20. bölüm / 32
Koyu Kestane: Ekim (TAMAMLANDI)19. Bölüm: Kafese Kapatılan Serçe
Bölümler 32Şu an: 19. Bölüm: Kafese Kapatılan Serçe
- 1 Giriş224 kelime
- 2 1. Bölüm: Bir Ait Oluş Hikâyesi4.084 kelime
- 3 2. Bölüm: Ölü Bir Kimlik3.708 kelime
- 4 3. Bölüm: Kocaman Bir Boşluk3.549 kelime
- 5 4. Bölüm: Kalabalıklar3.474 kelime
- 6 5. Bölüm: Bıçakların Keskin Hissi3.460 kelime
- 7 6. Bölüm: Sessiz Kriz4.106 kelime
- 8 7. Bölüm: Yaralayıcı Bir İyileşme3.132 kelime
- 9 8. Bölüm: Ufak Bir An3.609 kelime
- 10 9. Bölüm: Birini Kazanmak3.246 kelime
- 11 10. Bölüm: Yolculuk ve Sürpriz4.253 kelime
- 12 11. Bölüm: Kalp Kırılınca3.779 kelime
- 13 12. Bölüm: Güzel Anılar3.222 kelime
- 14 13. Bölüm: Kara Delik4.504 kelime
- 15 14. Bölüm: En Büyük Mutluluk4.683 kelime
- 16 15. Bölüm: Güzeller Güzeli4.108 kelime
- 17 16. Bölüm: Uçuşan Kuşlar4.192 kelime
- 18 17. Bölüm: Mühürlenmiş Sözler3.544 kelime
- 19 18. Bölüm: Kestane Aşığı Kız4.098 kelime
- 20 19. Bölüm: Kafese Kapatılan Serçe4.527 kelime · Okuduğun bölüm
- 21 20. Bölüm: Acıta Acıta4.631 kelime
- 22 21. Bölüm: Geçmişimin Demir Çubukları3.421 kelime
- 23 22. Bölüm: Şövalye ve Prenses4.111 kelime
- 24 23. Bölüm: Sıcak Bir İklim3.638 kelime
- 25 24. Bölüm: Hissizlik4.228 kelime
- 26 25. Bölüm: Kelebek Fırtınası3.507 kelime
- 27 26. Bölüm: Kesif Bir Tat3.927 kelime
- 28 27. Bölüm: Karanlık Ufuklar3.916 kelime
- 29 28. Bölüm: Boynu Bükük Kader Pareleri3.552 kelime
- 30 29. Bölüm: Olması Gereken İhtimaller3.965 kelime
- 31 30. Bölüm: Eve Dönüş2.342 kelime
- 32 Sevgili Vaveyla Kuşlarına...377 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Değişik kâbuslar görmediğim, onun yerine hep çocukluğumu hatırladığım güzel bir rüyadan sıyrılırcasına gözlerimi açtığımda yatağımdaydım ama bir terslik vardı. Kolum bir şeye sarılmıştı, bacağım da onu destekliyordu ama ben neye bu kadar sıkı sarıldığımı bilmiyordum. Sıcak bir şey olduğu kesindi. Bir de hareketli bir şey olduğu.
Uyku mahmuru sağ tarafa dönük haldeki başım yüzünden çalışma masama bakıyordum. Güneş çoktan doğmuştu ama pencerem bu defa kapalıydı. Uykulu bir şekilde nefesimi verip ağrıyan boynumu sol tarafa çevirdiğimde yüzüm bir şeyin üstünde durdu. Yastık değildi. Güzel kokan bir şeydi hatta. Beni içine çeken tanıdık bir kokuydu bu ama tam çıkaramıyordum. Kaşlarımı iyice çatarak kafamı kaldırdığımda başım bir şeye çarptı hafifçe. Yüzümü ekşitip doğrulmaya çalıştığımda belimdeki kolun varlığı ile şoklandım. İnsan koluydu bu!
Tarazlı bir sesle, "Ne oluyor be?" diye söylendi Oğuz. Çenesini ovarken ben doğrulmuş etrafa bakıyordum.
Biz dün aynı yatakta mı uyumuştuk? En son dizinde yatıyordum ama Oğuz, ben uyuyunca gitmemiş miydi? Biz tüm gece bu halde miydik? Gözlerim bu düşüncelerle irileşirken hemen toparlanıp yataktan düştüm. Her şey çok anlıktı ve ben anlamakta feci güçlük çekiyordum. Belimi tutup doğrulduğumda Oğuz da uyku sersemi doğrulup bana baktı ve onun da beyninde şimşekler aynı anda çaktı.
"Lan!" diye bağırınca elimle susmasını işaret ettim. Allah'ım biz ne yapmıştık? Nasıl olmuştu bu? Adama neden koala gibi yapışmıştım ben?
"Bağırma bağırma. Başımıza toplarsın milleti, çık git odamdan çabuk ya!" diye sızlandım çocuk gibi. Neden gitmemişti ki dün odamdan? Hep giderdi oysaki.
Oğuz hemen toparlanıp ayağa dikildiğinde elini uzatmıştı bana. Elinden tutup ayağa kalktım ve dağılan saçlarımı toparladım ne yapacağımı bilemeyerek. Şu an birisi beni çağırsa ya da Beyza veya İpek'ten birisi girse ne düşünürdü? Açıklayamazdım bile. Açıklanacak ne yanı vardı ki zaten bu durumun? Baştan aşağıya yanlıştı! Olmaması gereken bir şeydi.
"Ben dün gidecektim," diye geveledi Oğuz, nefes nefese. Başımı salladım hızlı hızlı ve saçımdaki lastik tokayı çıkarıp telaşla masaya yürüdüm.
"Açıklama yapma, boş ver. Sadece çık. Yani, birisi görmesin. Anlatamam ben. Yani. Oğuz sadece çıkar mısın?" dedim çaresizce masamdaki tarağı alıp saçlarımı en tepeden yolarcasına tararken. Oğuz'a bakmadım ama sesinden anlıyordum ki o da sersemlemiş, mahcup olmuştu.
