4. bölüm / 30
KORBölüm 4 | 17.Kat
Bölümler 30Şu an: Bölüm 4 | 17.Kat
- 1 Bölüm 1 | 7.48 Marmaray630 kelime
- 2 Bölüm 2 | Gazetenin ilk sayfası1.804 kelime
- 3 Bölüm 3 | Ding1.431 kelime
- 4 Bölüm 4 | 17.Kat2.056 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 Bölüm 5 | Sis çökerken2.738 kelime
- 6 Bölüm 6 | İz2.228 kelime
- 7 Bölüm 7 | Eksik parça ve Karan Alkan5.960 kelime
- 8 Bölüm 8 | Kesişim2.436 kelime
- 9 Bölüm 9 | Marina=K-173.140 kelime
- 10 Bölüm 10 | Bir sır, bir yalan, bir yemin.3.333 kelime
- 11 Bölüm 11 | Bir adım kala727 kelime
- 12 Bölüm 12 | Kırık pencere2.937 kelime
- 13 Bölüm 13 | 2.Kat939 kelime
- 14 Bölüm 14 | Yağmurun ardındaki siluet672 kelime
- 15 Bölüm 15 | Bazı vedalar dans ederek başlar3.364 kelime
- 16 Bölüm 16 | Yalanın gölgesinde, kırılmışlığın içinde.2.373 kelime
- 17 Bölüm 17 | Kül olmadan2.007 kelime
- 18 Bölüm 18 | Sınır1.899 kelime
- 19 Bölüm 19 | Eşik2.047 kelime
- 20 Bölüm 20 | Davetsiz misafir1.887 kelime
- 21 Bölüm 21 | Aras Alkan.1.607 kelime
- 22 Bölüm 22 | Fırtına öncesi1.522 kelime
- 23 Bölüm 23 | Geçmişin kıyısında2.965 kelime
- 24 Bölüm 24 | Farklı masa, Kişiler aynı2.685 kelime
- 25 Bölüm 25 | Sığınak1.452 kelime
- 26 Bölüm 26 | Son kapı1.694 kelime
- 27 Bölüm 27 | Başlangıç3.276 kelime
- 28 Bölüm 28 | Kumral.1.453 kelime
- 29 Bölüm 293.692 kelime
- 30 Bölüm 30-1.kitap final2.745 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“Bazı kapılar anahtarla değil, isimlerle açılır.”
LALİN ERÇAĞ
Camlarla kaplı dev bina, adeta gökyüzünü ikiye bölüyormuş gibi yükseliyordu. Girişte takım elbiseli insanlar, sürekli çalan telefonlar ve ellerinde dosyalarla koşuşturan çalışanlar… Burası üniversiteden bambaşka bir dünyaydı.Döner kapılardan içeri girdiğimiz anda güvenlik görevlileri Karan’ı görünce başlarıyla selam verdiler.
“Hoş geldiniz Karan Bey.”
Karan yalnızca kısa bir baş hareketiyle karşılık verip duraksamadan yürümeye devam etti. Aybars’la ben de peşinden ilerledik. Çalışanların kimi yol verirken kimi de saygıyla selamlıyordu. Hiç kimse yüksek sesle konuşmuyordu; sanki binanın ritmi, Karan içeri girdiği an birdenbire değişmişti.Normal asansörlerin yanında kartla çalışan özel bir asansör vardı.
Karan cebinden çıkardığı kartı okuyucuya yaklaştırdı. Kısa bir bip sesinin ardından kapılar açıldı ve içeri girdik. Ağır bir sessizlik içinde yukarı tırmanmaya başladık. Asansör ağır ağır yükselirken ekrandaki rakamlar birer birer değişti:
7… 10… 14… 17.
Kapılar açıldığında Karan hiç tereddüt etmeden koridorun sonundaki kapıya doğru yürüdü ve iki kez tıklattı. İçeriden tok bir ses geldi.
“Gir.”
Kapıyı açıp içeri girdik. Cihan Alkan önündeki dosyadan başını kaldırmadı bile.
“Geç kaldın.”
