KOR kitap kapağı

15. bölüm / 30

KOR

Bölüm 15 | Bazı vedalar dans ederek başlar

Vaveyla Yazarı: Melisa Özgün

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 30Şu an: Bölüm 15 | Bazı vedalar dans ederek başlar

LALİN ERÇAĞ
Cihan Alkan’ın bakışları birkaç saniye daha Karan’ın üzerinde kaldı. Yüzündeki ifade her zamanki gibiydi, içten içe sinirli fakat elinden geldiğince sakin görünüyordu ama nedense o sessizlik bağırmaktan daha ürkütücü geliyordu.
Kravatının düğümünü düzeltti. Ardından tek bir adım yaklaştı. “Ben arabada bekliyorum.”
Karan hiçbir şey söylemedi. Cihan Alkan ceketinin düğmesini ilikledi. Tam arabaya yönelecekken durdu. Başını hafifçe çevirip oğluna baktı.
“Beş dakika.” Kısa bir sessizlik oldu. “Sonra yanıma geleceksin.”
Karan’ın yüzünde en ufak bir değişiklik olmadı. “Sadece marina projesini konuşacağız sanma.” Çenesi belirgin şekilde sıkıldı. “17’yi de konuşacağız.”
İçim istemsizce ürperdi.
K-17 den bahsediyor olmalıydı. Bu ismi her duyduğumda neden içim daralıyordu? Cihan Alkan bu kez bana bile bakmadan ağır adımlarla arabasına doğru yürüdü. Kapı kapandı. Motor çalışmadı. Bekliyordu. Karan birkaç saniye olduğu yerde kaldı. Sonra derin bir nefes aldı.
Başını hiç kaldırmadan babasının bulunduğu araca doğru yürümeye başladı. Tam o sırada Eylül koluma girdi.
“Yeter.”
Hepimize tek tek baktı. “Bu hafta sonu hepimiz yeterince şey yaşadık.”
Aybars hafifçe gülümsedi.
“Birimizin kaşı patladı.” Parmağıyla Aybars’ı gösterdi. “Birimizin omzu yarıldı.” Bu kez istemsizce gözlerim Karan’a kaydı. Kan lekesi hâlâ gömleğinin omzundaydı.
Eylül devam etti. “Birimiz bayıldı.” Bu kez bana baktı. “Artık toparlanıyoruz.”
Kaşlarımı kaldırdım. “Nasıl yani?”
“Boğaza gidiyoruz.”
Yüzünde çocukça bir gülümseme vardı. “Yürüyüş, Sonra kahve, Sonra isteyen bir şeyler içer.”
Derin bir nefes verdi. “Bugün proje yok. Marina yok.”
İlk kez gerçekten gülümsedim. “Olur.”
“Harika.”
Eylül sevinçle ellerini birbirine vurdu. “Aybars, sen de geliyorsun.”
Aybars başını salladı. “Nereye kaçıyorum?”
İkisi kendi aralarında konuşmaya başlamıştı. O sırada, Birkaç metre ötede duran Sena’nın bize doğru bakmadığını fark ettim. Bakışları… Karan ile Cihan Alkan’daydı. Sessizce olduğu yerde bekliyordu. Sonra… Cihan’ın arabasına doğru yürüyen Karan’ın arkasından birkaç adım attı. Kimse fark etmedi.
Ben bile ancak tesadüfen gördüm. Aralarında birkaç metre vardı. Karan’ın haberi bile yoktu. Sena ise…Yavaşladı. Tam arabanın arkasına geldiğinde Cihan Alkan’ın sesi duyuldu. Alçaktı ama rüzgâr kelimeleri olduğu yere taşıyordu. “Bu yaptığın son hataydı.”
Karan’ın sırtı bana dönüktü. “Marina projesini durduramazsın.”
Sessizlik. Sonra Cihan yeniden konuştu “Duydun mu beni?”
Karan’ın sesi bu kez daha sakindi. “İnsanların evlerini yıkmadan da o projeyi bitirebiliriz.”
“Ben senden fikir istemedim.”
Kısa bir duraksamanın ardından Cihan’ın sesi daha da sertleşti. “Senin görevin emirlere uymak.”
SENA YILMAZ
Arabadan indiğim an ilk gördüğüm şey Karan’dı. Omzundaki kan lekesi dikkatimi çekti önce. Sonra…Eli. Lalin’in elini tutuyordu.