"Uyumuşum, ne ara uyuduğumu hatırlamıyorum. Ben. Çıkıyorum!" deyip tam kapıya yönelmişti ki kapının çat diye açılışı ile elimdeki tarak dolaşık saçlarımda takılı kaldı. Aldığım nefes de boğazıma tıkanıp kaldığında kafamı korkarak kapıya çevirdim. Beyza... Günlük bir elbise giymiş karnını tutmuş ikimize bakıyordu. Şaşırdığı her halinden belliydi.
"Oğuz?" dedi hayretle. Sesindeki imayı sezer sezmez önüme döndüm telaşla. Ne diyebilirdim? Nasıl açıklayabilirdim bu durumu? Uyuduk diyemezdim, uyuya kalmış da diyemezdim yine aynı sonuca çıkıyordu. Ne diyecektim o zaman? "Erken değil mi gelmek için?" diyerek sözlerini devam ettirince masada, kalemliğin içindeki makası aldım ve havaya kaldırıp salladım.
"Kökü bende değil mi ya? Kes gitsin işte, of! Amma da oyalandık!" diye bağırıp Beyza'ya döndüm tamamen. Tarak saçımın en tepesinde asılı kalırken makası alıp Oğuz'un eline tutuşturdum. "Sana da günaydın Beyza! Gel sen de yardım et. Oğuz saçlarımı kesecekti, sabah banyoda beni uğraşırken görünce ben keserim diye tutturdu. Eşit olmayan yerlerde uyarırsın onu gel," diyerek kolundan tuttum ve çekiştirircesine dolaptaki boy aynamın karşısına geçtim.
Saçımda takılı kalan tarağı fark edince hemen çektim ve Beyza'ya verdim. "Tarar mısın sen de? Çok dolaşmış," dedim terleyerek. Beyza aynadan bir bana bir de arkada put gibi duran Oğuz'a bakınca sessizce nefes alıp veriyordum.
"Saçların çok güzel ama neden kesiyorsun?" diye sordu Beyza, saçlarımı uçtan uca taramaya başladığında. Oğuz elindeki makası ilk defa görür gibi inceleyip susma hakkını kullanırken sustuğu için şükrediyordum.
"Yıkarken kollarım ağrıyor da ondan. Hem nereye kadar uzayacak Allah aşkına, keselim gitsin işte. Yıllardır böyle uzun, biraz da kısa kullanırım." Bu fikirden emin olarak başımı sallarken Beyza ilgiyle saçlarımı tarıyordu.
Aynadan ara sıra bana bakışlar atarak, "E Oğuz biliyor mu ki saç kesmeyi? Kuaföre gidebilirdik. İpek eminim götürürdü bizi," dedi. Nefesimi tuttum gergin bir şekilde ve ellerimi daha sert ovmaya başladım.
"Canım düz kesecek sadece. Kat attırmayacağım sonuçta. Perçemlerim de yok ki şekil isteyeyim. Para vermeye ne gerek var? Oğuz öyle değil mi?" diye bağırdım susmasından işkillenerek. Bu kadar da susulması iyi değildi bence.
Oğuz rüyadan uyanır gibi irkilerek kafasını kaldırınca sersemlemiş halde dalgalı saçlarına daldırdı elini. Yeni uyandığı için gözleri hafif şişmişti ve bu o kadar tatlı bir görüntüydü ki tebessüm etmemek için canımı veriyordum, görmüyorlardı. Aynadan ne kadar karizmatik göründüğünü düşünmeyi kesip gözlerimle Beyza'yı işaret ettiğimde başını salladı ve yanımıza geldi. Aldığım nefesler de bir işe yaramıyordu.
"Evet, evet. Düz kesecek para harcamaya gerek yok bence de. Hem İpek'in saçlarını da keserdim ben," dediğinde Beyza ve ben şaşırdık. Kesiyor muydu harbiden? İpek buna izin verecek birisi gibi durmuyordu.
"Yok artık!" dedi Beyza saçlarımı taramayı bitirince. Tarağın içinde kalan saçları odadaki çöpe atarken Oğuz arkamdaydı artık. Gözlerime bakıyordu emin olmak istercesine. Gözlerimi kırptım onaylarcasına. Kessin canım, ne olacaktı? Kel kalmayacaktım ya!
Elimle çok az bir miktar gösterdim. "Ucundan," dedim fısıltıyla. Başını salladı ve yere çömeldi aniden. Saçlarım kalçama kadar uzandığından en azından belime gelecek kadar kısaltmasında bir sorun yoktu.
"Tabii!" diye bağırdı Oğuz bu sırada. Ayıldığı ilk dakikada hemen havalara girmeye başlamıştı. "Ben bu konuda da uzmanımdır. Saç kesmek benden sorulur," gibi saçma sapan sözleri arka arkaya sıralayınca gerginliğim arttı ve sonunda saçlarıma vurulan makasın sesini duydum. Saçlarım sabah sabah ansızın bir kıyıma uğrarken odadan içeriye bu defa İpek girdi.
"Uydurmasana abi. Saçımı kesmedin hiçbir zaman. Kestiğindeyse mahvettin diyebiliriz," demişti gayet doğal bir sesle. Bir anlık boşluğumda İpek'e döndüğümde bir makas sesi daha geldi ve o an anladım ki saçım mahvolmuştu. Hemen arkama döndüğümde Oğuz dehşet içinde yere düşen kocaman saç tutamına bakıyordu. Allah'ım bu sabahın neyi vardı böyle?
"Ben ne dedim?" dedi İpek, bilgelikle. Aynadan arkama bakmaya çalışırken orantısız kesimi görünce gözlerim büyüdü. Saçlarım biraz değil baya yamulmuştu. Bir tarafı aşırı uzun bir tarafı anormal kısalıktaydı.
