17. bölüm / 30
KORBölüm 17 | Kül olmadan
Bölümler 30Şu an: Bölüm 17 | Kül olmadan
- 1 Bölüm 1 | 7.48 Marmaray630 kelime
- 2 Bölüm 2 | Gazetenin ilk sayfası1.804 kelime
- 3 Bölüm 3 | Ding1.431 kelime
- 4 Bölüm 4 | 17.Kat2.056 kelime
- 5 Bölüm 5 | Sis çökerken2.738 kelime
- 6 Bölüm 6 | İz2.228 kelime
- 7 Bölüm 7 | Eksik parça ve Karan Alkan5.960 kelime
- 8 Bölüm 8 | Kesişim2.436 kelime
- 9 Bölüm 9 | Marina=K-173.140 kelime
- 10 Bölüm 10 | Bir sır, bir yalan, bir yemin.3.333 kelime
- 11 Bölüm 11 | Bir adım kala727 kelime
- 12 Bölüm 12 | Kırık pencere2.937 kelime
- 13 Bölüm 13 | 2.Kat939 kelime
- 14 Bölüm 14 | Yağmurun ardındaki siluet672 kelime
- 15 Bölüm 15 | Bazı vedalar dans ederek başlar3.364 kelime
- 16 Bölüm 16 | Yalanın gölgesinde, kırılmışlığın içinde.2.373 kelime
- 17 Bölüm 17 | Kül olmadan2.007 kelime · Okuduğun bölüm
- 18 Bölüm 18 | Sınır1.899 kelime
- 19 Bölüm 19 | Eşik2.047 kelime
- 20 Bölüm 20 | Davetsiz misafir1.887 kelime
- 21 Bölüm 21 | Aras Alkan.1.607 kelime
- 22 Bölüm 22 | Fırtına öncesi1.522 kelime
- 23 Bölüm 23 | Geçmişin kıyısında2.965 kelime
- 24 Bölüm 24 | Farklı masa, Kişiler aynı2.685 kelime
- 25 Bölüm 25 | Sığınak1.452 kelime
- 26 Bölüm 26 | Son kapı1.694 kelime
- 27 Bölüm 27 | Başlangıç3.276 kelime
- 28 Bölüm 28 | Kumral.1.453 kelime
- 29 Bölüm 293.692 kelime
- 30 Bölüm 30-1.kitap final2.745 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
EYLÜL DURUKAN
Sabahın ilk ışıkları perde arasından süzülürken mutfaktan gelen kahve kokusuyla gözlerimi araladım.
Ev sessizdi.
Annemle babam iki günlüğüne Ankara’ya gitmişti. Koca evde yalnızca ben, Aybars ve dün geceyi neredeyse hiç hatırlamayacak kadar sarhoş olan Lalin vardık. Derin bir nefes alıp mutfağa indim. Aybars çoktan kahveyi hazırlamıştı. Elindeki kupayı uzatırken yorgun görünüyordu.
“Uyumadın mı?”
Omuz silkti. “Biraz.”
Daha fazlasını sormadım Çünkü cevabını biliyordum. Tam o sırada üst kattan yavaş ayak sesleri duyuldu.
Lalin…
Merdivenlerden inerken başını iki eliyle tutuyordu.
“Günaydın…”
Sesi çatallıydı. Kahveyi görünce yüzünü buruşturdu.
“Bir daha içmeyeceğim.”
İstemsizce güldüm. “Bu cümleyi herkes söyler.”
Lalin sandalyeye çöktü. “Başım çatlıyor.”
Aybars önüne bir bardak su bıraktı. “Ağrı kesici de getirdim.”
Lalin gülümseyerek teşekkür etti. O an Aybars’ın yüzüne baktım. Dün gece hiç yaşanmamış gibi davranıyordu. Belki de…Lalin’in hatırlamamasını gerçekten istiyordu Ve bunun nedenini artık çok iyi biliyordum.
⸻
Gün öğlene kadar oldukça sakin geçti. Üçümüz mutfakta kahvaltı hazırladık. Lalin yumurtayı yakmayı başardı. Ben kahkahalarla gülerken Aybars tavayı elinden aldı.