Nefesim boğazımda düğümlendi. O an etrafımdaki herkes silindi. Ne Cihan Alkan, Ne arabalar, Ne yağmur… Sadece o iki el vardı. Yıllardır onu tanıyordum. Karan Alkan. Kimseye dokunmazdı. İnsanlardan hep yarım adım uzakta dururdu.
Ben bile… Onun elini tutabilmek için çocukluğumuzdan beri kaç kez bahane bulmuştum. Her seferinde aynı şey olurdu. Kısa bir süre izin verir… Sonra sessizce geri çekilirdi.
Şimdi ise…
Lalin Erçağ’ın elini bırakmıyordu. İçimde öyle keskin bir öfke yükseldi ki gülümsemek zorunda kaldım çünkü sinirlendiğimi belli etmek, kaybettiğimi kabul etmek demekti.
Asla yapmayacaktım. Tam yanlarına yaklaşırken Karan’ın bakışları babasına kaydı. Bir saniye… Belki iki… Sonra Lalin’in elini usulca bıraktı.
Benim geldiğimi fark ettiğini sandım. Hayır. Beni görmemişti bile. Bırakmasının sebebi ben değildim. Sebebi… Cihan Alkan’dı.
Bunu anlayacak kadar uzun zamandır bu ailenin içindeydim. Yine de, canımı acıttı.
Omzundaki kana baktım. “Ne oldu sana?”
Her zamanki gibi kısa cevap verdi. “Bir şey yok.”
Hiç değişmemişti. Ama aslında her şeyi değişmişti.
…
Cihan Alkan yürümeye başlayınca ben de sessizce peşlerinden gittim. Beni fark etmeyecek kadar öfkeliydiler. Arabaların arkasında durdum. Sesleri rüzgârla birlikte bana kadar geliyordu.
“Marina projesi, K-17…”
Sonra… Duyduğum tek isim bütün düşüncelerimi susturdu. Lalin Erçağ. Cihan Alkan’ın sesi buz gibiydi.
“Bir daha o eve yaklaşırsan…” Kısa bir sessizlik oldu. “…Lalin Erçağ’ı da ateşe atarsın.”
Kalbim bir an tekledi. Lalin… Demek mesele oydu. Karan’ın son haftalardaki bütün değişiminin sebebi. Sessizliği. Öfkesi. Babasına karşı gelişi. Hepsi… O kızdı.
Başımı kaldırdım. Birkaç metre ötede Eylül, Aybars ve Lalin konuşuyordu. Eylül bir şeyler anlatıyor… Lalin ilk kez gülümsüyordu. İçimde ince bir kıskançlık değil… Koskoca bir boşluk oluştu. Bir zamanlar, Karan öyle gülümserdi.
Benim yanımdayken. Şimdi ise bana bakarken bile yüzünde hiçbir şey yoktu. Dudaklarım istemsizce yukarı kıvrıldı. Demek mesele buydu. Madem zayıf noktası Lalin’di… Ben de tam oradan vuracaktım.
Akşam Boğaz’a gideceklerini duymuştum. Tesadüfen değil, Bilerek gidecektim. Ve bu kez… Karan Alkan’ın gerçekten kimi seçtiğini herkes görecekti.
__
Saat yediyi çoktan geçmişti.
Bugün yaşananlardan sonra, Eylül’ün bütün ısrarlarına daha fazla dayanamayıp dışarı çıkmayı kabul etmiştim. Belki birkaç saatliğine de olsa kafamı dağıtırdım. Buna gerçekten ihtiyacım vardı.
Aybars hazırlanıp gelmişti. Her zamanki gibi sade ama özenliydi. Siyah tişörtünün üzerine ince bir gömlek almış, kavganın ardından kaşının kenarında kalan küçük morluk dışında yüzünde yine o sakin ifade vardı.
Ben ise üzerime askılı kırmızı bluzumu ve kısa mavi kot eteğimi giymiştim. Aynanın karşısında durup boynuma biri ince, diğeri biraz daha büyük olan iki kolyeyi taktım. Saçlarımı omuzlarıma bıraktıktan sonra bileklerime hafifçe parfüm sıktım. Tatlı ve hafif odunsu kokusu etrafı sararken derin bir nefes aldım.
Bugün… Kendimi iyi hissetmeye çalışacaktım. Eylül her zamanki gibi göz alıcıydı. Açık renk kot şortunun üzerine giydiği siyah transparan bluz, kolundaki ince bileklikler ve büyük halka küpeleriyle sanki birkaç dakika sonra arkadaşlarıyla buluşmaya değil de bir derginin çekimine gidiyormuş gibiydi.
“Bana öyle bakmayı bırak.” diyerek güldü.
