KOR kitap kapağı

6. bölüm / 30

KOR

Bölüm 6 | İz

Vaveyla Yazarı: Melisa Özgün

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 30Şu an: Bölüm 6 | İz

Bölüm 6
KARAN ALKAN
Yağmur dinmemişti.
Bardağımdaki amber renkli sıvıyı yavaşça çevirdim. Ne viskiyi seviyordum… Ne de bu kasabayı. Bakışlarım aşağı kaydı. Avluda hâlâ o duruyordu.
Lalin.
Gitmiyordu. Ben de içeri girmiyordum.
Aramızda tek kelime geçmiyordu ama gözlerimiz susmayı beceremiyordu.
Bakışlarımı ondan çekip bardağı korkuluğun üzerine bıraktım ve içeri geçtim. Ceketimi çıkararak askıya astım ardından da odadaki dolaba yerleştirdim.
Annem.
Babam.
Alkan soyadı.
Yıllardır hayatımı bu üç şey yönetiyordu.
Bitmeyen, susturamadığım bir savaşın tam ortasında yaşamaya alışmıştım. Bu kasabada kimseyi tanımıyordum.
Garip olan ise buydu. Ben onları tanımıyordum ama onlar beni tanıyordu.
Yatağa uzanıp tavana baktım. O cümle yine zihnime saplandı.
“Keşke… oğlum olmasaydın.”
Gözlerimi sıkıca kapattım. İnsan bazen tek bir cümleyi yıllarca sırtında taşıyormuş.Ben hâlâ taşıyordum.
⸻

Kapının üç kez vurulmasıyla gözlerimi açıp saati kontrol ettim.
07.18.
Kaşlarımı çatarak kapıyı açtım. Aybars, elinde iki karton kahve bardağıyla gülümsüyordu. “Kahve?”
“Saat daha yedi.” dedim.
Omuz silkti. “Fark ettim ama senin uyuyamayacağını da tahmin ettim.”
Aybars insanlarla kolay iletişim kurardı. Ben ise tam tersiydim. Kontrol edemediğim tek şey insanlardı.
Bu yüzden onları hep belirli bir mesafede tutardım. Tam o sırada yan odanın kapısı açıldı.
Lalin ve Eylül dışarı çıktı. Eylül her zamanki gibi özenli görünüyordu.
Lalin ise… Sadece doğaldı.
Garip olan, dikkatimi çekenin özen değil doğallık olmasıydı.
“Kahvaltıya mı iniyoruz?” diye sordu Eylül. “Belli bir saat söylemişler miydi?”
“Sanmıyorum.” dedi Aybars.
Eylül esneyerek saçlarını ensesinde topladı.“Dün gece doğru düzgün uyuyamadık zaten. Yağmurun üstüne bir de gök gürültüsü eklendi.”
Sonra Lalin’e döndü. “Bir de hanımefendi gece o soğukta dışarı çıkıp dolaştı. Sabah beri durmadan hapşırıyor.”
Bakışlarım Lalin’e kaydı. Burnunun ucu gerçekten kızarmıştı. Tam o anda bir kez daha hapşırdı.
Aybars endişeyle sordu. “İyi misin?”
Lalin gülümsemeye çalıştı. “İyiyim. Biraz üşüttüm sadece.”
⸻
Aşağı indiğimizde sessizce çaydanlığı elime aldım. Boş bir fincana sıcak çay doldurup önüne bıraktım. “İç.”
Şaşkınlıkla bana baktı. “Teşekkür ederim.”
Bakışlarımı fincanımdan ayırmadan konuştum. “Bugün arşivde hasta olmanı istemiyorum.”
Kısa bir duraksamanın ardından ekledim.“İşimizi uzatma.”
Cümle ağzımdan çıkar çıkmaz kaşlarım çatıldı. Gereğinden fazla konuşmuştum.İnsanlarla arama koyduğum mesafeyi birkaç kelimeyle bozacak değildim.
⸻
LALİN ERÇAĞ
Karan’ın uzattığı sıcak çayı bitirdiğimde içim biraz olsun ısınmıştı.
“Hazırsanız çıkalım mı?” diye sordum.