"Ben mahvettim," diye üstlendim. Daha fazla sorun istemiyordum. Yeni uyanmıştım üstelik bu kadarı da fazla değil miydi? "Sorun yok!" dedim içimdeki sorunları bastırarak. Oğuz'a döndüğümde hala donakalmış yerdeki saç tutamına bakıyordu. Adam öldürse bu kadar bakardı herhalde. Saç tutamımı eline aldığını görünce bir kere daha tekrarladım. "Sorun yok, hiç sorun yok. Kuaföre gideriz bugün hallolur. Sen niye gelmiştin Beyza? Kahvaltı için mi?" diye sorduğumda Beyza da tıpkı Oğuz gibi yerdeki saçlarıma odaklanmıştı. Bana bakmadan başını sallayınca saçlarımı ensemde atkuyruğu yaptım.
"Tamam, geliyorum hemen. Şurayı toplayıp geliyoruz. Siz gidin, beklemesinler," diyerek elimle gitmelerini işaret ettim sürekli. Çıktıklarında rahat bir nefes alacaktım artık.
"Tamam, şey o zaman ben yardıma gidiyorum," dedi Beyza, az sonra Oğuz'un üstüne atlayacağımı düşünür gibi. Onu başımla onayladığımda bizim halimize gülen İpek'i de alıp birlikte gittiler. Oğuz ile odada yeniden baş başa kalınca elimi alnıma vurdum.
"Özür dilerim," dedi saçlarımı avucuna alırken. Başımı iki yana salladım. Gerçekten hiç sorun değildi.
"Yok ya, önemli değil. Kökü bende kökü bende," dedim avunurcasına. "Hem çok kesmedin, saçım hala uzun. Anlamadılar ya. Ona şükür!" diyerek diz kapaklarıma dayandım. Valla gerginlikten aldığım nefes bile fayda etmemişti bana.
Oğuz saç tutamımdan birazcık alıp kafasını bana kaldırınca ansızın güldü. Onun gülüşü ile ben de gülünce yere bağdaş kurdum.
"Ne anlamaları gerekiyordu sanki? Boş versene, hepsi biliyor her şeyi," dedi. Kaşlarım hayretle kavislendi ve gözlerim seğirdi söylediğiyle. Herkes her şeyi biliyor da ne demekti?
"Bi-biliyor derken? Neyi?.." diyebildim kekeleyerek. Bitti sandığım gerginliğim yeniden başlayınca Oğuz saç tutamıma nazikçe dokunup ona bakıyordu. Elinde tartar gibi saçlarımı kaldırdı. Sanki hala canlıydılar da Oğuz keserek onların canını yakmıştı.
"Saçının tek teline ne kadar kıymet verdiğimi ve canın yanarsa dünyayı yakacağımı biliyorlar. Ötesi yok." Yutkunamadım. Bir şey boğazıma mıh gibi saplanırken aynı şey kalbime de olmuştu sanki.
Dudaklarım düz bir çizgi halini aldığında elimi arkamda kalan saçlarıma götürdüm ve uzun olanları tuttum. Önüme getirip uçlarına baktım öylece. Oğuz'un cümlesi zihnimin her duvarına yankı yaparak çarparken alt dudağımı sarkıttım olmazmış gibi. Zehra bu saçları eline dolayıp beni yayla evinden çıkarmak için az sürüklememişti. O dayaklardan sonra yüzümün geldiği hali hatırlıyordum, saç diplerimdeki acıları sızıları hala dün gibi hatırlıyordum. Oğuz da diyordu ki, saçının tek teline kıymet veriyorum ve canın yanarsa dünyayı yakarım. Gözlerimi kırpıştırarak Oğuz'a döndüğümde beni izlediğini fark ettim. Dalıp gitmişti sanki bana ve bu beni utandırmak yerine beni mutlu ediyordu.
Saçımın ucunu uzatarak, "Gerçekten keser misin o zaman?" diye sorduğumda Oğuz şaşırmıştı ve başını istemeyerek iki yana sallamıştı.
"Benden katliam yapmamı isteme. Zaten yanlış kestim ve canım sıkıldı daha da mahvetmek istemiyorum. Bugün kuaföre götürürüm seni düzeltsinler. Kısalmasın ama," deyince ben de onun gibi başımı iki yana salladım ve yerden kalktım. Bana bu kadar kıymet verdiği için teşekkür etsem saçma olur muydu?
"İpek götürür beni kuaföre, senin gelmene gerek yok. Hadi kahvaltıya geçelim iyice şüphelenmesinler," diyerek odadan çıktım. Banyoya girip elimi yüzümü yıkadıktan sonra soluğu kahvaltı masasında almıştım. Ben masaya oturduğumda Oğuz da her zamanki yerindeydi ve bu sabah tüm sabahlarıma eş değerdi.
"Annem nerede?" dedim masaya doğru eğilip Beyza'ya bakarken. Dün yaşananlardan sonra onu kesinlikle üzmüştüm, umarım kendine kızdığı için sofrayı terk etmemişti. Bunun olmasını istemiyordum çünkü. Sadece sorularıma bir cevap bir avuntu istiyordum.
"Annesinin yanına gitti sabah erkenden. Önemli diyordu güzelim," diye cevapladı Serpil teyze. Hemen ona dönüp başımı salladım ama buna inanıp inanmamak arasında kalmıştım.
Yanağımın içini kemirirken Serpil teyze omzumu sıvazladı sevecen bir şekilde. "Merak etme annen bu sabah gayet iyiydi. O düşündüklerini biliyorum öyle bir şey olmaz anne kız arasında. Hadi kahvaltımızı edelim," diyerek yanağımdan öptü ve yerine geçti. İçimi rahatlatmaya çalışarak meyve suyumdan biraz içtim ve isteksiz de olsam kahvaltıya zorladım kendimi.
Artık sohbet edebiliyordum. Kendimi yabancı görmediğim bu sofrada konuşup gülebiliyordum. İlk geldiğimdeki o çekimserlik bedenimi terk etmişti. Artık kahvaltılar, akşam yemekleri, öğlen atıştırmalıkları eğlenceli geliyordu. İçime kök salan aile yemekleri yüzünden ileride ya kaybedersem, ya yine bir şey gelip de ailemle yaşamama engel olursa adlı senaryoları kuruyordum. Bu düşüncelerimden kimsenin haberi yoktu ama sesli dile getirmeye ne gerek vardı? Bu insanlar beni gözümden anlıyorlardı ve öyle de sahip çıkıyorlardı.