“Güzel olmuşsun.”
“Kızım sen de kendine baksana.”
Gülümsemeye çalıştım. Salondan büyükannemin sesi geliyordu. Hazırladığı şerbetli tatlıyı Aybars’la Eylül’e ikram ediyor, ikisinin tabağını doldurdukça mutlu oluyordu.
“Bir tane daha al evladım.”
“Büyükanne, üçüncüyü yiyorum.”
“E olsun.”
İkisi de gülmeye başladı. O kahkaha sesi, evin içindeki bütün ağırlığı birkaç dakikalığına dağıtmış gibiydi.
Aynaya son kez baktım. Belki de gerçekten biraz olsun iyi görünüyordum. Tam o sırada telefonumun ekranı aniden aydınlandı.
Karan Alkan.
Kalbim göğsüme sertçe çarptı. Parmaklarım birkaç saniye boyunca hareket etmedi. Neden arıyordu?
Derin bir nefes alıp telefonu açtım. “…Efendim?”
Karşı tarafta birkaç saniyelik sessizlik oldu. Sonra onun sesi duyuldu.
“Mahallenin girişindeyim.”
Kaşlarım istemsizce çatıldı. “Ne?”
“Aşağı in.”
Ses tonu her zamanki kadar sakindi. Ne açıklama yaptı, Ne de başka bir şey söyledi. Telefon kapandı. Bir süre elimde öylece kaldı. Kalbim yeniden hızlanmıştı. Perdeyi usulca araladım.
Mahallenin girişindeki parkın hemen yanında siyah Porsche duruyordu. Farları kapalıydı. Karan, arabanın kapısına yaslanmış, başı hafif öne eğik bir şekilde bekliyordu.
Sanki uzun zamandır oradaymış gibi… Sanki gitmeye de hiç niyeti yokmuş gibi. Boğazım düğümlendi.
“Ben… aşağı inip hemen geleceğim.” dedim salona doğru seslenerek.
Büyükannem mutfaktan başını uzattı. “Çok uzaklaşma kızım.”
“Merak etme.”
Telefonumu cebime koyup kapıya yöneldim. Nedense… İçimde, bu konuşmanın hiçbir şeyi eskisi gibi bırakmayacağına dair tarif edemediğim bir his vardı.
⸻
Üzerime ince bir hırka geçirip sessizce aşağı indim. Mahalle çoktan uyumuştu. Sokak lambasının solgun ışığı kaldırıma vuruyor, uzaktan yalnızca cırcır böceklerinin sesi geliyordu. Kapıyı kapatıp ona doğru yürüdüm.
Aramızda birkaç adım kalınca durdum “Neden geldin?”
Bana bakmadı. Bakışları yere sabitlenmişti. Sanki söyleyeceklerini ezberliyordu. Sonra yavaşça başını kaldırdı.
KARAN ALKAN
Arabaya yaslanmış bekliyordum.
Mahallenin girişindeki park, yaz akşamlarının alışıldık sessizliğine bürünmüştü. Gün batımının son kızıllığı çoktan kaybolmuş, sokak lambalarının solgun ışığı ıslak kaldırımlara vurmuştu. Yağmur durmuştu ama toprağın kokusu hâlâ havadaydı. Ellerimi cebime sokup başımı eğdim.
Gitmem gerekiyordu. Daha doğrusu Gitmemem gerekiyordu. Ama ne kadar uzak durmaya çalışırsam çalışayım, aklım yine aynı yere dönüyordu.
Ona.
Babamın sözleri kulaklarımda yankılanıyordu. “Bir daha o eve yaklaşırsan… sadece kendini değil, Lalin Erçağ’ı da ateşe atarsın.”
İlk kez korkuyordum. Kendim için değil. Onun için. Bu yüzden buradaydım. Benden nefret etmesi gerekiyordu. Telefon cebimde titredi.
Kapının açıldığını görmüştüm. Başımı kaldırmadım. Ayak sesleri yavaş yavaş yaklaştı.
Sonra tam karşımda durdu. “Neden çağırdın?”
İşte… O sesi duyunca bütün hazırladığım cümleler birbirine karıştı.
Başımı yavaşça kaldırdım. Kırmızı askılı bluz, Kısa kot etek, Boynunda her zamanki kolyesi…
Saçları omuzlarına dökülüyordu. Ve Parfümü. Rüzgâr, o hafif tatlı kokuyu bana doğru taşıdı. Bir anlığına gözlerimi kapatmak zorunda kaldım. Bu kadar yaklaşmaması gerekiyordu. Bu kadar güzel görünmemesi gerekiyordu Çünkü her şey daha da zorlaşıyordu.
