30. bölüm · KOR

Bölüm 30-1.kitap final

Melisa Özgün

LALİN ERÇAĞ
Gözlerimi araladığımda ilk hissettiğim şey, Başımın zonklamasıydı.
“Ah…”
Gözlerimi tekrar kapattım. Sanki biri gece boyunca kafamın içinde davul çalmıştı. Birkaç saniye sonra bulunduğum yeri anlamaya çalışarak tavana baktım.
Karan’ın odası. Dün gece…Bir anda doğrulacak gibi oldum. Üzerimdeki askılı pijama takımına baktım. Sonra şortuma.
Kaşlarım çatıldı. “Ben…”
Hatırlamıyordum. Kalbim hızlanmaya başladı. Yavaşça başımı sağa çevirdim. Karan…Yatağın diğer tarafında sırtüstü uyuyordu. Üzerinde gri bir tişört ve siyah şort vardı. Bir süre öylece ona baktım. Sonra tekrar kendime. Sonra tekrar ona.
Yutkundum.
“Yok artık…” diye fısıldadım.
“Yok” Elim ağzıma gitti. “Pijamayı kim giydirdi bana?”
Dün geceye dair tek bir görüntü bile yoktu. Kafamın içinde bin tane ihtimal dolaşıyordu. Tam yataktan sessizce inmeye çalışırken…
“Kaçıyorsun galiba.”
Olduğum yerde donup kaldım. Yavaşça başımı çevirdim. Karan gözlerini açmıştı. Bana bakıyordu. Ben ise Utançtan nereye bakacağımı bilmiyordum.
“Günaydın.” dedi gayet normal bir sesle.
Ben hâlâ konuşamıyordum. “Karan Biz…”Cümle boğazımda düğümlendi.
“Ne oldu?” Hiç bozuntuya vermedi.
Başını yastığa biraz daha yasladı “Hatırlamıyor musun?”
Kalbim bu kez gerçekten hızlandı. “Neyi?”
Kısa bir sessizlik oldu. Sonra omuz silkti.“Epey şey oldu.”
Gözlerim büyüdü. “Epey şey mi?”
Başını salladı. “Evet.”
Nefesim kesildi. “Biz şey mi…”
Kelimeleri toparlayamıyordum. Karan birkaç saniye yüzüme baktı.
Sonra dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.“Kumral.”
“Ne?”
“Sadece uyuduk.”
Yaklaşık beş saniye boyunca ona boş boş baktım. Sonra elimle yastığı kaptığım gibi ona fırlattım.
“Karan!”
Yastığı tek eliyle tuttu. “Korktun.”
“Çok komik.”
“Bence öyle.”
Yorganı üzerime kadar çektim. “Hiç komik değil.”
Kahkaha atmamak için dudaklarını birbirine bastırıyordu. “Gerçekten bir an inandım.”
“Belli oldu.”
Gözlerimi devirdim. “Peki…Pijamayı nasıl giydim?”
Bu kez yüzündeki gülümseme kayboldu. “Ceketini sen çıkardın. Üstünü giyerken yardım istedin. Şortu da sen giydin.”
Başımı hafifçe eğdim. “Yani hiçbir şey olmadı?”
Karan bana öyle bir baktı ki Soruma kendim utandım.
“Sana söz vermiştim.” dedi sakince.
“Hatırlamıyor olsan bile pişman olacağın hiçbir şey yaşatmam.”
Boğazım düğümlendi. Tam teşekkür edecektim ki Karan yeniden konuştu.
“Ama.” Kaşımı kaldırdım.
“Ne ama?”
“Barda yaptıkların için aynı şeyi söyleyemem.”
Şaşkınlıkla baktım. “Ne yaptım?”
Cevap vermedi. Sadece bana baktı. Bir saniye… İki saniye… Sonra…
Kafamın içinde küçük görüntüler belirmeye başladı.
Fondip, Dans pisti, Kapı, Bir kız, Karan Ve ben.
“Seni seviyorum Karan Alkaaaan!”
Bir anda doğruldum. “Aman Allah’ım!”
İki elimle yüzümü kapattım. “Ben onu gerçekten söyledim mi?”
Karan bu kez kahkahasını tutamadı.“Maalesef.”