Meyve suyunu kafama dikmiş tek dikişte son yudumları alırken İpek'in abartılı bir coşkuyla masaya vurması sakinliğimizi dağıttı. "Anne bugün Ekim ablayı kuaföre götüreceğiz! Eve geç geliriz," deyince hafifçe eğilip Serpil teyzeye baktım.
"Kasabada kuaför yok mu?" diye sorduğumda Serpil teyze, kızına baygın bir bakış fırlatıp bana döndü.
"Yok güzelim. Merkezdekiler daha profesyonel de kuaför de nereden çıktı?" dedi merak içinde. Atkuyruğu yaptığım saçlarımdaki saçma yamuk kesim sanırım belli olmuyordu bu yüzden saçlarımı yine omzumdan önüme doğru çekerken İpek araya kaynadı afacan bir sesle.
"O nasıl soru anne? Esas biz neden kuaföre gitmiyoruz onu merak ediyorum. Kadınız yani sonuçta, bakım gerekiyor her ay," diyerek tırnaklarına ilgili bakışlar atarken Serpil teyze hiç acımadan İpek'in koluna uzanıp bir tane yapıştırdı. İpek acıyla mızmızlanırken Serpil teyze nefesini vererek bana döndü.
"Yanlış anlama Ekimciğim, bir anda kuaför deyince şaşırdım sadece. Saçlarını mı kestirmek istiyorsun? Oğuz götürsün sizi bugün. Biz işe geçeceğiz Servet'le," deyince saçımın ucunu havada salladım.
"Keseceğim, evet. Bugün hatalı bir kesime kurban gittiler düzelttirsem iyi olur ama Oğuz gelmese de olur. Biz kız kıza gitsek?" diye bir fikir sunduğumda Oğuz araya girdi.
"Yok, bensiz dışarı çıkmayın," deyince verilen karara boyun eğdim çünkü İpek'in götüreceği bir mesafede değildi sanırım.
"Bulaşıkları halledip çıkarız o zaman?" deyince İpek her zamanki enerjisiyle yumruğunu havaya kaldırıp coşkuyla bağırdı.
"Yaşasın kız günü o zaman!" dedikten sonra dönüp abisine baktı. "Abi kapıda beklersin, bizi sakın rahatsız etme!" Kaşlarıyla Oğuz'u uyarınca Oğuz her zamanki gibi İpek'i takmadı ve çayından içti.
Kısa sürede kahvaltıyı bitirdiğimizde Serpil teyze ve Servet amca bize veda edip işe gittiler birlikte. Evde sadece dört kişi kalırken kızlarla bulaşıkları topladık hızlıca daha sonra herkes odasına gitti ve hazırlanmaya başladı.
***
Evden üçüncü ayrılışımdı. Saat öğlen sularında usul usul akarken biz kasabadan ayrılıp şehir merkezine gelmiştik. İpek'in kuaförü burada bir yerdeydi söylediğine göre. Konumun bize tarif ettiği yere getirdiğinde Oğuz arabayı durdurdu ve arkasına döndü hafifçe. İşlek bir yerdi ama ben yine de kasabayı daha çok sevdiğime kanaat getirmiştim. İnsanlar bu yoğunlukta nasıl yaşıyorlardı acaba?
"Bana bakın çok uzatmak yok. Bir saatiniz var," diyerek işaret parmağını herkesin gözü önünde salladığında kemerimi çıkarıp kapının koluna dokundum.
"Sen ne yapacaksın?" diyerek arkama döndüğümde Oğuz sıkılgan bir bakış attı bana.
"Sizi bekleyeceğim elbette," deyince camdan içeriye bir bakış attım. Erkekler giremiyor muydu ki buraya?
"Sen de gel bizimle," dedim içeriyi gözetlerken. O sırada İpek'in bağırtısıyla yerimden sıçramıştım.
"Hayır ya! Onun ne işi var?" diye ciyakladığında arkama döndüm hafifçe. Abisinden neredeyse nefret ettiği kanaatini getireceğim esnada Oğuz dikiz aynasından kardeşine keskin bakışlar gönderiyordu ve bu İpek'in susması için yeterli bir şeydi.
Tekrar cama döndüm. "Bizi içeride beklesin işte İpek. Bunda ne sakınca var ki?" diyerek bakışlarımı Oğuz'a çevirdim ve kafamla içeriyi işaret ettim. "Gel bizimle. Hemen hallederiz. Beyza ceketimi verebilir misin?" dedim arka koltuktan elimi uzatarak.
Beyza akşama kalma ihtimalimize karşı ince bir ceketi benim için çantasına asmıştı üstelik tenime dokunmamaları için bir çeşit önlem gibiydi bu ceket. Pek etkili olacağını sanmıyordum ama deneyecektim en azından.
"Al canım," deyince beyaz ince ceketimi giydim ve arabadan indim. Diğerleri de peşimden geldiler. Kapıları kapatınca ceketimin fermuarını çekiyordum. Oğuz arkamızdan gelirken arabayı kilitledi ve yanıma geldi.
"Ceket ne iş?" diyerek beyaz kapüşonlu ceketimi işaret edince gerginlikle omuz silktim. Kuaförde olmak sorun değildi de bir başkasının bana dokunacak olması geriyordu. Sanki saçlarımdan tutup çekecek ya da saçlarımı keserken canımı yakacak gibi birtakım güvensizlikler hissediyordum.
"Soğuk olur belki diye. Bir de şimdi dokunurlarsa filan... Ürpermemek için," dediğimde sıkıntıyla yüzüme baktı bir süre. Durup sesli bir şekilde nefes aldım. "İyiyim ben," dediğimde üfleyerek başını salladı ve önden geçti. İspanyolca bilmediğimi göz önünde bulundurursak Beyza ve beni sessiz saniyeler bekliyordu.