Kendimi toparlayıp yüzüme her zamanki ifadeyi yerleştirdim. “Uzun sürmeyecek.”
Sessizce bekledi. Ben de bekledim. Sanki söyleyeceğim cümleler boğazımdan çıkmak istemiyordu.
Sonunda konuştum. “K-17’de olanlar…” Duraksadım. “…yanlış anlaşıldı.”
Kaşları hafifçe çatıldı. “Ne demek istiyorsun?”
“Bugün gördüklerin yüzünden aklında bir şey oluştuysa, oluşmasın.” Dedim direk konuya girerek.
Yüzündeki ifade yavaş yavaş değişmeye başladı. Yine de konuşmaya devam ettim.
“Aramızda hiçbir zaman bir şey olmadı.”
Sessizlik.
“Olmayacak da.”
Gözlerini benden ayırmadı. “Bunu gerçekten bana bakarak söyleyebiliyor musun?”
Çenemi sıktım. Söyleyemiyordum Ama söylemek zorundaydım.
“Evet.”
Yalandı. Hayatımda kurduğum en ağır yalandı. Bir adım bana yaklaştı. “O zaman neden buradasın?”
İçimden geçen cevap çok başkaydı.
“Seni korumak için.”
Ama dudaklarımdan çıkan bambaşka oldu. “Çünkü yanlış anlamanı istemiyorum.”
“Neyi?”
“Sena’yla birlikteyim.”
Bu kez gözleri gerçekten değişti. İlk defa Canının yandığını gördüm.
“Ne?”
“Sena’yla birlikteyim.” Her kelimeyi bile isteye yavaş söyledim. “Ve ona karşı hissettiğim şeyler var.”
Kalbim attıkça söylediğim her cümle bana geri dönüp çarpıyordu.
“Sana karşı…” Derin bir nefes aldım. “…hiçbir şey hissetmiyorum.”
Rüzgâr tam o anda yeniden esti. Saçları yüzüne doğru savruldu. Onları düzeltmek için elini kaldırdığı sırada kırmızı bluzunun ince askısı omzundan usulca aşağı kaydı. Kumral teni loş sokak lambasının altında birkaç saniyeliğine ortaya çıktı. Bakmamam gerekiyordu Ama gözlerim istemsizce oraya kaydı.
Parfümünün kokusu yeniden bana ulaştı. Kalbim bir an ritmini şaşırdı. Sadece uzanıp o askıyı yerine koymak istedim. Hayır… Bunu düşünmem bile gerekiyordu. Parmaklarımı yumruk yaptım. Olduğum yere çiviledim kendimi. Başımı başka tarafa çevirdim.
Tam o sırada arkamızdan bir ses duyuldu. “Lalin?”
İkimiz de aynı anda döndük.
Aybars. Mahallenin girişine doğru yürüyordu. Bizi görünce kısa bir an durdu. Sonra doğrudan Lalin’in yanına geldi.
Hiç tereddüt etmeden omzuna düşen askıyı iki parmağıyla nazikçe yukarı kaldırdı. “Askın düşmüş.”
O an… İçimde tarif edemediğim bir öfke yükseldi. Sanki biri göğsümün tam ortasına yumruk atmıştı. Az önce… Onun tenine dokunmuştu. İstemsizce çenemi sıktım. Lalin ise bana son kez baktı. Bakışlarında ne öfke vardı…Ne de kırgınlık. Sadece sessiz bir hayal kırıklığı.
“Anladım.” Sesi neredeyse fısıltıydı.
Arkasını döndü. Aybars da onunla birlikte yürümeye başladı. Ben olduğum yerde kaldım. Gitmelerini izledim Çünkü bazen, Birini yaşatmanın bedeli Onun gözünde kötü biri olmaktı.
LALİN ERÇAĞ
Mahallenin girişinden ayrılırken arkamı dönmedim. Dönmeye cesaret edemedim. Çünkü biliyordum… Dönersem onu hâlâ aynı yerde bulacaktım Ve bu kez gitmek çok daha zor olacaktı. Aybars hiçbir şey sormadı. Sessizce yanımda yürüyordu.
Bazen insanın en çok ihtiyacı olan şey, sorular değil sessizlikti. Eylül bizi görünce yüzündeki gülümseme bir anlığına kayboldu.
Bakışlarını önce bana, sonra Aybars’a çevirdi. “Neler oldu?”
“Hiç.”
Sesim düşündüğümden daha sakindi.
“Emin misin?”
