KOR kitap kapağı

2. bölüm / 30

KOR

Bölüm 2 | Gazetenin ilk sayfası

Vaveyla Yazarı: Melisa Özgün

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 30Şu an: Bölüm 2 | Gazetenin ilk sayfası

“Bazı soyadları geçmişten daha ağırdır.”
KARAN ALKAN
Her zamanki sessiz yemeklerimizden ziyade bugün babam için biraz farklılık hissettiren şeyler vardı.Gazeteyi sakinliğiyle katlanmış halinden açıp en düz haline getirdi. Ta ki ilk sayfaya görene kadar...

Kaşları tek hamlede çatıldı. Gazeteyi yavaşça masaya bıraktı ve anlamadığım bir şekilde bir şeyler mırıldandı.“Bosfor… Erçağ. Demek sonunda ortaya çıktın.”

Babam, gazeteyi masanın üzerinden bana doğru uzattı. “Bu kızla yolların kesişirse, uzak duracaksın.”

Her zamanki Cihan Alkan ve emirlerine uymak zorunda olduğumu bir kez daha hatırlatırcasına kullandığı o ses tonu... İşin gerçeği ise babam her zaman karar alırdı, ben ise uygulardım. Üstelik bu sefer neyden bahsettiğinden haberim bile yoktu.

Şaşkınlığımı gizleyemeyerek babama döndüm. “Tanıyor musun onu?” derken gazeteyi elime alarak manşetteki habere göz gezdirdim:

“Marmaray’da kalp krizi geçiren yolcuya ilk müdahaleyi yapan genç kadın ve vagonda bulunan bir doktorun müdahalesi sosyal medyada gündem oldu. Olay sonrası Bosfor Üniversitesi Mimarlık Fakültesi öğrencisi olduğu öğrenilen Lalin Erçağ, basına konuşmayı reddetti.”

Özel bir habere benzemiyordu. Kurtaran kızın resmi vardı fakat net değildi, seçilemiyordu bile. Sadece bir isim babamı neden bu kadar rahatsız ederdi ki?

Uzun süren sessizlik sonrası babam ayağa kalktı ve bana dikkatle baktı. “Ben onu değil, soyadını tanıyorum,” diyerek gazeteyi elimden aldı ve fotoğrafa doğru son bir kez baktı.

Kendi kendine fısıldayarak, ”Erçağlar yıllar önce bitti sanıyordum,” demekle yetindi ve gazeteyi tekrar masaya bırakarak salonu terk etti.

Babam odadan çıktıktan sonra gazeteyi elime alıp fotoğrafa yeniden baktım. Yüzü seçilmiyordu, sadece adı okunuyordu: Lalin Erçağ.Rastgele bir soyad babamı bu kadar rahatsız ediyorsa arkasında mutlaka önemli bir şeyler olmalıydı; çünkü onu daha önce hiç böyle görmemiştim.

Toparlanıp kapıya doğru ilerledim. Siyah Mercedes kapının önünde her zamanki yerini almıştı. Şoför beni görünce inip arka kapıyı açtı.“Günaydın Karan Bey.”

Başımı hafifçe sallayıp içeri geçtim. Üniversiteye vardığımızda Bülent Bey arabayı durdururken dikiz aynasından bana baktı. “Geldik Karan Bey.”

Arabadan inerken derin bir nefes aldım. Kampüs girişindeki taş duvara altın harflerle kazınmış BOSFOR ÜNİVERSİTESİ yazısı her zamanki gibi yerindeydi. Babam için prestijin simgesiydi, benim içinse özgürlüğün neye benzemediğini hatırlatan bir bina.

LALİN ERÇAĞ
Üniversitenin girişinden içeri adım attığım anda, öğrencilerin bakışlarının tek bir noktada toplandığını fark ettim. Giriş kapısının hemen önünde siyah bir Mercedes-Benz S-Class Long duruyordu. Arabalara ilgim olmasa belki ben de diğerleri gibi sadece “pahalı” der geçerdim ama restorasyon garajında çalışırken onlar benim için dört tekerlekten fazlasıydı.
“S 580 Long…” diye mırıldandım kendi kendine.

