KOR kitap kapağı

16. bölüm / 30

KOR

Bölüm 16 | Yalanın gölgesinde, kırılmışlığın içinde.

Vaveyla Yazarı: Melisa Özgün

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 30Şu an: Bölüm 16 | Yalanın gölgesinde, kırılmışlığın içinde.

SENA YILMAZ
Mekânın arka tarafına çıktığımızda müziğin sesi artık çok daha uzaktan geliyordu. Karan tek kelime etmeden birkaç adım önümde yürüdü. Sonra durdu.
Arkasını dönmeden konuştu. “Şimdi anlat.”
Sesindeki sertlik…Üşütüyordu.
Kollarımı göğsümde birleştirdim. “Bu kadar mı?”
Yavaşça bana döndü “K-17.”
“Onun için mi geldin?”
“Bunun dışında konuşacak bir şeyimiz yok.”
İçim acıdı. Yine de gülümsedim. “Eskiden vardı.”
Bakışları buz gibiydi. “Eskiden.”
Kısa bir sessizlik oldu. Derin bir nefes aldım “Karan…Sana bir şey söylemek istiyorum.”
“İstemiyorum.”
“Dinle.”
“Hayır.”
Sesini ilk kez biraz yükseltti. “Geçmişi konuşmak istemiyorum.”
Bir adım ona yaklaştım. “Ama ben istiyorum.”
“Kendine gel Sena.” Her kelimeyi tane tane söyledi. “Biten şeyleri diriltmeye çalışma.”
Boğazım düğümlendi. “Bitti mi gerçekten?”
Hiç düşünmeden cevap verdi. “Yıllar önce.”
Gözlerim dolmaya başladı. “Ben…” Sesim ilk kez titredi. “…ikinizi de seviyordum.”
Karan’ın yüzünde en ufak bir değişiklik olmadı. Sadece sustu. Devam ettim. “Evet. İkinizi de. Ama…”
Başımı kaldırıp gözlerinin içine baktım. “…sana âşık oldum.”
Uzun bir sessizlik oldu. Sadece bana baktı.Ne öfke, Ne şaşkınlık… Hiçbiri yoktu. Sonra soğuk bir sesle konuştu. “Geçmişi konuşmak istemiyorum dedim Sena..”
“Karan…Dinle beni.”
Başımı iki yana salladı. “Hayır.” Bir adım bana yaklaştı. “Sana bunu daha önce de söyledim.”
Sesi alçaktı ama her kelimesi sertti. “Geçmişi açma.”
“Neden?”
“Çünkü bitti ve sen Neden bittiğini biliyorsun.” Gözlerini bir an bile kaçırmadı “İkiniz de o gün kararınızı verdiniz.”
Sustum.
“Bana söyleyecek başka bir şeyin varsa K-17’yle ilgili olsun.”
“Karan…”
Bu kez sesi daha da sertleşti “Seni bir daha uyarmayacağım.”
“Neden bu kadar kaçıyorsun?”
Cebinden araba anahtarını çıkardı “Kaçmıyorum. Biten bir şeyi yeniden yaşamıyorum.”
“Aras döndü.”
İlk kez… Elindeki anahtar durdu Ama yüzündeki ifade değişmedi. Sadece bana baktı.
Arkasını döndü. Tam yürümeye başlayacaktı ki son kez durdu. “Bir daha beni bunun için çağırma.”
Ve gitti.
EYLÜL
Mekânın arka tarafına çıkarken aslında sadece biraz temiz hava almak istemiştim.
İçeride müziğin sesi giderek yükseliyordu. İnsanlar gülüyor, dans ediyor, sanki herkesin hayatı yolundaymış gibi davranıyordu.
Tam geri dönecekken iki ses duydum.Karan ve Sena. Durmak istemedim.
Ama Sena’nın söylediği tek cümle beni olduğum yerde bekletti. “…İkinizi de seviyordum.”
Kaşlarım istemsizce çatıldı. Ne demekti bu? Nefesimi tutup dinlemeye devam ettim.
“…Ama sana âşık oldum.”
Uzun bir sessizlik oldu. Sonra Karan’ın sesi geldi. Soğuktu. Her zamanki gibi. “İkiniz de o gün kararınızı verdiniz.”