Gözlerimi sımsıkı kapattım. “Hayır…”
“Evet.”
“Hayır!”
“Bütün mekân duydu.”
Yüzümü yastığın içine gömdüm. “Ben artık yaşamayayım.”
“Abartma.”
“Abartmıyorum!”
Başımı tekrar kaldırdım. “Başka?”
Karan düşünüyormuş gibi yaptı. “Başka Numaramı isteyen kıza kızdın.”
Gözlerimi kapattım. “Harika. Sonra.”
“Devamı mı var?”
“Evet.”
“Dans ettin.”
“Dans mı?”
“Sen öyle olduğunu düşünüyordun.”
Utançtan kulaklarımın bile yandığını hissediyordum. “Ben…çok mu rezil oldum?”
Karan birkaç saniye bana baktı. Sonra başını hafifçe iki yana salladı. “Hayır. Oldukça tatlıydın.”
Yastığı tekrar kaptım. “Konuşma benimle.”
Yastık bu kez omzuna çarptı. Karan gülmeye devam ediyordu. Ben ise, Hayatım boyunca unutamayacağım bir utancın tam ortasında oturuyordum.
Hızla duşa girmek için hareketlendim, banyo kapısını kapatacakken Karan’ın sesi yeniden geldi.
“Lalin.”
Cevap vermedim.
“Banyoya saklanınca dün gece değişmeyecek.”
Gözlerimi kapattım. “Of…Ben artık dışarı çıkmayacağım.”
“Neden?”
“Çünkü rezil oldum.”
Kapının ardından hafif bir kahkaha duyuldu.
Kapıyı yavaşça araladım. Sadece yüzümü gösterdim.

“Bütün mekânın içinde seni sevdiğimi bağırmışım.”
Karan kapının eşiğine yaslandı.
“Küçük bir detay daha var.”
Yüzümün rengi değişti. “Daha var mı?”
Başını salladı.
“Bana gıcıksın dedin. Katlanılmazsın dedin. Sonra da…” Dudaklarının kenarı kıvrıldı. “Ama seni seviyorum işte’ dedin.”
İki elimle yüzümü kapattım. “Ben taşınacağım.”
“Nereye?”
“Fark etmez. Yeter ki senin olduğun şehir olmasın.”
Karan bu kez gerçekten güldü. “Kumral.”
“Hı?”
“Beni” Kısa bir an sustu. “o kadar mı çok seviyorsun?”
Yüzüme baktığında utancımdan eriyip gidecek gibi hissediyordum. “Hayır.”
“Öyle mi?”
“Hayır yani…” Kelimeler birbirine girdi. “Şey…Ben…Alkol konuşuyordu.”
Kollarını göğsünde birleştirdi. “Demek öyle.”
“Evet.”
“Yani söylediklerinin hiçbirini ciddiye almayayım.”
Bir an durdum. Başımı eğdim. “Onu demek istemedim.”
Karan’ın bakışları yumuşadı. “O zaman?”
Derin bir nefes aldım. “Sadece normalde söyleyemediğim şeyleri söyledim.”
Odanın içinde kısa bir sessizlik oldu. Karan yavaşça yanıma geldi.
“Ben zaten biliyordum.”
Şaşkınlıkla başımı kaldırdım. “Neyi?”
“Bana bakışını. Yanımda rahatlayışını. Elimi tuttuğunda bırakmak istemeyişini.”
Dudaklarımı birbirine bastırdım.
“Bunlar, beni sevdiğini anlamak için yeterli.”
Boğazım düğümlendi. “Peki sen?”
Karan tek kaşını kaldırdı. “Ben ne?”
“Bana o kadar mı aşıksın?”
Bu kez konuşma sırası ondaydı Ama ilk kez Cevap vermedi. Sadece birkaç saniye gözlerimin içine baktı.
Sonra yanağıma düşen bir tutam saçı kulağımın arkasına sıkıştırdı. “Daha kahvaltı bile yapmadık.”
Kaşlarımı çattım. “Konu mu değiştiriyorsun?”
“Hem de profesyonelce.”
Dayanamadım. Göğsüne hafifçe vurdum “Korkaksın.”
“Olabilir.”
“Bir gün söyleyeceğim.”
