18. bölüm · MARDİNİN SESSİZ ÇIĞLIĞI
Kimssesiz bir savaş
Konağın o bitmek bilmeyen gürültüsü, silah sesleri ve
zılgıtlar nihayet susmuştu. Odanın ağır ahşap kapısı
üzerimize kapandığında, içerideki sessizlik dışarıdaki
tüm patırtıdan daha korkutucuydu. Duvarlardaki
kandillerin titreyen ışığı, üzerimdeki o beyaz gelinliğin
üzerine devasa gölgeler düşürüyordu.
Alya’nın Dilinden
Odanın ortasında, sırtımdaki o ağır yükle öylece
kalakaldım. Boran Ağa, üzerindeki siyah ceketi sertçe
çıkarıp sandalyenin üzerine fırlattı. Boynundaki kravatı
gevşetirken gözleri bir kez bile yüzüme değmedi. Sanki
odada bir insan değil de, babasının zoruyla oraya
konulmuş yabancı bir eşya varmışım gibi davranıyordu.
Duvağımı ellerim titreyerek açtım. Aynadaki aksime
baktım; gözlerim ağlamaktan kan çanağına dönmüş,
dudaklarım titriyordu. Gelinliğimin içinde hapsolmuş
gibiydim.
Boran, yatağın kenarına oturdu ve botlarını çıkarırken o
buz gibi sesiyle odayı buz kestirdi.
"Bu oda ikimize dar, Alya," dedi, sesi duvarda yankılandı.
"Babamın zoruyla o imzayı attım, o kuşağı beline
bağlattım ama bu kadar. Ötesi yok."
Başımı yerden kaldıramadım. "Ben de istemedim," diye
fısıldadım, sesim boğazımda düğümlendi. "Benim de
hayallerimi çaldılar."
Sertçe ayağa kalktı ve bana doğru bir adım attı. Boyu
öyle uzundu ki, gölgesi bütün hayallerimi yutacakmış
gibi üzerime çöktü. Parmağıyla köşedeki dar, kadife
koltuğu işaret etti.
"Yatak benimdir," dedi hiçbir duygu kırıntısı
barındırmayan bir sesle. "Sen o koltukta yatacaksın.
Benimle aynı yastığa baş koyacağını hayal bile etme.
Zelal’in kızıyla uyanacak bir sabahım yok benim."
Bir an kalbim duracak gibi oldu. Onca kalabalığın içinde,
düşman bir konakta, şimdi bir de kendi odamda
istenmiyordum. Gelinliğimin tülleri arasından
göğsümün üzerindeki o tıp kitabının sertliğini hissettim.
O kitap benim tek sığınağımdı.
"Zaten seninle aynı yastığı paylaşmaya niyetim yok,"
dedim, içimdeki o son cesaret kırıntısıyla. "Ben buraya
senin karın olmaya değil, babalarımızın günahını
ödemeye geldim."
Boran’ın gözleri bir an şaşkınlıkla kısıldı ama hemen
ardından o sert ifadesine geri döndü. "Güzel," dedi
alaycı bir tavırla. "Öyleyse yerini bil. Işığı söndür ve yat."
O devasa yatağa yerleşip arkasını bana döndüğünde,
ben üzerimdeki o ağır gelinlikle, o daracık koltuğa
büzüldüm. Gelinliğin kat kat tülleri koltuktan aşağı taştı
, beyaz bir bulut gibi yeri kapladı. Gece boyu gözüme bir
damla uyku girmedi. Mardin’in ayazı pencereden
sızarken, ben kucağımda Başak öğretmenimin hediyesi
olan kitaba sarıldım.
Dışarıda barış ilan edilmişti ama bu odanın içinde,
sessiz ve kimsesiz bir savaşın ilk gecesi başlıyordu.
