8. bölüm / 30
KORBölüm 8 | Kesişim
Bölümler 30Şu an: Bölüm 8 | Kesişim
- 1 Bölüm 1 | 7.48 Marmaray630 kelime
- 2 Bölüm 2 | Gazetenin ilk sayfası1.804 kelime
- 3 Bölüm 3 | Ding1.431 kelime
- 4 Bölüm 4 | 17.Kat2.056 kelime
- 5 Bölüm 5 | Sis çökerken2.738 kelime
- 6 Bölüm 6 | İz2.228 kelime
- 7 Bölüm 7 | Eksik parça ve Karan Alkan5.960 kelime
- 8 Bölüm 8 | Kesişim2.436 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 Bölüm 9 | Marina=K-173.140 kelime
- 10 Bölüm 10 | Bir sır, bir yalan, bir yemin.3.333 kelime
- 11 Bölüm 11 | Bir adım kala727 kelime
- 12 Bölüm 12 | Kırık pencere2.937 kelime
- 13 Bölüm 13 | 2.Kat939 kelime
- 14 Bölüm 14 | Yağmurun ardındaki siluet672 kelime
- 15 Bölüm 15 | Bazı vedalar dans ederek başlar3.364 kelime
- 16 Bölüm 16 | Yalanın gölgesinde, kırılmışlığın içinde.2.373 kelime
- 17 Bölüm 17 | Kül olmadan2.007 kelime
- 18 Bölüm 18 | Sınır1.899 kelime
- 19 Bölüm 19 | Eşik2.047 kelime
- 20 Bölüm 20 | Davetsiz misafir1.887 kelime
- 21 Bölüm 21 | Aras Alkan.1.607 kelime
- 22 Bölüm 22 | Fırtına öncesi1.522 kelime
- 23 Bölüm 23 | Geçmişin kıyısında2.965 kelime
- 24 Bölüm 24 | Farklı masa, Kişiler aynı2.685 kelime
- 25 Bölüm 25 | Sığınak1.452 kelime
- 26 Bölüm 26 | Son kapı1.694 kelime
- 27 Bölüm 27 | Başlangıç3.276 kelime
- 28 Bölüm 28 | Kumral.1.453 kelime
- 29 Bölüm 293.692 kelime
- 30 Bölüm 30-1.kitap final2.745 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
KARAN ALKAN
Sabah alarmdan önce uyandım. Belki de hiç uyumamıştım. Komodinin üzerindeki anahtar hâlâ bıraktığım yerde duruyordu.
Yanında ise Lalin’in kolyesi… Parmaklarımı istemsizce anahtarın üzerinde gezdirdim.
İki parça artık tek parçaydı. Uzun zamandır peşinde olduğum şey… Avucumun içine sığacak kadar küçüktü.
Kapının ardından hafif bir ses geldi.nUyanmıştı.nAnahtarı çekmeceye bıraktım.nKolyeyi cebime koyup misafir odasının kapısını tıklattım.
“Uyanık mısın?”
İçeriden birkaç saniye ses gelmedi. Sonra mahcup bir ses duyuldu.
“…Evet.”
Kapıyı araladım. Lalin yatağın kenarında oturuyordu.
Dağılmış saçları yüzüne düşmüş, gözlerini kaçırıyordu. Olanları hatırlamaya çalıştığı belliydi.
Bir süre birbirimize baktık. Sessizliği yine ben bozdum.
“Başın ağrıyor mu?”
Yavaşça başını salladı.
“Biraz…”
Komodinin üzerindeki suyu ve ilacı gösterdim.
“İç.”
Bardağı eline aldı.
Bir yudum içtikten sonra gözlerini bana çevirdi.
“…Dün gece…”
Cümlesinin devamını getiremedi.
“Kusmuştun.” Dedim. Tek cümle yeterliydi.
Yanaklarının bir anda kızardığını gördüm.
“Ben…Özür dilerim.”
“Özür dileyecek bir şey yapmadın.”
Başını eğdi. “Kesin rezil oldum.”
Aklıma arabadaki hâli geldi.
“Beni kaçırıyor musun?”
İstemsizce dudaklarımın kenarı hafifçe kıvrıldı.
