3. bölüm · MARDİNİN SESSİZ ÇIĞLIĞI
Fırtınadan Önceki Çığlık
Boran Ağa, tozlu çizmeleri ve üzerinde taşıdığı
yorgunlukla konağın devasa kapısından içeri girdi.
Avluda asılı duran ağır hava, henüz ilk adımında
göğsüne oturdu. Annesi Zümrüt Hanım, salonun
kapısında, sanki bir matem havasındaymış gibi dimdik
ve eli ağzında bekliyordu.
İşte konağın temellerini sarsan o büyük yüzleşme:
Boran, annesinin beti benzi atmış halini görünce
adımlarını yavaşlattı. Kaşları çatıldı, içinde bir yerlerde
kötü bir his uyandı.
Boran Ağa: "Hayırdır ana? Kapı ağzında nöbet tutarsın
gibi... Ne oldu, kimin nesi var?"
Zümrüt Hanım: (Sesi titreyerek, gözlerini kaçırır)
"Baban... Baban içerde, salonda seni bekler Boran. Git,
git de ne haltlar karıştırmış kendi ağzından duy."
Boran Ağa: (İyice şüphelenerek) "Ne oldu ana,
söylesene? Kötü bir haber mi var? Biri mi vuruldu?"
Zümrüt Hanım: "Vurulsak daha iyiydi oğul... Git, baban
bekletilmeye gelmez."
Boran, sert adımlarla salonun kapısını açtı. İçeride ağır
bir koku, daha ağır bir sessizlik vardı. Haşim Ağa,
pencerenin önünde elleri arkasında birleşmiş, dışarıyı
izliyordu. Boran’ın girdiğini duyunca yavaşça döndü.
Boran Ağa: "Beni istemişsin baba. Hayırdır, anamın hali
hal değil. Nedir bu gizem?"
Haşim Ağa: (Derin bir nefes alır, sesi odada yankılanır)
"Otur Boran. Otur ki diyeceklerimi iyi hazmet."
Boran Ağa: "Oturmam baba, söyle ne söyleyeceksen.
İşimiz gücümüz var."
Haşim Ağa: (Sertçe masanın üzerindeki mühürlü kağıdı gösterir)
"Bu kan davası bitti Boran. Zelal Ağa ile anlaştık.
Mardin artık kan kokmayacak. Ama barışın bir bedeli
var... Sen evleneceksin."
Boran Ağa: (Hafifçe gülümser ama gözleri hala soğuktur)
"Evlenirim baba, senin uygun gördüğün bir hanım ağa
varsa başım üstüne. Bunun için mi bunca tantana?"
Haşim Ağa: (Gözlerini oğluna diker, sesi buz gibidir)
"Evleneceğin kız, Zelal Ağa’nın kızıdır. Alya... O kız bu
konağa gelin gelecek."
Boran, duyduklarıyla adeta olduğu yere çivilendi.
Yüzündeki o hafif gülümseme yerini dehşete ve saf bir
öfkeye bıraktı. Odanın havası bir anda çekildi.
Boran Ağa: (Öfkeyle bağırarak) "Sen ne dersin baba!
Söylediğini kulağın duyar mı? Yıllardır bize pusu kuran,
kardeşlerimizi, amcalarımızı toprağa gömen o adamın
kızıyla mı evleneceğim? Düşmanımın kızıyla aynı
sofraya mı oturacağım?"
Haşim Ağa: "Sesini alçalt Boran! Ben bir karar verdim,
mühür vurdum!"
Boran Ağa: "Kabul etmiyorum! Ben o ailenin kızını bırak
gelin etmeyi, kapımın önünden geçirmem! Benim
onurum, benim gururum ne olacak? Mardin 'Boran Ağa
düşmanına teslim oldu' demeyecek mi?"
Haşim Ağa: (Masaya yumruğunu sertçe vurur, sesi
konağı inletir)
"Sus! Boran Ağa dediğin, aşiretinin bekasını
düşünendir! Ben o mühre sadece mürekkep değil,
barışın sözünü bastım. Ya o kız bu konağa gelecek, ya
da sen bu babayı yok sayıp Mardin’i ateşe vereceksin!
Karar benimdir, itaat senindir!"
Boran Ağa: (Gözlerinden ateş fışkırarak babasına bakar)
"Bu barış değil baba, bu benim mezarımdır... Ama
madem mühür vurulmuş, o kız bu kapıdan girdiğinde ne
hayatı kalacak ne de hayali! Bunu da sen bilesin!"
Boran Ağa, sinirle odadaki bir sandalyeyi devirip
arkasına bakmadan çıktı. Avludaki Azat, Boran'ın
yüzündeki o korkunç ifadeyi görünce silahların
çekileceğini sandı; oysa Boran'ın kalbinde silahlardan
daha büyük bir yangın başlamıştı.
