35. bölüm · MARDİNİN SESSİZ ÇIĞLIĞI
Gönüldeki Gizli Aşkın Yükü
Gözümün önüne gelen her bir toz zerresi bile sanki
onun etrafında pervaneydi. Siyah cipin direksiyonunu
sıkarken kalbimin de aynı o motor gibi gümbürdediğini
bir tek ben biliyordum. Köyün o dik yokuşunda, elinde
ağır poşetlerle, o narin boynu hafifçe yana düşmüş
halde görünce Efsun’u; sanki dünya durdu, Mardin’in
tüm taşları üst üste binip göğsüme çöktü.
Uraz’ın Dilinden
Arabayı nasıl kenara çektim, kapıyı nasıl açıp yanına
uçtum hatırlamıyorum. Tek bildiğim; o poşetlerin
ağırlığından titreyen parmaklarını gördüğümde içimde
bir şeylerin koptuğu.
"Efsun Hanım?" dedim, sesim her zamankinden daha
kısık, daha telaşlı çıktı. "Ne bu haliniz? Nefes nefese
kalmışsınız, bu kadar yükle bu yokuş biter mi hiç?"
Bana baktı... O ela gözlerindeki şaşkınlık, yorgunlukla
karışınca içimdeki o sert ağadan eser kalmadı. Efsun,
bu topraklara sürülmüş en zarif şiirdi; ben ise o şiirin tek
bir mısrasını bile incitmekten korkan bir adam.
"Uraz Ağa..." dedi, adımı söylerken sesi rüzgarda uçuşan
bir nergis yaprağı gibiydi. "Çarşıda biraz fazla
oyalanmışım, poşetler de beklediğimden ağır çıktı.
Kendi başıma hallederim sanmıştım..."
"Müsaade etmem," dedim, lafını ağzına tıkarcasına. O
nazik elleriyle tuttuğu poşetleri tek hamlede aldım.
Parmaklarımız o an, sadece bir saniyeliğine birbirine
değdi. Ateş olsa bu kadar yakmazdı canımı. "Haydi,
geçin arabaya. Sizi evinize kadar bırakayım."
İtiraz etmedi. Belki de dermanı kalmamıştı, belki de
sesimdeki o mecburiyeti hissetmişti. Yan koltuğa
oturduğunda, arabanın içi bir anda toz ve toprak
kokusundan arındı; yerine kitap sayfaları gibi, taze
nergisler gibi bir koku doldu. Direksiyonu tutan ellerimin
titremesini görmesin diye yola diktim gözlerimi.
Yol boyu sustum. Konuşsam sanki o büyü bozulacaktı.
O ise Mardin’in hikayelerinden bahsetti... Ben o an
Mardin’i değil, sadece onun sesindeki o tınıyı dinledim.
Evinin önüne vardığımızda, poşetleri kapıya kadar
taşıdım.
"Çok teşekkür ederim Uraz Ağa," dedi, kapının eşiğinde
durup bana o hüzünlü ama minnettar gülümsemesiyle
bakarak. "Gerçekten büyük bir yükten kurtardınız beni."
"Ne demek..." diyebildim sadece. "Bir ihtiyacınız olursa,
çekinmeyin. Ben hep buralardayım."
O kapı kapandığında, sanki bütün Mardin üstüme
kapandı. Kapının önünde durup bir sigara yaktım.
Dumanı ciğerlerime çekerken, Efsun’un o teşekkür
edişini, o bakışını zihnime kazıdım. Ben Uraz Ağa’ydım;
aşiretleri yönetir, tarlalara hükmederdim ama şu küçük
kapının arkasındaki kadının kalbine giden yolu bir türlü
bulamazdım.
Sevdalıydım... Hem de öyle bir sevdalıydım ki, Efsun’un
elindeki o poşetlerin yükü değil, benim gönlümdeki bu
gizli aşkın yükü asıl beni bitiriyordu.