“Garajda araba tamir ediyorsun ama Yumurta yapamıyor musun?”
Lalin dudaklarını büktü. “Arabalar daha uslu.”
Ev ilk kez bu kadar neşeli gelmişti. Sanki dün gece hiç yaşanmamıştı.
⸻
Akşamüstüne doğru telefonum çaldı. Annemdi.
“Eylül, markete uğrayabilir misin?”
“Tabii anne.”
Telefonu kapatınca montumu aldım. “Yarım saate dönerim.”
Aybars da ayağa kalktı. “Ben de çıkıyorum.”
Kapıya yönelirken Lalin’e döndüm. “Sen sakın çıkma.”
Lalin gözlerini devirdi. “Eylül…Başlama.”
“Tamam.”
Ama o “tamam”ın gerçek olmadığını çok iyi biliyordum.
⸻
LALİN ERÇAĞ
Ev sessizleşince camın önüne geçtim. Zekeriyaköy… Sarıyer’e hiç benzemiyordu. Daha sakindi. Daha düzenliydi. Ağaçların arasına gizlenmiş villalar, taş kaldırımlar ve sokak boyunca uzanan çiçekler… İçimdeki sıkıntıyı dağıtmaya yetmiyordu. Tişörtümü
“Sadece biraz yürüyüp döneceğim.” Kimseye haber vermeden kapıyı çektim. Serin hava yüzüme çarptığında derin bir nefes aldım. Yürüdüm. Nereye gittiğimi bilmeden. Sadece yürüdüm.
Dün geceyi düşünmemeye çalışıyordum. Başaramıyordum. Karan’ın Sena’yı öpüşü Gözlerimin önünden gitmiyordu. Tam başımı kaldırdığım sırada Aynı siyah SUV üçüncü kez önümden geçti. Kaşlarım çatıldı. İlk ikisinde tesadüf demiştim. Üçüncüsünde, İçime kötü bir his çöktü. Araba birkaç metre ilerimde yavaşça durdu.
İlk başta önemsemedim. Zekeriyaköy’ün bu tarafı zaten sakindi. Birinin yol sormak için durmuş olabileceğini düşündüm.
Yürümeye devam ettim. Kapının açılma sesi duyuldu. İçimde açıklayamadığım bir huzursuzluk belirdi. Adımlarımı istemsizce yavaşlattım. Arkamdan yaklaşan ayak sesleri taş yolda yankılanıyordu.
Sonunda durup omzumun üzerinden baktım.
Yirmişi yaşlarının ortalarında görünen bir çocuk bana doğru yürüyordu. Üzerinde koyu renk bir gömlek, siyah bir pantolon vardı. Ne telaşlı görünüyordu ne de rahat. Yüzündeki ifade, sanki beni uzun zamandır arıyormuş gibi sakindi.
“Affedersiniz…”
Sesindeki sakinlik nedense içimi daha çok ürpertti. “Evet?”
Çocuk birkaç adım daha yaklaştı. “Lalin Erçağ.”
Kalbim bir anlığına duracak gibi oldu. Adımı Nereden biliyordu?
Kaşlarımı çattım. “Buyurun?”
“Benimle gelmen gerekiyor.”
Ne söylediğini anlamakta zorlandım. “Özür dilerim?”
“Seninle konuşmak isteyen biri var.”
Başımı iki yana salladım. “Sanırım yanlış anladınız.”
Yanından geçmek için bir adım attım. Tam önümden geçeceğim sırada kolum sertçe tutuldu.
Canımın acıdığını hissettim. “Bırakın!”
Kolumu kendime doğru çektim. Adamın parmakları daha da sıkıldı.
“Zorlaştırma.”
“Ne yapıyorsunuz?”
Sesim ilk kez titremişti.
“Eğer sakince gelirsen ikimiz için de daha kolay olacak.”
“Gelmiyorum.”
Bu kez beni kendine doğru çekti. Dengem bozuldu. “Nereye götürüyorsunuz beni?”
