9. Bölüm: Birini Kazanmak

Vaveyla Yazarı: Feride Y. Z.

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 32Şu an: 9. Bölüm: Birini Kazanmak
  1. 1 Giriş224 kelime
  2. 2 1. Bölüm: Bir Ait Oluş Hikâyesi4.084 kelime
  3. 3 2. Bölüm: Ölü Bir Kimlik3.708 kelime
  4. 4 3. Bölüm: Kocaman Bir Boşluk3.549 kelime
  5. 5 4. Bölüm: Kalabalıklar3.474 kelime
  6. 6 5. Bölüm: Bıçakların Keskin Hissi3.460 kelime
  7. 7 6. Bölüm: Sessiz Kriz4.106 kelime
  8. 8 7. Bölüm: Yaralayıcı Bir İyileşme3.132 kelime
  9. 9 8. Bölüm: Ufak Bir An3.609 kelime
  10. 10 9. Bölüm: Birini Kazanmak3.246 kelime · Okuduğun bölüm
  11. 11 10. Bölüm: Yolculuk ve Sürpriz4.253 kelime
  12. 12 11. Bölüm: Kalp Kırılınca3.779 kelime
  13. 13 12. Bölüm: Güzel Anılar3.222 kelime
  14. 14 13. Bölüm: Kara Delik4.504 kelime
  15. 15 14. Bölüm: En Büyük Mutluluk4.683 kelime
  16. 16 15. Bölüm: Güzeller Güzeli4.108 kelime
  17. 17 16. Bölüm: Uçuşan Kuşlar4.192 kelime
  18. 18 17. Bölüm: Mühürlenmiş Sözler3.544 kelime
  19. 19 18. Bölüm: Kestane Aşığı Kız4.098 kelime
  20. 20 19. Bölüm: Kafese Kapatılan Serçe4.527 kelime
  21. 21 20. Bölüm: Acıta Acıta4.631 kelime
  22. 22 21. Bölüm: Geçmişimin Demir Çubukları3.421 kelime
  23. 23 22. Bölüm: Şövalye ve Prenses4.111 kelime
  24. 24 23. Bölüm: Sıcak Bir İklim3.638 kelime
  25. 25 24. Bölüm: Hissizlik4.228 kelime
  26. 26 25. Bölüm: Kelebek Fırtınası3.507 kelime
  27. 27 26. Bölüm: Kesif Bir Tat3.927 kelime
  28. 28 27. Bölüm: Karanlık Ufuklar3.916 kelime
  29. 29 28. Bölüm: Boynu Bükük Kader Pareleri3.552 kelime
  30. 30 29. Bölüm: Olması Gereken İhtimaller3.965 kelime
  31. 31 30. Bölüm: Eve Dönüş2.342 kelime
  32. 32 Sevgili Vaveyla Kuşlarına...377 kelime

Sağ şakağımın üzerinden başlayan, saç diplerimden devam edip uzun saçlarımla izini gizlediğim, görmek istemediğim yara izini nadir zamanların birinde açtım. Aynada yansıyan aksimle göz göze gelmek ürkütücü gelmişti o an. Neden bilmiyorum ama hayatımda ilk defa kendim gibi değildim. Sırılsıklam olmuş saçlarım yüzümün her yerine rahatsız edici bir şekilde yapışmıştı. Dudaklarım çatlamıştı rüzgârın çarpması yüzünden. Çillerim yağmur damlalarıyla daha da ışıldıyordu yüzümde, geceye serpilen yıldızlar gibi ama gözlerimin altı çökmüştü her zamanki gibi. Kahverengi gözlerim farklı bakıyordu aynadaki yansımama. Baştan ayağa sırılsıklamdım ve çok rahatsızdım. Bu aynadaki kız her kimse Samyeli değildi. Öyle bakmıyordu. Boş bakardım ben, boş değildi artık gözlerim. Bir mana arıyordu içimdeki bu yeni kız. Samyeli'yi anlamaya çalışıyordu, bu hatırladığı korkunç anıyı hatırlamaya çalışıyordu.

Bu zamana kadar hiç mi bir şey hatırlamadın diye soracaksak olursanız evet, bu zamana kadar hiçbir şey hatırlamadım geçmişime dair. Gözlerimi açtım, on bir yaşında küçük bir kızın bedenindeydim. Yara bere içindeydi o küçük kız, başı çok ağrıyordu, adını bile hatırlamıyordu, nefes bile alamıyordu makinelere bağlıydı hep ve ona yabancı bir sürü insan gülümsüyordu. Herkes tepesinde ona talimatlar verirken o birini arıyordu sadece. Güvenebileceği bir çift göz.

