47. bölüm · MARDİNİN SESSİZ ÇIĞLIĞI
Adaletin Işığı
Gökhan, Pelin’in omuzlarındaki o ağır, boncuklu gelinliği söküp atmış; yerine umut dolu bir gelecek koymuştu. Onu Mardin’in tozlu yollarından, törenin nefes alamayan baskısından uzağa, güvenli bir şehirdeki okul yurduna yerleştirmişti. Eğitim masraflarını kendi cebinden üstlenmiş, "Sen sadece oku, gerisini bana bırak," demişti.
Ancak bu kahramanlık, Mardin’in yerleşik düzeninde büyük bir sarsıntıya yol açmıştı. Gökhan, adliyedeki odasında dava dosyalarını incelerken kapı şiddetle açıldı. İçeri giren, öfkeden gözü dönmüş Cihat’tı.
Adliye Odasında Hesaplaşma
Cihat, masanın önüne kadar gelip yumruğunu ahşaba sertçe vurdu. Nefes nefeseydi; bakışları, dostlukla düşmanlık arasındaki o ince çizgide gidip geliyordu.
Cihat: "Ne yaptığını sanıyorsun sen Gökhan Bey? Yusuf Ağa’yı, Özlem Hanım’ı jandarmayla düğün ortasında paketleyip götürmek ne demek? Sen burada sadece bir nikahı değil, iki koca aşiretin arasındaki köprüyü yıktın!"
Gökhan: (Gözlüğünü yavaşça çıkarıp masaya bıraktı, sesi buz gibiydi) "Ben köprü yıkmadım Cihat, ben bir mezarı kazdım. O on yedi yaşındaki kızın hayallerini gömecekleri o mezarı kapattım. Yusuf Ağa suç işledi, karşılığını da kanun önünde alacak."
Cihat: (Sesi daha da yükselerek) "Kanun dediğin şey buranın gerçeğine bakmaz! Yusuf Ağa benim babamın en yakın dostudur. Şimdi hepsi demir parmaklık arkasında. Boran Ağa küplere bindi, tüm Mardin seni konuşuyor. 'Bu avukat kim oluyor da bizim iç işimize karışıyor' diyorlar. Seni burada yaşatmazlar Gökhan, anlıyor musun?"
Gökhan: (Ayağa kalkıp Cihat’ın tam karşısında durdu) "Yaşatmasınlar Cihat! Eğer bir kızı kurtarmanın bedeli buysa, öderim. Pelin şimdi güvende, Mardin’den çok uzakta bir yurtta. Artık ne Yusuf Ağa ne de o damat tarafı ona dokunabilir. O artık devletin koruması altında, benim korumam altında."
Cihat: (Alaycı bir gülüşle) "Uzak bir yer mi? Sen öyle san! Buranın kolu uzundur Gökhan. Sen o kızı nereye saklarsan sakla, aşiretin namusu derler, peşine düşerler. Sen kendi başını yaktın, yetmedi Başak öğretmenin de başını ateşe attın."
Gökhan: (Gözlerini kısmadan) "İşte seninle aramızdaki fark bu Cihat. Sen 'aşiretin namusu' diyorsun, ben 'insan hakkı' diyorum. Sen namusu küçük kızların gelinliğinde arıyorsun, ben ise onların okuduğu kitapların sayfalarında... Git Boran Ağa’na söyle; daha yeni başladım. O konaktaki her bir haksızlığın hesabını tek tek soracağım. Alya’nın da, diğerlerinin de..."
Cihat: (Kapıya doğru yöneldi, durup arkasına baktı) "Çok inatçısın... Ama bu inat senin sonun olacak. Ben seni dün yolda gördüğümde 'yardım edeyim' demiştim. Ama bugün görüyorum ki, senin yolun bizimkilerle tamamen ayrılmış. Dikkat et Avukat, Mardin’in gecesi uzundur, sabahı görmen zor olur."
Cihat odayı terk ederken kapıyı çarpıp çıktı. Gökhan ise masasına geri oturdu; elleri titremiyordu. Aksine, Pelin’in kurtuluşu ona ihtiyacı olan o büyük gücü vermişti. Artık Mardin’de hiçbir karanlık, adaletin ışığını söndüremeyecekti.
