3. bölüm / 30
KORBölüm 3 | Ding
Bölümler 30Şu an: Bölüm 3 | Ding
- 1 Bölüm 1 | 7.48 Marmaray630 kelime
- 2 Bölüm 2 | Gazetenin ilk sayfası1.804 kelime
- 3 Bölüm 3 | Ding1.431 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 Bölüm 4 | 17.Kat2.056 kelime
- 5 Bölüm 5 | Sis çökerken2.738 kelime
- 6 Bölüm 6 | İz2.228 kelime
- 7 Bölüm 7 | Eksik parça ve Karan Alkan5.960 kelime
- 8 Bölüm 8 | Kesişim2.436 kelime
- 9 Bölüm 9 | Marina=K-173.140 kelime
- 10 Bölüm 10 | Bir sır, bir yalan, bir yemin.3.333 kelime
- 11 Bölüm 11 | Bir adım kala727 kelime
- 12 Bölüm 12 | Kırık pencere2.937 kelime
- 13 Bölüm 13 | 2.Kat939 kelime
- 14 Bölüm 14 | Yağmurun ardındaki siluet672 kelime
- 15 Bölüm 15 | Bazı vedalar dans ederek başlar3.364 kelime
- 16 Bölüm 16 | Yalanın gölgesinde, kırılmışlığın içinde.2.373 kelime
- 17 Bölüm 17 | Kül olmadan2.007 kelime
- 18 Bölüm 18 | Sınır1.899 kelime
- 19 Bölüm 19 | Eşik2.047 kelime
- 20 Bölüm 20 | Davetsiz misafir1.887 kelime
- 21 Bölüm 21 | Aras Alkan.1.607 kelime
- 22 Bölüm 22 | Fırtına öncesi1.522 kelime
- 23 Bölüm 23 | Geçmişin kıyısında2.965 kelime
- 24 Bölüm 24 | Farklı masa, Kişiler aynı2.685 kelime
- 25 Bölüm 25 | Sığınak1.452 kelime
- 26 Bölüm 26 | Son kapı1.694 kelime
- 27 Bölüm 27 | Başlangıç3.276 kelime
- 28 Bölüm 28 | Kumral.1.453 kelime
- 29 Bölüm 293.692 kelime
- 30 Bölüm 30-1.kitap final2.745 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“İnsan en çok nefes alamadığı yerde susar.”
LALİN ERÇAĞ
Aybars’la vedalaştıktan sonra Zekeriyaköy’e doğru yola çıktım.Swissôtel’de düzenlenen üniversite etkinliği için gönüllü listesine son anda adımı yazdırmıştım.
İşin büyük kısmı su dağıtmak, dosya taşımak ve organizasyon ekibinin verdiği ufak tefek işleri halletmekten ibaretti. Kulağa pek cazip gelmiyordu ama CV’mde “gönüllü organizasyon deneyimi” yazması, birkaç saat ayakta kalmaktan daha değerliydi. Üstelik bu tarz etkinliklerde tanışılan insanlar bazen verilen sertifikadan bile daha fazla kapı açabiliyordu.
Döner kapılardan içeri adım attığım an birkaç saniyeliğine olduğum yerde durdum. Tavandan sarkan dev avizeler, cilalı mermer zemin ve etrafa yayılan o ağır parfüm kokusu… Kendimi bir anlığına yanlışlıkla başka birinin hayatına girmiş gibi hissettim.
“Lalin Erçağ?”
Organizasyon sorumlusunun adımı seslenmesiyle derin düşüncelerimden sıyrılıp ona döndüm.
“Evet, benim.”
“Konferans salonunda görev alacaksın.”
Boynuma gönüllü kartını takarken uyarılarına devam etti:“Önemli misafirler gelecek. Lütfen dikkatli olun.”
Başımı sallayıp salona doğru ilerledim. Tam o sırada girişte siyah bir Mercedes durdu. İçinden siyah takım elbisesi, her zamanki dağınık saçları ve keskin bakışlarıyla Karan indi.Yine mi bu çocuk? Ne işi vardı burada?
Karan, kapısını açan şoförüne tek kelime etmeden ilerledi. Girişte onu bekleyen takım elbiseli birkaç kişiyle tokalaşıp otelin sol tarafındaki salona doğru geçti. Arkasından bakarken içimden geçen ilk cümleyi hemen susturdum: Tam bir zengin züppesi…Hayır. Kendime ve ona haksızlık ediyordum. Onun hakkında bildiğim tek şey; pahalı bir arabadan indiği, emir verir gibi konuştuğu ve insanlarla arasına görünmez duvarlar ördüğüydü. Bir insanı yargılamak için bunlar yeterli değildi.