“Neyi?” Başımı hafifçe yana eğdim.
“Onu.”
Karan’ın dudaklarının kenarı belli belirsiz kıvrıldı.
“Ben beklerim.”
Tam yanından geçecektim ki Bileğimden tuttu. Bir hamlede beni yeniden kendine çekti.
“Bir şey daha.”
“Ney?”
Bu kez alnıma kısa bir öpücük bıraktı. “Dün gece…gıcıksın’ kısmını kabul etmiyorum.”
Kahkaha attım.
“Ama katlanılmazsın. Onu da kabul etmiyorum.”
“Eee?”
Gözlerimin içine bakarak cevap verdi.
“Diğer söylediğini kabul ediyorum.”
Kalbim yine hızlandı.
“Hangisini?”
Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
“Seni seviyorum” bir an durdu. Ardından devam etti. “kısmını.”
Yanaklarım yeniden kızardı. “Bir daha alkol almayacağım.”
Karan başını iki yana salladı. “Bence de.”
“O kadar mı kötü?”
“Ayık hâlini daha çok seviyorum.”
Bu kez gülen bendim.
__
Akşam olduğunda, Karan birkaç dakika ortadan kayboldu. Ben salonda tek başıma otururken elinde siyah bir kutuyla geri döndü. Kutuyu dizlerimin üzerine bıraktı.
“Bu da bugün için.”
Şaşkınlıkla ona baktım. “Yine mi kutu?” Dudaklarım istemsizce gülümsedi. “Beni şımartıyorsun.”
“Şikâyet mi ediyorsun?”
“Hayır, Alışıyorum sadece.”
Kapağı yavaşça kaldırdım. İçindeki elbiseyi gördüğüm an nefesim kesildi. İnce kumaşlı, zarif, sırtı açık kırmızı bir elbiseydi. Parmak uçlarımla kumaşını okşadım.
“Bu biraz…” Başımı kaldırıp ona baktım “iddialı.”
Karan tek kelime söyledi. “Sadece benimleyken.”
Sesindeki kararlılık yüzümü yeniden ısıttı. “Git hazırlan.”

Yaklaşık yirmi dakika sonra odadan çıktığımda Karan çoktan hazırdı. Bakışları üzerimde durdu. Hiçbir şey söylemedi Ama gözlerinin içindeki hayranlığı görmek için kelimelere ihtiyacım yoktu.
“Nasıl olmuş?”
Yavaşça yanıma geldi. “Çok güzel.”
“Elbise mi?”
Başını hafifçe iki yana salladı. “Sen.”
Arka verandaya çıktığımız anda olduğum yerde durdum. Denizin üzerine vuran ay ışığı Ağaçların arasına asılmış sıcak sarı ışıklar, Masanın üzerindeki mumlar, Hafif esen rüzgâr… Hepsi sanki bir filmin içindeymişiz gibi hissettiriyordu.
Şaşkınlıkla Karan’a döndüm. “Bu ne zaman hazırlandı?”
“Sen duş alırken hazırlattım.”
Masaya oturduğumuzda, Başlangıç olarak burrata peyniri, domates ve fesleğenli hafif bir salata vardı. Ardından safranlı risotto eşliğinde ızgara levrek servis edildi.nYemeğin sonunda ise küçük bir limonlu cheesecake ve taze meyveler geldi.
Yemeğin son lokmalarını yerken rüzgâr hafiflemişti ama üzerimdeki ince askılı elbise, tenimde ürpertiye sebep oluyordu. Karan, masanın karşısında her zamanki o kontrollü ve mesafeli tavrıyla oturuyordu. Birkaç kelime dışında pek konuşmamıştı; o, sessizliği de tıpkı hayatı gibi bir hakimiyet alanı olarak kullanmayı severdi.
Hafifçe titrediğimi fark ettiğinde, bakışları anında ciddileşti. Sandalyeden kalkıp yanıma geldi. "Üşüdün," dedi, bir soru değil, bir tespit gibi. Sesi, dışarının serinliğine tezat bir sıcaklıkla doluydu.
"Evet, biraz," diye mırıldandım, ona bakarken içimdeki o tuhaf çekim gücünün arttığını hissediyordum.