Başımı hafifçe salladım. “Eminim.”
Yalan söylediğimi anlamıştı Ama üstelemedi. Sadece koluma girip beni kendine doğru çekti. “Tamam. Bugün sorgu yok. Dünya zaten yeterince üzerimize geldi.”
Gülümsemeye çalıştım. Arabaya bindiğimizde radyoda eski bir yaz şarkısı çalıyordu. Eylül daha ilk saniyede sesi sonuna kadar açtı.
“Hayır!” Aybars güldü. “Bu şarkıyı mı dinleyeceğiz gerçekten?”
“Evet Ve siz de eşlik edeceksiniz.”
Ben istemsizce camdan dışarı baktım. Mahalle yavaş yavaş geride kalıyordu. Karan’ın bulunduğu sokak da…
Birkaç dakika sonra Boğaz kıyısındaki mekâna vardık. Yaz akşamı olmasına rağmen içerisi doluydu. Masaların çoğu üniversiteden öğrencilerle dolmuştu. Bir köşede doğum günü kutlayan bir grup vardı. Diğer tarafta canlı müzik hazırlıkları yapılıyordu. Denizden gelen serin rüzgâr masalara kadar ulaşıyor, dalga sesleri müziğe karışıyordu.
“İşte!” Eylül iki kolunu açtı. “Bugün kimse üzülmüyor.”
Aybars gülerek sandalyeyi benim için çekti “Buyurun.”
“Teşekkür ederim.”
Garson elindeki not defterini açıp gülümsedi “Ne alırsınız?”
Eylül hiç düşünmeden elini kaldırdı. “Bana çilekli mojito.”
Garson başını sallayıp Aybars’a döndü. Aybars birkaç saniye menüye baktı. “Bana Moscow Mule.”
Eylül kaşlarını kaldırdı. “Havalı olmaya mı çalışıyorsun?”
Aybars omuz silkti. “Adı havalı diye söyledim. Güzel değilse senden içerim.”
Eylül kahkaha attı. Garson bu kez bana döndü. “Size ne getirebilirim?”
Menüyü kapatıp kısa bir an düşündüm. “Ben de… Aperol Spritz alayım.”
Eylül gözlerini kocaman açtı. “Vay! Hanımefendi bugün iddialı.”
Gülümsemeye çalıştım. “Bugün uzun bir gündü.”
Garson notunu alıp uzaklaşırken Aybars bana dönüp hafifçe gülümsedi. “Merak etme. İlk kadehten sonra Eylül dans etmeye kalkacak.”
Eylül hiç bozuntuya vermeden omuz silkti “Kalkacağım zaten.”
İlk kez gerçekten gülümsedim. Belki de… Bu geceyi düşünmeden geçirebilirdim. İçecekler geldiğinde Eylül bardağını havaya kaldırdı “Yeni başlangıçlara.”
Aybars da bardağını uzattı. “Yeni başlangıçlara.”
İstemsizce ben de kaldırdım. Camlar hafifçe birbirine çarptı. Tam o sırada içeride hareketli bir şarkı çalmaya başladı. Eylül sandalyesinden fırladı. “Haydi!”
Ben kaşlarımı kaldırdım. “Nereye?”
“Dans etmeye.”
“Eylül…”
İtiraz etmeme fırsat vermeden beni pistin ortasına kadar sürükledi. İlk başta utansam da birkaç dakika sonra kendimi müziğin ritmine bırakmıştım.
Eylül saçma sapan hareketler yapıyor, Aybars da onu taklit ederek bizi güldürüyordu.
İnsanların kahkahaları müziğe karışırken ilk kez bütün gün yaşadıklarımı unutmuş gibi hissettim.
Belki de Eylül haklıydı. Bazen sadece eğlenmek gerekiyordu. Şarkı bittiğinde üçümüz de nefes nefese masaya geri döndük. Eylül bardağını eline alıp tek dikişte yarısını içti.
“Tamam.” dedi derin bir nefes vererek. “Şimdi oldu.”
Aybars gülerek başını salladı. “Beş dakika sonra yine piste çıkarmaya çalışacaksın.”
“Belki.”
Tam o sırada mekânın giriş kapısı açıldı. O tarafa doğru baktım.
Karan.
Üzerinde siyah polo yaka bir tişört, koyu renk kumaş pantolon vardı. Sol bileğindeki çelik saat loş ışıkta belli belirsiz parlıyordu. Her zamanki gibi abartıdan uzaktı ama bulunduğu ortamda istemeden de olsa bütün dikkatleri üzerine çekiyordu.