“Çok da sayılmaz.”
Şaşkınlıkla yüzüme baktı. İfademi hemen toparladım.
Telefonunun çaldığını duyunca bakışlarını benden ayırdı.
Ekrana baktığında yüzündeki panik geri geldi.
“Büyükannem…”
Telefonu açarken ayağa kalktı. “Babaanne…”
Karşı taraftan gelen sesi ben de duyabiliyordum.
“Kızım, merak ettim ama Eylül aradı. Geceyi arkadaşında geçirdiğini söyledi.”
Lalin gözlerini kapatıp derin bir nefes verdi.
“Merak ettin mi çok?”
“Biraz ettim ama Eylül o kadar rahat konuştu ki içim rahatladı.” Lalin bana kısa bir bakış attı. “…İyiyim babaanne.”
“Ne zaman geleceksin?”
“Birazdan.”
“Kahvaltını yapmadan çıkma.”
Telefon kapandığında derin bir nefes verdi “Teşekkür ederim.”
“Neye?”
“Eylül’e haber verdiğin için.”
Omzumu hafifçe silktim.
“Merak edeceklerini düşündüm.”
Bir an sustu.
Sonra cebimden kolyeyi çıkarıp ona uzattım.
“Bunu da düşürmüşsün.”
Şaşkınlıkla kolyeye baktı.
Bir anda yüzündeki ifade değişti.
Sanki kaybettiği bir parçasını bulmuş gibiydi.
Hızla elimden aldı.
“Ben…”
Parmakları titreyerek boynuna takmaya çalıştı.
“Koptuğunu bile fark etmemişim.”
Takmakta zorlanınca birkaç saniye onu izledim.
Sonunda sessizce elimi uzattım.
“Ver.”
Şaşkınlıkla bana baktı.
Kolyeyi avucuma bıraktı.
Arkasına geçip ince zincirin kilidini yerine oturttum.
Saçları omzuma hafifçe değiyordu.
“Oldu.”
Yavaşça geri çekildim.
Lalin kolyeye dokundu.
Sanki yeniden nefes alabilmiş gibi gözlerini kapattı.
“Bu…”
“…annemden kalan tek şey.”
İlk kez o kolyenin neden hiç boynundan çıkmadığını gerçekten anlamıştım.
Ama anahtardan…
Tek kelime bile etmedim.
Bazı gerçekler için…
Henüz doğru zaman değildi.
LALİN ERÇAĞ
Kolyeme son kez dokundum. Boynuma yeniden değdiği an içimde garip bir rahatlama oluştu.
“Tekrar teşekkür ederim.”
Karan sadece başını salladı. “Otur. Kahvaltı hazırlatacağım.”
“Hiç gerek yok.”
“Gerek var.”
İtiraz edecek gibi oldum ama o çoktan odadan çıkmıştı. Derin bir nefes verdim.
Dün geceyi düşündükçe yüzüm yanıyordu. Keşke hiçbir şey hatırlamasaydım.
Ya da… Keşke tamamen hatırlasaydım. Arada kalmak daha kötüydü.
Üzerimi biraz toparladıktan sonra aşağı indim. Ev, yukarıdan göründüğünden bile büyüktü.
Salondaki büyük camlardan sabah güneşi içeri doluyordu. Masaya yeni oturmuştum ki kapı zili çaldı.
Karan, elindeki kahve fincanını masaya bırakıp kapıya yöneldi. Ben de istemsizce başımı çevirdim.
Kapı açıldı. İnce topuklu ayakkabıların sesi mermer zeminde yankılandı.
Sena.
Kapının eşiğinde durup ikimize de baktı. Bu eve ilk gelişi olmadığı belliydi. Dudaklarının kenarında o rahatsız edici gülümseme vardı. “Demek misafirin var.”
Karan’ın sesi soğuktu. “Ne işin var burada?”
“Bana ‘günaydın’ demeyecek misin?”
Karan cevap vermedi.
Sena gözlerini bana çevirdi. “Tanışmıştık.”
Başımı hafifçe salladım. “Evet.”
“Tekrar burada görüşmek iyi oldu.” Dedi elinden geldiğince iğneleyici bir tonda konuşarak.