“Cevaplarını alacağın yere.”
“Neyin cevabını?”
Çocuk konuşmadı. Sadece arabanın açık duran kapısına doğru yürümeye devam etti. İçeride… Direksiyonda oturan ikinci birini seçebiliyordum. Kalbim göğsümü acıtacak kadar hızlı atıyordu.
“Bırakın!”
Kolumu kurtarmaya çalıştım. Olmuyordu “Eylül!” diye bağırdığımı fark ettim Ama sesim ağaçların arasında kayboldu.
Adam kolumu yeniden sertçe çekti.
Canım öyle bir yandı ki gözlerim doldu.
“Gel dedim.”
“Bırak!”
Kolumu kurtarmak için bütün gücümle asıldım. Olmadı. O an düşünmedim. Sadece refleksle… Sağ yumruğumu kaldırıp bütün gücümle adamın yüzüne vurdum.
“Ah!”
Bir an sendeledi. Parmakları kolumdan gevşedi. İlk kez kurtulabileceğimi düşündüm. Tam geri çekilecektim ki… Bu kez bileğimden yakaladı.
“Lanet olsun!”
Kolumu öyle sert çekti ki dengesizce ona doğru savruldum. O sırada Siyah Porsche sert bir frenle birkaç metre önümüzde durdu. Kapı açıldı.
Karan…
Arabadan indi. Bandajlı sağ eli sarılıydı. Yüzü Daha önce hiç görmediğim kadar ifadesizdi. Bakışları önce bana Sonra adamın kolumu sıkan eline kaydı. Hiç konuşmadı.
Adam alaycı bir ifadeyle bana baktı. “Erkek arkadaşın mı?”
Karan cevap vermedi. Yürümeye devam etti. Adımlarının sesi bile adamı tedirgin etmeye yetmişti.
“Sen kimsin?”
Adamın cümlesi biter bitmez… Karan hiç durmadı. Bandajlı eliyle yumruğu bütün gücüyle adamın çenesine indi.
Tok ses sokağın sessizliğini yardı. Adam savrulurken aynı anda beyaz bandajın üzerinden kırmızı bir leke yayılmaya başladı.
Dikişleri Patlamıştı.
“Karan!”
Endişeyle Bağırdım. O ise eline bile bakmadı. Adam yeniden doğrulmaya çalıştı. Bu kez yakasından tuttu. Arabadaki sürücü peş peşe korna çalmaya başladı.
“Kalk!” diye bağırdı.
Adam Karan’ı iterek kendini kurtardı. Adam arabaya atladığı anda siyah SUV lastik sesleriyle uzaklaştı.
Sokağa yeniden sessizlik çöktü. Nefes nefeseydim. Kollarım hâlâ titriyordu. Ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. Bir adım attım. Dizlerim boşalacak gibi oldu. Karan hızla yanıma geldi. Hiç düşünmeden İki kolunu omuzlarıma doladı. Beni kendine çekti.
Öyle ani olmuştu ki…Ne ben tepki verebildim… Ne de o. Göğsüne çarpan nefesimi duyabiliyordum. Kalbi Hiç durmadan atıyordu. Omuzları sertti. Nefesi düzensizdi.Bandajlı eli sırtıma değdiği an istemsizce irkildiğini hissettim.
Canı yanıyordu Ama bırakmıyordu.
Sanki Bir saniye geç kalsa beni gerçekten kaybedecekmiş gibi sarılıyordu. Ben hâlâ donup kalmıştım. Başımı yavaşça kaldırdığım anda O da yaptığı şeyi fark etti.
Kolları bir anda gevşedi.Bir adım geri çekildi. Yüzünü başka tarafa çevirdi. Çenesini sıktığını görebiliyordum.
“İyi misin?”
Sesi yeniden eski hâline dönmüştü. Soğuk. Kontrollü. Sanki birkaç saniye önce bana sarılan o değilmiş gibi. Cevap veremedim. Çünkü hâlâ Göğsünde attığını hissettiğim o kalbin ritmi kulaklarımdaydı. Karan gözlerini benden kaçırdı. Bandajlı eline baktı.
