53. bölüm · MARDİNİN SESSİZ ÇIĞLIĞI

Fırtınadan Sonraki Sessizlik: Odadaki İki Yabancı

Berfin Nayci

Bölümler
1 Mühürlenen Sessizlik 2 Konakta Soğuk Rüzgarlar 3 Fırtınadan Önceki Çığlık 4 Hayallerin Kırılışı 5 Yarım Kalan Rüya 6 Yıkılan Hayaller 7 Yıkım 8 Gelin Çıkışı 9 Sınıftaki Eksik Sıra 10 Yarım Kalan İsyan 11 Kapıdaki Cellat 12 Beyaz Kefen 13 Beyaz Kefen devamı 14 Beyaz Kuşak ve Kanlı Düğün 15 Düşman Eşiği 16 Kızıl Duvak, Kara Yazı 17 Kimssesiz bir savaş 18 Avludaki Soğuk Savaş 19 Mirasın Gölgesinde 20 Veliaht Müjdesi 21 Zehirli Lokmalar 22 Mutfakta İlk Çatışma 23 Silenen göz yaşları 24 Uykusuz bir gece 25 Gece Yarısı Sınavı 26 Avludaki İsyan 27 Kadınlar Meclisi 28 Neşeli Kalabalık 29 Kuzen Desteği 30 Genç Tayfa 31 Mirza ve Hazal: Sessizliğin Dili 32 Meydandaki Gerginlik 33 Meydandaki Tesadüf 34 Gönüldeki Gizli Aşkın Yükü 35 Kanun mu? Töre mi? 36 Kanun ve Töre Arasında 37 Gözlerde Sönmeyen Ateş 38 İstanbulun Keskin Nefesi 39 Töre ve Kanunlar 40 Töreye karşı kanun 41 Sabah Kahvesi ve Adalet 42 Meydanda Kanun Ordusu 43 Mardinfe kopan fırtına 44 Törenin Sarsılan Surları: Yeni Anayasa 45 Pelin’in Gözyaşları ve Kanun Kalkanı 46 Adaletin Işığı 47 Parçalanan Umutlar 48 Göz yaşlarının bedeli 49 Boran’ın İsyanı: 50 Kafesteki Serçe 51 Gölgenin Gücü 52 Fırtınadan Sonraki Sessizlik: Odadaki İki Yabancı 53 Masadaki Mucize: Boran Ağa’nın Gizli Hediyesi 54 Kayanın Yumuşadığı An: İlk Sarılış 55 Kitaplardan Hayata: Alya’nın İlk Müdahalesi 56 Fırtınadan Doğan Mucize: Hoş Geldin Atlas Bebek 57 Ağanın Hediyesi: Alya’nın Çalışma Odası 58 Şeref Ziyafeti: Konak Avlusunda Büyük Kutlama

Bahçedeki o sert kavgadan sonra içimdeki öfke yerini derin bir sessizliğe bırakmıştı. Adımlarım beni doğruca yatak odasına götürdü. Kapıyı yavaşça açıp içeri girdiğimde, Alya’yı yatağın kenarında, o sızlayan yanağına buz bastırırken gördüm. Yırtılan kitap sayfalarının bir kısmı hâlâ yerlerdeydi.
Beni görünce irkildi, korkuyla geri çekilmeye çalıştı. Ama bu sefer içimde o gürleyen, yakıp yıkan öfke yoktu. Sakindim. Kapıyı arkamdan kapatıp ona doğru birkaç adım attım.
Boran Ağa’nın Dilinden
Boran Ağa: "Korkma... Sana zarar vermeyeceğim. Otur şuraya."
Yavaşça yanına geldim. Yüzündeki o morluğu yakından görmek içimi garip bir şekilde sızlatmıştı ama sesimi her zamanki gibi dik ve mesafeli tuttum. Gözlerimi yerdeki kağıt parçalarına çevirdim, sonra tekrar onun ürkek gözlerine baktım.
Boran Ağa: "Anamla konuştum. Bir daha bu konakta kimse sana el kaldıramayacak, canını yakamayacak. Sadece benim sözüm geçer buralarda, bunu ikisi de anladı. Ama sen de beni dinleyeceksin Alya."
Alya tülbendini sıkarak başını kaldırdı. Gözlerinde korkunun yanında, o hiç sönmeyen inatçı ışık hâlâ duruyordu.
Alya: "Teşekkür ederim... Beni korudun. Ama yalan söylemeyeceğim Boran. O kitapları sadece okumak için sakladım. Benim kimseye bir zararım yoktu."
Boran Ağa: (Sakin bir sesle, yatağın ucuna oturarak) "Zararın kendine Alya. Burası Mardin. Sen ne kadar o kitaplara sarılsan da, dışarıdaki dünya senin o sayfalarda gördüğün gibi değil. Bak, daha ilk adımda canın yandı. Ben dışarıda her gün bir düzeni ayakta tutmak için uğraşıyorum. Evime geldiğimde karımın arkamdan iş çevirdiğini, o avukatın lafıyla hayaller kurduğunu görmek beni beni yaralar."
Alya: "Ben senin arkandan iş çevirmedim. Sadece... Sadece nefes almak istedim. Pelin’i gördün mü düğünde? Gökhan Bey onu kurtardı, şimdi okuyacak. Ben de sadece bir gün doktor olmak..."
Boran Ağa: (Sözünü keserek, elini hafifçe havaya kaldırdı ama sakince) "Pelin’in babası suç işledi, cezasını çekiyor. Ama sen Pelin değilsin. Sen bu konağın gelinisin, benim karımsın. Gökhan Bey’in getirdiği o kanunlar dışarıyı bağlar, benim odamın içini değil. Ben seni korurum, canını yaktırmam. Ama benden gizli işler yapmayacaksın. Sözümü çiğnemeyeceksin."
Alya derin bir nefes aldı, gözlerinden bir damla yaş süzüldü ama bu sefer hıçkırmadı.
Alya: "Sen beni korumuyorsun BoranSen beni bu odaya, bu kadere hapsediyorsun. Annen canımı yakıyor, sen ise umutlarımı alıyorsun."
Ona bakarken içimde adını koyamadığım bir çatışma vardı. Onu ezmek, yok etmek istemiyordum; ama o hayallerin onu benden koparıp fırlatmasından da korkuyordum. Ayağa kalktım, yerdeki yırtık sayfalardan birini elime alıp masanın üzerine bıraktım.
Boran Ağa: "Seni hapsetmiyorum Alya. Seni bu toprakların gerçeğinden koruyorum. Şimdi dinlen. Bu odada güvendesin. Ama o kitaplar bir daha yatağın altından çıkmayacak. Benim sözüm tektir."
Arkamı dönüp odadan çıkarken, aramızdaki o görünmez duvarın ilk kez bu kadar netfarkına varmıştım. Ben onu kendi usulümce koruyordum, o ise kendi usulünce direniyordu. Ne ben ağalığımdan vazgeçebilirdim, ne de o içindeki o tıp fakültesi hayalinden...