Sonra hiçbir şey olmamış gibi salona doğru birkaç adım attı.
“Garip geldi sadece.”
“Anlamadım?” Dedim.
“Karan’ın evinde başka birini görmek.”
Bakışlarını Karan’dan ayırmadan konuşuyordu. “Çünkü eskiden burada yalnız olmazdık.”
Karan’ın çenesi gerildi. “Sena.”
“Aynı koltukta film izlerdik.” Kısa bir duraksamadan sonra ekledi: “Bazen de sabaha kadar aynı odada uyuyakalırdık.”
İçime istemediğim bir sıkışma oturdu. Sena bunu fark etmiş gibi bana döndü. “Yanlış anlama. Bizim uzun bir geçmişimiz var.”
Karan sert bir sesle konuştu. “Yeter.”
Sena ona baktı. “Neden?Geçmişten bahsediyorum.”
“Geçmişi burada konuşmayacaksın.”
Sena birkaç saniye sustu. Sonra omuz silkti. “Sen bilirsin. Ama lalin.” Dedi bana dönerek. Bu konuşmanın ortasında olmak istemiyordum.
“Karan’ın bir huyu vardır. Gece uyumadan önce mutlaka kahve içer. İçmezse sabaha kadar uyuyamaz.”
Sonra gülümseyip ekledi.”Bunu benden başka bilen yok sanıyordum.”
Karan Sena’ya öfkeyle bakarak. “Seni daha fazla uyarmak istemiyorum.” Dedi.
Sena çantasını omzuna attı. “Sana küçük bir tavsiye vereyim.” Dedi bana.
“Karan’ın gözlerine değil…” Kısa bir duraksadı. “sessizliğine dikkat et. Çünkü bir gün hiçbir şey söylemeden çekip gider.”
Karan ilk kez bu kadar sinirlenmişti. “Yeter dedim.” Dedi dişlerinin arasından.
Sena gülümsedi. “Haklı olmasaydım bu kadar sinirlenmezdin.”
Sonra da çıkarken: “Marina projesi toplantısında görüşürüz, Karan.” Dedi ve kapıyı kapatarak çıktı.
Telefonum çalmaya başladı. Ekranda Eylül’ün adı yazıyordu.
Telefonu açar açmaz sesi kulaklarımda yankılandı. “Yaşıyor musun sen!”
İstemsizce güldüm. “Yaşıyorum.”
“İyi misin?”
“İyiyim.”
“Dün gece seni meraktan öldürdüm.” Dedi Eylül.
“Karan haber vermiş.”
“Evet.”
“Allah’tan vermiş.” İçimde küçük bir rahatlama oluştu.
“Birazdan eve gidiyorum zaten.”
“Tamam. Sonra beni ara.”
“Ararım.”
Telefonu kapatır kapatmaz yeniden çaldı.
Bu kez ekrana baktığımda istemsizce gülümsedim.
Aybars. “Alo?”
“İyi misin?”
Sesinde gerçekten endişe vardı.
“İyiyim.”
“Emin misin?”
“Evet.”
“Dün gece seni bırakıp gittiğim için kendime kızıyorum.”
“Gerek yok.”
“Var.” Dedi ısrarla.
Kısa bir sessizlik oldu. “İstersen gelip seni alayım.”
Başımı iki yana salladım. “Gerek yok.”
“Bak gerçekten…”
“İyiyim Aybars.”
“Tamam ama eve vardığında bana haber ver.”
“Beni merak etme.”
“Ederim.”
Telefon kapandığında birkaç saniye elim hâlâ kulağımdaydı. Başımı kaldırdığımda… Karan bana bakıyordu.
“Aybars mı?” Diye sordu.
“Evet.”
Karan kapıya yöneldi. “Geceden bu yana üç kez aradı.”
“Merak etmiş.”
“Öyle görünüyor.”
Başka hiçbir şey söylemedi.
Ama nedense…
Söylediği o tek cümle, sandığımdan daha uzun süre aklımda kaldı.
KARAN ALKAN
Lalin’in büyükannesinin evinin önünde arabayı durdurdum.
