35. bölüm · MARDİNİN SESSİZ ÇIĞLIĞI

Gönüldeki Gizli Aşkın Yükü

Berfin Nayci

Bölümler
1 Mühürlenen Sessizlik 2 Konakta Soğuk Rüzgarlar 3 Fırtınadan Önceki Çığlık 4 Hayallerin Kırılışı 5 Yarım Kalan Rüya 6 Yıkılan Hayaller 7 Yıkım 8 Gelin Çıkışı 9 Sınıftaki Eksik Sıra 10 Yarım Kalan İsyan 11 Kapıdaki Cellat 12 Beyaz Kefen 13 Beyaz Kefen devamı 14 Beyaz Kuşak ve Kanlı Düğün 15 Düşman Eşiği 16 Kızıl Duvak, Kara Yazı 17 Kimssesiz bir savaş 18 Avludaki Soğuk Savaş 19 Mirasın Gölgesinde 20 Veliaht Müjdesi 21 Zehirli Lokmalar 22 Mutfakta İlk Çatışma 23 Silenen göz yaşları 24 Uykusuz bir gece 25 Gece Yarısı Sınavı 26 Avludaki İsyan 27 Kadınlar Meclisi 28 Neşeli Kalabalık 29 Kuzen Desteği 30 Genç Tayfa 31 Mirza ve Hazal: Sessizliğin Dili 32 Meydandaki Gerginlik 33 Meydandaki Tesadüf 34 Gönüldeki Gizli Aşkın Yükü 35 Kanun mu? Töre mi? 36 Kanun ve Töre Arasında 37 Gözlerde Sönmeyen Ateş 38 İstanbulun Keskin Nefesi 39 Töre ve Kanunlar 40 Töreye karşı kanun 41 Sabah Kahvesi ve Adalet 42 Meydanda Kanun Ordusu 43 Mardinfe kopan fırtına 44 Törenin Sarsılan Surları: Yeni Anayasa 45 Pelin’in Gözyaşları ve Kanun Kalkanı 46 Adaletin Işığı 47 Parçalanan Umutlar 48 Göz yaşlarının bedeli 49 Boran’ın İsyanı: 50 Kafesteki Serçe 51 Gölgenin Gücü 52 Fırtınadan Sonraki Sessizlik: Odadaki İki Yabancı 53 Masadaki Mucize: Boran Ağa’nın Gizli Hediyesi 54 Kayanın Yumuşadığı An: İlk Sarılış 55 Kitaplardan Hayata: Alya’nın İlk Müdahalesi 56 Fırtınadan Doğan Mucize: Hoş Geldin Atlas Bebek 57 Ağanın Hediyesi: Alya’nın Çalışma Odası 58 Şeref Ziyafeti: Konak Avlusunda Büyük Kutlama

Gözümün önüne gelen her bir toz zerresi bile sanki

onun etrafında pervaneydi. Siyah cipin direksiyonunu

sıkarken kalbimin de aynı o motor gibi gümbürdediğini

bir tek ben biliyordum. Köyün o dik yokuşunda, elinde

ağır poşetlerle, o narin boynu hafifçe yana düşmüş

halde görünce Efsun’u; sanki dünya durdu, Mardin’in

tüm taşları üst üste binip göğsüme çöktü.

Uraz’ın Dilinden

Arabayı nasıl kenara çektim, kapıyı nasıl açıp yanına

uçtum hatırlamıyorum. Tek bildiğim; o poşetlerin

ağırlığından titreyen parmaklarını gördüğümde içimde

bir şeylerin koptuğu.

"Efsun Hanım?" dedim, sesim her zamankinden daha

kısık, daha telaşlı çıktı. "Ne bu haliniz? Nefes nefese

kalmışsınız, bu kadar yükle bu yokuş biter mi hiç?"

Bana baktı... O ela gözlerindeki şaşkınlık, yorgunlukla

karışınca içimdeki o sert ağadan eser kalmadı. Efsun,

bu topraklara sürülmüş en zarif şiirdi; ben ise o şiirin tek

bir mısrasını bile incitmekten korkan bir adam.

"Uraz Ağa..." dedi, adımı söylerken sesi rüzgarda uçuşan

bir nergis yaprağı gibiydi. "Çarşıda biraz fazla

oyalanmışım, poşetler de beklediğimden ağır çıktı.

Kendi başıma hallederim sanmıştım..."

"Müsaade etmem," dedim, lafını ağzına tıkarcasına. O

nazik elleriyle tuttuğu poşetleri tek hamlede aldım.

Parmaklarımız o an, sadece bir saniyeliğine birbirine

değdi. Ateş olsa bu kadar yakmazdı canımı. "Haydi,

geçin arabaya. Sizi evinize kadar bırakayım."

İtiraz etmedi. Belki de dermanı kalmamıştı, belki de

sesimdeki o mecburiyeti hissetmişti. Yan koltuğa

oturduğunda, arabanın içi bir anda toz ve toprak

kokusundan arındı; yerine kitap sayfaları gibi, taze

nergisler gibi bir koku doldu. Direksiyonu tutan ellerimin

titremesini görmesin diye yola diktim gözlerimi.

Yol boyu sustum. Konuşsam sanki o büyü bozulacaktı.

O ise Mardin’in hikayelerinden bahsetti... Ben o an

Mardin’i değil, sadece onun sesindeki o tınıyı dinledim.

Evinin önüne vardığımızda, poşetleri kapıya kadar

taşıdım.

"Çok teşekkür ederim Uraz Ağa," dedi, kapının eşiğinde

durup bana o hüzünlü ama minnettar gülümsemesiyle

bakarak. "Gerçekten büyük bir yükten kurtardınız beni."

"Ne demek..." diyebildim sadece. "Bir ihtiyacınız olursa,

çekinmeyin. Ben hep buralardayım."

O kapı kapandığında, sanki bütün Mardin üstüme

kapandı. Kapının önünde durup bir sigara yaktım.

Dumanı ciğerlerime çekerken, Efsun’un o teşekkür

edişini, o bakışını zihnime kazıdım. Ben Uraz Ağa’ydım;

aşiretleri yönetir, tarlalara hükmederdim ama şu küçük

kapının arkasındaki kadının kalbine giden yolu bir türlü

bulamazdım.

Sevdalıydım... Hem de öyle bir sevdalıydım ki, Efsun’un

elindeki o poşetlerin yükü değil, benim gönlümdeki bu

gizli aşkın yükü asıl beni bitiriyordu.