Kimi kast ediyordu? Sena tekrar konuşacak gibi oldu. Karan bu kez sözünü kesti.
“Seni bir daha uyarmayacağım. Geçmişi açma.”
Ardından ayak sesleri duydum. Panikle duvarın arkasına çekildim. Karan yanımdan geçip gitti. Beni görmedi. Olduğum yerde birkaç saniye kıpırdayamadım.
İkiniz… Kimdi o iki kişi?
CİHAN ALKAN
Ofisimin camından İstanbul’un ışıkları görünüyordu. Yıllardır aynı manzaraya bakıyordum. Şehir değişiyordu, İnsanlar değişiyordu ama güç hiç değişmiyordu. Masamın üzerindeki dosyayı usulca kapattım.
K-17.
Yıllardır kimsenin yaklaşmaya cesaret edemediği o ev Bugün yeniden açılmıştı. Bu bir tesadüf değildi. Tesadüf diye bir şeye hiçbir zaman inanmadım. Bir taş yerinden oynuyorsa Onu oynatan mutlaka biri vardır. Elimdeki kalemi masaya bıraktım. Telefonun ekranında tek bir isim duruyordu.
Mete Ergin.
Aramama gerek kalmadan kapı çaldı.
“Gel.”
Mete içeri girdi. Yıllar İnsanların yüzündeki çizgileri artırıyordu Ama bazı insanların omuzlarındaki yükü de büyütüyordu. Mete onlardan biriydi. Bana baktı. Ben de ona. İkimiz de birbirimizi yıllardır tanıyorduk. Bu yüzden gereksiz cümlelere ihtiyaç duymuyorduk.
“Otur.”
Sessizce karşımdaki koltuğa geçti. Masanın üzerindeki kahveyi işaret ettim. “Soğumadan iç.”
Elini bile uzatmadı. Demek mesele sandığımdan da büyüktü. Camın önüne yürüdüm. Şehir ayaklarımın altındaydı. İnsanlar aşağıda koşuşturuyor, birbirlerinin hayatına değmeden yaşayıp gidiyorlardı.
Ne kadar şanslıydılar. Bazı gerçekleri bilmedikleri için…
“Kapısı açılmış.”
Arkamı dönmedim. Kimin kapısı olduğunu söylememe gerek yoktu. Mete cevap vermedi. Bu sessizlik Kurduğu bütün cümlelerden daha anlamlıydı.
“Girmişler.”
Yine sustu. Yavaşça başımı çevirip ona baktım. Yüzündeki en ufak mimik bile değişmemişti. Ama elleri… Birbirine her zamankinden daha sıkı kenetlenmişti. Demek hâlâ korkuyordu.
“Gireceklerini biliyor muydun?”
Uzun bir sessizlik oldu. Sonunda konuştu.“Bazı kapılar açılmak için değil kapalı kalmak için vardır.”
İçimde belli belirsiz bir gülümseme oluştu “Hâlâ aynı cümle.”
“Bunca yıl geçti. Sen hiç değişmedin.”
Mete gözlerini bana dikti. “Sen de.”
Başımı hafifçe eğdim. “Bunu iltifat olarak alıyorum.”
Sessizlik yeniden aramıza çöktü. Sonra masama doğru yürüyüp K-17 dosyasını onun önüne bıraktım.
“Birisi içerideydi.”
İlk kez Bakışları dosyaya kaydı. Çok kısa sürdü Ama bana yetti. Demek bunu beklemiyordu.
“Kimdi?”
Omuz silktim. “Henüz bilmiyorum Ama öğreneceğim.”
Mete derin bir nefes aldı. “Öğrenme.”
Kaşımı hafifçe kaldırdım. “Bu bir rica mı?”
“Hayır.”
Sesi ilk kez sertleşti. “Uyarı.”
O an… İçimde yıllardır unuttuğumu sandığım bir his kıpırdadı. Merak. “Yıllar önce de beni uyarmıştın.”
“Dinlemedin.”
“Dünya yıkılmadı.”
Mete başını iki yana salladı. “Bu kez yıkılır.”
O cümle… Odanın içinde uzun süre asılı kaldı. İlk defa gözlerini kaçırdı. İşte o an anladım. Korktuğu şey Ben değildim. Henüz adını bilmediğim bir başkasıydı. Belki de Yıllardır gömülü kaldığını sandığımız geçmiş.