Salondan içeriye girince Oğuz'dan önce İpek öne çıktı ve İspanyolca konuşmaya başladı adamın biriyle. Adam, İpek her ne söylerse bana bakıp kafasını salladığında Oğuz'a baktım göz ucuyla. Çenesini sıvazlıyordu adama keskin bakışlar atarken. Gergin miydi emin değildim ama bir sıkıntısı var gibi duruyordu. Gözleri keyifsiz bakıyordu. O sırada İpek ellerini sevinçle çırptığında adam bizi eliyle boş koltuklara yönlendirdi. Beyza ve ben birlikte hareket edip yan yana olan koltuklara geçtiğimizde İpek hemen arkamızdaki koltuğa geçip saçlarına bakım yaptırmaya başlamışlardı.
"Adam saçlarını yıkayacakmış," dedi Oğuz, sağıma geçerek. Bir anda boynumdan tuttuklarında adama ayak uydurmaya çalışarak koltuğa yatarcasına uzandım ama parmaklarının tenime dokunması beni ürpertiyordu.
Oğuz omzuyla sağımda kalan gösterişli duvara yaslanıp adamın her hareketini gözünü kırpmadan izlerken saçlarımın arasında kaybolan soğuk suyla irkildim. Huylanarak gözlerimi kapatıp sabit durmaya çalışırken adam beni umursamadan saçlarımı yıkamaya koyuldu.
"Çok rahatsız bir şeymiş," diye mırıldandım gözlerimi sıkarken. Adamın parmakları saç diplerimi ovarken yabancı birinin dokunması tetiklemişti sanırım.
"Ben yıkayacağım. Rahatsız oluyor. İzninizle."
Oğuz, yaslandığı duvardan ayrılıp arkama geçerken aynı zamanda İspanyolca bir şeyler söyledi ama her ne söylediyse adamın keyfi kaçmıştı. Anlamayarak Oğuz'a bakarken Oğuz da adama öylece ifadesiz bir yüzle bakıyordu. Bana böyle baksa çoktan yaşadığım gerginlikten ağlamıştım.
"Beyefendi böyle işime müdahale edemezsiniz." Kuaför bir anda aksileşince istemeden de olsa gerildim. Oğuz ters bir şey mi söylemişti anlayamamıştım.
"Kız arkadaşım rahatsız oluyor başkalarının dokunmasından. Sadece yıkama işlemini ben yapacağım ve bunda herhangi bir sorun görmüyorum. Sizi rahatsız eden kısım ne?"
Oğuz'un alay eder gibi konuşması kaşlarımı çatmama sebep olurken İpek'in sesini duydum.
"Abi-"
"İpek dön önüne, zaten geldiğin yeri beğenmedim. Buraya gelme bir daha," deyince ne olduğunu çözmeye çalışıyordum. Buranın nesini beğenmemişti ki?
Oğuz lavabonun başına geçti ve köpüklü saçlarıma dokundu umursamadan. Onun yıkamaya başladığını gördüğümde kuaföre kaydı bakışlarım. Adam duruma o kadar şaşırmıştı ki ne diyeceğini bilemiyor gibiydi, zaten söylediklerini de anlamıyordum.
Fısıldayarak, "Oğuz ne yapıyorsun?" dediğimde parmaklarını saç diplerime bastırıp hafifçe masaj yapar gibi şampuanı iyice yedirdi. Onun yıkaması bedenimin daha da gevşemesine sebep olurken koltuğa artık daha rahat oturuyordum.
"Rahatsız oluyorum dedin," dedi, işine konsantre olmuş bir şekilde. "En ufak rahatsızlığında bileceğim. Ben rahatsız ediyorsam bile söyleyeceksin." Kesin ve net sesiyle istemsizce kaşlarım çatıldı ve aynadan ona bakmayı sürdürdüm.
"Senden rahatsız olmuyorum," diye itiraf ettim. Bunu düşünmesini istemezdim. Şu anda bunu yaptığı için bile minnettardım.
Oğuz o sırada dudaklarına belirsiz bir tebessüm kondurunca rahatlayarak nefesimi dışarı verdim. Kuaföre tekrar baktığımda elini beline koymuş daha yumuşak bir ifadeyle Oğuz'u süzüyordu. Yüzüm kasıldı, umarım adam bir aksilik çıkarmazdı. Oğuz o sırada muslukla oynuyordu.
"Bunun ılık ayarı yok mu? Su buz gibi." Kuaföre dönerek adama bir şeyler sorduğunda kuaför daha ılımlı bir şekilde musluğu Oğuz'a anlattı ve ayarlayıp az önceki suyun aksine daha ılık bir suyla saçlarımı yıkamaya başladı. Adam, Oğuz'a muhtemelen işi tarif ediyordu bense ikisini birden aynadan izlemeye çalışıyordum ama tam göremiyordum.
Oğuz saçlarımı yıkama işlemini bitirdiğinde telefonuma gelen mesaj sesiyle elimi kucağımdaki çantama götürdüm. O sırada Oğuz saçlarımı çamaşır sıkar gibi sıktı. Bu görüntü kıkırdamama sebep oluyordu.
"Tamam bitti," dediğinde saçıma bir havlu sardılar. O havluyu tutup yerimden kalktım ve Beyza'nın yanındaki kesim yerine geçtim. Oturuşumu düzeltirken telefonumun ekranını açtım. Yabancı numaradan gelen mesaja baktığımda bir fotoğraf gördüm.
"Burası iyi mi Ekim?" Oğuz'un sorusu ile dikkatim tamamen dağıldı ve aynadan ona baktım. Kuaför olan adamla saçımın boyunu ayarlarken telefonuma gelen mesajdan çıkıp internetten bulduğum saç modelini açtım hemen.
"Böyle kesebilir mi? Şekilli olsun. Katlı yani," diyerek telefonu arkama uzatınca Oğuz telefonu adama gösterip İspanyolca anlattı. Adam başını sallayıp onayladığında telefonumu geri aldım.