Ne bir hoş geldin ne de otur teklifi... Sadece iki kelime. Karan’ın yüzünde ise en ufak bir kıpırtı olmadı.
“Evet.”
Cihan Alkan dosyayı kapatıp ayağa kalktı. O an ilk kez bakışları bize döndü. Önce Aybars’ı, sonra beni süzdü, en son yeniden oğluna baktı.
“Haber vermeliydin.”
Ses tonu sakindi ancak odadaki havanın bir anda soğuduğunu hissettim. Karan cevap vermeyince Cihan Alkan doğrudan bize yöneldi.
“Hoş geldiniz.”
Ses tonu kibar görünmeye çalışsa da hiç sıcak değildi. Başımı hafifçe eğdim.
“Lalin Erçağ.”
İşte o an adamın yüzü gerçekten değişti. Çok kısa sürdü ama o anlık sarsıntıyı yakaladım.
“Erçağ.”
Soyadımı kendi kendine fısıldadı. Sanki yıllardır zihninin bir köşesinde sakladığı bir kelimeyi yeniden hatırlamış gibiydi. Fakat bir saniye sonra yüzündeki ifade tamamen kayboldu.
“Memnun oldum.”
Hiç de memnun görünmüyordu. Aybars da saygıyla başını eğdi.
“Beni zaten tanıyorsunuz, Cihan Bey.”
“Elbette.”
Bu kez eliyle koltukları gösterdi.
“Oturabilirsiniz.”
İlk birkaç soru oldukça sakindi. Şirket yönetimi, kriz planlaması, karar alma süreçleri… Notlarımı alırken cesaretimi toplayıp sordum.
“Peki… Aile şirketlerinde en önemli şey sizce nedir?”
Hiç düşünmeden yanıtladı.“Güven.”
Kalemim not defterinin üzerinde durakladı. İkinci sorumu yönelttim.
“Peki ya aile?”
İlk kez sustu. Bakışları kısa bir an Karan’a kaydı, ardından yeniden bana döndü.
“Aile, güven sürdüğü sürece ayakta kalır.”
Nedense bu cümleyi söylerken kimseden gözlerini kaçırmıyordu ama kimsenin de doğrudan gözünün içine bakmıyordu.Yaklaşık yarım saat sonra görüşme sona erdi.
Ayağa kalktım.“Vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz.”
Aybars da teşekkür etti.
Tam kapıya yönelmişken arkamızdan o ses tekrar yükseldi:“Lalin.”
Durup arkama döndüm.“Burslu okuyorsun.”
Soru sormuyordu, zaten biliyordu.“Evet.”
İlk kez dudaklarının kenarı belli belirsiz kıpırdadı.“Başarılarının devamını dilerim.”
Nedenini bilmediğim bir huzursuzluk çöktü içime. Yine de teşekkür edip odadan çıktım. Kapı kapanırken içeriden son kez sesi duyuldu.
“Karan. Akşam dokuzda evde ol.”
Karan hiçbir şey söylemedi, sadece yürümeye devam etti.Asansöre bindiğimizde sessizlik hâlâ sürüyordu. Sonunda dayanamayıp konuştum.
“Baban bana tuhaf baktı.”
İkisi de bana döndü. Karan gözünü kapılardan ayırmadan konuştu.“Fark etmedim.”
“Hiç sanmıyorum,” dedim direterek. “Benim soyadımı duyunca tavrı değişti.”
Asansör tam o sırada durup hareket etti. Karan bu kez doğrudan bana baktı.
Bakışları birkaç saniye üzerimde kaldıktan sonra yine önüne döndü.“Yanılmışsındır.”
Oysa sesindeki o hafif kararsızlığı ben bile fark etmiştim.
CİHAN ALKAN
Kapı sessizce kapandı. Odada yalnız kaldığım an, yıllardır değişmeyen o ağır sessizlik yeniden yerini aldı.Masamın üzerindeki dosyaları bir kenara itip alt çekmeceyi açtım. En dipte duran eski zarfı elime aldım. Kâğıt artık sararmış, kenarları yıpranmıştı. İçinden tek bir fotoğraf çıktı. Yıllardır defalarca bakmama rağmen her seferinde aynı yerde takılıp kalıyordum.