Dosyayı yeniden elime aldım. Parmaklarım kapağın üzerinde yavaşça gezindi. Sonra tek bir cümle kurdum.
“Bana engel olamazsın, Mete.”
O da ayağa kalktı. Ceketinin düğmesini iliklerken yüzüme son kez baktı.
“Ben sana engel olmaya çalışmıyorum.” Kısa bir duraksadı. “…Çocuklarını korumaya çalışıyorum.”
Arkasına dahi dönmedenKapıya doğru ilerledi ve dışarı çıktı. Kapı sessizce kapanırken bakışlarımı gittiği yönden ayırdım.
Odada yeniden yalnız kaldım. “Çocuklar…”
Kendi kendime fısıldadım. Sonra gözlerim istemsizce Karan’ın dosyasına kaydı. İnsan bazen En büyük savaşı düşmanıyla değil Kendi oğluyla veriyordu.

AYBARS ERGİN
İçerisi iyice kalabalıklaşmıştı.
Müziğin sesi duvarlardan taşıyor, insanların kahkahaları birbirine karışıyordu. Lalin ise ikinci kokteylinden sonra her zamankinden daha sessizdi. Gülüyordu Ama gözleri gülmüyordu.
Arada bir istemsizce aynı yere kayıyordu. Karan’ın olduğu masaya. “Biraz temiz hava alalım mı?” diye sordum.
Başını yavaşça salladı. “Olur…”
Mekândan çıktığımızda Boğaz’ın serin rüzgârı yüzümüze çarptı. Lalin derin bir nefes aldı. Sanki içeride saatlerce nefessiz kalmış gibiydi. Korkulukların yanına kadar yürüdü. Hiç konuşmuyordu. Ben de konuşmadım.
Bazen sessizlik, kurulan cümlelerden daha çok şey anlatıyordu.
“Aybars…” Sesi çok kısıktı.
“Hı?”
“Sence…” Bir an durdu. “…insan sevdiği birini bu kadar kolay unutabilir mi?” Sorunun kime ait olduğunu anlamak için düşünmeme gerek yoktu.
Cevap vermedim.
Çünkü vereceğim hiçbir cevap canını daha az acıtmayacaktı. Başını iki yana sallayıp hafifçe güldü. “Boş ver. Ben galiba biraz fazla içtim.”
Dengesi bir anda bozuldu. Refleksle kolundan tutarak Düşmesine izin vermedim. Tam o sırada yüzü bana beklediğimden çok daha fazla yaklaştı. Gözleri hafifçe dalmıştı. Yanakları alkolün etkisiyle kızarmıştı.
Ve ilk kez… Bana bu kadar yakındı. İçimden geçenleri susturamadım.
Aşktı bu. Başka hiçbir şeye benzemiyordu.
O…
Lalin’di. Garajda ilk tanıdığım kızdı. Üniversitenin ilk gününde kalabalığın arasından sıyrılıp yanıma gelen kızdı. Kendi yarasını gizleyip başkasının derdine koşan kızdı. Yağmurun altında tek başına ağlayan da oydu… Gülünce etrafındaki herkesi güldüren de.
Belki de bu yüzden İlk günden beri ona bakıyordum. Karan’a karşı bir şeyler hissettiğini görebiliyordum. Bunu inkâr edecek kadar kör değildim Ama insan umut etmekten de vazgeçemiyordu. Belki zamanla, Belki canı biraz olsun iyileşince, Bana da bakardı. Bilmiyordum.
Bildiğim tek şey Onu üzgün görmek istemediğimdi. Lalin yavaşça başını kaldırdı. Gözlerimin içine baktı.
Sonra…
Hiç beklemediğim bir şey yaptı. İki eliyle yüzümü tuttu. “Aybars…” diye fısıldadı.
İsmimi ilk kez böyle söylemişti. Bir sonraki saniye… Dudakları dudaklarıma değdi.
Donup kaldım. Ne olduğunu anlamam birkaç saniye sürdü.
İçimde yıllardır büyüttüğüm bütün duygular tek bir anda üzerime çöktü. İlk refleksle Karşılık verdim. Sadece bir anlığına.
Sonra gerçeği fark ettim. Bu… Lalin değildi. Bunu yapan… Kırılmış, sarhoş ve canı yanan bir kızdı. Yavaşça geri çekildim.
