46. bölüm · MARDİNİN SESSİZ ÇIĞLIĞI

Pelin’in Gözyaşları ve Kanun Kalkanı

Berfin Nayci

Bölümler
1 Mühürlenen Sessizlik 2 Konakta Soğuk Rüzgarlar 3 Fırtınadan Önceki Çığlık 4 Hayallerin Kırılışı 5 Yarım Kalan Rüya 6 Yıkılan Hayaller 7 Yıkım 8 Gelin Çıkışı 9 Sınıftaki Eksik Sıra 10 Yarım Kalan İsyan 11 Kapıdaki Cellat 12 Beyaz Kefen 13 Beyaz Kefen devamı 14 Beyaz Kuşak ve Kanlı Düğün 15 Düşman Eşiği 16 Kızıl Duvak, Kara Yazı 17 Kimssesiz bir savaş 18 Avludaki Soğuk Savaş 19 Mirasın Gölgesinde 20 Veliaht Müjdesi 21 Zehirli Lokmalar 22 Mutfakta İlk Çatışma 23 Silenen göz yaşları 24 Uykusuz bir gece 25 Gece Yarısı Sınavı 26 Avludaki İsyan 27 Kadınlar Meclisi 28 Neşeli Kalabalık 29 Kuzen Desteği 30 Genç Tayfa 31 Mirza ve Hazal: Sessizliğin Dili 32 Meydandaki Gerginlik 33 Meydandaki Tesadüf 34 Gönüldeki Gizli Aşkın Yükü 35 Kanun mu? Töre mi? 36 Kanun ve Töre Arasında 37 Gözlerde Sönmeyen Ateş 38 İstanbulun Keskin Nefesi 39 Töre ve Kanunlar 40 Töreye karşı kanun 41 Sabah Kahvesi ve Adalet 42 Meydanda Kanun Ordusu 43 Mardinfe kopan fırtına 44 Törenin Sarsılan Surları: Yeni Anayasa 45 Pelin’in Gözyaşları ve Kanun Kalkanı 46 Adaletin Işığı 47 Parçalanan Umutlar 48 Göz yaşlarının bedeli 49 Boran’ın İsyanı: 50 Kafesteki Serçe 51 Gölgenin Gücü 52 Fırtınadan Sonraki Sessizlik: Odadaki İki Yabancı 53 Masadaki Mucize: Boran Ağa’nın Gizli Hediyesi 54 Kayanın Yumuşadığı An: İlk Sarılış 55 Kitaplardan Hayata: Alya’nın İlk Müdahalesi 56 Fırtınadan Doğan Mucize: Hoş Geldin Atlas Bebek 57 Ağanın Hediyesi: Alya’nın Çalışma Odası 58 Şeref Ziyafeti: Konak Avlusunda Büyük Kutlama

Mardin’in o gösterişli, ışıl ışıl aydınlatılmış düğün salonu, davul zurna sesleriyle inliyordu. Haşim Ağa ve Zümrüt Hanım, en yakın dostları Yusuf Ağa’nın kızı Pelin’in düğünü için en ön masada yerlerini almışlardı. Ortamdaki şatafat göz kamaştırıcıydı ama Pelin’in yüzündeki o ölü toprağı rengini kimse görmüyordu. Pelin, tıpkı benim gibi okumak istiyordu; tıp fakültesi hayali kurarken şimdi Cengiz Ağa’nın oğlu Yılmaz’ın yanına, o ağır gelinlikle mahkûm edilmişti.

Nikah memuru masaya oturdu, defteri açtı. "Siz, Yusuf kızı Pelin..." diye başlayan o uğursuz soru sorulmak üzereyken, salonun devasa kapıları bir gürültüyle ardına kadar açıldı.

Alya’nın Dilinden
Nefesim boğazımda düğümlendi. Kapıda beliren silueti gördüğümde kalbim yerinden çıkacak gibi oldu. Gökhan Bey... Üzerinde o siyah, heybetli cübbesi, arkasında tam teçhizatlı jandarmalarla içeri girdi. Müzik bıçak gibi kesildi, herkes donup kaldı.

Gökhan: (Sesi tüm salonda gök gürültüsü gibi yankılandı) "Bu nikah kıyılamaz! Kanun dışı bir işleme şahitlik ediyorsunuz. Durun!"

Zümrüt Hanım ve Haşim Ağa şok içinde ayağa fırladılar. Yusuf Ağa öfkeyle öne atıldı: "Sen ne hakla benim düğünümü basarsın Avukat? Kimsin sen?"

Gökhan: "Ben adaletin sesiyim Yusuf Ağa! Bugün yürürlüğe giren yeni anayasa maddelerine göre, on yedi yaşındaki bir kız çocuğunun eğitim hakkını elinden alıp rızası dışında evlendirmek ağır bir suçtur. Komutanım, gereğini yapın!"

Jandarma komutanının emriyle askerler bir anda nikah masasının etrafını sardı. Yusuf Ağa, eşi Özlem Hanım ve damat tarafı olan Cengiz Ağa’nın kollarına kelepçeler geçilirken salonda feryatlar yükseldi. Zümrüt Hanım’ın yüzü kireç gibi olmuştu; devletin elinin bu kadar çabuk ve sert uzanacağını hiç tahmin etmemişti.

Pelin, gelinliğinin içinde tir tir titriyordu. Gözlerindeki korku o kadar derindi ki, sanki dünya başına yıkılmış gibi bakıyordu. Gökhan Bey, o sarsılmaz duruşuyla Pelin’e doğru yürüdü. Yanına vardığında sesi bir abinin şefkatiyle yumuşadı.

Gökhan: (Pelin’in omuzlarına dokunarak) "Korkma Pelin. Artık güvendesin. Kimse seni bu masaya zorla oturtamaz. O kalem elinden düşmeyecek, o önlüğü giyeceksin. Devlet seni koruma altına aldı."

Pelin’in hıçkırıkları salonun sessizliğini bozarken, ben bir köşede gözyaşlarımı tutamıyordum. Yanımdaki Zümrüt Hanım hırsından titriyor, "Bu adam bizi mahvedecek," diye fısıldıyordu.

Alya: (İçimden bir çığlık yükseldi) "Gördünüz mü? Gökhan Bey sözünü tuttu! Artık o yüksek duvarlar bizi korumuyor, bizi hapsediyordu; ama şimdi o duvarlar yıkılıyor!"

Gökhan Bey, Pelin’i jandarma eşliğinde dışarı çıkarırken bana doğru kısa bir an baktı. O bakışta bir söz vardı: "Sıra sende Alya, az kaldı."

Mardin’de o gece bir düğün yarım kaldı ama bir insanın hayatı yeniden başladı. Artık töre değil, Gökhan Bey’in o siyah cübbesinin temsil ettiği adalet hüküm sürüyordu.