46. bölüm · MARDİNİN SESSİZ ÇIĞLIĞI
Pelin’in Gözyaşları ve Kanun Kalkanı
Mardin’in o gösterişli, ışıl ışıl aydınlatılmış düğün salonu, davul zurna sesleriyle inliyordu. Haşim Ağa ve Zümrüt Hanım, en yakın dostları Yusuf Ağa’nın kızı Pelin’in düğünü için en ön masada yerlerini almışlardı. Ortamdaki şatafat göz kamaştırıcıydı ama Pelin’in yüzündeki o ölü toprağı rengini kimse görmüyordu. Pelin, tıpkı benim gibi okumak istiyordu; tıp fakültesi hayali kurarken şimdi Cengiz Ağa’nın oğlu Yılmaz’ın yanına, o ağır gelinlikle mahkûm edilmişti.
Nikah memuru masaya oturdu, defteri açtı. "Siz, Yusuf kızı Pelin..." diye başlayan o uğursuz soru sorulmak üzereyken, salonun devasa kapıları bir gürültüyle ardına kadar açıldı.
Alya’nın Dilinden
Nefesim boğazımda düğümlendi. Kapıda beliren silueti gördüğümde kalbim yerinden çıkacak gibi oldu. Gökhan Bey... Üzerinde o siyah, heybetli cübbesi, arkasında tam teçhizatlı jandarmalarla içeri girdi. Müzik bıçak gibi kesildi, herkes donup kaldı.
Gökhan: (Sesi tüm salonda gök gürültüsü gibi yankılandı) "Bu nikah kıyılamaz! Kanun dışı bir işleme şahitlik ediyorsunuz. Durun!"
Zümrüt Hanım ve Haşim Ağa şok içinde ayağa fırladılar. Yusuf Ağa öfkeyle öne atıldı: "Sen ne hakla benim düğünümü basarsın Avukat? Kimsin sen?"
Gökhan: "Ben adaletin sesiyim Yusuf Ağa! Bugün yürürlüğe giren yeni anayasa maddelerine göre, on yedi yaşındaki bir kız çocuğunun eğitim hakkını elinden alıp rızası dışında evlendirmek ağır bir suçtur. Komutanım, gereğini yapın!"
Jandarma komutanının emriyle askerler bir anda nikah masasının etrafını sardı. Yusuf Ağa, eşi Özlem Hanım ve damat tarafı olan Cengiz Ağa’nın kollarına kelepçeler geçilirken salonda feryatlar yükseldi. Zümrüt Hanım’ın yüzü kireç gibi olmuştu; devletin elinin bu kadar çabuk ve sert uzanacağını hiç tahmin etmemişti.
Pelin, gelinliğinin içinde tir tir titriyordu. Gözlerindeki korku o kadar derindi ki, sanki dünya başına yıkılmış gibi bakıyordu. Gökhan Bey, o sarsılmaz duruşuyla Pelin’e doğru yürüdü. Yanına vardığında sesi bir abinin şefkatiyle yumuşadı.
Gökhan: (Pelin’in omuzlarına dokunarak) "Korkma Pelin. Artık güvendesin. Kimse seni bu masaya zorla oturtamaz. O kalem elinden düşmeyecek, o önlüğü giyeceksin. Devlet seni koruma altına aldı."
Pelin’in hıçkırıkları salonun sessizliğini bozarken, ben bir köşede gözyaşlarımı tutamıyordum. Yanımdaki Zümrüt Hanım hırsından titriyor, "Bu adam bizi mahvedecek," diye fısıldıyordu.
Alya: (İçimden bir çığlık yükseldi) "Gördünüz mü? Gökhan Bey sözünü tuttu! Artık o yüksek duvarlar bizi korumuyor, bizi hapsediyordu; ama şimdi o duvarlar yıkılıyor!"
Gökhan Bey, Pelin’i jandarma eşliğinde dışarı çıkarırken bana doğru kısa bir an baktı. O bakışta bir söz vardı: "Sıra sende Alya, az kaldı."
Mardin’de o gece bir düğün yarım kaldı ama bir insanın hayatı yeniden başladı. Artık töre değil, Gökhan Bey’in o siyah cübbesinin temsil ettiği adalet hüküm sürüyordu.