İki elimle omuzlarını tuttum.
“Lalin…” Sesim neredeyse fısıltıya dönüşmüştü. “Yarın bunu hatırladığında…” Başımı hafifçe iki yana salladım. “…kendine kızmanı istemiyorum.”
Gözleri dalgındı. “Sarhoşsun. Beni değil..”Derin bir nefes aldım. “…şu an hissettiklerini öptün.”
O an istemsizce başımı kaldırdım. Mekânın kapısının önünde iki kişi duruyordu.
Karan Ve Sena. Mekandan ayrılıyorlardı. Karan’ın bakışları doğrudan bize kilitlenmişti. Yüzünde hiçbir ifade yoktu. İşte bu…
En tehlikeli hâliydi.
Sena ise… Dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümsemeyle bizi izliyordu. Sanki tam görmek istediği manzara buydu.
İçimden tek bir cümle geçti.
Yanlış anladı.
Ama ne ben açıklama yapacak durumdaydım… Ne de o dinleyecek birine benziyordu. Karan arkasını döndü. Hiçbir şey söylemeden yürüyüp gitti. Sena da peşinden. Ben ise hâlâ Lalin’in omuzlarını tutuyordum.
Ve ilk kez, Kazanmış gibi değil Kaybetmiş gibi hissediyordum.
KARAN ALKAN
Yürümeye başladım. Her adımım biraz daha ağırlaşıyordu. Arkamdan gelen sesleri duyuyordum ama dönmedim. Tam arabaya yaklaşmıştım ki Sena koluma yapıştı.
“Karan, bekle.”
Kolumu sertçe çektim. “Çek elini Sena.”
“Dinle beni.”
“Sana elini çek dedim.”
Tam o sırada istemsizce başımı çevirdim. Aybars Bize bakıyordu. Bakışlarımız bir anlığına kesişti. Sonra gözleri, Sena’nın kolumu tutan eline kaydı. Hiçbir şey söylemedi. Ben de söylemedim. Arabaya bindim. Kapıyı sertçe kapattım. Motor çalıştı Ama içimde kopan gürültünün yanında Porsche’un sesi bile duyulmuyordu.
Lalin’in dudakları…Hâlâ gözlerimin önündeydi ama bana değil… Aybars’a dokunuyordu. Direksiyonu tuttuğum parmaklarım beyazlayana kadar sıktım.
Kendime kızıyordum. Ona değil Çünkü bunu…Ben yapmıştım.
⸻
SENA YILMAZ
Arabaya biner binmez tek kelime etmedi. Camdan dışarı bakıyordu. Yüzünde öyle bir ifade vardı ki… İnsan o sessizliğin içine düşmekten korkardı. Ben ise korkmuyordum. Onu yıllardır tanıyordum. Sinirlendiğinde bağırmazdı. Susardı Ve işte o zaman… En tehlikeli hâline gelirdi.
“Karan…”
Hiç cevap vermedi.
“Kötü bir amaçla gelmedim.”
Sessizlik.
“Sadece…seni kaybetmek istemedim.”
Direksiyondaki eli biraz daha sıkıldı.
“Duydun mu beni?”
Araba bir anda sert fren yaptı. Göğsüm emniyet kemerine çarptı. Karan yavaşça bana döndü. Gözleri… Hayatımda hiç bu kadar soğuk olmamıştı.
“Bitti mi?”
Boğazım düğümlendi. “…Hayır.”
“O zaman sus.” Tek cümle.
Sonra yeniden önüne döndü. Yol boyunca başka tek kelime etmedi. Villanın bahçe kapısı açılır açılmaz arabadan indi. Ben de peşinden yürüdüm.
“Karan…”
Balkonun soğuk rüzgârı yüzüme çarpıyordu. Karan tek kelime etmeden şehrin ışıklarını izliyordu. Elindeki viski bardağını gevşekçe tutuyordu.
“Karan…”
Ses vermedi.
“Kötü bir amaçla gelmedim.”
Sessizlik.
“Sadece olanları farklı açıdan görmeni istedim.”
Yavaşça başını çevirdi. Bakışları bomboştu. İşte en çok o bakışlardan korkardım.
“Belki de…” dedim. “…o kadar da üzülmene gerek yoktur.”
