dilşan! Bu neyin hırsıdır, bu neyin

bağırtısıdır?"

Dilşan: (Şaşırarak geri çekildi) "Daya Hatun... Ben

sadece işi öğretiyordum. Alya gelin biraz nazlı da..."

Daya Hatun: (Sert bir adımlarla yanımıza geldi) "İş

öğretmek böyle olmaz. Sen bu kıza iş değil, eziyet

ediyorsun! Bırak o süngeri Alya, bırak kızım."

Daya Hatun, ellerimi o yağlı suyun içinden çekip çıkardı.

Dilşan abla şok içinde bize bakıyordu; konağın en

kıdemlisi, düşman kızını koruyordu.

Dilşan: "Ama Daya Hatun, Zümrüt Hanım tembihledi..."

Daya Hatun: (Sözünü kesti) "Zümrüt Hanım’a cevabı

ben veririm! Haydi, çık mutfaktan. Kalan işi kızlar

halleder. Çık dedim!"

Dilşan abla, sinirden kıpkırmızı bir halde, ayaklarını yere

vura vura mutfaktan çıktı. O gidince mutfak bir anda

sessizleşti. Daya Hatun, o nasırlı ama ana şefkatiyle

dolu sıcak elleriyle benim buz kesmiş ellerimi kavradı.

Kendi avuçlarının içine aldı, ovalayarak ısıtmaya

başladı.

Daya Hatun: (Yumuşak bir sesle) "Bak hele şu ellere...

Buz tutmuşsun be güzel kızım. Bu eller tencere karası

için mi yaratıldı sanırsın?"

Alya: (Hıçkırarak) "Ben... Ben sadece okumak

istiyordum Daya Hatun. Kimse beni duymuyor, kimse

halimi görmüyor."

Daya Hatun: (Gözlerimin içine baktı, bakışlarında yılların yorgunluğu ve bir sır vardı)

"Ben görüyorum Alya. Bu taş duvarlar çok ah işitti, çok

gözyaşı sakladı. Ama sen onlar gibi olma. Ellerin soğuk

olabilir ama yüreğini soğutma. Sen o kitaplarını oku,

Elif kızımızla dertleş. Ben burada olduğum sürece o

Dilşan senin kılına dokunamaz."

Alya: "Neden yardım ediyorsun bana? Ben düşman kızı

değil miyim?"

Daya Hatun: (Hafifçe gülümsedi, ellerimi bırakmadı)

"Burada düşman yok Alya. Burada sadece savrulan

kadınlar var. Sen tıp okuyacaksın, can kurtaracaksın...

Belki bir gün bu yaşlı Daya Hatun’un da dermanı sen

olursun, ha? Sil gözyaşlarını, dik dur. Bu konak dik

durmayanı çabuk yutar."

Daya Hatun’un sıcaklığı ellerimden kalbime doğru aktı.

İlk kez, bu koca taş binanın içinde bir "ana" eli değmiş

gibi hissettim. O gece yukarı çıkarken, Elif’in notlarına

çalışmak için içimde yeni bir güç bulmuştum.