O kadar sahte gülümsemenin içinde annemin saf gülümsemesini aramıştım. Bir tek ona güvenebileceğimi biliyordum. Adım, kimliğim, ait olduğum yer her neresiyse annem biliyordur diye düşünmüştüm. On bir yaşındaki bu küçük kızın kafasından geçenlerin hiçbiri olmamıştı. Annesi düşündüğü gibi birisi değildi ve gülümseyen herkes de iyi niyetli değildi. Sanki herkesin benden bir çıkarı vardı. Yanılmıyordum aslında o çocuk aklımla. Belki de gerçekten herkesin benden bir çıkarı vardı ve o çıkar her neyse onu elde etmek uğruna bu zamana kadar hafızamla uğraşmışlardı.

Oğuz'un sözleri kafamda tekerrür edip duruyordu. Hatırlamak istemediklerim gün gelip canımı yakar mıydı acaba? Sırf hatırlamadığım için... Pişman olur muydum bu verdiğim karara? Hatırlamak daha mı iyiydi çocukluğumu, herkesin merak ettiği o geçmişi?

Sevgili Samyeli... diye başladım cümleme. Deftere yazdığım ilk cümleydi. Bir alt satıra geçip satır başına geldim ve mürekkebin kâğıtla buluşmasına şahitlik ettim.

Gerçekten nasıl bir çocuktun, arkadaşların var mıydı? Mutlu muydun çocukken, annen seviyor muydu seni her annenin sevdiği gibi? Bunları şu anda bilmiyorum. Hafızam boş bir tenekeden ibaret. Zaman ne gösterir tahmin yürütemiyorum ama korkuyorum. Sevgili Samyeli... Olduğun halden memnun değilsin ama korkuyorsun. Gelecekteki Samyeli, umarım beni güzel karşılarsın. Yaralarım çok, ayaklarım kanıyor, dizlerimde derman yok. Ama bu yolu yürüyorum. Lütfen beni karşıla ve elimden tut. Geçmişimdeki kız çocuğu, lütfen sen de elimden tut. Hatırlayacağım seni söz veriyorum. Hatırlayacağım. Pişman olmamak için sana sırt dönmeyip artık hatırlayacağım küçük kız. Bekle beni olur mu? Hatırlayacağım seni ve geleceğime birlikte yürüyeceğiz. Söz.

🍂

Yağmur tüm şiddeti ile kasabayı kasıp kavururken ilk defa kapının pencerenin kapandığına şahit oldum bu evde. Ertesi gün hava bulutluydu. Kapı pencere kapalı değildi, nem vardı ancak bir daha yağmur yağabilirmiş gibi bir hava vardı gökyüzünde. Kasvetliydi artık hava, güneş doğmuyordu ama ara sıra beyaz bir aydınlık gündüzleri bizi ziyaret ediyordu. Bu durum bir hafta kadar devam etti. Ağustosa merhaba demiştik ama gökyüzü o bir hafta boyunca eylül kasvetini taşıdı.

Bu havalar beni mutsuz etmeliydi aslında ama ömrümde ilk defa belki de saatlerdir bu kasvetli bulutları izliyordum bacaklarımı karnıma çekmiş. Esintili havanın manzarası düşüncelerimdeki şiddeti azaltırken adım seslerini işittim. Hemen arkamdan geliyordu adım sesleri. Dikkatim hemen dağılmıştı ve arkama dönmüştüm. Arkama dönmemle ufak bir kalabalıkla burun buruna gelmiştim. Oğuz'la göz göze geldiğimiz an elebaşı gibi kalakalınca İpek hemen arkasından omuzlarını düşürerek ayaklarını çocuklar gibi yere vurdu.

"Abi inanamıyorum sana! Fark etti işte! Az daha poşetleri haşır huşur elinde sallasaydın çünkü çıkardığın ses az oldu!" deyince Oğuz sinirle arkasına dönüp İpek'e burun kıvırdı ve herkes daha rahat hareket ederek yanıma geldi. Ne olduğunu anlayamasam da İpek en doğal haliyle beni yine gülümsetmeyi başarmıştı. O kasvetler uçuşup gitmişti zihnimden.

