1. bölüm / 30
KORBölüm 1 | 7.48 Marmaray
Bölümler 30Şu an: Bölüm 1 | 7.48 Marmaray
- 1 Bölüm 1 | 7.48 Marmaray630 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 Bölüm 2 | Gazetenin ilk sayfası1.804 kelime
- 3 Bölüm 3 | Ding1.431 kelime
- 4 Bölüm 4 | 17.Kat2.056 kelime
- 5 Bölüm 5 | Sis çökerken2.738 kelime
- 6 Bölüm 6 | İz2.228 kelime
- 7 Bölüm 7 | Eksik parça ve Karan Alkan5.960 kelime
- 8 Bölüm 8 | Kesişim2.436 kelime
- 9 Bölüm 9 | Marina=K-173.140 kelime
- 10 Bölüm 10 | Bir sır, bir yalan, bir yemin.3.333 kelime
- 11 Bölüm 11 | Bir adım kala727 kelime
- 12 Bölüm 12 | Kırık pencere2.937 kelime
- 13 Bölüm 13 | 2.Kat939 kelime
- 14 Bölüm 14 | Yağmurun ardındaki siluet672 kelime
- 15 Bölüm 15 | Bazı vedalar dans ederek başlar3.364 kelime
- 16 Bölüm 16 | Yalanın gölgesinde, kırılmışlığın içinde.2.373 kelime
- 17 Bölüm 17 | Kül olmadan2.007 kelime
- 18 Bölüm 18 | Sınır1.899 kelime
- 19 Bölüm 19 | Eşik2.047 kelime
- 20 Bölüm 20 | Davetsiz misafir1.887 kelime
- 21 Bölüm 21 | Aras Alkan.1.607 kelime
- 22 Bölüm 22 | Fırtına öncesi1.522 kelime
- 23 Bölüm 23 | Geçmişin kıyısında2.965 kelime
- 24 Bölüm 24 | Farklı masa, Kişiler aynı2.685 kelime
- 25 Bölüm 25 | Sığınak1.452 kelime
- 26 Bölüm 26 | Son kapı1.694 kelime
- 27 Bölüm 27 | Başlangıç3.276 kelime
- 28 Bölüm 28 | Kumral.1.453 kelime
- 29 Bölüm 293.692 kelime
- 30 Bölüm 30-1.kitap final2.745 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“—Marmaray’da kalp krizi geçiren yolcuya ilk müdahaleyi yapan genç kadın ve vagonda bulunan bir doktorun müdahalesi sosyal medyada gündem oldu.—“
Ekran kararır.
İki Saat önce
LALİN ERÇAĞ
“Bazı yolculuklar, varacağın yere değil; kim olmak istediğine götürür.”
Marmaraydaki sıcak havanın etkisi nefes almayı bile zorlaştırıyordu. İnsanlar birbirine değmemek için uğraşıyor, buna rağmen omuzlar istemeden birbirine çarpıyordu. Elimdeki eski kulaklık dışarıdaki gürültüyü hiç bir şekilde susturmuyordu, değiştirme zamanı geldiğini biliyordum ama şu an için buna ayıracak param yoktu.
Bir elim çantamda, diğer elim tutunma demirindeyken olabildiğince sakin kalmaya çalışıyordum.
Üstelik büyükannemin sabah erkenden hazırlayıp çantama attığı poğaçaların sıcaklığı sanki hala duruyormuşçasına sırtımda da geçmek bilmiyordu. Çantamdaki elimi boşa alarak telefonumun ekranında açık olan okulun uygulamasına baktım.
Bosfor Üniversitesi
Mimarlık Fakültesi
Tam Burslu Öğrenci
Parmaklarımı ismimin üzerinde birkaç saniye gezdirdim.Bu okulun kapısından girebilmek için yıllarımı vermiştim.Şimdi ise aynı sıraları, çocukluğundan beri her şeye sahip olmuş insanlarla paylaşacaktım.
Düşüncelerimin arasında, tren aniden öyle sert bir fren yaptı ki insanlar birbirlerine çarpmaktan kaçamadı. Elimi bırakmış olsaydım muhtemelen ben de savrulanlar arasına katılırdım.
Vagonun içini metalin raylara sürtünme sesi doldururken küçük bir çocuk korkuyla ağlamaya başladı.
Ardından görevlinin anonsu duyuldu.
“Sayın yolcularımız, kısa süreli bir bekleme yaşayacağız.”
Camdan dışarı baktığımda rayların kenarında birkaç görevli koşuşturuyor, insanlar ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Trenin neden durduğunu anlayamamıştım. Henüz sağlık ekipleri görünmüyordu.