Arabadan gözlerimi ayırdığımda, hemen önünde duran çocukla göz göze geldim. Dağınık siyah saçları alnına düşüyor, keskin bakışları tek bir noktada toplanıyordu. O nokta… Bendim.Tek kaşını hafifçe kaldırmış, hiçbir şey söylemeden bana bakıyordu.

Gözlerimi kaçıran ilk ben oldum. O an fark ettim ki yanılmıştım; insanlar arabaya değil, arabadan inen çocuğa bakıyordu. Mercedes kampüsten ayrılmasına rağmen kimse olduğu yerden kıpırdamamıştı, bakışların tamamı hâlâ onun üzerindeydi.Başımı çevirip kampüse doğru yürümeye başladım.

Yanından geçtiğim iki kızın fısıltıları kulağıma kadar geldi.“Karan Alkan gerçekten bambaşka.” Gözlüklü kız bunu söylerken bakışları hâlâ arkamdaki çocuktaydı.

Yanındaki kız onu dirseğiyle dürttü. “Sessiz ol. Sena duyarsa yine ortalığı ayağa kaldırır.”

“Ne yapayım? Bakmamak elde mi?” diye yanıtladı kız, gözlüğünü düzeltirken.

Diğer kız sinirle ekledi: “Sen yine de şansını zorlama.”

Duyduklarımı umursamamaya çalışarak adımlarımı hızlandırdım ve ilk ders için amfiye doğru ilerledim. Sınıf listesi kapıda asılıydı, panonun başında inanılmaz bir yoğunluk vardı. Öğrenciler birbirlerini ezerek gülüşüyorlardı.

Dönemin ilk projeleri için gruplar belli olmuştu ama burada sistemin nasıl işlediğini henüz kavrayamamıştım.

Erkek öğrencilerden biri diğerinin sırtına atlayarak kahkaha attı. “1 milyon TL sermaye diyor kanka!”

Diğeri tişörtünü düzelterek kâğıtlara tekrar baktı. “Onu bunu bırakın, Alkan Holding ve Ergin Group da işin içinde.”

Onlara daha fazla kulak vermeyerek ilerledim. Afişlere göz gezdirdiğimde kazanan ilk üç gruba büyük ödüller vaat edildiğini gördüm:

1 milyon TL girişim sermayesi
Alkan Holding veya Ergin Group’ta staj

Yurt dışı eğitim programı
Amfiye girdiğimde devasa bir alan beni karşıladı. Hayatımda daha önce hiç böyle teknolojik ve modern bir yer görmemiştim; mimarı gerçekten alkışlanmalıydı. Ön kısımlarda kargaşadan uzak, boş bir yere geçtim.

Hoca gelene kadar bu gürültüyü bastıracak tek şeye, başucu kitabım olan Jane Eyre’e sığındım. Ve yine aynı bölümdeydim: Helen Burns’ün öldüğü sahnede.O sırada amfidekiler sessizleşti.

Hoca sınıfa girer girmez, herkesin beklediği o haberi vermenin heyecanıyla konuştu: “Bu dönem proje gruplarını ben belirledim.”

Homurdanmalar yükselince hoca alaycı bir tonla, “Sevindiğinizi görmek beni mutlu ediyor çocuklar,” dedi.

İsimleri okumaya başlayınca herkes birbirine dönüp bakıyor ya da selam veriyordu. Kendi ismimi beklerken zaman durmuş gibiydi

.“Karan Alkan.”
İsmi duyulunca sınıfta fısıldaşmalar başladı.
“Lalin Erçağ ve Aybars Ergin. Siz üçünüz çalışacaksınız.”

Harika... İsmimi duymuştum işte. Kitabıma, tam olarak Jane’in Helen’ın öldüğünü anladığı sahneye notumu bıraktım: “Bazı iyi şeyler erken kaybolur. Veya kaybolduğunu sanırız.”