Evi işaret etti. İçeriye, verandadan daha sıcak ve daha özel olan o odaya doğru ilerledik. İçeri girdiğimizde, dışarının ferahlığının yerini güvenli, kapalı bir mahremiyet aldı. Kapıyı ardımızdan kapattığında, aramızdaki mesafe kendi kendine daraldı.
Lalin olarak ona teşekkür etmenin ne kadar yetersiz kalacağını biliyordum, yine de kalbimden geçenleri söylemek istedim. "Her şey için teşekkür ederim. Çok güzeldi."
Bana doğru bir adım attı. Gözleri, üzerimdeki kırmızı elbisenin omuzlarımdan aşağıya doğru süzülen askılarına takıldı. Eli, ensemdeki saçlarımın arasında yavaşça gezindi. O an, o meşhur mesafeli Karan gitmiş, yerine sadece bana ait olan, korumacı Karan gelmişti.
"Seni seviyorum, kumral," dedi. Sesi, boğazına dizilmiş bir itirafın ağırlığını taşıyordu.
Bunu ilk kez duyuyordum. Kelimeler havada asılı kalırken, içtiğimiz şarabın etkisi ve Karan’ın varlığı zihnimi bulandırıyordu.
"Seni seviyorum, Karan Alkan," diye fısıldadım, sesimdeki kararlılık beni bile şaşırttı.
Dudaklarımız buluştuğunda, bu ilk öpücüğün getirdiği o sarsıcı etkiden sonra yavaşça geri çekildi. Elleri, elbisenin askılarını nazikçe omzumdan aşağı doğru sıyırdı. Gözleri, sanki her santimimi yeniden keşfediyor gibi yüzümde gezindi.
"Eğer durmak istiyorsan," dedi, sesi çatallanmıştı. "Şimdi söyle."
Ona baktım. Korkmuyordum. Karan’ın o sert çizgili yüzündeki tek bir yumuşama belirtisi bile, içimdeki tüm şüpheleri yok etmeye yetiyordu. İçim rahattı. Onunla olmak için... ona ait olmak için kesinlikle emindim.
"Seni istiyorum." dedim kararlılıkla.Bakışlarında bir fırtınanın koptuğunu gördüm. Karan’ın kolları belimi tamamen sardığında, artık evin içindeki o loş ışıkta ikimizden başka kimsenin olmadığından emindim.
Karan’ın elleri belimden sırtıma doğru tırmanırken, parmak uçlarının tenimde bıraktığı iz, sanki kanımın daha hızlı akmasına neden oluyordu. Gözlerimi kapattım. Karan’ın nefesi, artık sadece dudaklarımda değil, boynumun o hassas kıvrımında geziniyordu. Her öpücüğü, sanki bana "seninim" der gibiydi; sahiplenici, derin ve bekleyişin getirdiği o büyük özlemle dolu.
Karan’ın teni, benim tenimle buluştuğunda aramızdaki tüm o mesafelerin, tüm o gizli kalan cümlelerin eriyip gittiğini hissettim. Elleri tenimde bir sanat eseri gibi gezinirken, ben sadece onun o sert ve güven veren yapısına sığınmayı seçtim.
Artık dünyada sadece o ve ben vardık. Karan’ın boynumdan omuzlarıma doğru inen her dokunuşu, zihnimdeki tüm soruları susturuyor, yerine sadece o anın saf, yoğun tutkusunu bırakıyordu.
Karan geri çekilip gözlerimin içine baktığında, o koyu bakışlarında kendi yansımamı gördüm. Bir an duraksadı, sanki bende yarattığı etkinin şiddetini tartıyordu. Onun bu dikkatli ve özenli hali, içimdeki o son savunma mekanizmalarını da tamamen yıktı. Emindim. Onunla olmak, ona ait olmak için… Bu, aylardır kalbimin her köşesinde yankılanan tek gerçekti.
Beni daha sıkı sardığında, artık hiçbir şeyin bizi bu andan koparamayacağını biliyordum. Karan'ın teninin ısısını, nefesimizin birbirine karışan ritmini ve o anın getirdiği teslimiyeti bir bütün olarak hissettim. Karan, başını boynuma yasladığında, o anki huzur ve tutku karışımı his, hayatım boyunca tattığım en güzel duyguya dönüştü.