Derin bir nefes alıp gönüllü kartımı düzelttim.“İşine odaklan, Lalin.”
Konferans salonunun kapısını iterek içeri girdim. Salona girerken görevli bana seslendi:
“Şu masadaki misafirlere su servisi yapabilir misin?”
Elime tepsiyi uzatıp hemen önüne döndü. Masaya doğru yavaşça yürüdüm. Karan ve üç takım elbiseli adam masada oturuyordu. Karan başını kaldırdığında anlık olarak göz göze geldik. Gözlerini hafifçe kısıp bakışlarını çekti ve adamların konuşmasını dinlemeye devam etti. Su servisini yapıp hızla oradan uzaklaştım.
Yaklaşık 10 dakika sonra lavaboya gitmek için koridora çıktım. Ellerimi kurularken konferans salonundan epey uzaklaştığımı fark ettim. Tam geri dönecekken asansörün sesi duyuldu.Kapılar yavaşça açıldı. İçeriden önce siyah topuklu ayakkabılar göründü, ardından zarif ama yorgun yüzlü bir kadın... Kadının hemen arkasından ise Karan çıktı. İkisi de birbirine bakıyordu, aralarındaki havada ağır bir gerginlik vardı.
Gönüllü kartımı düzelterek aynı yöne ilerlerken, kadının asansörün önünde Karan’a söylediği o cümleyi duydum:
“Keşke… oğlum olmasaydın.”
Kadın topuklularının sesiyle oradan uzaklaşırken Karan’ın yüzündeki donuk ifade, yerini tarif edemediğim bir boşluğa bıraktı. Sanki az önce bütün gücü elinden çekilip alınmıştı. Bir adım attı, sonra bir tane daha... Ama devamı gelmedi.
Elini duvara dayadı. Kravatını gevşetmeye çalışırken parmaklarının titrediğini fark ettim. Nefes almaya çalışıyordu ama sanki ciğerlerine tek bir zerre bile hava ulaşmıyordu.
Gitmeli miydim, yoksa onu kendi hâline mi bırakmalıydım?Birkaç saniye olduğum yerde çakılı kaldım. Sonunda ayaklarım benden önce karar verdi ve sessizce yanına yaklaştım.
“Karan…”
Sesim beklediğimden daha kısık çıkmıştı. Hiç tepki vermedi. Bakışları boşlukta asılı kalmış gibiydi.Biraz daha yaklaştım.
“İyi misin?”
Tam omzuna dokunacakken sertçe geri çekildi. O an ilk kez göz göze geldik.
O keskin bakışlarının yerinde yalnızca kırılmış bir çocuk vardı
.“Git,” dedi.
Ağzından dökülebilen tek kelime buydu.Bakışlarını benden kaçırmadan konuşacakken fırsat vermedim
.“Bana değil, nefesine odaklan.”
Bir elimi göğsüme koydum.“Benimle birlikte... İçine çek…”
Bir saniye bekledim.
“Yavaşça ver.”
İlk denemede yapamadı. Omuzları sertçe inip kalkıyordu. İkinci kez denedi; bu kez biraz daha iyiydi. Yaklaşık bir dakika boyunca hiçbir şey söylemeden aynı ritimde nefes aldık. Koridorda sadece ikimizin nefes sesi vardı.Sonunda omuzları biraz olsun gevşedi, başını duvardan çekti.
Doğrudan bana baktığında yüzündeki o sert ifade geri dönmeye çalışıyordu.
“Kimseye anlatmayacaksın,” dediğinde kendine geldiğini anladım. Ses tonu yine soğuktu ama birkaç dakika önceki kadar güçlü değildi.
Kaşlarımı çattım.“Neyi?”
“Bunu.”
Etrafına kısa bir bakış attı. Sanki birinin görüp görmediğini kontrol ediyordu.
“Merak etme,” dedim. “Kimsenin özel hayatıyla ilgilenmiyorum.”
Birkaç saniye sustu. Kravatını düzeltip ceketinin düğmesini ilikledi. Az önce yaşananların hiçbiri olmamış gibiydi. Tam yanımdan geçecekken durdu.
“Burada olan… burada kalacak.”
Cevabımı beklemedi. Arkasında bıraktığı tek şey ağır bir sessizlikti.Konferans salonuna dönecekken, yerde duran küçük, yıpranmış bir fotoğrafı fark edip eğilerek aldım. Eski bir fotoğraftı; küçük bir çocuk ve bir kadın vardı fakat kadının yüzü seçilmiyordu.
“Onu bana ver.”