Motoru kapattığım hâlde ikimiz de birkaç saniye konuşmadık. Ellerini dizlerinin üzerinde birleştirmişti. Sürekli parmaklarıyla kolyesini çeviriyordu.
“Burası.” Başını kaldırıp camdan dışarı baktı.
“Hatırlıyorum.” Dedim.
Sesi hâlâ mahcuptu. Kapıyı açmadan önce bana döndü.
“Dün gece için…” Derin bir nefes aldı. “…teşekkür ederim.”
Gözlerimi birkaç saniye ondan ayırmadım.
“Bir daha bu kadar içme.”
Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı. “Söz veremem.”
Başımı iki yana salladım. “Beklediğim cevap buydu.”
Kısa bir kahkaha attı. Ardından arabadan indi.
Kapıya doğru yürürken bir kez olsun arkasına bakmadı. Ben ise o eve girene kadar bekledim.
Kapının kapandığını görünce direksiyonu çevirdim.
⸻
Yaklaşık kırk dakika sonra şirketin otoparkına girdim.
Babamın erkenden toplantı istediğini biliyordum. Asansör doğrudan yönetim katına çıktı.
Koridorun sonunda sekreter beni görünce ayağa kalktı. “Karan Bey, toplantı başladı.”
Başımı sallayıp kapıyı açtım. İçeride babamın yanı sıra üç kişi daha vardı.
Onlardan birini hemen tanıdım. Murat Yılmaz. Sena’nın babası.
Babam konuşmasını yarıda kesmeden bana baktı. “Gel.”
Boş sandalyeye oturdum. Masanın üzerinde marina projesine ait haritalar duruyordu.
Murat Yılmaz kalemini haritanın üzerine bıraktı. “İnşaat ruhsatında bir problem yok.”
Babam başını salladı. “Kamulaştırmalar?”
“Çoğu tamamlandı.”
Haritanın kıyı kısmını işaret etti. “Sadece birkaç parsel kaldı.”
Babam dosyaya göz gezdirdi. “Onlar da alınacak.”
Murat kısa bir gülümsemeyle arkasına yaslandı. “Yaşlı kadın hâlâ direniyor.”
Bakışlarım istemsizce haritaya kaydı. Hangi evden bahsettiklerini biliyordum.
Babam sakin bir sesle konuştu. “Direnmeye devam edemez.”
Murat omuz silkti. “Torunu da oldukça inatçı.”
İlk kez gözlerimi dosyadan kaldırıp ona baktım. “Lalin.” Dedi. “Erçağlar hayatımızın hep bir dönümünde bizi buluyor. Değil mi cihan?” Dediğinde babam kısa bir bakış attı. Murat Yılmaz ise konuşmasına devam etmedi.
İçimde açıklayamadığım bir huzursuzluk oluştu.
Babam bunu fark etmiş olacak ki konuya hemen müdahale etti. “Bu işle sen ilgilenmeyeceksin.”
“Neden?”
“Çünkü gerek yok.”
Masadaki sessizlik birkaç saniye sürdü Murat tekrar haritaya döndü. “Marinanın tam ortasında kalan alan…”
Kalemini kırmızıyla işaretlenmiş noktaya götürdü. “…en kritik yer.”
Bakışlarım o noktaya takıldı. K-17.
Haritanın üzerinde küçücük yazılmıştı. Kimse fark etmese de… Ben fark etmiştim.
Toplantı bittikten sonra herkes yavaş yavaş odadan çıktı. Ben de çıkmak üzereyken Sena kapının önünde bekliyordu.
Kollarını göğsünde birleştirmişti. “Konuşabilir miyiz?”
“Hayır.”
Yanından geçip yürümeye devam ettim. Topuklu ayakkabılarının sesi arkamdan geliyordu. “Bu kadar öfkeli olman gerekmiyor.”
Durmadım. “Neden geldin?”
“Sabah yarım kaldı.”
Koridorun sonundaki camın önünde durdum. “Sabah bitmesi gereken yerde bitti.”
Sena birkaç adım daha yaklaştı. “Beni onun için mi tersledin?”
Ona baktım. “Kimin için?”
“Lalin.”
Cevap vermedim.
Dudaklarının kenarı hafifçe yukarı kıvrıldı. “Demek gerçekten onun için.”