"Ne belli poşet sesine döndüğü? Senin adım seslerine dönmüştür kız. Ayı gibi yürüyorsun pata küte pata küte!" diye bağırdıktan sonra bana döndü Oğuz. "Doğruyu söyle, hangimizi duydun?" Yanıma oturduğunda salıncak bir hareketlendi ve o sessiz sakin dünyam tuzla buz oldu. Toparlandım hızlıca. O sırada Oğuz elini yumruk yapıp bana mikrofon gibi uzatınca dudaklarımı araladım şaşkınca. Beklentiyle bana baktığını gördüm İpek'in. Ciddileşmişlerdi ve bu mikrofon olayında da ciddilerdi. Poşet demem için yalvaracakmış gibi bakıyordu İpek. Yüzüm kasıldı bu ikilemle. Bütün oklar neden bana dönmüştü ki birdenbire? Ben burada sakince kafa dinliyordum.

Oğuz, kaçışımın olmadığını belirtircesine yumruk yaptığı elini dudaklarıma dayadığında kafamı geri çektim hemen. "Adım..." dedim utana sıkıla. Oğuz zafer edasıyla alkışlayınca irkildim ve biraz kenara çekildim. Zerre umursamadan bağdaş kurdu ve poşete doldurduğu içecekleri çıkardı. Birini bana uzatırken keyfi iyice yerine gelmişti ancak bu kadar basit bir şeyden bu kadar mutlu olmasına anlam verememiştim.

"Kızım ben ne dedim sana? O terlikler çok ses çıkartıyor dedim mi demedim mi?" İpek ayağını bir kere daha yere vurunca gülümseyerek içeceğimi açmaya çalıştım ama biraz sıkıydı. Üstelik böyle metal kapakları olan kutu içeceklerini açamıyordum pek. Ağzını kırıyordum orantısız bir güç uygulayınca ve sonsuza dek kilitli kalıyordu.

"Niye bu kadar dert ediyorsun ki? Sürpriz mi vardı?" dedim kafamı kaldırmadan. İçeceği birkaç defa farklı şekilde açma çabam sonuçsuz kalınca Oğuz izinsiz bir şekilde elimden aldı ve tek seferde açıp bana verdi.

"Pardon, açmayı unutmuşum seninkini," dedi sanki hep yaptığı bir şeymiş gibi ve Beyza'nın kenara bıraktığı çantayı alıp içinden plastik paketler çıkardı. Ona dalıp gitmemek için gözlerimi başka bir yöne çevirdim hemen. Kalbim titremişti ve bu kalbimin kaçıncı titreyişiydi hesap etmeyi bırakmıştım. Bu aralar sıklaşmıştı sadece ve Oğuz... Oğuz ilacından uzak durmalı mıydım?

"Üst üste iki girişimim de başarısız olunca hırslandım galiba. Haklısın," dedi İpek ve az önce yaşananları boş vererek solumdaki sandalyeye oturup bağdaş kurdu. Kendi içeceğini açıp birkaç yudum aldıktan sonra yanına indirdiği termosu çıkardı.

"Noodle partimize hoş geldiniz!" diye bağırdı heyecanla ve termosu havaya kaldırıp kendi çapında coştu. "Annemden gizli aldık bunları Samyeli. Annem normalde hayatta izin vermiyor böyle hazır şeyler yememize ama artık dayanamadım. Çok lezzetliler. Yedin mi hiç?" diye sordu İpek. Sinsi bir şekilde gülerek başımı salladım.

"Alpay abi de bana yedirmiyor bunları ama tabii ki yedim, çok severim bunları. İyi yapmışsınız," derken ağzım sulanmıştı bile.

Oğuz, termosu kardeşinden aldı ve sıcak suyu açtığı paketlere doldurup ağzını kapattı. Beyza bir köşede dudaklarını iştahla yalarken artık belirginleşen karnına bakıp iç çektim. Dört aylık olmuştu karnındaki ufaklık ve sağlıklı bir şekilde büyüyordu.

"Canın mı çekti Beyza?" deyince gülerek başını salladı.

"Çok güzel kokuyor. Valla zor dayandım. Bir an önce olsunlar," diyerek ellerini sürttü sabırsızca. İpek kahkaha atarak arkasına yaslandı.