Hiç konuşmadı. Derin bir nefes aldım.
“Belki şu an…” Sözlerim dudaklarımdan yavaşça döküldü. “…Aybars’la…” Bir an durdum. “…öpüşüyorlardır.”
ÇAT!
Cümlem biter bitmez elindeki viski bardağı avucunun içinde tek bir sesle paramparça oldu. Cam parçaları etrafa saçılırken avucundan süzülen kan, kırık camların üzerine damlamaya başladı.
İrkilerek geri çekildim. “Karan…”
Başını eğmiş, kırık bardağın parçalarına bakıyordu Sonra yavaşça bana döndü. Bir adım attı. Ardından bir adım daha. Ben istemsizce geri çekildim. O ise durmadı. Aramızda neredeyse nefes mesafesi kalmıştı. İlk kez bakışlarını bu kadar sert görüyordum.
Sesi alçaktı ama tek kelimesi bile insanın içine işliyordu. “Bir daha…” Kısa bir nefes aldı. ”…Lalin hakkında tek kelime etmeyeceksin.”
Gözlerimi ondan ayıramıyordum. Konuşmaya çalıştım.
“Karan ben—”
Sözümü bitirmeme izin vermedi. “Sınırını biliyorsun.Zorlama.”
Kan, yumruğundan damlamaya devam ediyordu Ama sanki bunu hisseden tek kişi bendim. Ben korkuyla eline baktım. O ise bana değil… Gözlerimin içine bakıyordu. Bir an gerçekten bir şey söyleyeceğini sandım.
Söylemedi. Arkasını dönüp balkona doğru yürüdü. Omuzları hâlâ dimdikti Ama avucundan akan kan artık balkonun mermer zemininde ince bir iz bırakıyordu.
Titreyen ellerimle telefonumu cebimden çıkardım. Onun görmeyeceği şekilde arkamı döndüm.
Aile doktorunun numarasına bastım. Telefon açılır açılmaz sesimi olabildiğince alçalttım.
“Lütfen… hemen gelir misiniz?”
Kısa bir sessizlik oldu. “Evet.”
“Yine eli…”
Telefonu kapattığımda gözlerim yeniden Karan’a kaydı. Hâlâ aynı yerde duruyordu.
Ne elini yıkıyordu… Ne de avucuna saplanan camları çıkarıyordu. Sanki canını acıtan şey… Elindeki kesikler değilmiş gibi.
Telefonu kapattığımda ellerim hâlâ titriyordu. Karan ise sanki hiçbir şey olmamış gibi balkon korkuluklarına yaslanmış, şehrin ışıklarını izliyordu.
Avucundan süzülen kan mermer zemine damlıyor, rüzgâr kırılan bardağın cam parçalarını hafif hafif hareket ettiriyordu.
Hiç dönmedi. Hiç konuşmadı. Yalnızca sustu. İnsan onu ilk kez görse sakin olduğunu sanırdı. Oysa ben bilirdim. Karan Alkan’ın en tehlikeli hâli buydu. Yaklaşık on beş dakika sonra kapının zili çaldı. Ben açtım.
Kapıda aile doktorumuz vardı. Elindeki siyah çantayı kaldırıp bana baktı.
“Nerede?”
Başımı balkon tarafına çevirdim. Doktor ağır adımlarla yanına yürüdü.
“Karan.”
Tepki vermedi. “Elini görebilir miyim?”
Yavaşça başını çevirdi. Hiç itiraz etmeden sağ elini uzattı. Doktor avucunu açmaya çalışırken cam parçalarının hâlâ içine saplanmış olduğunu gördüm.
Derin bir nefes verdi. “Bu sefer derin olmuş.”
Karan tek kelime etmedi.
Doktor çantasını açıp steril bezleri çıkardı. Önce elindeki cam parçalarını tek tek temizlemeye başladı. Kan yeniden akmaya başlayınca kaşlarını çattı.
“Uyuşturucu yapacağım.”
“Gerek yok.”
Doktor durdu. “Karan…”
“Gerek yok.”
Sesinde en ufak bir tereddüt bile yoktu. Doktor onu birkaç saniye izledi. Sonra başını hafifçe salladı. “İnatçılığın hiç değişmedi.”