“Yanılıyorsun.”
“Öyle mi?”
Başını hafifçe yana eğdi.
“O zaman neden ilk kez bana o ses tonuyla konuştun?”
Sessiz kaldım.
Sena derin bir nefes aldı.
“Boş ver. Zaten yakında birbirimizi daha sık göreceğiz.”
Kaşımı kaldırdım. “Ne demek istiyorsun?”
“Babam marina projesiyle bizzat ilgileniyor.”
Çantasını omzuna düzeltti. “Sen de toplantılarda olacaksın.” Kısa bir duraksadı.“Ve sanırım…Lalin de.”
“Neden?”
“Çünkü o ev…” Gözlerimin içine baktı. “…er ya da geç bizim olacak.”
Çenem istemsizce gerildi. “Sena.”
“Sakın bana kızma.Ben sadece gerçeği söylüyorum.”
Bir adım geri çekildi. “Toplantıda görüşürüz, Karan.”
Arkasını dönüp uzaklaşırken son kez durdu.“Bu arada…” Başını hafifçe çevirip bana baktı. “Umarım bu kez duyguların, kararlarını etkilemez.”
Hiçbir şey söylemedim. Sena uzaklaşıp gözden kaybolduktan sonra cebimdeki anahtara dokundum.
Marina projesi… Lalin’in evi… K-17…
Hepsi aynı noktada birleşiyordu. Ve bunun tesadüf olmadığı artık fazlasıyla açıktı.
Bugün üniversitede yapılacak konferansa gitmek gibi bir niyetim yoktu Ama babamın davetli konuşmacı olduğunu biliyordum.
Arabamı kampüsün otoparkına bıraktığımda konferansın başlayacağı saate daha yirmi dakika vardı.
Koridorlar her zamanki gibi kalabalıktı.
Öğrenciler konferans salonuna doğru ilerliyor, görevliler son hazırlıkları tamamlıyordu.
Telefonum titredi. Ekranda tek bir isim vardı.
Cihan Alkan.
“Evet.”
“Neredesin?”
“Konferans salonunun olduğu kattayım.”
“Koridorun sonuna gel.”
Telefon kapandı.
Babam camların önünde durmuş kampüsü izliyordu.
Yanına yaklaştığımda arkasını dönmedi.
“Sana marina dosyasından uzak durmanı söyledim.”
“Bana sadece uzak durmamı söyledin.” Dedim. Bakışlarındaki öfkeyi görebiliyordum. “Sebebini hiçbir zaman söylemedin.”
Bu kez bana döndü. Bakışları her zamankinden daha sertti. “Sebebini öğrenmeye çalışmayacaksın.”
“Neden?”
“K-17’yi araştırmayı bırak.” Dediğinde, İçimden geçenleri yüzüme yansıtmamaya çalıştım.
“Demek biliyorsun.”
Babam bir adım daha yaklaştı. “Sana son kez söylüyorum. O anahtarı unut.”
Başımı iki yana salladım.
“Artık çok geç.”
“Karan.”
“Sadece bana emir vermekten vazgeç.”Babam şaşkınlığını gizlemedi. Karşılık vermezdim, hem de hiç.
“Sınırını aşma.”
“Aşacağım Çünkü o ailenin bu işin içinde olduğunu biliyorum.”
Babamın çenesi gerildi.
“Lalin’in ailesiyle ne yaşandı?” Dedim doğrudan.
Cevap vermedi.
“Duyuyor musun beni? Derin Erçağ’a ne oldu?”
Bir anda…
Şak!
Koridor sessizliğe gömüldü. Yanağımın yandığını hissediyordum Ama gözlerimi ondan ayırmadım. Babam nefes nefeseydi.
“Bundan sonra…” Sesi neredeyse fısıltıya dönmüştü. “…o ismi bir daha ağzına almayacaksın.”
Tam o sırada arkamızdan hafif bir dosya sesi geldi. İkimiz de döndük.
Lalin… Olduğu yerde donmuştu.
Yere düşen dosyalarını bile toplamıyordu. Gözleri önce bana, sonra babama kaydı.Babam yüzündeki öfkeyi tek hamlede sildi.
Ceketini düzeltti. “Gecikiyorum.”