Aybars saatine baktı. “Yedi elli olmuş. Arşive vardığımızda açılmış olur.”
Karan o sırada telefonundaydı. Kısa bir konuşmanın ardından telefonu cebine koydu ve tek kelime etmeden araca yöneldi.
Tam hareket edecekken konak sahibi arkamızdan seslendi.
“Belediyeye gitmeden önce eski meydana uğrayın.”
Aybars merakla döndü. “Neden?”
Adam hafifçe gülümsedi. “Yalıdere’yi anlamadan arşivi anlamanız zor olur.”
⸻
Yağmur durmuştu ama kasaba hâlâ ıslaktı.
Taş yollar parlıyor, çatılardan ince damlalar düşmeye devam ediyordu.
Meydana indiğimizde Eylül dükkânların vitrinlerini incelerken Aybars çevredeki insanlarla sohbet etmeye başladı.
Ben ise telefonumla birkaç fotoğraf çekiyordum. Derken gözüm Karan’a takıldı.Kasabayı dikkatle inceliyordu. Sanki bir yerleri değil…
Bir şeyi arıyordu. O anda bastonuna yaslanan yaşlı bir adam ağır adımlarla yanına geldi. Uzun uzun yüzüne baktı.
“Sen…” dedi kısık bir sesle. “Hüseyin Alkan’ın torunu musun evladım?”
Karan başını hafifçe salladı. “Evet.”
Yaşlı adamın yüzü yumuşadı. “Demek…”Sonra gözlerini dikkatle Karan’ın yüzünde gezdirdi. “Gözlerin annene benziyor.”
İlk kez Karan’ın ifadesi belli belirsiz değişti.
Adam gülümsedi. “Sare kızımız…” İç çekti.“Kasabada onu sevmeyen tek bir kişi yoktu. İnsanlara bakışı bile insanın içini rahatlatırdı.”
Kısa bir sessizlik oldu. Gülümsemesi yavaşça kayboldu. “Yıllardır görmedim onu.”Başını eğdi. “İyi midir?”
Karan birkaç saniye sustu. Sonra tek kelime söyledi. “Bilmiyorum.”
Tam o sırada telefonu çaldı. Ekrana baktığı anda çene kasları gerildi. Birkaç adım uzaklaşıp telefonu açtı.
“Sena.”
Ses tonu değişmemişti. Sadece sakindi. Konuşmanın büyük kısmını duyamadım. Yalnızca iki cümlesi kulağıma geldi.
“Buraya gelme.” Kısa bir sessizlik. “Hayır.”
Telefonu kapatıp geri döndüğünde Aybars sordu. “Bir sorun mu var?”
“Yok.”
Aybars bunun doğru olmadığını anlamış gibiydi ama üzerine gitmedi. Sena…Üniversitede herkesin konuştuğu o kız olmalıydı.
Acaba Karan’ın bu kadar kısa konuşabildiği tek kişi miydi Yoksa en uzun sustuğu kişi mi?
Tam o sırada Eylül yanımıza geldi. “Belediye arşivi şu sokaktan sağdaymış.” dedi.
“Ben akşama doğru kendi grubumla buluşacağım. Arşivden sonra araştırmayı onlarla sürdüreceğim.”
Aybars gülümsedi. “Şikâyet ediyor gibisin ama belli ki hoşuna gidiyor.”
Eylül omuz silkti. “Biraz.”
Sonra bize bakıp ekledi. “Ama sizsiz sıkıcı olacak.”
Kocaman gülümsedim. Karan saatine bakarak, “Arşiv beşte kapanıyor.” Dedi.
Bakışlarını hepimize çevirdi. “Vakit kaybetmeyelim.”
Tek cümlesi bile yürümemiz için yeterli olmuştu.
__
Belediye arşivine vardığımızda durumu görevliye anlattık. Bizi baştan aşağı süzdü. Sanki bir an ne yapması gerektiğini düşündü, sonra kararını vermiş gibi başını salladı.
“Ailenizle ilgili kayıtlar bodrum katta.” dedi, bakışlarını doğrudan Karan’a çevirerek.
Taş merdivenlerden aşağı inerken Eylül burnunu buruşturdu.
“Hiç mi toz alınmıyor buraya?”