Yanında Sena yürüyordu.
Siyah, sırtı açık saten elbisesi ve topuklu ayakkabılarıyla ona ayak uydururken kolunu Karan’ın koluna doladı. İçeri birlikte girdiler.
O an, biraz önce içimde oluşan bütün hafiflik tek bir saniyede dağıldı. Karan’ın bakışları salonun içinde dolaştı.
Sonra… Bana geldi. Sadece birkaç saniye. Ne gülümsedi… Ne de bakışlarını uzun tuttu. Hiçbir şey olmamış gibi gözlerini benden çekti.
Sena ise çoktan beni fark etmişti. Dudaklarının kenarında beliren o küçücük gülümseme, bunun tesadüf olmadığını anlatmaya yetiyordu.
Sanki buraya eğlenmek için değil… Bana bir şey göstermek için gelmişti.
Karan’ı pencerenin kenarındaki masalardan birine götürdü. Aramızda birkaç masa vardı Ama bu bile onun varlığını hissetmeme engel olmuyordu.
Tam o sırada canlı müzik grubunun solisti mikrofonu eline aldı. “Bu güzel geceyi bitirmeden önce…”
Salon bir anda sessizleşti. “…son bir şarkımız var.”
Alkış sesleri yükseldi. Solist gülümseyerek devam etti.
“Ve bu şarkıda küçük bir ricamız olacak.” Merakla birbirimize baktık. “Kimse oturduğu yerde kalmasın.”
Salonun dört bir yanından kahkahalar yükseldi. “Çünkü bu…” Kısa bir duraksadı. “…gecenin son dansı.”
Tam o sırada yan masadan biri Eylül’e doğru yaklaştı. Üniversiteden tanıdığımız çocuklardan biriydi. Uzun boylu, siyah saçlı, yüzünde utangaç bir gülümseme vardı “Eylül…”
“Evet?”
“Benimle dans eder misin?”
Eylül önce bana baktı. Sonra Aybars’a. En sonunda da çocuğa döndü. Bir an düşündü. Ardından omuz silkip güldü. “Neden olmasın?”
Çocuğun uzattığı eli tuttu. Tam giderken arkasını dönüp bize göz kırptı. “Siz de boş boş oturmayın.”
Aybars elini bana doğru uzattı. “Bir şarkılık.”
İstemsizce gülümsedim. “Tamam.”
Elimi avucunun içine bıraktım.
Dans pistine doğru yürürken canlı müzik grubunun çaldığı şarkı mekânın tamamını dolduruyordu. Denizden gelen hafif rüzgâr açık camlardan içeri süzülüyor, insanların kahkahalarına karışıyordu.
Aybars sağ elini yavaşça belime koydu. Ben de elimin birini omzuna bıraktım. Müziğin ritmine yavaşça uyum sağlamaya başladık.
“Bak.” dedi gülerek. “O kadar da zor değilmiş.”
İstemsizce güldüm. “Sanırım değil.”
Bir süre hiçbirimiz konuşmadık. Sadece müzik vardı. Gözlerim salonun diğer tarafına takıldı. Karan Siyah polo yaka tişörtüyle barın önünde ayakta duruyordu. Yanında Sena vardı.
Bakışları… Doğrudan bana çevrilmişti. Kalbim aniden hızlandı. O sırada Sena da bana baktı. Önce Aybars’ın belimde duran eline… Sonra Karan’ın yüzüne. Dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu. İçime kötü bir his çöktü.
SENA YILMAZ
Demek böyle… Bakışlarını ondan ayıramıyordu. Üstelik bunu saklamaya bile çalışmıyordu. Başımı hafifçe yana eğdim.
Lalin Erçağ. Aybars’ın kollarının arasındaydı. Ama Karan’ın gözleri, Hiç durmadan onu izliyordu. İçimden acı acı güldüm.
“Ne kadar uğraşırsan uğraş Sonunda yine bana döneceksin Karan.”
Bardağımdan son yudumu aldım. Sonra yavaşça ona döndüm.
“Dans eder misin?”
Bakışlarını Lalin’den ayırmadan cevap verdi “Hayır.”
Bekliyordum. Bir adım daha yaklaştım. “K-17.” İlk kez bana baktı. Yüzündeki ifade bir anda değişti.
“Ne biliyorsun?”
Gülümsedim. “Demek ilgini çekiyor.”
“Sena.” Sesinde uyarı vardı.
Ben ise hiç aldırmadım. “İçeride gördüğün kişi…” Kısa bir duraksadım. “…kimdi öğrenmek istemiyor musun?”