Derin... Gülümsüyordu. Yıllar geçse de hiç değişmiyordu.Bugün ise ilk kez başka bir yüz daha görmüştüm: Lalin Erçağ. Gözleri, bakışları, yüz hatları… İnsanın geçmişi bazen beklemediği kadar inatçı olabiliyordu.
Fotoğrafın köşesini başparmağımla okşadım. Yıllarca toprağa gömülü kalacağını sanıverdiğim bir hikâye, bugün kanlı canlı karşıma dikilmişti.Kendi kendime mırıldandım.
“Sana söz vermiştim…”
Fotoğrafı yerine koymayıp masanın üzerine bıraktım. Çünkü ilk kez geçmişin kapıyı çalmasından değil, içeri adım atmış olmasından endişe ediyordum.
LALİN ERÇAĞ
Holdingden çıkınca Karan saatini kontrol edip bize baktı.“Benim çıkmam gerekiyor,” diyerek yürümeye başladı.
Aybars ise bana dönüp gülümsedi:“İstersen biz de gidelim.”
Bugünkü iş takvimimi hatırlayarak yanıtladım:“Bugün restorasyon garajına gitmem gerekiyor.”
Karan adımını atacakken ilk kez durup şaşkınlıkla sordu.“Garaj mı?”
“Evet, part-time çalışıyorum.”
Aybars kocaman bir tebessümle ekledi:“O halde kolay gelsin.”
“Geç kalmamalıyım, hemen gitmeliyim,” diyerek daha fazla bir şey söylemelerine fırsat vermeden hızla otobüs durağına doğru koştum.
Beş dakika sonra gelen otobüse bindiğimde, restorasyon garajının bulunduğu İstinye Sanayi Sitesi’ne bir an önce varmayı bekledim. Kendimi gerçekten ait hissettiğim tek yer orasıydı.Kısa yolculuğun ardından Kemal Usta’nın dükkânına vardım.
Kemal Usta beni görür görmez gülümsedi:“Lalin, hoş geldin kızım.”
“Hoş buldum Kemal Usta. Tulumu giyip geliyorum hemen.”
Üzerimdeki gömleği çıkarıp dolabımdaki koyu lacivert tulumu giydim. Saçlarımı sıkıca toplayıp eldivenlerimi taktıktan sonra atölyeye çıktım. Motor sesleri, metal kokusu ve havaya karışan hafif yağ kokusu… Günün en sevdiğim anı işte buydu.
Tam o sırada Kemal Usta’nın sesi yükseldi.“Lalin!”
Başımı kaldırıp baktığımda, liftin üzerinde duran beyaz bir Volvo S60’ı işaret etti.“Ön takımdan ses geliyor. Elindeki anahtarla salıncak burçlarını kontrol et, gerekirse değiştir.”
Anahtarı alırken başımla onayladım:“Tamam usta.”
Kemal Usta arkamdan ekledi:“Bir de direksiyon kutusuna bak, geçen sefer hafif bir boşluk hissetmiştim.”
Arabanın altına girip el fenerini doğrulttum. Birkaç dakika inceledikten sonra dışarı çıktım.
“Sorun salıncakta değil usta.”
Kemal Usta kaşını kaldırdı:“Nerede peki?”
“Z rotunun körüğü yırtılmış, yağını salmış.”
Kemal Usta yanıma gelip eğildi ve parçayı inceledikten sonra tebessüm etti:“Aferin. Gözün iyice alışmış.”
Ustanın bu sözleriyle içimi tatlı bir gurur kapladı. Tam o sırada atölyenin ağır sürgülü kapısı açıldı ve içeriye gün ışığı süzüldü.
Önce takım elbiseli bir şoför girdi, ardından Karan içeri adım attı. Yağ kokusu, metal sesleri ve onun üzerindeki o pahalı takım elbise… Sanki iki farklı dünya aynı anda bu küçük atölyede kesişmişti.Karan’ı burada görmek beni oldukça şaşırttı.
Takım elbisesiyle atölyenin ortasında dururken bakışları doğrudan bana kaydı. Üzerimde tulum, ellerimde siyah motor yağı ve liftin altında çalışan ben... İlk kez beni üniversitedeki Lalin olarak değil, işinin ehli biri olarak görüyordu.