"Annem sana bunları yedirdiğimizi görse bizi paralar ama aşeriyorsun sonuçta öyle değil mi?" dedi masumiyetini ispatlamak istercesine. Noodleın baharatlı leziz kokusu balkonu iyice ele geçirirken benim de midemden gurultular yükselmeye başlamıştı. Saat henüz sabahın erken saatleri olmasına rağmen bunu yememiz inanılır gibi değildi. Ağzım da öte yandan sulanırken önümdeki paketi dayanamayıp aldım ve üzerinde duran çubukları paketinden çıkarıp ağzını açtım. Buhar fışkırdı adeta ve mis gibi yoğun baharat kokusu.

"Daha olmamıştır o," diye uyardı Oğuz ama omuz silkerek içini bir tur karıştırıp noodleları sündürdüm. Bir tanesinin tadına baktığımda iyice yumuşadığını anladım. Zaten hamur olmamaları gerekiyordu. Öyle olunca da yenmiyordu.

"Olmuş bile!" diyerek büyük bir lokmayı ağzıma tıktım sıcak sıcak. Tadı o kadar güzeldi ki ağzım yana yana ilk lokmayı zor yedim ve biraz soğuması için kutuyu masaya bıraktım yeniden. İştahım açılmıştı bile.

"Sıcak sıcak!" diye bağırdı Beyza ufacık bir tane yerken. Oğuz ona hemen içeceğini uzatırken Beyza birkaç yudum alıp serinledi ve yemeğe odaklandı pür dikkat.

"Alpay abi nerede?" dedim o sırada. Oğuz istifini bozup kutuyu indirdi elinden ve lokmasını yutunca cevap verdi.

"Başkente gitti, işi varmış. Yarın anca döner. Niye ne oldu?" derken oldukça imalıydı. Bir hafta önce salıncakta yaşananlardan sonra Oğuz beni zorlamamıştı. Eve geldiğimizde eve sokması da kolay olmuştu çünkü evde kimse yoktu. Sonra bir daha o gün hakkında konuşmamıştık ve günleri evde geçirmiştik.

"Bir şey olmadı," dedim merakımı içime gömerken. Başkentte ne işi vardı da gitmişti ki? Hala Alpay abinin yokluğu beni huzursuz ediyordu ama birkaç hafta içinde istemesem de bu eve, bu insanlara alışmıştım. O yüzden çok rahatsız değildim. Elbet gelecekti, beni burada bırakacak hali yoktu ya.

"Bu arada bir oğlum olacak." Beyza'nın yemek arasından söylediği şeyle ağzımdaki erişteleri hızlıca yiyip tabağı masaya bıraktım.

"Erkek mi? Belli oldu mu yani?" dedim heyecanla. Beyza gülümseyerek kafasını salladı. Ondan mutlusu yok gibiydi. Buraya geldiğinden beri ilk kez gözleri ışıldıyordu çünkü.

"Birkaç gün önce belli oldu. Serpil abla sürekli parti yapalım diyordu. Cinsiyeti bir tek o biliyordu ama elinden zorla alıp öğrendim. Oğlum olacak inşallah," diyerek karnını sevgiyle okşarken yüzümdeki gülümsemenin git gide büyüdüğünü hissettim.

Bu nasıl bir mucizeydi ki karnımızda biz kadınlar bir can taşıyabiliyorduk. Bazen inanması çok güç gibi geliyordu ama ben de bir zamanlar bir kadının karnındaydım. Beyza da, İpek de, Oğuz da... Şimdi beş ay sonra aramıza bir oğlan daha katılacaktı ve bu düşünce nedense kalbimi pır pır ettirirken aynı zamanda duygulandırıyordu.

Burnumun sızısı ile kendime geldiğimde Oğuz çenemi parmağıyla yukarıya kaldırıp açık kalan ağzımı kapattı. İrkilerek ona döndüğümde hayranlıkla yüzümü seyrediyor oluşu utanmama sebep olmuştu. İpek'e döndüğümde o da bana bakıp gülüyordu.

İpek, "Niye ağlıyorsun?" dedi şefkatle. Ağladığımı o an anlamıştım. Elim hemen gözlerimi bulurken hissettiğim ıslaklıkla şaşkınlığım gülümseyemeye dönüştü.