Bodrum kat yıllardır el sürülmemiş gibiydi. Tozlu raflar, sararmış gazeteler, eski nüfus kayıtları, belediye meclisi tutanakları… Geçmişin bütün yükü bu dar koridorlara sıkışmıştı.
Aybars not almaya koyuldu. Eylül eski gazete kupürlerini karıştırırken ben fotoğraf albümlerine yöneldim.
Karan ise tek başına tapu kayıtlarını inceliyordu.
Göz ucuyla baktığımda açmak üzere olduğu dosyanın üzerinde tek bir başlık vardı.
ALKAN KONAĞI
Tam dosyayı açacakken görevli hızla yanına geldi. “O dosya araştırmacılara açık değil.”
Karan başını kaldırdı. “Neden?”
Görevli kısa bir duraksamanın ardından cevap verdi. “Aile talebi.”
Karan hiçbir şey söylemedi. Sadece dosyaya birkaç saniye daha baktıktan sonra elini çekti.
Ben yeniden albüme döndüm. Sayfaları çevirirken eski bir fotoğraf dikkatimi çekti.
Arkasına küçük harflerle “1998 - Yalıdere” yazılmıştı. Fotoğrafta genç bir kadınla yanında duran bir adam vardı.
Ama beni durduran yüzleri olmadı. Kadının boynundaki madalyondu. elim kendi boynumdaki kolyeye gitti. Parmaklarım soğuk metale dokundu.
Tekrar fotoğrafa baktım. Aynısıydı. Aynı zincir… Aynı madalyon… Kalbim hızlanmaya başladı. Bu tesadüf olamazdı.
Tam o sırada az önceki görevli sessizce yanıma geldi.
Fotoğrafa kısa bir bakış attı. “Bu fotoğraf yanlış albüme karışmış.” dedi sakin bir sesle.
Fotoğrafı elimden alıp albümü kapattı. “Henüz düzenlenmedi.”
Başımı hafifçe salladım ama içimde garip bir his vardı. Hayır…
Yanlış yerde değildi.
Bundan emindim.
⸻
KARAN ALKAN
“Çıkalım.” dedim. “Bulduklarımızı dışarıda değerlendiririz.”
Aybars ve Eylül başlarıyla onayladı. Lalin ise hâlâ düşünceliydi. Görevli önden yürüyerek Aybars ve Eylül’ü çıkışa doğru götürdü.
Tam biz de çıkacakken arkamızdan bir ses duyuldu.
“Bir dakika evlat.”
Arkamı döndüm. Bu, az önce konuştuğumuz görevli değildi.
Elli yaşlarının sonundaki adam ağır adımlarla bana yaklaştı. Yüzü tanıdık değildi Ama beni tanıyormuş gibiydi.
“Hüseyin Alkan”
Cebinden küçük, eski bir pirinç anahtar çıkardı. Avucuma bıraktı.
“Bunu sana vermem söylendi.”
Anahtara baktım. “Kim söyledi?”
Yaşlı adamın yüzünde hafif bir tebessüm oluştu. “Deden.”
Kaşlarım çatıldı. “Ne zaman?”
“Yıllar önce.”
Anahtarı elimde çevirirken tekrar sordum.“Neden şimdi?”
Adam gözlerimin içine baktı. “Çünkü deden, bunu sana ancak buraya kendi isteğinle geldiğinde vermemi söyledi.”
Bir an durdu. Sonra sessizce ekledi “Bugünü yıllardır bekliyordum.”
Başka hiçbir şey söylemeden arkasını döndü ve ağır adımlarla uzaklaştı. Anahtarı avucumun içinde çevirdim. Üzerinde tek bir kod vardı.
K-17
Arka yüzüne ise iki harf kazınmıştı.
S.E.
Ne anlama geldiklerini bilmiyordum. Lalin’e baktım. Bakışları anahtarın üzerindeki yazıda değil…
Ucunda sallanan küçük madalyondaydı.Yüzündeki ifade merak değildi. Sanki yıllardır kaybettiği bir şeyi yeniden görmüş gibiydi.
Ve bunun nedenini ben de bilmiyordum.
LALİN ERÇAĞ
Kafamın içinde birbirine uymayan onlarca parça vardı.