Çenesi belirgin şekilde gerildi. “Nereden biliyorsun?”
“Çünkü biliyorum.”
Sessizlik. Yavaşça elimi uzattım. “Benimle dans et.”
“Soğukkanlı ol.”
“Hayır.”
Başımı iki yana salladım. “Önce dans. K-17’nin karşılığında sadece bir şarkı.”
Uzun süre bana baktı. Sonra… İstemeden de olsa elini uzattı. Parmaklarımı avucunun içine aldığım an kazandığımı hissettim.Dans pistine çıktık. Tam karşımızda Lalin ile Aybars vardı.
Ne güzel… Tam da istediğim gibi. Karan’ın bakışları yine Lalin’e kaydı.
Müzik grubu heyecanla bağırdı, “Partner değiştiriyoruz!”
Sena gülümsedi. Ama bu gülümsemenin altında ne yattığını bilmek zordu. Umrumda da değildi.
“Laline git.” Diyerek aybarsın yanına gitti.
“Bu sefer bana katlanacaksın.” Dediğini duydum Aybarsa.
O sırada İnsanlar kahkahalar eşliğinde yer değiştirmeye başladı. Birkaç saniye içinde herkes başka birinin karşısındaydı.
Karşımda, Lalin duruyordu. Sanki salonun içindeki onlarca insan bir anda kaybolmuştu.
Sadece onu görüyordum.
Üzerindeki kırmızı askılı bluz, loş ışıkların altında olduğundan daha koyu görünüyordu. Boynundaki ince kolyeler her hareketinde ışığı yakalıyor, omuzlarına dökülen saçları yaz akşamının serin rüzgârıyla hafifçe dalgalanıyordu.
Ona yaklaşmamalıydım. Tam tersine Olduğum yerde kalmalıydım Ama ayaklarım beni dinlemedi. Bir adım attım. O da attı. Aramızda yalnızca bir nefeslik mesafe kaldığında istemsizce sağ elimi uzattım.
Parmakları usulca avucuma yerleşti. Sol elim tereddüt ederek beline doğru yaklaştı. Ona dokunmaktan korkuyordum. Sanki en ufak temas, aylarca kurmaya çalıştığım bütün duvarları yıkacaktı.
Parmak uçlarım beline değdiği anda nefesim düzensizleşti. İnsan birine sadece dokunarak bu kadar huzur bulabilir miydi?
Bulmamalıydı.
Müzik ağır ağır akarken o da diğer elini omzuma bıraktı. O an… Kalbimin attığını ilk kez bu kadar net duyuyordum. Başını hafifçe kaldırıp gözlerimin içine baktı.
Kaçmadı. Ben de kaçamadım.
“Gerçekten…” dedi fısıltıyla. “…hiçbir şey hissetmiyor musun?”
O soru… Hayatım boyunca duyduğum en zor soruydu.
“Senden başka hiçbir şey hissedemiyorum.”
Ama söyleyemezdim. Yutkundum. Sessiz kaldım. Belki de sessizlik bazen en büyük yalandı. Şarkının ritmi bizi istemsizce birbirimize biraz daha yaklaştırıyordu.
Parfümü… Bu kez ilk defa bu kadar yoğundu. Tatlı ama boğmayan, hafif çiçek kokusunun arasına karışan o tanıdık nota, nefes aldığım her an içime işliyordu.
Başımı çevirmeye çalıştım.
Olmadı. Çünkü tam o sırada yaz akşamının serin rüzgârı açık pencerelerden içeri doldu. Saçlarının birkaç teli yüzüne düştü.
Gözlerimi kaçırmalıydım. Kaçıramadım. Çünkü ona dokunursam… Bir daha bırakacak gücü kendimde bulamayacağımı biliyordum.
Müziğin son notaları salonun içinde yankılanırken zaman sanki yavaşlamıştı.
Tam o sırada omzumda hafif bir dokunuş hissettim. “Affedersiniz.”
Başımı çevirdim. Sena. Yüzünde her zamanki o kusursuz gülümsemesi vardı. Bakışlarını önce bana, sonra Lalin’e çevirdi.
“Sanırım…” dedi dudaklarının kenarı hafifçe kıvrılırken. “…partnerimi biraz fazla oyaladın.”
Lalin’in bana bıraktığı eli yavaşça tuttu. Sonra gözlerini ondan hiç ayırmadan gülümsedi. “Alıyorum geri.”
Bunu söylerken sesi öylesine sakindi ki…Sanki normal bir cümle kuruyordu Ama kurduğu her kelime…Bilerek seçilmişti.