Telefonuma gelen mesaj sesiyle irkildim.
Mesaj büyükannemdendi.
“Varınca haber ver kızım.”
İstemsizce gülümsedim.
Telefonu cebime koyarken gözüm tam karşımdaki yaşlı adama takıldı.
Yüzünün rengi bir anda değişmişti. Gözleri korkuyla büyüdü. Bir eliyle göğsünü tuttu. Nefes almaya çalışıyor ama başarılı olamıyordu. Bir saniye sonra dizlerinin üzerine çöktü. Ardından olduğu yere yığıldı. Vagonun içindeki uğultu bir anda kesildi.
Herkes donup kalmıştı. Sessizliği orta yaşlı bir kadının telaşlı sesi bozdu.
“Birisi 112’yi arasın!”
Çantamı yere bırakıp hiç düşünmeden yaşlı adamın yanına çömeldim.
Büyükannem yıllarca sağlık ocağında çalışmıştı. Çocukluğumdan beri bana ilk yardımın önemini anlatır, fırsat buldukça temel müdahaleleri öğretirdi.
Belki yeterli değildim ama elimden geleni yapabilirdim.
“Beyefendi…”
Omzuna hafifçe dokundum.
“Beni duyabiliyor musunuz?”
Cevap vermedi. Bileğinin iç kısmından nabzını kontrol ettim.
Çok zayıftı. Titreyen bir nefes alıp kalabalığa döndüm.
“Aranızda doktor var mı?”
Birkaç saniye sessizlik oldu. Sonra otuzlu yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim bir kadın kalabalığın arasından öne çıktı.
“Ben doktorum.”
Hemen geri çekildim. Kadın dizlerinin üzerine çöküp yaşlı adamı kontrol etmeye başladı.
“Ambulans çağrıldı mı?”
Kalabalığın içinden genç bir adam seslendi.
“Arandı, yoldalar.”
Doktor bana döndü.
“Telefonunuzun fenerini açabilir misiniz?”
Başımı sallayıp telefonu çıkardım.
Feneri açarak doktorun istediği açıdan tuttum.
“Biraz daha yaklaştırın.”
Eğildim.
Tam o sırada Yaşlı adamın göz kapakları hafifçe aralandı. Bakışları doğrudan bana çevrildi. Sanki beni tanıyormuş gibiydi. Şaşkınlıkla yüzüne baktım. Eli yavaşça havalandı. Bileğimi yakaladı. Beklediğimden güçlüydü. Avucuma buruşturulmuş bir şey sıkıştırdı.
Ne olduğunu anlayamadan bana doğru yaklaşmaya çalıştı.
Dudakları güçlükle kıpırdadı.
“Derin…”
Kalbim bir anda hızlandı. Annemin adı.
“…annen…”
Sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı.
“…yaşıyor.”
Nefesim kesildi.
“Ne?” İçgüdüsel olarak biraz daha eğildim.
“Ne dediniz?”
Adamın gözleri yeniden kapanmaya başladı.
Doktor omzuma hafifçe dokundu.
“Hanımefendi, lütfen biraz geri çekilin.”
Tam o sırada vagonun kapıları açıldı.
Sağlık ekipleri sedyeyle içeri girdi.
Birkaç saniye içinde yaşlı adamı monitöre bağlayıp sedyeye aldılar. Ben ise olduğum yerde kalakalmıştım. Kulaklarım uğulduyordu. Az önce duyduklarım mantığımın kabul edebileceği şeyler değildi.
Derin… annen… yaşıyor. Hayır bu mümkün değildi. Annem ben yedi yaşındayken ölmüştü. En azından bana anlatılan buydu.
Belki beni başka biriyle karıştırmıştı.
Belki bilinci yerinde değildi. Başka bir açıklaması olmalıydı. Sağlık görevlileri sedyeyi hızla vagondan çıkarırken avucumdaki sıkılığı fark ettim.
Parmaklarımı yavaşça açtım.
İçinde Eski, kenarları yıpranmış, buruşturulmuş bir fotoğraf vardı.
Fotoğrafa bakmaya cesaret edemedim. Trenden inip istasyonun çıkışına kadar neredeyse nasıl yürüdüğümü hatırlamıyordum.
Merdivenlerden çıkarken telefonum cebimde titredi. Durup ekranı açtım.
Bilinmeyen Numara
Tek satırlık bir mesaj vardı.
“Anneni arama.”
Telefon elimde donup kaldım. Bir elimde yıllardır görmediğim eski bir fotoğraf diğer elimde ise tek cümlelik bir mesaj.
Ve ikisi de yıllardır doğru sandığım her şeyi bir anda sorgulamama yetmişti.
Bölüm etkileşimi