"Tamam, böyle kesecekmiş," diyerek adama yer verdi. Yine sağ tarafımdaki duvara yaslandığında ona gülümseyerek baktım. Oğuz bana tek gözünü kırptığında bakışlarımı telefonuma indirdim tatlı bir utançla.
Beyza'nın yanımdan öksürük sesi geldiğinde telefonuma daha çok gömüldüm ve gelen mesajı açtım. Fotoğrafı biraz daha büyüttüm, nereye ait olduğunu anlamaya çalışırken kendimi fark ettim bir anda. Oğuz saçımı yıkarken çekilmişti fotoğraf. Etrafa baktığımda kuaförün içinde çekildiğini anladım. Bütün keyfim içimdeki okyanusun dalgasıyla alabora olurken fotoğraftan çıktım ve altındaki yazıyı okudum. Türkçe yazıyordu ve tanıdık bir sesle yazılmıştı.
"Beni özledin mi kızım? Annen seni çok özledi de."
Tuttuğum nefesi kademe kademe verirken bir mesaj kutucuğu daha belirdi.
"Eğer bir şey belli edersen kimsenin gözünün yaşına bakmam. Oğuz ölür, İpek ölür, çalışanlar ölür, Beyza ve bebeği de ölür. Alpay'dan bahsetmiyorum bile. Alpay abin avucumun içinde kızım. Hiç suçu yokken herkes senin yüzünden oracıkta ölür ve sen onların ölüsü ile baş başa kalırsın."
Gözlerimi sertçe yumdum ve nefes almaya çalıştım. Zehra'nın sesi beynimde dalga dalga yayılırken adamın çeneme dokunması ile çığlığı bastım. Telefonum elimden paldır küldür düştüğünde herkes çığlığımla irkilmişti.
"Hey, hey! İyi misin?" Oğuz önümde diz çökerken nefesimi düzene sokmaya çalışıyordum sadece. Elim ayağım boşlamıştı sanki. Gözyaşlarımı tutamayıp bir anda ağlarken Oğuz anlamadığım şeyler söyledi. "Tamam, bir dakika izin verin. Lütfen."
Gözlerimi sımsıkı yumduğumda tüm kâbuslarım yakama yapışıp beni sarstı. Dudaklarım titriyordu, sıcak yaşlarım yanaklarıma yol olmuştu yine. Buraya kadardı... Her şey... Onları öldürecekti.
"Gözlerini açar mısın? Kimse dokunmuyor sana," dedi ılımlı bir sesle. Sımsıkı yumduğum gözlerimi açtım ve sakinleşmeye çalıştım. Oğuz, koyu renkteki gözlerini endişeyle bana sabitlemişti. Beyza da öte yandan benimle konuşmaya çalışıyordu ve herkes sanırım bana bakıyordu.
"Ekim, iyi misin güzelim? Bir sorun mu var?"
"Ama ben bu şekilde işimi nasıl yapacağım? Oldu olacak siz kesin kız arkadaşınızın saçını?"
Kuaförün arkamdan gelen aksi sesini duyunca ellerimi sandalyeye dayayıp yere düşürdüğüm telefonumu aldım ve açık kalan ekranı titreyen ellerimle zorla kapatıp arkama yaslandım. Elimi kalbime koydum ve Oğuz'a indirdim bakışlarımı. Onun ölme ihtimali aklıma geldikçe nefesim kesiliyordu sanki. Dilim damağım kurumuştu çoktan. Ne yapacağımı bilmiyordum.
"Bi-bir an önce kessin ve saçlarımı kurutsun söyler misin?" diye rica edince Oğuz sakince kafasını sallayıp elime uzandı ama dokunup dokunmamakta aralıkta kaldı. Onu rahatlatmak adına kararsız elini sıkıca tuttum. Onun her an ölebilme ihtimali yüzünden arkama bile bakamıyordum. Burada Zehra'nın adamlarından birisi vardı ama hangisiydi bulamıyordum.
"Kesin siz."
Oğuz'un keskin sesiyle adam söylenerek saçlarıma dokunduğunda aynadan ona baktım. Temkinli adımlarla ıslak saçlarımı tokayla tutturup kesmeye başladığında salonun girişine bakmaya çalıştım. Tenim karıncalanıyordu.
"İyi misin?" diye sordu Oğuz ilgili bir sesle. Az öncekine göre daha kısıktı sesi ama ben hala titriyordum.
Ona bakmadan gözlerimi kırptım ve salonun girişindeki siyah takım elbiseli adama baktım. Bu adamı tanıyordum. Adı Uraz'dı. Zehra'nın sağ kolu gibi bir şeydi bu adam. Beni hastane köşelerinde az sürüklememişti. İri kıyım, asla insanların bulaşmak istemeyeceği, girdiği her kavgayı kazanan, kaba kuvvet bir adamdı. Sakalı neredeyse göğsüne kadar uzundu ama keldi. Keskin gözleri benim aynadaki gözlerimle kesişince ceketini kaldırdı usulca. Her zaman yanında taşıdığı silahını görünce gözlerimi yumdum ve titrek nefesler aldım. Tek hareketimde buradaki herkesi öldürecekti ve beni bunlara şahit kılacaktı. Hayır. Bunu istemiyordum.
Başımdaki kuaför saçlarımı hızlı hızlı kesmeye devam etti. Oğuz bir daha soru sormadı ama herkes sus pus oldu. Bense kafamdaki ölüm senaryolarını durdurmaya çalışıyordum ama bir türlü başaramıyordum. Gözümdeki yaşlar kurumuştu kurumasına lakin içim kan ağlıyordu. Zehra beni çoktan bulmuştu. Beni almadan da gitmeyecekti. Tekrar canımın yanacağı düşüncesi bile damarlarıma keskin bir bıçak yarası açarken ne yapacağımı bilmiyordum. O kadar çaresiz hissediyordum ki. Abim yoktu, buradakilerin ölmesine katlanamazdım, benim için birilerinin ölmesine katlanamazdım. Bunu görmek istemiyordum.