Hoca devam etti: “Proje konunuz: Aile şirketlerinde sürdürülebilir yönetim ve kriz stratejileri. Üzerinde çalışmak için bolca vaktiniz olacak. Gerçeklik istiyorum, bana gerçekliği getirin. Tam 15 gününüz var.”

“Selam.”

Sol tarafıma dönünce boş olan yanıma ne zaman geldiğini fark etmediğim, esmer, küçük yüzlü ve saçlarını at kuyruğu yapmış bir kız gördüm. Buradakilere göre oldukça sıradan duruyordu.

“Selam,” diye karşılık verdim.

Elini uzattı. “Ben Eylül.”

“Ben de Lalin. Tanıştığıma memnun oldum.”

Yüzüne kurnaz bir tebessüm yerleşti. “Şansın pek yaver gitmemiş anlaşılan. Yani eşleştiğin kişilerden bahsediyorum: Karan Alkan, Aybars Ergin... Tanımıyor musun?”

“Tanımam mı gerekiyor?” dedim direkt.Yavaşça yanıma sokuldu.

“Karan Alkan... Alkan Holding’in veliahtı. Okulun en büyük bağışçılarından.”

Şaşırmıştım. Alkan Holding ve Ergin Group… Ah, doğru ya.

Eylül devam etti: “Aybars Ergin de Ergin Group'tan. İki aile yıllardır rakip, ikisini aynı gruba koymaları çok ilginç.”

Omuz silktim. Şirket kavgalarına ayıracak vaktim yoktu. “Ben sadece projeyi geçmek istiyorum.”

O sırada hoca dersi bitirip alkış çaldı. “Tamam arkadaşım, gruplarınızla tanışmanız için vakit bırakıyorum. Kaynaşın ve bu işi bitirin.”

Eylül’e döndüm. “Önerilerini dikkate alacağım.”

Tam gidecekken Eylül kolumu tuttu ve fısıldadı: “Sen yine de Karan’dan uzak dur.”

Farklı isim ya da olaylara kafa yormak istemediğimi belirten bir bakış attım.

“Hiçbiri ilgimi çekmiyor. Sadece projede başarılı olmak derdim.”

“Tamamdır,” dedi ve neşeyle sarıldı. Telefonunu uzatarak ekledi: “İşin bitince numaranı yaz, gezeriz biraz, olmaz mı?”

Çok içten görünüyordu. İlk günden bir arkadaş edinmiş olmak şaşırtıcıydı ama onu kırmayıp numaramı yazdım.

“İşe gideceğim bugün. Eğer erken biterse haber veririm.”

Gülümseyerek arkamı işaret etti. “Karan Alkan üç arkadaşıyla konuşuyor, tam şurada.”

Teşekkür edip arkamı döndüm. Buradaki diğer insanların aksine Eylül abartıdan uzak, marka giyinip övünmeyen biri gibiydi. Tarif ettiği yere baktığımda Karan Alkan’la yeniden göz göze geldim. Bakışları süzerek üzerimi taradı.Ona doğru adımlarken önümde hızlıca biri durdu.

“Merhaba, ben Aybars Ergin.“

Gözlerimi Karan’dan ayırıp ona döndüm. “Merhaba, ben Lalin Erçağ.”

Karan yanımıza geldiğinde ismi tekrarladı: “Lalin Erçağ.”

“Evet, benim.”

Karan, donuk bir ifadeyle ve Aybars’ın yüzüne dahi bakmadan konuştu: “Tanışma faslı bittiyse başlayalım.”

Ses tonu ne yüksek ne de alçaktı; düz ama itiraz kabul etmeyecek kadar netti. Cebinden telefonunu çıkarıp ekrana baktı.

“Teslim tarihine üç hafta var. Ben sunumu hazırlarım, bütçe ve vaka analizini de üstlenirim.” Birkaç saniye sustu. “Siz de geri kalan işleri paylaşırsınız.”