"Aaaa... Farkında değilim. Duygulandım sadece!" diyerek yüzümü temizlediğimde daha çok ağlama isteği bastırmıştı. O sırada bir burun çekmesi daha duyunca hepimiz Beyza'ya baktık. Yanakları erişteyi alamamaktan şişmişti ve benden biraz daha şiddetli bir şekilde ağlıyordu. Yüzüne gelen kıvırcık saçlarını kulağının arkasına alıp bana baktığında dudaklarım büzüldü iyice.

Onunla ilk karşılaştığımız zaman aklıma gelmişti. O kadar çaresizdi ki karşısına kim çıkarsa çıksın güvenecekti ve neyse ki o güveneceği insanlar biz olmuştuk. Karnındaki bebeği için yaşamak istiyordu, düştüğü cehennemden kaçıp kurtulmak istiyordu. Ona yardım edebildiğim için o kadar mutlu hissediyordum ki kendimi, Beyza artık bir yabancı değil benim yol arkadaşım, ablamdı.

"Öte git," diyerek Oğuz'u ittirince Beyza ayağa kalkıp yanıma geldi ve Oğuz'u tamamen ittirerek salıncaktan men etti. Oğuz sendeleyerek ayağa kalkarken yüzünden okunuyordu kovulmanın şaşkınlığı. Beyza hemen o boşluğa oturup bana sarılınca ben de sıkıca ona sarıldım ve yumuşacık saçlarını okşadım.

Benim saçlarımın gördüğü eziyetin aynısı onun saçlarında da var mıydı acaba?

"Niye ağlıyorsunuz be durup dururken? Ne oldu?" diye söylendi Oğuz bize bakarken. Çok geçmeden yanımıza İpek de geldi. Ağlamıyordu ama bize kanat germiş bir anne kuş gibi sıkıca sarılıyordu.

"Sus abi. Erkekler anlamaz. Şu an duygusal bir an," dediğinde gözyaşları içinde güldüm ve çenemi Beyza'nın omzuna dayayıp kafamı kaldırdım. Oğuz'la gözlerimiz kesiştiğinde yüzündeki en saf şaşkınlığa güldüm yeniden.

"Özgürlüğümüz için sadece. İstediğimiz gibi yaşayabilmek için verdiğimiz uğraşların neticesini almak böyle bir his işte. Anlayamazsın," diyerek gözlerimi yumdum ve derin bir nefes aldım. Gözyaşlarım durdu nihayet ancak Beyza içli içli ağlıyordu. Sırtını sıvazladım uzun uzun. İpek bizden ayrılınca Oğuz sessizce Beyza'nın yerine geçti ve oturdu. Beyza ile omuz omuza yaslanıp karşı manzarayı seyretmeye başladık.

"Niye anlamayayım? Ben de anlarım sizi. Biliyorum o şey nasıl," dedi Oğuz, aniden. Sesindeki sitemi seçmemek aptallık olurdu. Şaşkınca ona döndüğümde İpek abisine cevap verdi.

"İstediğin gibi yaşayabilmek için savaş mı verdin abi?" dedi dalga geçercesine ancak bunda dalga geçilecek bir yan yoktu. Oğuz, ciddiydi. Herhalde onu yine nadir zamanların birinde ciddi görüyordum. Söylediği cümlenin sonuna kadar arkasında gibiydi.

"Senin yaşın küçük İpek, terk et burayı," dedi Oğuz, kaşlarını çatıp İpek'i kovarken. İpek abisine dil çıkartıp arkasına yaslanınca Oğuz'a bakmaya devam ettim. İlk defa ben de değildi bakışları, öyle her zamanki gibi neşeli sırıtmıyordu, sadece kaç yıldır yaşadığını bilmediğim bu kasabanın muhtemelen ezberlediği manzarasına bakıyordu. Kahverengi gözleri buğuluydu, burnundaki komik beni bile o an hiç komik gelmemişti. Kaşları olabildiğince çatık, kirpikleri bile yaşanmışlıkla düşüktü. Düzeltmek için uğraşmadığı dalgalı uzun saç tutamları alnına lüle lüle düşerken o saç tellerinde bile bir yorgunluk seziyordum. Gerçekten anlıyordu herhalde bizi. Bunu artık yalanlayamazdım.

