47. bölüm · MARDİNİN SESSİZ ÇIĞLIĞI

Adaletin Işığı

Berfin Nayci

Bölümler
1 Mühürlenen Sessizlik 2 Konakta Soğuk Rüzgarlar 3 Fırtınadan Önceki Çığlık 4 Hayallerin Kırılışı 5 Yarım Kalan Rüya 6 Yıkılan Hayaller 7 Yıkım 8 Gelin Çıkışı 9 Sınıftaki Eksik Sıra 10 Yarım Kalan İsyan 11 Kapıdaki Cellat 12 Beyaz Kefen 13 Beyaz Kefen devamı 14 Beyaz Kuşak ve Kanlı Düğün 15 Düşman Eşiği 16 Kızıl Duvak, Kara Yazı 17 Kimssesiz bir savaş 18 Avludaki Soğuk Savaş 19 Mirasın Gölgesinde 20 Veliaht Müjdesi 21 Zehirli Lokmalar 22 Mutfakta İlk Çatışma 23 Silenen göz yaşları 24 Uykusuz bir gece 25 Gece Yarısı Sınavı 26 Avludaki İsyan 27 Kadınlar Meclisi 28 Neşeli Kalabalık 29 Kuzen Desteği 30 Genç Tayfa 31 Mirza ve Hazal: Sessizliğin Dili 32 Meydandaki Gerginlik 33 Meydandaki Tesadüf 34 Gönüldeki Gizli Aşkın Yükü 35 Kanun mu? Töre mi? 36 Kanun ve Töre Arasında 37 Gözlerde Sönmeyen Ateş 38 İstanbulun Keskin Nefesi 39 Töre ve Kanunlar 40 Töreye karşı kanun 41 Sabah Kahvesi ve Adalet 42 Meydanda Kanun Ordusu 43 Mardinfe kopan fırtına 44 Törenin Sarsılan Surları: Yeni Anayasa 45 Pelin’in Gözyaşları ve Kanun Kalkanı 46 Adaletin Işığı 47 Parçalanan Umutlar 48 Göz yaşlarının bedeli 49 Boran’ın İsyanı: 50 Kafesteki Serçe 51 Gölgenin Gücü 52 Fırtınadan Sonraki Sessizlik: Odadaki İki Yabancı 53 Masadaki Mucize: Boran Ağa’nın Gizli Hediyesi 54 Kayanın Yumuşadığı An: İlk Sarılış 55 Kitaplardan Hayata: Alya’nın İlk Müdahalesi 56 Fırtınadan Doğan Mucize: Hoş Geldin Atlas Bebek 57 Ağanın Hediyesi: Alya’nın Çalışma Odası 58 Şeref Ziyafeti: Konak Avlusunda Büyük Kutlama

Gökhan, Pelin’in omuzlarındaki o ağır, boncuklu gelinliği söküp atmış; yerine umut dolu bir gelecek koymuştu. Onu Mardin’in tozlu yollarından, törenin nefes alamayan baskısından uzağa, güvenli bir şehirdeki okul yurduna yerleştirmişti. Eğitim masraflarını kendi cebinden üstlenmiş, "Sen sadece oku, gerisini bana bırak," demişti.

Ancak bu kahramanlık, Mardin’in yerleşik düzeninde büyük bir sarsıntıya yol açmıştı. Gökhan, adliyedeki odasında dava dosyalarını incelerken kapı şiddetle açıldı. İçeri giren, öfkeden gözü dönmüş Cihat’tı.

Adliye Odasında Hesaplaşma
Cihat, masanın önüne kadar gelip yumruğunu ahşaba sertçe vurdu. Nefes nefeseydi; bakışları, dostlukla düşmanlık arasındaki o ince çizgide gidip geliyordu.

Cihat: "Ne yaptığını sanıyorsun sen Gökhan Bey? Yusuf Ağa’yı, Özlem Hanım’ı jandarmayla düğün ortasında paketleyip götürmek ne demek? Sen burada sadece bir nikahı değil, iki koca aşiretin arasındaki köprüyü yıktın!"

Gökhan: (Gözlüğünü yavaşça çıkarıp masaya bıraktı, sesi buz gibiydi) "Ben köprü yıkmadım Cihat, ben bir mezarı kazdım. O on yedi yaşındaki kızın hayallerini gömecekleri o mezarı kapattım. Yusuf Ağa suç işledi, karşılığını da kanun önünde alacak."

Cihat: (Sesi daha da yükselerek) "Kanun dediğin şey buranın gerçeğine bakmaz! Yusuf Ağa benim babamın en yakın dostudur. Şimdi hepsi demir parmaklık arkasında. Boran Ağa küplere bindi, tüm Mardin seni konuşuyor. 'Bu avukat kim oluyor da bizim iç işimize karışıyor' diyorlar. Seni burada yaşatmazlar Gökhan, anlıyor musun?"

Gökhan: (Ayağa kalkıp Cihat’ın tam karşısında durdu) "Yaşatmasınlar Cihat! Eğer bir kızı kurtarmanın bedeli buysa, öderim. Pelin şimdi güvende, Mardin’den çok uzakta bir yurtta. Artık ne Yusuf Ağa ne de o damat tarafı ona dokunabilir. O artık devletin koruması altında, benim korumam altında."

Cihat: (Alaycı bir gülüşle) "Uzak bir yer mi? Sen öyle san! Buranın kolu uzundur Gökhan. Sen o kızı nereye saklarsan sakla, aşiretin namusu derler, peşine düşerler. Sen kendi başını yaktın, yetmedi Başak öğretmenin de başını ateşe attın."

Gökhan: (Gözlerini kısmadan) "İşte seninle aramızdaki fark bu Cihat. Sen 'aşiretin namusu' diyorsun, ben 'insan hakkı' diyorum. Sen namusu küçük kızların gelinliğinde arıyorsun, ben ise onların okuduğu kitapların sayfalarında... Git Boran Ağa’na söyle; daha yeni başladım. O konaktaki her bir haksızlığın hesabını tek tek soracağım. Alya’nın da, diğerlerinin de..."

Cihat: (Kapıya doğru yöneldi, durup arkasına baktı) "Çok inatçısın... Ama bu inat senin sonun olacak. Ben seni dün yolda gördüğümde 'yardım edeyim' demiştim. Ama bugün görüyorum ki, senin yolun bizimkilerle tamamen ayrılmış. Dikkat et Avukat, Mardin’in gecesi uzundur, sabahı görmen zor olur."

Cihat odayı terk ederken kapıyı çarpıp çıktı. Gökhan ise masasına geri oturdu; elleri titremiyordu. Aksine, Pelin’in kurtuluşu ona ihtiyacı olan o büyük gücü vermişti. Artık Mardin’de hiçbir karanlık, adaletin ışığını söndüremeyecekti.