Ne zaman yumduğumu bilmediğim gözlerimi açtığımda Oğuz'un hala ilgili bakışlarının bende olduğunu fark etmiştim. Kaşları çatıktı ve eminim ki bende bir terslik olduğu sezmişti. Ona bakıp bu sabahki anılarımız hatırına gülümsedim azıcık. Şimdi onunla uyandığım bu sabahtan sadece mutluluk duyuyordum o kadar. Onunla uyanmanın bu kadar mutluluk aşılayacağını hiç tahmin etmezdim.
"Güzel oluyor mu?" diye sordum ancak sesim öylesine ağlamaklı çıktı ki bu hiç inandırıcı değildi. Oğuz yine de gülümseyip elimi sıktı.
"Çok güzel," dedi, yemin edercesine. Gülüşüm yüzümde büyürken elimize dikkat kesildim. Buradan çıkınca eve birlikte dönemeyecektik sanırım. O evdeki son günüm müydü, bir daha o eve dönebilir miydim bilmiyorum ama canım çok yanıyordu. Oğuz yine çok üzülecekti ama ölmesinden iyidir, değil mi?
"Sana bir şey söyleyeceğim ama şaşırmak yok ya da kızmak filan yok," dedim sözcükleri ağzımda geveleyerek. Bakışlarımı kısacık bir an aynaya çevirdiğimde Uraz denen adamın belindeki silaha dokunduğunu fark ettim.
Oğuz o sırada her şeyden habersiz, "Sen hele bir ağzındaki baklayı çıkar da sonrasına sonra karar veririz," dedi. Bakışlarımı ona indirip gergin bir şekilde nefes aldım. Boştaki elimle kolyeme dokundum. Sanki o kolyeye bir şey olacakmış gibi sımsıkı tuttum.
"Ağzımda bakla filan yok ki. Sa-sadece... Sadece kestane için teşekkür edecektim. Çok güzeldi tadı. Bir daha yapar mısın?" diye sordum en masum tonda. Oğuz'un bakışları yumuşadığında rahatlamaya çalıştım. Bana bunun sözünü verirse ne olursa olsun dönerdim belki ona. Dönmenin bir yolunu bulurdum elbet. Daha önce de vermişti bu sözü ve dokuz yıl sonra tutmuştu.
"Sen de amma kestane canavarı çıktın kızım. Miden bozulmasın sonra?" deyince omuz silktim arsız bir gülüşle. Ara sıra aynadan Uraz'a bakıyordum. Sözlerimi dinliyordu ve herhangi bir pot davranışımda burayı tarayacağının haberini veriyordu adeta. İliklerime kadar korkuyordum. Çok korkuyordum onlara bir şey olacak düşüncesiyle.
"Bozulmaz midem. Kestaneye aşığım ben," deyip duraksadım ve gözlerimi kapatıp korkuyla nefes aldım.
Koltuğu sıkan ellerim titrerken telefonuma bir mesaj sesi geldi. Gergin bir şekilde gözlerimi açtım. Oğuz öylece afallamış bir halde yüzüme bakarken gülümsemeye çalıştım. "Melike Hanım nasıl olduğumu soruyordu. Ona cevap yazayım aklı kalmasın kadının," dedim ve telefonumun ekranını açmak için Oğuz'un tuttuğu elimi çektim. Sağ elim bir boşluk hissiyle cebelleşirken Zehra'dan gelen mesajı okudum içimden.
"Evimize dönelim artık. İşini çabuk bitir. Beklemekten sıkıldım. Her an birilerini öldürebilirim."
Kuruyan dudaklarımı ıslatıp telefonu sessize aldım ve ekranını kapattım. Duygularımı yansıtmamaya özen göstererek Oğuz'a baktım yeniden. Altına yandaki boş kuaför sandalyesini çekmiş oturmuştu dizimin dibine.
"Rengin attı senin. Buradan sonra direkt eve gidelim," deyince elimi yanağıma bastırdım. Ben de her şeyden çok istiyorum eve gitmeyi Oğuz ama gelemeyeceğim. Özür dilerim, senden her şey için özür dilerim.
"Ekim iyi olduğuna emin misin?" Beyza'dan gelen soru ile kafamı çevirmeden aynadan kendime bakarak cevapladım.
"İyiyim yahu. Saniyelik bir şeydi merak etmeyin. Sen rahat mısın Beyza?" dedim neşeli çıkmaya zorladığım sesle. Absürt bir tonlama sonucu susmanın en iyi şey olduğunu düşünürken aklımdan binlerce senaryo bana uygun bir çıkış sahnesi yazıyordu. Onlara zarar gelmemesi için ne yapabilirdim ki?
"Rahatım ben ama..."
"Yahu ortamı ne geriyorsunuz?" diye bağırdı İpek arkadan. Zoraki bir tebessümle Oğuz'a döndüm.
Adam kesimi bitirip saçlarımı kurutma makinasıyla kuruturken sesten dolayı susup sadece Oğuz'a baktım. Pürdikkat beni seyrediyordu. Bir aralık gülerek el salladım saçlarımın arasından. O da bana karşılık verirken gülüşüm büyüdü ama hissettirdikleri paha biçilmezdi. Hayatımın hiçbir yerinde hiçbir anında seni unutmayacağım artık Oğuz Demirel. Benim şövalyem.
Umarım bana çok kızmazdı bu mesajları ona göstermediğim için ve umarım çok üzülmezdi. Yine bir pişmanlık yaşamasını istemiyordum. Ben kaderimden kaçamıyordum anladığım kadarıyla. Zehra peşimi ne olursa olsun bırakmayacak bir kadındı. Ona istediğini verip geri dönmenin bir yolunu bulmalıydım. Böyle yaşamaktansa Zehra'yı temelli başımdan savmam gerekiyordu. Ne istiyorsa verecektim ona ve aileme geri dönecektim.