Nem şiddetini artırırken gökyüzüne serilen bulutlar uzun bekleyişlerine son verdi ve parçalanarak her biri bir yere dağıldı zaman içinde. Güneş doğdu aralarından ve bu ıslak sokakları ışıl ışıl yapmaya başladı. Liman çoktan hareketlenirken kasabanın sessiz sabahı sürmeye devam ediyordu. İpek, arkadaşları ile buluşmak için yanımızdan ayrıldı bir süre sonra. Beyza da uykusu geldiği için odasına gitti. Geriye yine o ve ben kaldık. Hep bir şekilde bu terasta yalnız kalmayı nasıl başarıyorduk bilmiyorum ama onunla vakit geçirmek ilk geldiğimde düşündüklerimin tam tersi gibi hissettirmeye başlamıştı. Sohbet edemem sandığım, iki kelime bile konuşamam sandığım bu genç adamla bunların hepsini yapan taraf olmak istiyordum artık.

"Söylediklerini düşündüm," dedim bu aramızı zincirleyen sessizliği kırarak. Oğuz, artık manzarayı seyretmekten sıkılmış gibi aniden bana dönünce Oğuz'dan tarafa bacaklarımı boylu boyunca uzatıp arkama yaslandım.

"Ne söyledim ki ben?" dedi şaşkın şaşkın. Hatırlamıyordu herhalde. Bakışlarımı ufukta gezdirip tekrar ona döndüm.

"Hatırlamakla ilgili olanlar..." diye mırıldandığımda hafızasında o ana dönüp gelmiş gibiydi. Kafasını salladı usulca.

"Eee? Sonuç ne oldu o zaman?" dediğinde omuz silktim bacaklarıma vururken.

"Pişman olmanın berbat bir his olduğunu biliyorum. Benim pişmanlıklarım oldu ve yeniden onları yaşamak istemiyorum. Ben hayatımda bir kere daha keşke demek istemiyorum galiba. Hem hatırlarsam eğer unuttuğum yılları, kaybedecek hiçbir şeyim yok. Buna karar verdim yani," dediğimde dudaklarımı büzdüm emin olamayarak. Acaba doğru karar mıydı? Sorgulamaktan bıkkınlık gelmişti. Nasıl hatırlayacağımı da bilmiyordum ama en azından yaşanacaklara engel olup kendimi kapatmayacaktım.

"O pişmanlıkların neydi peki?" diye sorunca bakışlarımı kaldırdım. O pişmanlıklar... Annemdi işte. Hep o olmuştu. Bir de babam. Bazen.

"Başta kendimi suçlardım. Annemin beni sevmemesi benden kaynaklanıyor sanırdım, her ne yaptıysam pişman olurdum. Keşke ne yaptıysam yapmasaydım da böyle olmasaydık derdim ama büyüdükçe anladım benim bir suçum yoktu. Senin bir konuda yanıldığını anladım Oğuz. Hani demiştin ya bana, annen belki geçmişinde seni seviyordu, diye. Annem beni bence hiçbir zaman sevmedi ve bunun sebebi işte o çocukluğumda saklı, belki de o kazada," dedim, binlerce soru işaretiyle bakışır gibi. Oğuz öyle anlamsız bakıyordu ki bana ona sağ şakağımı gösterdim ve saçlarımı biraz çektim. O derin çiziği ve dikiş izlerini gördüğüne emindim. İzi geçmemişti bu şeyin.

"Kaza mı geçirdin?" dedi soğuk, tedirgin bir sesle. Aldırış etmeden başımı salladım ancak onun kısık, keskin gözleri yara izimi talan etti.

"Tüm geçmişimi benden alan bir travma yaşamışım. O kaza..." Dudaklarımı sarkıtarak başımı iki yana salladım ve saçlarımı serbest bıraktım. "O gün, yağmurun yağdığı gün, ben sanırım bu ize sebep olan kazayı hatırladım biraz." Ara sıra dönüp çekinerek ona bakarken Oğuz beni tüm ciddiyetini ve odağını vermiş halde dinliyordu. Beni bir tek Alpay abi dinlemişti bu zamana kadar, böyle. Şimdi onun beni dinlemesi bir yandan garipti bir yandan da çok güzeldi.

"Ne vardı hatırladıklarında?" dedi ilgiyle. Şok olmuş gibiydi ama aynı zamanda sanki hiç şaşırmamış gibi allak bullaktı ifadesi. Gözlerimi başka bir yöne çevirerek hala diri diri hafızamda kilidi açılan odada yaşayan anıyı anlattım.