Anahtar…
Yaşlı adam…
Sare Hanım…
Hiçbiri birbiriyle bağlantılı görünmüyordu. Ama nedense hepsinin yolu dönüp dolaşıp Karan Alkan’a çıkıyordu.
Kalan zamanda kasabada yaşayan birkaç kişiyle daha konuştuk. Her biri farklı şeyler anlatıyordu. Hikâyeler birbirini tutmuyordu ama ortak bir noktaları vardı.
Alkan ailesi.
Gün batımına doğru konağa dönmek için yürümeye başladık.
Bu kez Bülent Bey’i çağırmamıştık. Yalıdere’nin dar, taş döşeli sokaklarına VIP araçla girmek hem zor hem de gereksizdi.
Aybars ile Eylül önde yürüyordu. Karan ise her zamanki gibi birkaç adım gerimizdeydi.
Sessizliği bozarak konuştum. “Bugün öğrendiğimiz hiçbir şey birbirini tutmuyor.”
Aybars ile Eylül dönüp bana baktılar.“Kimisi Sare Hanım’ı anlatıyor, kimisi dedenizi… Ama hiç kimse Cihan Alkan’dan bahsetmiyor.”
Yavaşladığımda Karan da fark etmeden yanıma gelmişti.
Aybars gülümseyerek ortamı yumuşatmaya çalıştı. “Karan’ın burada büyümüş olabileceğine hâlâ inanamıyorum. Anlaşabileceği kimse kalmazdı.”
Eylül dirseğiyle onu hafifçe dürttü “Saçmalama. Çocukken gayet iyi arkadaştık.”
Aybars iki elini kaldırdı. “Tamam, tamam. Şaka yaptım.”
Onlar kendi aralarında konuşurken bakışlarım yeniden Karan’a kaydı.
Taş yolda ayakkabılarımızın çıkardığı ses, aramızdaki sessizliği dolduruyordu. Tereddüt ettim. Yine de sordum.
“Annen hakkında konuşulduğundan beri…”Bir an sustum. “Farklısın.” Dedim.
Karan gözlerini yoldan ayırmadı.Konuşmanın devam etmemesini istiyordu.
Ama merakım ağır bastı. “İyi değilsin. Çocukluğunu geçirdiğin yere geldin ama herkes ya gizemli konuşuyor ya da annen hakkında…”
Sözümü tamamlayamadım. Karan durdu.İlk kez doğrudan gözlerimin içine baktı.“Sınırlarını bil, Lalin.”
Sesi yükselememişti ama sertti.
Başımı hafifçe eğdim. “Özür dilerim. Sınırı aştım.”
Cevap vermedi. Yürümeye devam etti.Ben de konuyu kapattım.
⸻
Konağa döndüğümüzde günün geri kalanını topladığımız notları düzenleyerek geçirdik.
Farklı insanlardan dinlediğimiz onlarca ayrıntıyı bir araya getiriyor, eksik parçaları tamamlamaya çalışıyorduk.
Tablo yavaş yavaş oluşmaya başlıyordu.
Bir süre sonra Eylül, kendi grubunun kasabaya ulaştığını öğrenince apar topar yanımızdan ayrıldı.
“Akşama görüşürüz.” diyerek el salladı ve konaktan çıktı.
Salonda yalnızca ben, Aybars ve Karan kalmıştık. Aybars bilgisayarını kapatıp esnedi. “Bence bugünlük bu kadar yeter.”
Başımı salladım. “İstanbul’da hepsini yeniden düzenleriz.”
Karan da sessizce ayağa kalktı.İkisi merdivenlere yönelirken salonda yalnız kaldım. Şöminenin üzerindeki eski fotoğraf yeniden dikkatimi çekti.
Salonda yalnız kalınca şöminenin üzerindeki eski fotoğrafa yeniden baktım.
Yakından incelemek için elime aldığım anda parmaklarımdan kaydı. Fotoğraf yere düştü.
Camı büyük bir sesle kırıldı. “Neyse ki kimse duymadı…” diye mırıldandım.
Telaşla eğilip parçaları toplamaya başladım.Tam o sırada sivri bir cam parçası avucumu kesti.
Canım yanınca elimi hızla geri çektim. İnce bir kan çizgisi avucumdan aşağı süzülüyordu.