Şoför telaşla Kemal Usta’ya seslendi:“Usta, araç yarım saate yetişmek zorunda!”
Kemal Usta kaputu açıp inceleyince yüzü ciddileşti:“Bu iş yarım saatte bitmez.”
Şoför daha da endişelenerek konuştu. “Cihan Bey’in toplantısı var çünkü...”
Sonra Karan’a döndü. “Kusura bakmayın Karan Bey…”
Karan’ın bakışları yeniden bana çevrildi.
Kemal Usta bana seslendi. “Lalin, bir de sen bak.”
Arabanın altından çıkıp ellerimi bezle sildim ve kaputa doğru eğildim. Motoru birkaç saniye dinledikten sonra arabayı çalıştırdım. Gaz verip direksiyonu birkaç kez kırdım.
Kemal Usta merakla sordu:“Ne diyorsun?”
Hiç düşünmeden yanıtladım:“Turbo basınç sensörü.”
Kemal Usta şaşırarak baktı:“Emin misin?”
“Evet usta.”
Parçayı değiştirince arabanın sesi hemen düzeldi.
Kemal Usta gülümseyerek bana baktı:“Bana kalsa şanzıman diyecektim.”
KARAN ALKAN
Şoför arabayı sanayiye kırdığında camdan dışarı baktım. Burası hiç alışık olduğum bir yer değildi. Yağ kokusu, metal sesleri ve her dükkândan yükselen motor uğultuları…
Şoför arabayı durdurdu:“Burada biraz bekleyeceğiz Karan Bey.”
Başımı sallayıp indim. Atölyenin kapısından içeri adım attığım anda
Kemal Usta olduğunu tahmin ettiğim adamın sesi duyuldu. “Lalin!”
İsmi duyunca başımı o tarafa çevirdim. Üzerinde koyu lacivert bir tulum vardı, saçlarını toplamıştı. Sabah üniversitede gördüğüm kızla aynı kişi olduğuna inanmak zordu. Elindeki bezle ellerini silerek ustasının yanına yürüdü.
Kemal Usta bir şey söyledi, Lalin ise tek kelime etmeden arabanın altına girdi.
Birkaç dakika sonra çıkıp konuştu. “Sorun salıncakta değil.”
Usta kaşını kaldırdı:“Nerede?”
“Z rotunun körüğü yırtılmış.”
Kısa bir sessizlik oldu. Usta eğilip kontrol ettikten sonra doğruldu:“Doğru.”
Ona ilk kez bu kadar dikkatle bakıyordum. Üniversitede sürekli bana karşı çıkan o kız, burada herkesin güvendiği bir ustaya dönüşmüştü. Bunu hiç beklemiyordum, yanılmıştım.
Tam o sırada Kemal Usta bana döndü. Lalin ancak o zaman varlığımı fark etti ama yüzünde şaşkınlıktan ziyade işini yapan birinin sakinliği vardı. Ne kendini göstermeye çalışıyordu ne de beni etkilemeye...
İnsanlar genelde bana kendilerini kanıtlamak için uğraşırlardı, oysa Lalin varlığımı bile unutmuş gibiydi. Belki de ilk kez bu yüzden ilgimi çekmişti.Lalin arabanın tamiriyle ilgilenirken şoför de yanındaydı.
Kemal Usta’ya yaklaşıp sordum:“Kaç yıldır burada çalışıyor?”
Lalin’i kastettiğimi anlayıp bana döndü:“Merak etmeyin,” dedi “O kız bu işi iyi bilir. Dört yıldır yanımda. İlk geldiğinde şu anahtarı bile tutmayı bilmiyordu.”
Lalin arabanın altından seslendi:“Usta, abartma ama!”
“Şimdi benden iyi dinliyor motoru,” dedi Kemal Usta gururla.
Tekrar merak ederek sordum. “Motor sesiyle mi anlıyor?”
“Bazı insanlar nota duyar,” dedi Kemal Usta. “Bizim kız da arızayı duyuyor.”