Sanki birkaç saniye önce oğluna tokat atan adam o değilmiş gibi sakin bir ifadeyle yanımızdan geçti.
“Lalin Hanım.” Kibarca başını eğdi “Konferansa yetişelim.”
Hiçbir şey olmamış gibi yürüyüp uzaklaştı.Lalin bana yaklaşacak gibi oldu. Tam konuşacakken salondan anons sesi yükseldi.
“Sayın öğrencilerimiz, konuğumuz birazdan salona teşrif edecektir.” Lalin bana bakmayı sürdürdü. “Git.” Dedim. Gözlerini benden ayırmadı. “İyi misin?”
“Seni ilgilendirmez.”
Lalin birkaç saniye sustu. “Belki de ilgilendiriyordur.”
Bu cümle adım atmamı engellemişti Ama yine de cevap vermedim ve konferans salonuna doğru ilerledim.
Konferans salonundaki ışıklar hafifçe loşlaştı.
Sunucunun sesi salona yayıldı.
“Bugünkü konuğumuz, Alkan Holding Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Cihan Alkan.”
Salon alkışlarla doldu.
Babam ağır adımlarla sahneye çıktı.
Her zamanki gibi kusursuz görünüyordu.
Lacivert takım elbisesi, sakin yürüyüşü ve yüzündeki kontrollü ifade…
Az önce koridorda bana tokat atan adamla, kürsüde duran adam aynı kişi değilmiş gibiydi.
Kürsüye geçti.
Mikrofonu hafifçe kendine doğru çekti.
“Günaydın.”
Salondan yeniden alkış yükseldi.
Babam kısa bir süre etrafına baktı.
“Öncelikle burada olmaktan büyük mutluluk duyduğumu söylemek isterim. Üniversiteler yalnızca meslek öğrenilen yerler değildir. İnsan bazen geleceğini burada kurar bazen de hayatını değiştirecek insanlarla burada tanışır.”
Bir an durdu. Bakışları salonda dolaştı.
“Ben de yıllar önce sizin oturduğunuz sıralarda oturdum. Hatalar yaptım. Doğru kararlar da verdim. Ama şunu öğrendim…”
Kürsünün iki yanına ellerini koydu.
“Hayatta her kararın bir bedeli vardır. Bazen o bedeli siz ödersiniz. bazen de sizin yerinize sevdikleriniz.”
Salonda derin bir sessizlik oluştu.
Ben ise gözlerimi ondan ayıramıyordum.
Bu cümleleri yalnızca ben anlıyormuşum gibi hissediyordum.
Babam konuşmasına devam etti.
“İş dünyasında çoğu insan başarının zekâyla ilgili olduğunu düşünür. Ben öyle düşünmüyorum. Başarı…”
Kısa bir duraksadı.
“…duygularınızla mantığınız arasında seçim yapabildiğiniz gün başlar.”
Salondaki öğrenciler not almaya başlamıştı.
“O seçimi yapamayan insanlar çoğu zaman hem kendilerini hem de etraflarındaki insanları kaybeder.”
Çenem sıkıldı.
Babam konuşurken tek bir an bile bana bakmıyordu.
Ama söylediği her cümle Doğrudan bana söyleniyordu.
Arkasındaki ekranda marina projesinin görselleri belirdi.
Denizin üzerine kurulmuş modern iskeleler…
Yeşil alanlar…
Yeni yaşam merkezleri…
Babam elini ekrana doğru uzattı.
“Bir şehri değiştirmek yalnızca binalar inşa etmek değildir. Bazen geçmişi geride bırakmayı da gerektirir. Bunun için zor kararlar vermekten korkmamak gerekir.”
Sonra hafifçe gülümsedi.
“Bugün sizlerle paylaşmak istediğim projelerden biri de Alkan Holding ve Yılmaz Holding ortaklığında yürüttüğümüz marina projesi.”
Ekrandaki görseller değişti.
Haritanın üzerinde projenin sınırları belirdi.
Lalin’in büyükannesinin yaşadığı mahalle de o sınırların içindeydi.
Babam sözlerine devam etti.