Kan yeniden sargının üzerine yayılıyordu. Sanki o birkaç saniyelik sarılış Hiç yaşanmamıştı. Gözlerim bandajdan süzülen kana takılmıştı.
“Arabaya bin.”
“Nereye?”
“İnat etme.”
“Karan…”
“Lalin.”
İlk kez ismimi bu kadar sert söylemişti. “Arabaya.”
Daha fazla karşı çıkamadım. Sessizce ön koltuğa oturdum.
Araba çalıştı. İkimiz de konuşmuyorduk. Yaklaşık on dakika sonra yüksek duvarlarla çevrili modern bir villanın önünde durduk. Motor sustu.
“Eve geldik.”
Etrafıma baktım. “Burası…”
“Benim.” Tek kelime. Başka açıklama yapmadı.
Tam arabadan inecekken telefonu çaldı.
Ekrana baktı. Arayan Eylül’dü. Hoparlörü açmadı ama konuşmasını duyabiliyordum.
“Eylül.”
Karşı taraftan telaşlı bir ses geldiğini hissedebiliyordum.
“Lalin yanında mı?”
Karan kısa bir nefes verdi. “Yanımda.”
Sessizlik.
“Ne oldu?”
“Bugün olanları sonra anlatırım.” Sesi her zamanki gibi sakindi. “Şimdilik büyükannesine sende kaldığını söyle Ve bu konuşma…” Kısa bir duraksadı. “…şimdilik sen, ben ve lalin arasında kalacak.”
Karşı taraftan yine bir şeyler söylendi.
Karan gözlerini önümdeki boşluğa dikti. “Bugün olanları araştıracağım. Eğer düşündüğüm gibiyse…”
Cümlesini yarıda bıraktı. “Kimseyi tek başına bırakmayın.”
Telefonu kapattı. İlk kez bana döndü. Sessizlik. Bu kez ikimizin de üzerine çökmüştü.
LALİN ERÇAĞ
Kapı açılır açılmaz Karan hiç durmadan içeri girdi. Ben de sessizce arkasından yürüdüm. Ev Beklediğimden çok farklıydı. Her şey düzenliydi. Fazlasıyla düzenli. Sanki burada yaşayan biri değil de, Sadece ara sıra uğrayan biri vardı.
Karan ceketini koltuğun üzerine bıraktı. Tam bandajını çözmeye çalışırken kapının zili çaldı.
Kaşlarımı çattım. “Biri mi gelecek?”
Cevap vermedi. Kapıyı açtı. Kapının önünde dün gece gördüğüm doktor vardı. Elindeki çantayla içeri girerken önce Karan’a baktı. Sonra gözleri bana kaydı. Kısa bir sessizlik oldu.
Dudaklarının kenarında belli belirsiz bir tebessüm oluştu. Kendi kendine duyulmayacak kadar alçak bir sesle, “Demek mesele buydu…” diye mırıldandı.
“Efendim?”
İstemsizce sordum. Doktor hemen başını kaldırıp bana gülümsedi.
“Bir şey değil.”
Sonra yeniden Karan’a döndü. “Gel bakalım.”
Karan hiçbir şey söylemeden koltuğa oturdu. Doktor bandajı dikkatlice çözerken kaşlarını çattı.
“Güzel. Dikişlerin yarısını yine açmışsın.”
“Biraz mı?”
Doktor hafifçe güldü. “Senin şu ‘biraz’ dediğin şey yüzünden kaçıncı kez dikiş atıyorum, biliyor musun?”
Karan ilk kez dudaklarının kenarını belli belirsiz kıvırdı. “Saymayı bırakmışsındır.”
“Hayır.” Doktor gülmeye devam etti. “Çünkü sen bana unutturmuyorsun.”
Çantasından yeni malzemeleri çıkardı “Uyuşturucu yapacağım.”
“Gerek yok.”
“Bu sefer tartışmayacağım.”
Karan doktora baktı. Doktor da gözlerini ondan ayırmadı.
Sonunda Karan derin bir nefes verdi. “Nasıl istersen.”