Arkamdan ayak sesleri geldi. Başımı kaldırmadan önce biri bileğimi nazik ama kararlı bir şekilde tuttu.
Karan.
Odadan çıktığını sanıyordum. Cebinden çıkardığı beyaz mendili yarama bastırdı.
Yanma hissi bütün avucuma yayıldı. “Bastır.” Sesi sakindi.
Yarayı kısa bir an inceledi. “Derin değil.”
Mendili elime bıraktı. Tam arkasını dönüp gidecekken seslendim.
“Karan.”
Durdu. Omzunun üzerinden bana baktı.
“Teşekkür ederim.”
Kısa bir duraksamanın ardından gülümsedim. “…Bütün kurtarışların için.”
Birkaç saniye hiçbir şey söylemedi. Sadece bana baktı.
Sonra arkasını döndü. Tek kelime etmeden merdivenlerden yukarı çıktı. Arkasından bakarken gülümsedim. Kendime dikkat etmediğimin farkındaydım.
Ama ne zaman başım sıkışsa… Karan tam zamanında ortaya çıkıyordu.
Tesadüf müydü?
Belki de değildi. Bu düşünceyi zihnimden uzaklaştırıp elimdeki mendile baktım.
Köşesine siyah iplikle işlenmiş küçük bir “K” harfi vardı. Mendili dikkatlice katlayıp çantama koydum.
İstanbul’a döndüğümüzde sahibine geri verecektim.
….
Yalıdere’den İstanbul’a dönüş yolumuz beklediğimden çok daha sessiz geçmişti.
Aybars birkaç kez sohbet açmaya çalışmış, Eylül grubuyla işi bitince tekrar bize katılmış ve yolun büyük kısmını uyuyarak geçirmişti. Ben ise camdan dışarı bakıyor, kasabada yaşadığımız her şeyi zihnimde tekrar tekrar kuruyordum.
Karan…
Anahtar…
Sare Hanım…
Hepsi birbirine bağlanıyordu ama ortadaki resmi hâlâ göremiyordum. Telefonum çalınca düşüncelerim dağıldı.
Büyükanne.
Telefonu açar açmaz telaşlı sesi kulağıma ulaştı. “Lalin… Geldiniz mi kızım?”
“Az kaldı büyükanne. Ne oldu?”
Karşı tarafta kısa bir sessizlik oldu. “Tapuyla ilgili gelenler yine buradalar.”
Kalbim sıkıştı. “On dakika içinde oradayım.”
Telefonu kapattığımda Aybars bana döndü.“Bir sorun mu var?”
“Evle ilgili.”
Karan hiçbir şey söylemedi. Sadece önündeki yola bakmaya devam etti.
⸻
Bülent Bey arabayı apartmanın önünde durdurur durdurmaz kapıyı açıp indim.
Merdivenleri ikişer ikişer çıkarken arkamdan Aybars’ın sesi geldi. “Lalin, bekle.”
Kapıyı büyükannem açtı. Beni görür görmez boynuma sarıldı.
Elleri titriyordu. “Çok korktum kızım.”
Ben de ona sıkıca sarıldım. “Ben geldim. Artık yalnız değilsin.”
Tam o sırada içeriden iki takım elbiseli adam çıktı. İçlerinden biri dosyasını kapatıp bana baktı. “Demek torunu da geldi.”
Sesindeki küçümseme gizlenmeye çalışılmamıştı. Bir adım öne çıktım. “Siz kimsiniz?”
Adam cebinden kartvizit çıkarıp uzattı.“Vekil avukat. Bu taşınmazla ilgili hukuki işlemleri yürütüyoruz.”
Sonra dosyayı kaldırdı. “Müvekkilimiz bu bölgede büyük bir yatırım planlıyor.”
Aybars kaşlarını çattı. “Hangi şirket?”
“Yılmaz Holding.” İsmi ilk kez duyuyordum.
Tam o sırada avukat ekledi. “Alkan Holding de yatırım ortaklarımız arasında.”
Ev bir anda sessizliğe gömüldü. Karan’a döndüm.
“Sen… bunu biliyor muydun?”
Karan hiç düşünmeden cevap verdi.