Karan’ın sesini tekrar duymamla arkama döndüm. İlk kez onu gerçekten görmüş gibiydim. Pahalı arabaların, keskin bakışların ve kusursuz duruşun ardında, tek bir cümleyle nefessiz kalabilen bir insan vardı.
O an Karan’ın telefonu çalınca sessizlik bozuldu. Telefonu kulağına götürüp bekledi ve tek kelime etti:
“Geliyorum.”
Hiçbir şey olmamış gibi salona geri döndü. İnsanlar gerçekten bu kadar kısa sürede maskelerini geri takabiliyor muydu?Salonaki işlerimi tamamladıktan sonra vakit kaybetmeden eve doğru yola koyuldum.
Durakta fazla beklemeden otobüs geldi. Kendimi ön taraftaki boş koltuğa bıraktım. Günün yorgunluğu omuzlarıma çökmüştü. Gözlerimi camdan dışarı çevirdim; İstanbul, akşamın telaşıyla akıp gidiyordu.
Yaklaşık yirmi dakika sonra mahallemize vardım. Eve yürüyüp kapıyı çaldım, büyükannem açtı. Beni görür görmez gülümsedi.
“Hoş geldin kızım.”
Ayakkabılarımı çıkarırken yanıtladım:“Hoş buldum.”Yüzüme dikkatlice baktı.“Çok yorulmuşsun.
Gülümsemekle yetindim
.“Biraz.”Saçımı okşayıp yanağımdan öptü.“Yemeğin hazır.”“Sonra yerim,” diyerek doğruca odama geçtim.
Çantamı yere bıraktığım gibi kendimi yatağın üzerine attım. Göz kapaklarım ağırlaşırken telefonum titredi. Ekranda yine aynı şey vardı: Bilinmeyen Gönderen. Ve tek satır:
Bugün duyduklarını unut.Telefonu elimde bir süre öylece tuttum. Kim benimle uğraşıyordu?
KARAN ALKAN
Toplantıdan sonra eve döndüğümüzde Bülent Bey arabamın kapısını açtı.
“İyi geceler Karan Bey.”
Başımı hafifçe sallayıp doğruca odama çıktım. Kapıyı kapatır kapatmaz dolabın alt kısmındaki kilitli kutuyu çıkardım. Cüzdanımdaki anahtarla kilidi açtım.Ceketimin iç cebinden çıkardığım fotoğrafa baktım. Sekiz yaşındaydım, yanımda annem vardı.
O gün ikimiz de gülümsüyorduk. Fotoğrafı yerine koyup kutuyu yeniden kilitledim.Bazı anılar unutulmazdı. Bazılarının ise, unutulmasına izin verilmezdi.
Ertesi Sabah
Merdivenlerden indiğimde babam çoktan kahvaltıya başlamıştı. Gazetesini okurken konuştu.
“Kahvaltı etmeyecek misin?”
Saatime baktım; 10.00. Yarım saat sonra kütüphanede olmam gerekiyordu.
Masanın üzerindeki proje dosyasını elime aldım.“Hayır.”
Kapıya yönelmiştim ki sesi yeniden duyuldu:“Üniversitedeki proje.”Durmadım.“Kazan.”
Tek kelimeydi.Arkamı döndüm.“Sıradan bir proje.”
Babam gazeteyi yavaşça masaya bıraktı.“Yanılıyorsun.”
Ayağa kalktı.“Sen Alkan soyadını taşıyorsun.” Bakışlarını gözlerime çevirdi. “Kaybetme lüksün yok.”
Çenem kenetlendi. Babam birkaç adım yaklaşıp omzuma dokundu.“İnsanlar seni Karan olduğun için değil...”Kısa bir sessizlik oldu.“...Alkan olduğun için izliyor.”
Sözleri bitince elini çekti.“İmajını koru. Kimse seni zayıf görmemeli. Bir Alkan’ın en büyük hatası zayıflığını göstermektir.”
Otel koridoru bir an gözümün önüne geldi. Duvara yaslandığım an... Nefes alamadığım o saniyeler... Hiçbir şey söylemeden evden çıktım.
LALİN ERÇAĞ
Alarm sesiyle gözlerimi araladım. Telefonu elime alıp saate baktım: 08.40. Birkaç saniye ekrana boş boş baktıktan sonra beynim nihayet çalıştı.Saat 10.00'da kütüphanede olmalıydım!
“Kahretsin!”
Yataktan fırladım. İlk bulduğum kot şortu ve kırmızı gömleği giydim. Saçlarımı aynaya bile bakmadan toplayıp çantamı kaptım.
“Büyükanne, çıkıyorum!”
“Lalin, bekle!”