İlk kez İtiraz etmedi. Doktor hafifçe gülümsedi. “Akıllanıyorsun.”
Sonra iğneyi hazırlarken başını kaldırdı “Büyüdün evlat.”
Karan’ın dudaklarının kenarında belli belirsiz bir tebessüm oluştu. “Geç kaldın bunu söylemek için.”
Doktor da hafifçe güldü. “Ben yıllardır söylüyorum. Sen duymuyorsun.”
İkisini izlerken istemsizce gülümsedim. Karan’ın Birilerine karşı böyle davrandığını ilk kez görüyordum. Doktor bunu fark etmiş olacak ki göz ucuyla bana baktı.
Sonra yeniden elindeki dikişe döndü. “Seni ilk getirdiklerinde…” diye mırıldandı. “…şu kadarcıktın.” İki parmağıyla küçük bir mesafe gösterdi.
“Şimdi koskoca adam olmuşsun.”
Karan başını hafifçe eğdi. “Yaşlandın, doktor.”
Doktor kahkaha attı. “Sen de hâlâ laf yetiştiriyorsun.”
O an İlk kez Karan’ın gerçekten gülebildiğini gördüm. Çok kısa sürdü Ama vardı Ve nedense O küçücük tebessüm, bugüne kadar gördüğüm bütün ifadelerinden daha gerçekti.
Sanki karşımdaki adam birkaç dakika önce sokakta yumruk atan kişi değildi.
Daha sakindi. Daha gerçekti. Doktor elini dikkatlice temizlerken başını hafifçe salladı.
“Ne kadar büyümüş olursan ol benim gözümde hâlâ aynı çocuksun.”
Karan başını eğip kısa bir kahkaha attı. “Çocuk değilim artık.”
“Olabilir.”
Doktor ipliği iğneye geçirirken gülümsedi “Ama hâlâ canın yandığında kaşını aynı şekilde çatıyorsun.”
İstemsizce Karan’a baktım. Gerçekten de Farkında bile olmadan kaşlarını çatmıştı. Bunu fark edince hemen yüzünü düzeltti.
Doktor bu hâline alışıkmış gibi başını iki yana salladı. “Bak işte Hiç değişmedin.”
Dikişi atmaya başlarken eli yavaşça Karan’ın sağ elinin dış kısmındaki ince beyaz izin üzerine geldi. “Bu izi hatırlıyor musun?”
Gözlerim istemsizce o küçük dikiş izine takıldı. İlk defa dikkatimi çekmişti.
Doktor gülümsedi. “Dokuz yaşındaydı. Abisiyle ağaç ev yapmaya kalkmışlardı.”
Karan sessizce gözlerini kapattı. “Doktor…”
“Dur anlatayım. Belki bu sefer uslanırsın.”
Karan cevap vermedi. Doktor anlatmaya devam etti.
“Aras, ‘Çıkma.’ diye defalarca uyarmış.”
“Karan ise…”
Başını Karan’a doğru salladı. “…inadından yukarı çıkmış.”
İstemsizce güldüm. Gerçekten gözümün önüne gelmişti. Karan’ın çocuk hâli bile inatçıydı.Doktor da gülüyordu.
“Sonra ayağı kayıyor. Eli kırık cama giriyor. Kanı görünce Aras’ın rengi bembeyaz olmuştu. Çocuğu sırtına aldığı gibi hastaneye kadar getirdi. Sabaha kadar da başucundan ayrılmadı.”
Gözlerim istemsizce Karan’a kaydı. Onun yüzündeki o küçücük tebessüm… Yavaş yavaş silinmeye başlamıştı. Sessizlik odanın içine çöktü. Dayanamadım. Kısık bir sesle sordum.
“Senin abin mi var?”
Doktorun eli bir an durdu. Sanki o soruyu beklemiyordu. Karan birkaç saniye hiçbir şey söylemedi. Bakışları yere indi. Sonra yalnızca tek kelime çıktı dudaklarından.
“Vardı.”
Kalbim sıkıştı. Ne demekti bu?
“Vardı?”