İğneyi tekrar çantasına bıraktı. İlk dikişi atarken istemsizce gözlerimi kapattım. Normal bir insanın yerinde olsa çoktan elini çekmiş olurdu. Karan ise… Sanki dikiş kendi tenine değil de başka birine atılıyormuş gibi kıpırtısız duruyordu.
Yüzündeki ifade bile değişmiyordu. Doktor son düğümü atıp makası bıraktı. Bandajı dikkatlice sardı.
“Karan.”
Bu kez Karan başını kaldırdı.
“Bu ilk değil.”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Geçen sefer de aynı şeyi söyledim.” Çantasını kapatırken sesi biraz daha yumuşadı. “Kendine bu kadar yüklenmeye devam edersen bir gün elini değil çok daha fazlasını kaybedeceksin.”
Karan’ın bakışları yeniden şehrin ışıklarına döndü. Hiç cevap vermedi. Doktor onu yıllardır tanıyormuş gibi küçük bir iç çekti “Bazen insanın en büyük düşmanı karşısındaki değildir.”
Karan’ın yüzünde belli belirsiz bir kas hareket etti. Doktor devam etmedi. Çantasını eline aldı. Bana döndü. “Bandajı iki gün açmayacak. İlaçlarını masaya bırakıyorum.”
Başımı sessizce salladım. Kapıya kadar ona eşlik ettim. Tam çıkarken alçak sesle bana baktı. “Onu yalnız bırak. Şu an konuşacağın hiçbir cümleyi duymayacak.”
Kapı kapandı. Salona döndüğümde Karan hâlâ aynı yerdeydi. Bandajlanan sağ eli cebindeydi. Sol elinde ise yarısı kırık kalan viski bardağının sapını hâlâ bırakmamıştı.
O an anladım. Canını yakan… Avucundaki cam değildi. Hiçbir zaman da olmamıştı.
EYLÜL DURUKAN
EYLÜL
Gece yarısını çoktan geçmişti. Lalin arka koltukta başını cama yaslamış derin bir uykuya dalmıştı. Arada bir kaşlarını çatıyor, sonra yeniden sessizleşiyordu.
Dikiz aynasından ona baktım. İçim burkuldu.
“Umarım…” diye fısıldadım. “…yarın geceyi hatırlamaz.”
Yanımda oturan Aybars başını hafifçe eğdi. Bir süre hiçbir şey söylemedi. Sonra camdan dışarı bakmaya devam ederek konuştu.
“Ben de.”
O cevabı beklemiyordum. Şaşkınlıkla ona döndüm. “Gerçekten mi?”
Başını usulca salladı. “Evet.” Kısa bir sessizlik oldu.
“Daha doğrusu…” Derin bir nefes aldı. “…hatırlamasını istemiyorum.”
“Neden?”
İlk kez gözlerini bana çevirdi. Yorgundu. Hem de çok. “Çünkü o öpücüğü Lalin yapmadı. Düşünmeden hareket eden, canı yanan tarafı yaptı.”
Tekrar arka koltuğa baktı. “Yarın sabah hatırlarsa ilk kızacağı kişi ben olurum.”
“Sen ne yaptın ki?”
Acı acı gülümsedi. “Hiçbir şey Ama yine de kendini suçlar. Sonra…”
Cümlesini tamamlamakta zorlandı. “benden uzak durmaya başlar.”
“Niye uzak dursun?”
Omuzlarını hafifçe kaldırdı. “Çünkü Lalin böyle biri. Kendini suçladığı her şeyden kaçıyor. Ve ben…” Kısa bir nefes verdi. “onu kaybetmek istemiyorum. Sadece sevdiğim için değil.”
Gözleri yeniden Lalin’e kaydı. “…en yakın arkadaşlarımdan biri olduğu için. Bir gün bana hiç bakmasa bile yanımda kalsın isterim. Sadece benden kaçmasın yeter.”
Boğazım düğümlendi. İlk kez Aybars’ın sevgisinin ne kadar sessiz olduğunu bu kadar net görüyordum.
Ne bir beklentisi vardı Ne de bir hesabı. Sadece Lalinin hayatında kalabilmeyi istiyordu. Arabayı yeniden çalıştırırken içimden tek bir şey geçti.
Bazı insanlar sevmeyi çok doğru biliyordu. Ama hayat…Her zaman onları seçmiyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

47okunma 3beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18