Saçımın kurumasını hiç istemiyordum ama kurutma işlemi bitince adam başka bir makine ile saçıma fön çekti ve saçlarımı havalandırıp arkama ayna tuttu. Tutulmuş bacaklarımla ayağa kalkıp saçımın arkasına baktığımda hayatımda ilk defa dalgalı, fönlenmiş ve ortalama boylarda bakımlı bir saçım vardı. Katlarına el atıp kuaföre gülümsedim. Adama gözlerimle teşekkür ederken Oğuz sanırım İspanyolca benim adıma da teşekkür etti. Kızlara döndüğümde onların da saçlarına fön çekiliyordu ve keratin bakımları bitmek üzereydi.
"Oğuz?" dediğimde adamla sohbeti kesip bana çevirdi başını. Veda vaktiydi ve bunu sadece ben biliyordum. Şimdi her şeyden çok ona sarılmak istiyordum.
"Efendim?" deyince etrafıma bakındım şöyle bir. İki tane saç kurutma makinasının aynı anda çıkardığı sesler yüzünden birbirimizi zor duyuyorduk bu yüzden bunu fırsata çevirip parmak uçlarımda yükselip Oğuz'a sarıldım. Sımsıkı sarıldım içimden geldiği gibi. Son sarılmamız mı emin olamadan doyasıya sarıldım.
"Hepinizi çok seviyorum sakın unutma bunu. Çok seviyorum sizi. Hepinizi; seni, İpek'i, abimi, Beyza'yı, annemi, anneni, babanı. Çok seviyorum tamam mı?" Gözlerimi sımsıkı kapatıp açtım. "Çok seviyorum," deyip ayrıldığımda Oğuz'un şaşkın kolları sırtımı sarmadı bir türlü ama buna aldırmadım ve ondan hiç istemesem de ayrıldım. Tek söyleyebildiğim buydu. Çok seviyorum, sen anla beni.
Kaşları anlayamamaktan ötürü öyle dik çatılmıştı ki bunun hoşuna gitmediğinden emindim ama başka çarem yoktu. Zehra'nın daha önceleri gözünü kırpmadan insan öldürdüğüne şahit olmuştum. Bu yüzden gözünü kırpmadan buradaki herkesi Uraz'a öldürteceğini de biliyordum. Uraz da acımasız adamdı, yapardı. Bana neler yapmıştı, yapardı.
Oğuz anlam veremeyerek yüzüme bakmaya çalışırken telefonumu ve çantamı orada bırakıp arkama bakmadan salondan hızlı adımlarla çıktım. Tam o anda Uraz yakaladı kolumdan ve beni sürükleyerek caddede götürmeye başladı. Her şey saniyeler içinde gerçekleşti, ne olduğunu bile anlayamadan sürüklenirken buldum kendimi. Kolum can çekişiyordu şimdi yabancı dokunuşların altında hâlbuki Oğuz dokunmaya korkardı bana.
"Ekim!" diye bağırdı Oğuz. Arkama dönüp ona baktığımda peşimden kuvvetle koştuğunu gördüm. Tam bize yaklaşmıştı ki Uraz silahını doğrulttu ona. Gözlerim irice açıldı. Buna izin veremezdim.
"Yapma! Yapma, hayır!" diyerek bileğini havaya doğru kaldırdım ve Uraz'ın hiç düşünmeden sıktığı kurşun havaya uçtu. "Oğuz gelme, git! Gelme!" diye bağırıp koşmaya başladım. Uraz da bana ayak uydurup koşunca gözlerimden yaşlar boşanıyordu.
Ona bir şey olmadı en azından diye diye kendimi avuturken arkamdan kaç defa adımı seslendiyse de dönmedim. Dönemedim. Benden nefret ediyor olabilirdi, neden böyle adamla koşup gittiğime anlam veremiyor olabilirdi ama bir gün beni anlayacağına emindim.
Uraz beni siyah bir arabaya bindirdiğinde Zehra'nın önüne fırlattı bir çöp torbası gibi. Geniş bir arabaydı, tıpkı hastaneye gidip geldiğim transporter gibiydi. Dizlerimin üzerine düştüğümde ve başımı arabadaki sert bir yere çarptığımda Uraz da bindi ve kapı kapandı. Oğuz'un çaresizce adımı bağırdığını hala duyabiliyordum ve dayanamıyordum. Hayatım boyunca unutmayacaktım. Oğuz'un beni nasıl çağırdığını, adımı nasıl sokakta haykırdığını asla unutmayacaktım.
"Kaldır kafanı!"
Zehra'nın ifadesiz, sert tonlaması ile kafamı kaldırdığımda yüzüme gelen perçemlerimden onu zor görüyordum. Çenemi kavradı sertçe. Onun ince parmakları, uzun protez tırnakları çenemi öyle sıktı ki tırnaklarının izi çıktı çeneme. Battıklarında bana hediye ettikleri acıyı tanıdık bir hisle kabullendim. Arabada sarsılmamak için yerden tutunurken bir yandan da kafamı kaldırmak canımı acıtıyordu.
"Sen anneni nasıl terk edersin Samyeli?" dedi sakin bir şekilde. Kaşlarımı çatıp elini savurdum ve sinirle güldüm.
"Anne mi?" dedim dalga geçercesine. "Benim annem sen değilsin, hiçbir zaman da olmadın. Adım Ekim. Ekim Şah!" diye bastırarak adımı söylediğimde Zehra yamuk gülüşünü sundu bana. Bedenimi sıktım. Bir nevi olacaklara hazırlık gibi.
"Ooooo! Sonunda, hatırlamışsın, Ekim Şah! Nihayet tatlım," dedikten sonra birkaç saniye içinde suratıma elinin tersiyle tokadı indirdi. Çığlığım eş zamanlı yankılandığında buna şahit olan herkes sustu, ortak oldular bu zulme. Gümüş pırlanta yüzükleri yüzümü çizdi ve daracık alanda bir köşeye savruldum. Kalkamadım oradan... Canım çok acımıştı ve o ne zamandır ağzıma gelmeyen kan tadı bu defa tek tokatla gelmişti.
.
.
.
.
.
.
Bölüm etkileşimi