Bu kez gözlerini bana çevirdi. Yüzü yeniden o tanıdığım hâline dönmüştü. Sert. Ulaşılmaz.
“Artık yok.”
Odanın içindeki bütün sıcaklık bir anda kaybolmuştu. Doktor sessizce son düğümü attı. Çantasını kapatırken bana kısa bir bakış attı. O bakışta tek bir şey vardı. “Daha fazla sorma.”
Ben de sustum. Ama aklım Karan’ın söylediği o tek kelimede kalmıştı.
Vardı.
Bir insan yaşayan birinden de Bu kadar geçmiş zamanla bahsedebilir miydi?
Doktor gittikten sonra ev yeniden sessizliğe büründü.
Kapının kapanma sesi, salonun duvarlarında birkaç saniye yankılandı.
Karan ayakta duruyordu.
Bandajlanan eline kısa bir an baktı.
Sonra hiçbir şey olmamış gibi pencerenin önüne yürüdü.
Ben ise hâlâ onu izliyordum.
Az önce…
Doktorun yanında gülümseyen adamla, sokakta tek yumrukla beni kurtaran adam aynı kişi değildi sanki.
İkisinin arasında, kimsenin görmediği bambaşka biri vardı.
“Bana bak.” Demek istedim. Diyemedim.
Sessizlik yine kazandı. Çantamı omzuma geçirip kapıya doğru yürüdüm. Belki de gitmem gerekiyordu. Belki de onun kurduğu bütün duvarları zorlamaktan vazgeçmeliydim.
Tam kapı koluna uzanmıştım ki Bileğim usulca tutuldu. Bu kez canımı acıtmıyordu. Sadece Gitmemi istemiyordu.
Arkamı döndüm. Karan başını hafifçe eğmiş bana bakıyordu. Gözlerinin altında yorgunluk vardı. Uzun zamandır taşımaktan yorulduğu bir yük gibi…
“Karan…” Fısıltıyla söyledim.
Bırakmadı. Derin bir nefes aldı.
“…Bir gün.” dedi.
Kaşlarım hafifçe çatıldı. “Ne?”
“Bir günlüğüne…” Bakışları gözlerimden hiç ayrılmadı. “her şeyi unut.”
“K-17’yi, Babamı, Sena’yı…”
Sustu. Son kelimeyi söylemesi diğerlerinden daha zordu. “…beni.”
Kalbim bir an duracak gibi oldu. Bir adım daha yaklaştım. Aramızda neredeyse hiç mesafe kalmamıştı.
“Hayır.” İlk kez bu kadar kararlı çıkmıştı sesim.
Karan’ın kaşları hafifçe çatıldı.
“Hayır.” diye tekrarladım. “Seni unutmayacağım.”
Hiç konuşmadı.
“Ne saklıyorsan, Ne kadar büyük olursa olsun…” Başımı yavaşça iki yana salladım. “…bilmiyorum Ama bir şey biliyorum.”
İlk kez gözlerinde küçücük bir şaşkınlık belirdi. “Sana güveniyorum.”
O cümleden sonra odanın içindeki sessizlik bile değişti. “Sana güveniyorum, Karan.”
“Çünkü…” Derin bir nefes aldım. “artık seni biraz tanıyorum.”
Parmakları bileğimde istemsizce gevşedi. Ben devam ettim. “Ne yaparsan yap Görmediğim, bilmediğim şeyler olsa bile bir sebebin olduğuna inanıyorum.”
Gözleri ilk kez kaçtı. Sanki o cümle Yıllardır kimsenin ona söylemediği bir şeydi.
“Bunu hak etmiyorum.”
Sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı. İçim burkuldu.
“Belki.” Dedim usulca. “…ama yine de güveniyorum.”
Uzun süre konuşmadı. Sonra yavaşça bileğimi bıraktı. Parmakları tenimden ayrılırken İlk kez bana değil Kendine kızıyormuş gibi görünüyordu.
Ve ben o an anladım. Karan Alkan’ın en büyük savaşı, karşısındaki insanlarla değil Kendi içindeydi.
Bölüm etkileşimi