Tenimdeki her bir dokunuşu, bir keşif gibi zihnime kazıyordu. Sanki dünya dönmeyi bırakmış, zaman sadece bizim nefes alışverişlerimizle akmaya başlamıştı. Çenemi nazikçe kavrayıp yüzümü kendine doğru çektiğinde, dudakları köprücük kemiğimin üzerinde, adeta birer mühür gibi basılan öpücükler bıraktı. Her bir dokunuşu, zihnimi bulandıran tüm o eski korkuları, o bitmek bilmeyen tereddütleri birer birer silip süpürüyordu.
Onu kendi eksenime daha fazla çekmek istercesine ellerimi saçlarına götürdüm, parmaklarımı o sert tutamların arasında dolaştırdım. Karan, derin bir iç geçirerek bedenimi tamamen kendine hapsettiğinde, aramızda tek bir nefeslik bile boşluk kalmamıştı. Artık iki ayrı insan değil, birbirine kenetlenmiş, sanki uzun süredir ayrı düşmüş iki parçaydık.
Kalbinin, göğsümde yankılanan o düzensiz ve hızlı ritmini hissederken, içimden tek bir düşünce geçti: Eve dönmüştüm. Karan dudaklarıma tekrar kapandığında, bu sefer ne yavaşlık vardı ne de duraksama; sadece aylardır bastırdığımız o büyük fırtınanın nihayet serbest bırakılışı vardı. Artık ne dışarıdaki gece ne de geçmişin karanlığı umrumdaydı; sadece onun teninin sıcaklığı, sadece onun kokusu ve birbirimizde eriyip gittiğimiz bu anın kusursuzluğu vardı.
Zamanın ve dünyanın ötesine geçtiğimiz o anların ardından Karan, yavaşça üzerimden geri çekildiğinde, odaya ani bir sessizlik ve hafif bir mahcubiyet çöktü. O an üzerimdeki o yoğun duyguların yarattığı ağırlıkla gözlerimi kaçırıp yastığa gömüldüğümde, yanaklarımda hissettiğim o şiddetli yanmayı gizleyemeyeceğimi biliyordum.
Karan, omuzlarımın üzerinde yükselip üzerime doğru eğildiğinde, bakışlarındaki yumuşaklığı hissettim. Sessizliği, alaycı bir gülümsemeyle böldü.
"Yüzün," dedi sesi pürüzlü ve şefkat doluydu, parmak uçlarıyla yanağımı hafifçe okşayarak. "Sanki biraz... kıpkırmızı olmuşsun, kumral."
Utançla, "Karan," diye mırıldandım, başımı daha çok yastığa gömerek.
Güldü; o nadir, sadece bana ayırdığı o içten ve yumuşak gülüşüyle. Çenemi nazikçe kavrayıp yüzümü kendine doğru çevirdiğinde, gözlerindeki o otoriter ifadenin tamamen kaybolduğunu, yerini sadece bana olan derin bir hayranlığa bıraktığını gördüm. Uzun uzun, sanki her bir çizgimi ezberlemek ister gibi yüzüme baktı.
"Çok güzelsin," dedi sesi bir fısıltıdan farksızdı, adeta bir itiraf gibi. "Lalin Erçağ... Çok güzelsin."
Söylediği isim, dudaklarından dökülürken üzerimde bir büyü gibi etkisini gösterdi. Bu iltifat, az önce yaşadığımız tüm o yoğunluğun üzerinde, huzurlu bir tüy gibi hafif ve huzur vericiydi. Daha fazla direnemedim. Başımı hafifçe kaldırıp, hâlâ düzenli ve sakin bir tempoda çarpan kalbinin üzerine, onun göğsüne yasladım.Karan’ın güçlü kolu beni tamamen sarıp kendine çektiğinde, teninin sıcaklığı sarmaladı beni. O güvenli limanda, tüm fırtınaların dindiği o noktada, dışarıdaki dünyanın hiçbir önemi kalmamıştı. Karan’ın saçlarımda gezen parmaklarının yavaş ritmiyle birlikte, uzun süredir ilk kez bu kadar huzurlu, bu kadar ait hissettiğim bir uykunun kollarına bıraktım kendimi.