Elime sıcak poğaçaların olduğu bez çantayı sıkıştırdı.“Yolda yersin.”
Gülümsedim.“İyi ki varsın. Senden başka kim yapacak bunu?”
İkimiz de güldük. Merdivenleri koşarak indim.Kütüphanenin kapısını aceleyle açınca kapı sertçe duvara çarptı. İçerideki herkes dönüp bana baktı. Harika… İlk günden rezil olmuştum.
Kütüphaneci gözlüğünün üzerinden uyardı:“Biraz sessiz olabilir miyiz?”
Mahcubiyetle başımı salladım.“Özür dilerim.”
Proje odasına yöneldim. Camın arkasında Aybars ve Karan oturuyordu. Aybars gülümseyerek el salladı.
Karan ise dosyadan başını kaldırıp önce saatine, sonra bana baktı.“Dokuz dakika.”
Kaşımı kaldırdım.“Ne dokuz dakikası?”
“Geç kaldığın süre.”
Derin bir nefes aldım.“Günaydın demek de vardı.”
Dün koridorda gördüğüm hâli bir an gözümün önüne geldi. Nefes almakta zorlanan o çocuk, şimdi yine aynı soğuk yüz ifadesinin arkasına saklanmıştı. Sanki dün yaşananların hiçbiri olmamıştı.
Cevap vermeyip dosyayı önüme itti.“Görev dağılımını yaptım.”
Kaşlarımı çattım.“Daha birbirimizi doğru dürüst tanımıyoruz. Grup çalışması böyle olmaz.”
“Olur,”
dedi ve ilk sayfayı çevirdi. “Verileri ben toplayacağım.”Bakışları Aybars’a kaydı.“Finansal analiz sende.”Sonra yeniden bana döndü.“Raporun taslağını sen hazırlarsın.”
Dosyayı kapattım.“Hayır. O zaman ben de bu şekilde çalışmayacağım.”
Odaya sessizlik çöktü. Aybars ikimize bakıp gülümsedi.“Çocuklar… Daha ilk toplantıda birbirinizi öldürmeyin.”
Aybars’ın bu hâline tebessüm ettim. Karan’ın yüzünde ise en ufak bir değişiklik olmadı.
“Her şeyi tek başına planlayamazsın,” dedim doğrudan.
“Sadece vakit kaybetmiyorum.”
Tam cevap verecektim ki telefonum titredi. Eylül’den mesaj gelmişti.
Arkana bak.
Arkamı döndüğümde kahvesini elinde tutan Eylül bana gülümsüyordu.“Rahatsız etmiyorumdur umarım?”
“Hayır.” Aybars ayağa kalktı.
Karan ise başını kaldırıp konuştu:“Eylül.”
Eylül gülümsedi.“Merhaba Karan.”
Şaşkınlıkla ikisine baktım.“Siz birbirinizi tanıyor musunuz?”
Eylül yanıtladı:“Çocukluğumuzdan beri.”
Sonra Karan’a dönüp alaycı bir ifadeyle ekledi:“Hâlâ günaydın demeden emir vermeye devam ediyorsun.”
Karan umursamadı. Eylül kahvesinden bir yudum alıp Karan’a baktı.“Onunla geçinmek çok zor.”
Aybars güldü, ben de ona katıldım.“Bir fikrim var,” dedim masaya dönerek. “Bu proje aile şirketleriyle ilgiliyse en doğru bilgiyi ailelerimizden almalıyız.”
Aybars başını salladı.“Ben de öyle düşünüyorum.”Eylül de onayladı:“Dışarıdan biri olarak söylemeliyim ki, bence de mantıklı.”
Karan birkaç saniye sustu.“Olur,” dedi sadece.
Aybars dosyayı kapattı.“O zaman ilk görüşmeyi Alkan Holding’de yapalım.”
İlk kez Karan’ın yüzündeki kasların gerildiğini gördüm.“Sorun mu var?”
“Yok.”
Ama vardı, belli oluyordu.Eylül sessizce yanıma yaklaştı.“Karan’a kızabilirsin, normal. Ama babasının yanında…” Sesi ciddileşti. “…sakın karşısına geçme.”
“Neden?”
Eylül’ün yüzündeki gülümseme tamamen kaybolmuştu.“Çünkü o zaman karşında Karan olmaz.”
Kısa bir duraksamadan sonra ekledi: “…Cihan Alkan olur.”
Boğazım düğümlendi.“Ne demek istiyorsun?”
Eylül derin bir nefes aldı.“Bugün Karan’ı değil, onu bu hâle getiren adamı tanıyacaksın Lalin.”
Bölüm etkileşimi