"Çok karanlıktı, yağmur çok şiddetli yağıyordu ve üşüdüğümü hatırlıyorum. Buz gibiydi her yer ve sanırım bu yüzden hiçbir şey hissedemiyordum. Dün gece rüyamda da aynı şeyi gördüm. Bu yüzden eminim. Geceydi. Ben sanırım camdan fırlamıştım çünkü araba ters dönmüş halde gözümün önündeydi, sağ tarafımda duruyordu, içinde birisi vardı ve sanırım o kişi de rahmetli babamdı. Dumanlar çıkıyordu ama araba patladı mı bilmiyorum. Tam da burada," derken yara izime dokundum. "Burası çok şiddetli ağrıdı, tıpkı açık bir yara varmış gibi ya da birisi matkapla beynimi deliyormuş gibi acıdı. Eşi benzeri yoktu bu acının," dediğimde Oğuz hala aynı ifadeyle, çattığı kaşlarının altında acıyla kavrulan gözlerle beni izliyordu. Acımı onda gördüğümde midemde bir ekşime oldu sanki. Yüzümü buruşturarak toparlandığımda Oğuz bunu bekliyormuş gibi yerinden kalktı ve gelip bana sarıldı sıkıca.

"Sadece biraz sarılmama izin ver. Sana zarar vermeyeceğimi biliyorsun," diye fısıldadığında sesi ensemi yokladı, saçlarımın arasından uçup havaya karıştı. Biliyordum, zarar vermezdi o ama yine de beklememiştim. Kollarım havada öylece kalakalırken kalbimdeki gümbürdeme kat kat artmaya başladı. Yüreğim sıkıştı, bütün kaslarım gerildi sanki. Çenemin sertçe kasıldığını hissedince kendimi sıkmaya bir son verdim. Şaşkınlığı bir kenara atıp hayatımda ilk kez Alpay abiden başka bir adama sarıldım ben de. Bu benim için bir ilkti ve o anda kalbimin sesine uydum. Sarıl dedi kalbim, sarıldım ona.

Oğuz'un bedeni titremeye başladığında gözlerimi kırpıştırdım korkuyla. Ne oluyordu bu adama böyle? Bugün her zamankinden biraz daha duygusaldı. Sadece benim anlattıklarıma karşı böyle hassasiyet gösteriyor olamazdı.

Yüzünü görebilmek için geri çekilmeye çalıştığım sırada beni daha sıkı sardı ve saçlarımı kokladı. Eğer yanlış duyup hissetmediysem nefes almıştı burnu tenime değerken. Karnımdan bir fil ordusu geçmiş gibi dağılmıştım.

"Oğuz iyi misin?" dedim korkuyla. Yüzünü görmek istesem de buna izin vermiyordu ve ona karşı gücüm bir hiç hükmündeydi. Ağladığını hissediyordum artık zira omuzları sarsılıyordu. Ağlıyordu kesinlikle.

"İyiyim," dedi boğuk bir sesle. Niçin bu halde olduğunu o an anlamadım. Sanki kaybettiği birini bulmuş gibi ya da son defa görüşüyormuşuz gibi sıkı sarılıyordu ancak ben bunu sadece bu sabah söylediği cümleye verdim. Anlıyorum seni demişti. Ne için savaş verdi bilmiyordum ama o da bir şeylerde çok zorlanmıştı. Hayat tıpkı benim gibi onu da sevdiği şeylerle sınamıştı belli ki.

"İstediğin gibi yaşayabilmek için verdiğin bu savaştan sonra mükâfatların olacağını biliyorsun değil mi?" dedim onu yatıştırmak için. Bunu bilmesem bu zamana kadar çoktan hayata veda etmiş olurdum. Hiç dinmeyecekmiş gibi bana sarılarak ağlaması kalbimi sıkıyordu.

Beni onaylarcasına kafasını salladığında tebessüm ettim. Şu anda birini avuttuğuma inanamıyordum. Hele de o kişinin Oğuz olması, çocuklar gibi bana sarılıp ağlaması... Kalbimi sıcacık bir hisle sarıyordu.