“Bu proje tamamlandığında yalnızca ekonomiye değil bu şehrin geleceğine de yön verecek. Elbette her büyük değişim gibi bu proje de fedakârlık isteyecek.”
Salondan alkış sesleri yükseldi.
Ben ise yalnızca tek bir kelimeyi düşünüyordum.
Fedakârlık.
Babamın sözlüğünde bu kelimenin anlamını çok iyi biliyordum.
Başkalarının hayatı.
LALİN ERÇAĞ
Salondaki sessizliği arka sıralardan yükselen bir erkek sesi bozdu.
“Bir şey sorabilir miyim?”
Cihan Alkan başını hafifçe salladı.
“Elbette.”
Öğrenci ayağa kalktı.
“Marina projesiyle ilgili çok fazla haber okuduk. O bölgede yaşayan insanların evlerinden çıkarılacağı söyleniyor. Özellikle yıllardır orada yaşayan aileler var. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?”
Kalbim bir anda hızlandı. Elimi istemsizce dizimin üzerine koydum. Sanki o soruyu ben sormuştum.
Salondaki herkes Cihan Alkan’a dönerken ben nefesimi tutmuştum.
Cihan Alkan’ın yüzünde en ufak bir değişiklik olmadı.
Mikrofona doğru eğildi.
“Bu çok haklı bir soru.” Sesi sakindi.
“Hiçbir proje insanları mağdur etmek amacıyla hazırlanmaz.Bazen gelişmek için değişmek gerekir. Elbette bu süreçte hak sahiplerinin tüm yasal hakları korunacaktır.”
Yasal haklar…
İçimden acı bir gülümseme geçti.
Babaannemin gözyaşları, kapımıza gelen adamların tehditleri…
Bunların hangisi “hak”tı? Cihan Alkan konuşmasına devam etti.“Biz yalnızca bir marina inşa etmiyoruz. Bu şehrin geleceğini inşa ediyoruz.”
Salondan alkış yükseldi. Ben alkışlayamadım. Çünkü aklımda yalnızca babaannemin sesi vardı.
“Bu evde annenin kokusu var, kızım.”
Cihan Alkan bir an durdu. Sonra salona bakarak gülümsedi.
“Bugün burada sizlerle küçük bir haberi de paylaşmak istiyorum.”
Yanımda oturan Eylül merakla doğruldu.
Ben ise istemsizce sahneye odaklandım.
“Marina projesinin saha koordinatörlüğünü…” Kısa bir duraksadı.“…bugünden itibaren Alkan Holding adına oğlum Karan Alkan üstlenecek.”
Salonu güçlü bir alkış sesi doldurdu. Eylül şaşkınlıkla bana döndü.
“Vay…”
Ben hiçbir şey söyleyemedim. Bakışlarım istemsizce arka sıraları aradı.
Karan… En arkada ayakta duruyordu.
Alkışlamıyordu.Yüzünde ne bir gurur vardı…Ne de mutluluk. Sanki bu kararı benimle aynı anda öğrenmiş gibiydi.
Cihan Alkan elini uzattı. “Karan.”
Salonun bütün bakışları ona çevrildi. Karan ağır adımlarla sahneye çıktı.
Az önce koridorda gördüğüm kızarıklık, yanağında hâlâ belli belirsiz duruyordu.Kimse fark etmiyordu Ama ben ediyordum.
Cihan Alkan, herkesin gözü önünde elini oğlunun omzuna koydu.
“Daha genç yaşta büyük sorumluluklar üstlenmek kolay değildir. Fakat kendisine güvenim tam.”
Bir baba için söylenebilecek en gurur verici cümlelerden biriydi. Ama nedense…
Az önce koridorda gördüğüm tokat, bu sözlerin önüne geçiyordu.
Karan’ın bakışları bir anlığına salonda dolaştı.
Sonra göz göze geldik.
Sadece birkaç saniyeydi.
Ama o birkaç saniyede…
İkimizin de aklından aynı şey geçtiğini hissettim.
Marina projesi artık sadece bir proje değildi.
Benim evimle…
Onun ailesi…
O an anladım.
Bundan sonra karşımda yalnızca Alkan Holding yoktu.
Karşımda…Karan Alkan vardı.
Bölüm etkileşimi