Kimsenin fikrini sormuyor, sadece talimat veriyordu. Kaşımı kaldırdım.

“Bize hangi işleri yapacağımızı da sen mi söyleyeceksin?”

Gözlerimin içine baktı. “Evet.”

“Kusura bakma ama ben kimseden emir almam.”

Karan soğukkanlılığını koruyarak geri adım attı. “O zaman işi sen yönet.”

Ortam gerilmek üzereyken Aybars araya girdi. “İkiniz de haklısınız ama daha beş dakika önce tanıştık.”

Bana bakıp gülümsedi. “İsterseniz önce bir kahve içelim, sonra birbirimize patronluk taslarız.”

İlk kez tebessüm ettiğimi hissettim. Karan ise sadece saatine baktı. “Vaktim yok. Bu akşam herkes konu araştırmasını yapacak. Yarın saat 10.30'da kütüphanede buluşuyoruz.”

Telefonunu cebine koyup arkasını döndü.

“Bu kadar mı?” dedim arkasından. Emir verir tavrı sinirlerimi bozmuştu.

Karan kısa bir bakış attı. “Projeyi konuşmak için arkadaş olmamız gerekmiyor.”

Ve yürüüp gitti.Ne tuhaf biri… Varla yok arası gibi.Aybars gülümsedi.

“Aslında düşündüğün kadar kötü biri değildir.”

Omuz silktim. “Henüz düşünmeye başlamadım bile.”

Aybars, “Vaktin varsa kampüsün arkasındaki kafede oturalım,” dedi.“

Araştırma yapmayacak mıydık?”

Keyifle gülümsedi. “Araştırmayı kahve içerken de yapabiliriz.”

Kafeye oturduğumuzda garsonun getirdiği menüdeki fiyatları görünce gözlerime inanamadım. Şaka gibiydi. Sakince iç geçirip en uygun içeceği seçtim; bir kahve parasına anneannem iki günlük pazar alışverişi yapardı.

“Filtre kahve.”

Aybars garsona döndü. “İki olsun.”

Menüdeki en pahalı kahveyi söylemesini beklerken benim seçimimi istemişti.

“Nerelisin?” diye sordu.

“İstanbul. Doğma büyümeyim. Ya sen?”

“Ben de İstanbul,” dedi gülerek. “Doğma değil ama büyüme olarak.”

“Ailen…” dedim ama devam ettirmedim. Ergin Group onlardı evet, ama beni ilgilendirmezdi

.“Ailemle kalıyorum. Genellikle buradakiler yalnız yaşar ama ben ailemleyim.”

“Ben de anneannemle yaşıyorum, onun yanında büyüdüm.”

Aybars şaşırdı. “Anneannenle mi yaşıyorsun?”

Başımı salladım. “Yıllardır.”

“Ya ailen?”

Duraksadım. “Pek konuşmayı sevmem,” diyerek kestirip attım.

Aybars anlayışla karşıladı. “Haklısın.” Ancak gözlerinde kısa süreli bir hüzün belirdi. “Beni de dedem büyütmüştü.”

Geçmiş zaman eki… Hiç sevmezdim. Ailesi vardı ama dedesi büyütmüştü, tıpkı anneannemin beni büyüttüğü gibi. Demek ki onun da çocukluğu bir yerinden eksikti.Kahvelerimiz bitince

Aybars saatine baktı. “Hadi, seni daha fazla alıkoymayayım.”

Kafeden çıkıp kampüs yolunda sessizce yürüdük. Sonra birden durdu. “Bir şey soracağım. Marmaray’daki haber… Gazeteye bile çıkmış. İzledim.”

Derin bir nefes aldım. “Abartılacak bir şey yoktu.”

“Bence vardı. Çoğu insan sadece izlerdi.”

Omuz silktim. “Ben doğru olanı yaptım.”