“Hayır.”
İnanmak istiyordum. Ama kolay değildi.
Eylül öne çıktı. “Çıkın bu evden. Başkasının mülkünde izinsiz bulunuyorsunuz.”
Sonra büyükannemin koluna girdi. “Gel teyze, biraz hava alalım.”
Büyükannem yorgun bir gülümsemeyle başını salladı. Onlar dışarı çıkınca evde yalnızca ben, Aybars, Karan ve iki avukat kaldık.
İlk konuşan Karan oldu. “Dosyayı bırak.”
Avukat hafifçe gülümsedi. “Karan Bey… Babanız da bu projenin yatırımcılarından biri.”
Karan’ın yüzünde tek bir kas bile oynamadı.
“Bu proje Alkan Holding’in de çıkarına.”
Karan bir adım yaklaştı. “Sana.dosyayı.bırak.dedim.” Her kelimeyi üstüne basa basa söylemişti.
Sesi hâlâ sakindi. İlk kez avukatın bakışları değişti.
Karan gözlerini dosyadan ayırmadan konuştu.
“Dosyayı masaya bırakın.” Kısa bir duraksama. “Sonra çıkın.”
Avukat sessizce dosyayı masaya bıraktı.
⸻
KARAN ALKAN
Dosyayı açtım. İlk sayfada büyük harflerle yazıyordu.
Kıyı Dönüşüm ve Marina Projesi
Yılmaz Holding
Sena’nın bu işle alakası var mıydı? Sayfaları çevirdim. Alt bölümde başka bir isim vardı.Yatırım Ortağı: Alkan Holding
Aybars yanıma geldi. “Marina…”Başını iki yana salladı. “O zaman mesele sadece birkaç ev değil.”
Sayfaları çevirmeye devam ettim.Vaziyet planı.
Kırmızıyla işaretlenmiş alanın tam ortasında Lalin’in evi duruyordu. Bir sonraki sayfaya geçtiğimde gözüm sağ alt köşeye takıldı.
Parmaklarım cebime gitti.Anahtarı çıkardım. Üzerindeki yazı…
K-17
Dosyaya tekrar baktım. Anahtara baktım.
Aynı kod. Tesadüf değildi.
“Ne oldu?” Aybars’ın sesiyle kendime geldim.
“Hiç.”
Lalin gözlerini anahtardan ayırmadan konuştu.
“Bir şey buldun.”
Bakışlarımız buluştu. “Hayır dedim.”
Anahtarı tekrar cebime koydum. Lalin birkaç saniye daha yüzüme baktı.
“Ben çıkıyorum.” Kimsenin cevabını beklemeden evden ayrıldım.
Cebimdeki anahtar avucuma batıyordu. Babam benden bir şey saklamıştı.Ne olduğunu bilmiyordum Ama artık öğrenecektim.
Ne pahasına olursa olsun.
⸻
CİHAN ALKAN
Masamın üzerindeki telefon titredi.
Murat.
Aramasının yalnızca iki anlamı olabilirdi.Ya işler istediğim gibi gitmişti… Ya da hiç gitmemişti.
Telefonu açtım. “Efendim.”
Karşı taraftaki ses konuşurken elimdeki kalem durdu.
“…Anlıyorum.”
Sessizlik.
“Karan da oradaydı?”
Birkaç saniye daha dinledim. Sonra tek bir soru sordum.
“Dosyayı gördü mü?”
Karşı taraftan gelen cevapla çenem sıkıldı.“…Anahtarı da aldı.”
Telefonu yavaşça kapattım. Bakışlarım masanın üzerindeki eski fotoğrafa kaydı.
Babam, Sare, Ben Ve henüz birkaç yaşındaki Karan.
Parmaklarım istemsizce Sare’nin yüzünün üzerinde durdu. Kısık bir sesle mırıldandım.
“Demek zamanı geldi…”
Çekmeceyi açtım. Yıllardır dokunmadığım kahverengi zarfı çıkardım. Üzerinde tek bir ifade vardı.
K-17
Gözlerimi kapattım.
“Bunu hiçbir zaman öğrenme istemiştim…”Derin bir nefes aldım. “Ama artık çok geç.”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

87okunma 5beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18