KARAN ALKAN
Lalin göğsümün üzerinde, dünyanın en huzurlu yerindeymiş gibi uyuyordu. Saçları yastığa dağılmış, nefes alışverişleri odayı dolduran sessizlikle bir ritim tutmuştu. Az önce tüm duvarlarımızı yıktığımız, birbirimize sığındığımız o anın sıcaklığı hâlâ tenimdeydi. Ona bakarken içimde, sadece ona ait olduğunu bildiğim, daha önce hiç tanımadığım bir yumuşaklık vardı.Telefonun o mekanik titremesi, bu büyüyü bir bıçak gibi kesti.
Verandaya çıktığımda, ekrandaki görüntüler zihnime bir kabus gibi kazındı. Mehmet Erçağ’ın gönderdiği o kaset... Annem ve babamın yıllar önceki o karanlık geçmişi, Alkan soyadının üzerine inşa edildiği yalanların tek tek ortaya dökülüşü. O kaset yayınlanırsa, sadece bir şirket değil, bir hayat, bir aile, bir gelecek yerle bir olacaktı.Telefonu kulağıma götürdüğümde, Mehmet Erçağ’ın sesi soğuk bir kuyu gibiydi. "Ya baban ya kızım.” dediğinde zaman durdu.
Telefonu Kapatıp içeriye, yatak odasına geri döndüğümde odanın havası değişmişti. Pencereden sızan ay ışığı, Lalin’in yüzüne düşüyordu. Ona baktıkça, Mehmet Erçağ’ın tehdidinin ağırlığı omuzlarıma çöktü. Gitmezsem, babamın imparatorluğuyla birlikte Lalin’i de bu kirli ateşin içine çekecektim. Onu, bu karanlığın bir parçası yapamazdım. Çaresizliğin soğukluğu parmak uçlarımdan kalbime doğru yayılıyordu. Ne yapacağımı bilmiyordum, ruhum ikiye bölünmüş gibiydi.
Onu bu kadar savunmasız ve huzurlu bir şekilde uyurken izlemek, sanki üzerime binlerce ton ağırlık yüklenmesi gibiydi. Eğer kalsaydım, onun güvenliğini tehlikeye atacaktım. Eğer gidersem, kendi ellerimle kendi mutluluğumu, Lalin’i, hayatımı öldürecektim. Sessizce yatağın kenarına oturdum. Elini, en ufak bir hareketle uyanmasından korkarak, sadece parmak uçlarımla okşadım.
Gözlerim dolmuştu ama Karan Alkan olarak ağlayamazdım. Sadece sessizce parçalanabilirdim.
"Kumral..." diye fısıldadım, sesim bir duaya benzer şekilde titreyerek. "Bunu neden yapmak zorundayım, bilmiyorum. Ama seni korumanın tek yolu, senden vazgeçmek. Hem de her seferinde."
Özür dilemek, yaşadığım bu yıkımın yanında o kadar cılız kalıyordu ki... Başımı yavaşça onun saçlarına gömdüm, kokusunu son kez içime çektim. Bu koku, artık benim evim, benim sığınağım değil; vazgeçmek zorunda olduğum yerdi. Yavaşça yastığının kenarına o notu bıraktım.
Kalbimi o odada, onun yanında bırakıp, bir ceset gibi kapıya doğru yöneldim. Arkama bir kez daha baktım. Lalin, hayatından habersiz, en masum haliyle uyuyordu.Ona veda etmedim. Çünkü veda edersem, bir daha asla geri dönemeyeceğimi biliyordum.
Gözlerimi açtığımda odanın içi alışık olmadığım bir sessizlikle doluydu. İlk hissettiğim şey, yanı başımdaki yerin soğukluğuydu. Karan’ın çekip gittiğini anladığım an, içimde bir yerlerin aniden burkulduğunu hissettim. Yataktan doğrulduğumda üzerimdeki ağırlık, geceye dair anılarla birleşince kalbim hızla çarpmaya başladı.
"Karan?" diye seslendim. Sesim odada yankılandı ama cevap yoktu. Etrafa bakındım; kıyafetleri, saati, çalışma masasının üzerindeki telefonları... Hiçbiri yoktu. Odada varlığına dair en ufak bir iz bile kalmamıştı. Hemen başucumdaki komodine, telefonuna uzandım. Kapalıydı. Sadece kapalı değil, sanki hiç var olmamış gibi bütün bağlantıları kesilmişti.Yastığının üzerine bıraktığı bir not falan aradım, ama hiçbir şey yoktu. Sadece yokluğu.