Aybars birkaç saniye sustu. “Sanırım sen fazla düşünmeden doğru olanı yapıyorsun.”

Konuyu değiştirmek adına gülümsedim. “Proje için akşam araştırmaya başlarım.”

Kampüs çıkışına yaklaşırken saate baktım. “Gitmem gerekiyor, garaja yetişmeliyim.”

“Garaj mı?” Şaşkınlığını gizleyemedi.

“Çocukluğumdan beri Kemal Usta’nın yanındayım. Dört yıldır düzenli gidiyorum.”

“Ne yapıyorsun orada?”

“Ne iş varsa... Motor indiriyoruz, parça söküyoruz, kaporta toplıyoruz… Eski arabaları yeniden hayata döndürüyoruz.”

“Bunların hepsini yapabiliyor musun? Motor da mı?”

“Motor da.”

Şaşkınlığı iyice belirginleşti. “İlginç…”

“İnsan yağın, pasın ve anahtar seslerinin içinde büyüyünce öğreniyor.”

Çantamı omzuma taktım. “Gitmezsem Kemal Usta homurdanmaya başlar.”

Aybars hafifçe güldü. “Tamam. Demek o yüzden S-Class’ın modelini tek bakışta söyledin.”

Gülümsedim. “Meslek hastalığı.”

Ayrılacakken sesi ciddileşti: “Bir şey daha... Karan’ın tavrını kişisel algılama. Herkese karşı böyledir.”

“Algılamıyorum,” dedim.

Umrumda olan tek şey projeydi.

AYBARS ERGİN
Kısa süre içinde Lalin hakkında iki şey öğrenmiştim: İnsanların ona acımasını istemiyordu ve kendi ayakları üzerinde durmaya fazlasıyla alışkındı. Bu yüzden garson hesabı getirdiğinde cüzdanıma uzanmayıp sadece bekledim.Lalin hiç tereddüt etmeden hesabı eline alıp kasaya yürüdü. O sırada telefonum cebimde titreşti. Ekrana göz ucuyla baktım: Cihan Alkan.Telefonu sessize alıp cebime attım. Kasadan dönen Lalin çantasını omzuna taktı.

“Hadi.”

Cüzdanımdan birkaç banknot çıkarıp uzattım ama başını iki yana salladı.

“Hesabı ödedim.”

Elim havada kaldı. Gülümseyerek parayı cebime koydum.

“O zaman bana borçlandın. Günün sonunda beni kaçırmayı planlamıyorsan sorun yok.”

Lalin içtenlikle güldü. Bu gülüş, bütün gün kurduğu mesafeyi birkaç saniyeliğine ortadan kaldırmıştı. İnsanların gerçek hallerini ilk gülüşlerinde gösterdiklerine inanındım; Lalin için de öyleydi.

“Bugün için teşekkürler. Yarın görüşürüz,” deyip otobüs durağına doğru yürüdü.

Ben de otoparka yönelmişken arkamdan tanıdık bir ses geldi.

“Ergin.”

Dönüp baktım. Karan elleri cebinde s bana doğru yürüyordu, yüzünde her zamanki ifadesizlik vardı.

“Ne var?”

“Proje,” dedi tekdüze bir sesle.

“Ne olmuş?”

“O kız…” dedi. Gözleri kısa bir an daldı ama hemen topladı. Lalin’in adını söylemedi ama kimden bahsettiğini biliyordum. “Çalışır mı?”

Omuz silktim. “Bence evet. Disiplinli gibi.”

Karan başını hafifçe salladı. Onu yıllardır tanıyordum; bir insan hakkında ikinci kez soru soruyorsa, onu çoktan kafasına yazmış demekti

.“Karan,” dedim, yanıt vermeyeceğini bilerek.

“Lalin’in soyadını duydun mu? Erçağ.”

Arkasını dönerken yüzünde belirsiz bir ifade belirdi. “Unut gitsin.”

Keşke o kadar kolay olsaydı...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

161okunma 12beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 136

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurgugenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18