"Tabii ben bunları neden yaşadım, canım çok yandı filan diyorsun da imtihan dünyasında olduğumuzu bazen unutuyoruz Oğuz. Bu hayatta hiçbir şey güllük gülistanlık değil ve olmayacak. Özgürce yaşamak için çabalayan birisi olarak söylüyorum bunu sana, hiçbir şey hiçbir zaman mükemmel olmayacak ama yine de mutlu olacaksın. Hiçbir şey hiçbir zaman mükemmel değilse hiçbir şey hiçbir zaman tamamen felaket de olmuyor çünkü," deyip güldüğümde bu nihayet Oğuz'u da güldüren bir şey olmuştu. Benden ayrıldığında kollarımdaki boşluk hissini yadırgadım. Bocalasam da ellerimi kucağımda birleştirip omuz silktim.

Benden utanır gibi yüzünü silip saklamaya çalışınca gülerek arkama yaslandım. Elimi kolumu nereye koyacağıma şaşırmıştım.

"Saçma sapan davranma, ağlamak kadınlara özgü değil. Saklamana gerek yok. Hatta teşekkür ederim," dedim yandan bir bakış atarak. Oğuz ağlamaktan kalınlaşan bir sesle saçma bir ses çıkarıp bana döndüğünde gururla gülümsemem genişledi.

"Beni yalnız bırakmadığın için tabii ki. Sadece beni dinleyen birisi beni rahatsız eder. Alpay abi gibi mesela. O yüzden Alpay abiyle belli bir sınırımız oldu ama sen tam aksisin. Kendini yıkılmaz bir gücün sahibiymiş gibi göstermediğin için teşekkürler. Ve bu arada, benim için üzüldüğün kısımları lütfen çıkar. Ben de ara sıra üzülüyorum kendime tabii ama geçmiş bu, yaşandı ve bitti gelecek daha mühim değil mi? Umarım bu üzüntün geçmişinde birini kaybettiğin için değildir," dediğimde Oğuz kızarık gözleriyle gülümsedi yine. Alaylı, dünyayı takmayan sırıtışı az önce ağlamış bir adamın yüzünde oldukça abes dursa da yakıştırmıştım. Ona son zamanlarda her şeyi yakıştırıyordum.

İtiraf edercesine, "Birini kaybetmedim ben, kazandım," deyince şaşkınlığım arttı.

"Kazandın mı?" dedim kendime ve ses tonumdaki şoka engel olamayarak. Kimi kazanmıştı? Gözlerim bir cevap ararcasına terasta gezinirken kalbimin sesiyle bir duvara çarptım. Birini kazandı... Hayatında biri mi vardı? Böyle bir şey için bu kadar ağlar mıydı peki bir insan? Garip bir burukluk kalbimi kaplarken gülümsemeye zorladım sesimi ve Oğuz'a baktım.

"Şaşırdım," dedim gülüşümü daha da sahici hale getirmek için çabalarken. "Neyse, mutluluk gözyaşları da vardır değil mi?" Az önceki yaşadığımız ana mana veremeyerek salıncaktan kalkıp masadaki karton kutuları poşete doldurdum. "Kalkalım artık, annen buraları böyle görmesin. Yedik madem yakalanmamak en iyisi." Sadece benim konuşmam artık beni rahatsız etse de hiçbir şey yokmuş gibi kafamdaki soruları bastırdım ve poşeti toplayıp Oğuz'a döndüm. Beni seyreden kızarık gözlerinde öyle güzel bir tebessüm vardı ki aptal gibi sırıtıp poşeti havaya kaldırdım. "Ben atarım. Kahvaltıda görüşürüz," diyerek artık terası terk ettim. Tüm vücudum anlık olarak titredi.

Kalbim göğüs kafesimde davullar zurnalar çalıp fillerle halaya başlarken öte yandan bir yeri çok acımaya başlamıştı. Sebebini çok iyi bilsem de kabullenmem uzun zaman alacak gibiydi. Eve girerken yüzümdeki allayıp pulladığım gülümsemem soldu ve kapı dışına kadar çıkıp çöpü dışarı attıktan sonra odama çıktım kaçarcasına. Kapıyı arkamdan kapatıp korkunç gözlerle odamı baştan aşağıya süzerken sırtımı kapıya verdim ve elim çarpan kalbimi buldu.

"Kazanmış mış... Birini kazandıysan böyle cenaze varmış gibi ağlanır mı be? Geri zekâlı!" diyerek alnımı ovaladım sertçe. Sinirlenmiştim, hem de hiç olmadığı kadar.
.
.
.
.
.
Instagram: kahverengiajanda

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

304okunma 6beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.