3. bölüm · MARDİNİN SESSİZ ÇIĞLIĞI

Fırtınadan Önceki Çığlık

Berfin Nayci

Bölümler
1 Mühürlenen Sessizlik 2 Konakta Soğuk Rüzgarlar 3 Fırtınadan Önceki Çığlık 4 Hayallerin Kırılışı 5 Yarım Kalan Rüya 6 Yıkılan Hayaller 7 Yıkım 8 Gelin Çıkışı 9 Sınıftaki Eksik Sıra 10 Yarım Kalan İsyan 11 Kapıdaki Cellat 12 Beyaz Kefen 13 Beyaz Kefen devamı 14 Beyaz Kuşak ve Kanlı Düğün 15 Düşman Eşiği 16 Kızıl Duvak, Kara Yazı 17 Kimssesiz bir savaş 18 Avludaki Soğuk Savaş 19 Mirasın Gölgesinde 20 Veliaht Müjdesi 21 Zehirli Lokmalar 22 Mutfakta İlk Çatışma 23 Silenen göz yaşları 24 Uykusuz bir gece 25 Gece Yarısı Sınavı 26 Avludaki İsyan 27 Kadınlar Meclisi 28 Neşeli Kalabalık 29 Kuzen Desteği 30 Genç Tayfa 31 Mirza ve Hazal: Sessizliğin Dili 32 Meydandaki Gerginlik 33 Meydandaki Tesadüf 34 Gönüldeki Gizli Aşkın Yükü 35 Kanun mu? Töre mi? 36 Kanun ve Töre Arasında 37 Gözlerde Sönmeyen Ateş 38 İstanbulun Keskin Nefesi 39 Töre ve Kanunlar 40 Töreye karşı kanun 41 Sabah Kahvesi ve Adalet 42 Meydanda Kanun Ordusu 43 Mardinfe kopan fırtına 44 Törenin Sarsılan Surları: Yeni Anayasa 45 Pelin’in Gözyaşları ve Kanun Kalkanı 46 Adaletin Işığı 47 Parçalanan Umutlar 48 Göz yaşlarının bedeli 49 Boran’ın İsyanı: 50 Kafesteki Serçe 51 Gölgenin Gücü 52 Fırtınadan Sonraki Sessizlik: Odadaki İki Yabancı 53 Masadaki Mucize: Boran Ağa’nın Gizli Hediyesi 54 Kayanın Yumuşadığı An: İlk Sarılış 55 Kitaplardan Hayata: Alya’nın İlk Müdahalesi 56 Fırtınadan Doğan Mucize: Hoş Geldin Atlas Bebek 57 Ağanın Hediyesi: Alya’nın Çalışma Odası 58 Şeref Ziyafeti: Konak Avlusunda Büyük Kutlama

Boran Ağa, tozlu çizmeleri ve üzerinde taşıdığı

yorgunlukla konağın devasa kapısından içeri girdi.

Avluda asılı duran ağır hava, henüz ilk adımında

göğsüne oturdu. Annesi Zümrüt Hanım, salonun

kapısında, sanki bir matem havasındaymış gibi dimdik

ve eli ağzında bekliyordu.

İşte konağın temellerini sarsan o büyük yüzleşme:

Boran, annesinin beti benzi atmış halini görünce

adımlarını yavaşlattı. Kaşları çatıldı, içinde bir yerlerde

kötü bir his uyandı.

Boran Ağa: "Hayırdır ana? Kapı ağzında nöbet tutarsın

gibi... Ne oldu, kimin nesi var?"

Zümrüt Hanım: (Sesi titreyerek, gözlerini kaçırır)

"Baban... Baban içerde, salonda seni bekler Boran. Git,

git de ne haltlar karıştırmış kendi ağzından duy."

Boran Ağa: (İyice şüphelenerek) "Ne oldu ana,

söylesene? Kötü bir haber mi var? Biri mi vuruldu?"

Zümrüt Hanım: "Vurulsak daha iyiydi oğul... Git, baban

bekletilmeye gelmez."

Boran, sert adımlarla salonun kapısını açtı. İçeride ağır

bir koku, daha ağır bir sessizlik vardı. Haşim Ağa,

pencerenin önünde elleri arkasında birleşmiş, dışarıyı

izliyordu. Boran’ın girdiğini duyunca yavaşça döndü.

Boran Ağa: "Beni istemişsin baba. Hayırdır, anamın hali

hal değil. Nedir bu gizem?"

Haşim Ağa: (Derin bir nefes alır, sesi odada yankılanır)

"Otur Boran. Otur ki diyeceklerimi iyi hazmet."

Boran Ağa: "Oturmam baba, söyle ne söyleyeceksen.

İşimiz gücümüz var."

Haşim Ağa: (Sertçe masanın üzerindeki mühürlü kağıdı gösterir)

"Bu kan davası bitti Boran. Zelal Ağa ile anlaştık.

Mardin artık kan kokmayacak. Ama barışın bir bedeli

var... Sen evleneceksin."

Boran Ağa: (Hafifçe gülümser ama gözleri hala soğuktur)

"Evlenirim baba, senin uygun gördüğün bir hanım ağa

varsa başım üstüne. Bunun için mi bunca tantana?"

Haşim Ağa: (Gözlerini oğluna diker, sesi buz gibidir)

"Evleneceğin kız, Zelal Ağa’nın kızıdır. Alya... O kız bu

konağa gelin gelecek."

Boran, duyduklarıyla adeta olduğu yere çivilendi.

Yüzündeki o hafif gülümseme yerini dehşete ve saf bir

öfkeye bıraktı. Odanın havası bir anda çekildi.

Boran Ağa: (Öfkeyle bağırarak) "Sen ne dersin baba!

Söylediğini kulağın duyar mı? Yıllardır bize pusu kuran,

kardeşlerimizi, amcalarımızı toprağa gömen o adamın

kızıyla mı evleneceğim? Düşmanımın kızıyla aynı

sofraya mı oturacağım?"

Haşim Ağa: "Sesini alçalt Boran! Ben bir karar verdim,

mühür vurdum!"

Boran Ağa: "Kabul etmiyorum! Ben o ailenin kızını bırak

gelin etmeyi, kapımın önünden geçirmem! Benim

onurum, benim gururum ne olacak? Mardin 'Boran Ağa

düşmanına teslim oldu' demeyecek mi?"

Haşim Ağa: (Masaya yumruğunu sertçe vurur, sesi

konağı inletir)

"Sus! Boran Ağa dediğin, aşiretinin bekasını

düşünendir! Ben o mühre sadece mürekkep değil,

barışın sözünü bastım. Ya o kız bu konağa gelecek, ya

da sen bu babayı yok sayıp Mardin’i ateşe vereceksin!

Karar benimdir, itaat senindir!"

Boran Ağa: (Gözlerinden ateş fışkırarak babasına bakar)

"Bu barış değil baba, bu benim mezarımdır... Ama

madem mühür vurulmuş, o kız bu kapıdan girdiğinde ne

hayatı kalacak ne de hayali! Bunu da sen bilesin!"

Boran Ağa, sinirle odadaki bir sandalyeyi devirip

arkasına bakmadan çıktı. Avludaki Azat, Boran'ın

yüzündeki o korkunç ifadeyi görünce silahların

çekileceğini sandı; oysa Boran'ın kalbinde silahlardan

daha büyük bir yangın başlamıştı.