Kalbim göğüs kafesimi döverken hızla ayağa kalktım, verandaya çıktım. Sanki az önce orada değilmiş gibi her şey düzenliydi. Telefonuma sarıldım, titreyen parmaklarımla numarasını tuşladım. “Aradığınız numaraya ulaşılamıyor.”Tekrar, tekrar ve tekrar... Her defasında o soğuk ses, aramızda yıkılmaz bir duvar gibi yükseliyordu.
Karan Alkan, o gece bana 'seni seviyorum' diyen adam, sanki bir gölge gibi buharlaşıp gitmişti. Ne bir veda notu, ne bir açıklama, ne de bir ipucu... Sadece hiçbir yere çıkmayan bir sessizlik.
Şaşkınlıktan nefesim kesiliyordu. Az önce aramızda ördüğümüz o güven kalesi, bir gecede yerle bir olmuştu. Beni terk etmemişti, sanki beni o hayatın içinden tamamen silmişti. Neden? Nasıl? Aklım bu ani yok oluşu anlamlandırmakta tamamen çaresiz kalıyordu.
Boş odada yankılanan sessizlik, artık bana Karan'ın gitmediğini, aksine benim onun dünyasında hiç var olmadığımı haykırıyor gibiydi.
Karan'dan hiçbir iz kalmadığına emin olduğumda, üzerimdeki o ağır hüzün yerini derin bir boşluğa bıraktı. Onu aramamam gerektiğini, ulaşamayacağımı o soğuk sessizlikten anlamıştım. Üzerimi hızla giyinip evden çıktım. Nereye gideceğimi bilemeden, sadece o boğucu boşluktan kurtulmak istercesine taksiye bindim. Büyükannemle yaşadığımız, çocukluğumun ve anılarımın saklı olduğu o eski eve doğru yol aldık.
Yol boyunca zihnimde tek bir soru vardı: Neden? Karan’ın o geceki bakışları sahte miydi? Hayır, o bakışlar yalan söyleyemezdi. O halde bu sessizlik, benim anlayamadığım bir felaketin habercisiydi.
Taksi evin önünde durduğunda, gökyüzü grileşmeye başlamıştı. Bahçe kapısından içeri adımımı attım, adımlarım ağır ve yorgundu. Tam anahtarı kilide yerleştirecekken, sokağın başından gelen o tanıdık motor sesini duydum.
Başımı çevirdiğimde, sokağın sessizliğini bölen, oldukça pahalı ve siyah bir arabanın bana doğru ağır ağır geldiğini gördüm.Araba tam önümde durduğunda, şoför koltuğunun yanındaki kapı açıldı.
Yıllardır görmediğim o yüz, arabadan inen o yabancı... 7 yaşından beri silüeti bile hafızamdan silinmeye yüz tutmuş adam, tam karşımda duruyordu.
"Lalin."
Sesindeki o titreşimi duyduğumda olduğum yere çakıldım. Yıllardır kurduğum hayaller, sorduğum sorular, içimdeki o bitmek bilmeyen eksiklik hissi... Hepsi, bu tek kelimenin içinde yankılandı. Şaşkınlıkla ona bakarken, üzerimdeki şokun etkisiyle tek bir kelime bile edemedim.
O ise, yavaşça bana doğru birkaç adım attı. Gözlerinde, yılların telafisini arayan o bakışla bana baktı.
"Lalin," dedi tekrar, bu kez daha yumuşak, bir baba şefkatiyle. "Kızım..."
Karan’ın gidişiyle paramparça olan dünyamın ortasında, hiç beklemediğim bir anda babam karşımda duruyordu. Karan’ın sessizliği, babamın varlığıyla yer değiştirmişti. Ve ben, hayatımın en büyük vedasını yaşadığım o sabahın sonunda, hayatımın en büyük sorusuyla karşı karşıya kalmıştım.
Bu bir son muydu, yoksa her şeyin asıl başladığı o ilk gün müydü?