Lalin’in bakışları bir an Sena’nın eline kaydı. Sonra yeniden bana. Elimi bırakırken parmakları avucumdan yavaşça ayrıldı. O küçücük temas bile içimde gereğinden fazla iz bırakmıştı.
Sena koluma girdi. “Gel.”
Fısıltıyla konuştu. “Küçük bir pazarlığımız vardı, hatırlıyorsun değil mi?”
Çenemi sıktım. “Eğer oyun oynuyorsan…”
Sena hafifçe güldü. “Ben hiç oyun oynamam, Karan.”
Başını bana doğru eğdi. “Ben sadece…” Kısa bir duraksadı. “…kazanırım.”
SENA YILMAZ
Gülümseyerek yanlarına yürüdüm. Lalin’in gözleri bir an bana çevrildi. Hiç acele etmedim. Tam Karan’ın yanına geldiğimde dudaklarım hafifçe kıvrıldı.
“Sanırım partnerimi biraz fazla oyaladın.”
Ne Karan konuştu Ne de Lalin. Elimi yavaşça Karan’a uzattım. “Alıyorum geri.”
Bir an daha bekledim. Sonra Karan’ın elini tuttum. İtiraz etmedi. Etmeyeceğini biliyordum. Lalin’in yanından ayrılırken göz ucuyla ona baktım. Yüzündeki ifadeyi görmek…Bana yetmişti.
Karan’ın omzuna bir elimi koydum. Diğer elimi avucunun içine bıraktım. Müzik hâlâ devam ediyordu.
Ama o…Burada değildi. Bakışları hâlâ arkamızdaydı. Hâlâ Lalin’i izliyordu.
İçimden acı acı güldüm.
“Ben buradayım.”
Bakışlarını sonunda bana çevirdi. “Ne istiyorsun?”
“Bilmek istediğin şeyi.”
“K-17.”
Tek kelime. Her zamanki gibi. Başımı salladım. “Evet.”
“Konuş.”
“Daha değil.”
Çenesi gerildi. “Sena.”
“Sabırsızlanma.”
Bir adım daha yaklaştım. Müziğin ritmi bizi birbirimize yaklaştırırken sesimi alçalttım “Oradaki siluetin kim olduğunu gerçekten öğrenmek istiyor musun?”
Gözleri ilk kez değişti. “Biliyorsan söyle.”
“Söylerim.”
“Karşılığında?”
Derin bir nefes aldım. Sonra gözlerimi Lalin’e çevirdim. Bize bakıyordu. Tam da istediğim gibi… Bizi izliyordu.
Yeniden Karan’a döndüm. “Beni öp.”
Hiç düşünmeden cevap verdi. “Ne saçmalıyorsun sen? Böyle bir şey olmayacak.”
“Öyle mi?”
Başımı hafifçe yana eğdim. “O zaman bilmeden yaşamaya devam et.”
Elimi bırakmaya hazırlanıyordum ki… Son kez fısıldadım. “Bu gece o eve bir kez daha biri girecek.”
Karan’ın nefesi değişti. “Ne dedin?”
“Yanlış duymadın.”
“Kim?”
“Dudaklarımdan duyarsın.”
Sessizlik. Uzun… Çok uzun bir sessizlik. Karan’ın gözleri bir anlığına yeniden Lalin’i buldu. O bakışı takip ettim.
İşte tam burada… Kazandığımı anladım çünkü onun kararını veren ben değildim. Lalin’di. Karan yavaşça bana döndü.
Yüzünde tek bir duygu bile yoktu. Yaklaştı. Ben gözlerimi kapattım. Dudakları dudaklarıma değdi.
Kısa…Soğuk…
Hiçbir şey hissettirmeyen bir öpücüktü Ama dışarıdan bakan biri için… Gerçekti.
Tam geri çekilecekken… Elimi ensesine koyup onu bir saniye daha kendime yakın tuttum. Çünkü biliyordum. Lalin hâlâ bize bakıyordu.
Karan sertçe geri çekildi. “Şimdi konuş.”
Sesi ilk kez bu kadar sertti. Ben ise sadece gülümsedim.
“Demek…” Kısa bir nefes aldım. “…onu korumak için gerçekten her şeyi yapabiliyormuşsun.”
Yüzündeki öfke büyüdü. Ben ise son kez kulağına eğildim. “K-17’nin sırrı sandığından çok daha yakında, Karan Alkan.”
Sonra hiçbir şey olmamış gibi gülümsedim Ve dans etmeye devam ettim.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

56okunma 4beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18