24. bölüm · MARDİNİN SESSİZ ÇIĞLIĞI

Silenen göz yaşları

Berfin Nayci

Bölümler
1 Mühürlenen Sessizlik 2 Konakta Soğuk Rüzgarlar 3 Fırtınadan Önceki Çığlık 4 Hayallerin Kırılışı 5 Yarım Kalan Rüya 6 Yıkılan Hayaller 7 Yıkım 8 Gelin Çıkışı 9 Sınıftaki Eksik Sıra 10 Yarım Kalan İsyan 11 Kapıdaki Cellat 12 Beyaz Kefen 13 Beyaz Kefen devamı 14 Beyaz Kuşak ve Kanlı Düğün 15 Düşman Eşiği 16 Kızıl Duvak, Kara Yazı 17 Kimssesiz bir savaş 18 Avludaki Soğuk Savaş 19 Mirasın Gölgesinde 20 Veliaht Müjdesi 21 Zehirli Lokmalar 22 Mutfakta İlk Çatışma 23 Silenen göz yaşları 24 Uykusuz bir gece 25 Gece Yarısı Sınavı 26 Avludaki İsyan 27 Kadınlar Meclisi 28 Neşeli Kalabalık 29 Kuzen Desteği 30 Genç Tayfa 31 Mirza ve Hazal: Sessizliğin Dili 32 Meydandaki Gerginlik 33 Meydandaki Tesadüf 34 Gönüldeki Gizli Aşkın Yükü 35 Kanun mu? Töre mi? 36 Kanun ve Töre Arasında 37 Gözlerde Sönmeyen Ateş 38 İstanbulun Keskin Nefesi 39 Töre ve Kanunlar 40 Töreye karşı kanun 41 Sabah Kahvesi ve Adalet 42 Meydanda Kanun Ordusu 43 Mardinfe kopan fırtına 44 Törenin Sarsılan Surları: Yeni Anayasa 45 Pelin’in Gözyaşları ve Kanun Kalkanı 46 Adaletin Işığı 47 Parçalanan Umutlar 48 Göz yaşlarının bedeli 49 Boran’ın İsyanı: 50 Kafesteki Serçe 51 Gölgenin Gücü 52 Fırtınadan Sonraki Sessizlik: Odadaki İki Yabancı 53 Masadaki Mucize: Boran Ağa’nın Gizli Hediyesi 54 Kayanın Yumuşadığı An: İlk Sarılış 55 Kitaplardan Hayata: Alya’nın İlk Müdahalesi 56 Fırtınadan Doğan Mucize: Hoş Geldin Atlas Bebek 57 Ağanın Hediyesi: Alya’nın Çalışma Odası 58 Şeref Ziyafeti: Konak Avlusunda Büyük Kutlama

Elinin tersiyle gözyaşlarını sildin ama o deterjanlı su

yüzüme bulaşınca gözlerim daha çok yanmaya başladı.

Dilşan ablanın sesi mutfağın taş duvarlarında

yankılanırken, her kelimesi sırtıma inen bir kırbaç

gibiydi.

Alya’nın Dilinden

"Tamam," dedim fısıltıyla. "Yıkıyorum işte, görmüyor

musun?"

Ama görmüyordu. Daha doğrusu görmek istemiyordu.

Dilşan abla, Zümrüt Hanım’dan yediği her lafın, çocuk

sahibi olamamanın verdiği o derin yaranın acısını

benden çıkarıyordu. En zayıf halka bendim; çünkü ben

hem düşman kızıydım hem de henüz canı yanmamış,

hayalleri olan o "okumuş" kızdım. Benim umudum, onun

en büyük düşmanıydı.

"Daha sert!" diye bağırdı başımda dikilerek. "O narin

parmaklarına kıyamıyor musun? Bak, bu lekeler

çıkmazsa o tabağı senin önünde kırarım Alya! Burası

üniversite amfisi değil, burası ağa konağı. Adamı böyle

hizaya getirirler!"

Ellerim soğuktan uyuşmuştu, parmaklarımı

hissetmiyordum. Gözümün önüne Başak öğretmenimin

getirdiği o anatomi kitabı geldi. O kitapta ellerin

mucizesinden bahsediyordu; iyileştiren, hayat veren

ellerden... Şimdi ise o eller, yağlı kazanların içinde yok

olup gidiyordu. İçimden bir çığlık yükseldi ama

dudaklarımdan sadece derin bir hıçkırık kaçtı.

"Neden böyle yapıyorsun?" dedim aniden, başımı

kaldırıp gözlerinin içine bakarak. "Ben sana ne yaptım

Dilşan abla? Seninle aynı kaderi paylaşmıyor muyuz?

Sen de bu kapıya gelin gelmedin mi?"

Dilşan abla bir an duraksadı, gözlerinde şimşek çaktı.

Tam ağzını açıp daha ağır bir şey söyleyecekti ki,

mutfak kapısında o devasa gölge belirdi.

Boran Ağa.

Gölgesi mutfağın zeminini kapladı, hava bir anda buz

kesti. Dilşan abla hemen toparlanıp geri çekildi,

yüzündeki o sert ifade yerini suçlu bir sessizliğe bıraktı.

Boran’ın bakışları önce yerdeki köpüklere, sonra benim

kızarmış ellerime, en son da gözlerimdeki yaşlara

değdi. O an kalbim korkuyla tekledi; beni zayıf gördüğü

için mi kızacaktı, yoksa bu haksızlığa mı?

Boran hiçbir şey söylemeden yaklaştı. Aramızdaki o

birkaç adımlık mesafe sanki kilometrelerce sürdü. Gelip

tam yanımda durdu, o sert ve nasırlı eliyle benim buz

kesmiş, köpüklü elimi suyun altından çekip çıkardı.

"Yeter," dedi Boran. Sesi öyle derinden ve öyle emredici

gelmişti ki, mutfaktaki tencere tıkırtısı bile kesildi.

Dilşan abla kekeleyerek, "Boran ağa, ben sadece işi

öğretiyordum... Mutfak düzeni malum..." dedi.

Boran, Dilşan’a bakmadı bile. Gözleri hâlâ benim

titreyen ellerimdeydi. "İş öğretmek başka, zulmetmek

başka yenge," dedi soğuk bir sesle. Sonra bana döndü,

bakışları her zamanki gibi kapalı bir kutu gibiydi ama

elini bırakmıyordu. "Bırak şunları. Yukarı çık, üzerini

değiştir."

Şaşkınlıktan nefesim kesilmişti. "Ama... Bulaşıklar

bitmedi," diyebildim sadece.

Boran elimi bıraktı, cebinden bir mendil çıkarıp

parmaklarıma tutuşturdu. "Sana yukarı çık dedim Alya.

Sözümü ikiletme."

Dilşan abla öfkeyle mutfaktan çıkıp giderken, ben

elimdeki mendille öylece kalakaldım. Boran kapıya

yöneldiğinde durup arkasına bakmadan ekledi:

"Kitabın... Yastığının altındaki. Onu bir daha oraya

saklama. Zümrüt Hanım odaya girerse yakar. Daha

güvenli bir yer bul."

Donup kalmıştım. Kitabımı biliyordu. Gece

uyumadığımı, o koltukta kitap okuduğumu biliyordu

ama sustu. Arkasına bakmadan mutfaktan çıktı,

tarlalara gitmek üzere avluya yöneldi. Ben ise o mendili

sımsıkı tutarken, bu koca konakta ilk kez birinin, en

beklemediğim kişinin beni gördüğünü hissettim.