Kemal Usta diğer tarafa geçtiğinde Bülent Bey de telefonla konuşmak için garajın dışına çıktı.
İşte tam o an nefesim yine kesildi. Ne olduğunu anlayamadan duvara yaslandım.
Lalin hızla yanıma gelip elime bir şişe su tutuşturdu:“İç.”
“İstemiyorum,” dedim kestirip atarak.
Bu duruma alışmaya hiç niyetim yoktu.
“Ben de istememiştim,” dedi doğrudan.
“Bunu belirtmesen de anlayabiliyorum, Lalin Erçağ.”
“Sen de bana teşekkür etmek zorunda değildin.”
Hemen karşılık verdim:“Etmedim zaten.”
Şaşırarak bana baktı:“Ne?”
“Teşekkür etmedim,” dedim soğukça. “Sadece susmanı istedim.”
Lalin’in gülümsediğini fark edince şaşırdım. Bana bakan gözlerde genelde öfke ya da inat olurdu.“Bunu söyleme şeklin bile tuhaf,” dedi.
“Motor sesi…” Birkaç saniye duraksadım. “Gerçekten duyabiliyor musun?”
Yeniden gülümsedi:“Hayır ama neyi dinlemem gerektiğini biliyorum.”
Ardından Kemal Usta’nın bıraktığı diğer arabaya doğru ilerledi.Çoğu insan soyadımı öğrendiği an tavrını değiştirirdi, oysa Lalin tam tersini yapıyordu. Sanki Alkan olmam onun için hiçbir şey ifade etmiyordu.
Babam insanları her zaman sonuçlarıyla değerlendirirdi ve ben de öyle büyütülmüştüm. Fakat ilk kez birinin sonucundan ziyade verdiği emeği fark ediyordum.Araba bittiğinde oradan ayrıldım. O ise beni çoktan arkasında bırakmıştı. Garip olan şu ki, bu durum ilk kez hoşuma gitmemişti.
LALİN ERÇAĞ
Karan ve şoförü arabaya binip uzaklaştıktan sonra Kemal Usta bana dönüp konuştu:“İnsanları düşünerek araba tamir edilmez kızım.”
Gülerek baktım:“Arabaları düşünerek insanlar unutulur mu peki?”
Kemal Usta suyunu içip bardağı masaya bıraktı. Uzaklaşırken sesini duydum:“Bazen evet.”
İşim bitince soyunma odasına geçip telefonu elime aldım. Bilinmeyen numaradan gelen mesaja bakarken sakin kalmaya çalıştım:
“Cihan Alkan’la aynı odada ne konuştunuz?”
Bu da neydi böyle? Yarın ilk işim bu numarayı değiştirmek olacaktı çünkü birisi benimle fena halde dalga geçiyordu. Yine de ister istemez düşündüm; bu sıradan bir soru değildi.Eve döndüğümde yorgunluktan bitap düşmüştüm. Saat 22.59’u gösteriyordu ve büyükannem hâlâ uyumamıştı.
Geldiğimi duymamıştı çünkü mutfakta telefonla konuşuyordu.“Hayır!” dediğini duydum, oldukça sinirliydi. “O kız hiçbir şey öğrenmeyecek!”
Sözlerinin ardından telefonu kapattı. Olduğum yerde donakaldım. Ne oluyordu? Neden birdenbire sakin hayatımda bilmediğim sırlar belirmeye başlamıştı?
Büyükannem beni fark etmeyince yeni gelmiş gibi yaparak odama yöneldim.“Ben geldim! Odama geçiyorum, hemen uyuyacağım!” diye bağırdım.
Büyükannem de içeriden seslendi:“Hoş geldin bir tanem, iyi geceler.”
Odama girip kapıyı kapattım ve kendimi yatağa bıraktım. Sorular, belirsizlikler, gelen mesajlar… Şu an hiçbiri umurumda değildi, tek istediğim hayatımı düzene sokmaktı.
Ertesi sabah dağınık saçlar ve uykusuz bir yüzle uyandım. Telefonuma gelen mesajla ekrana baktım. Eylül’dendi:“Günaydın canım. Bugün amfide tekrar toplanmamızı isteyecekmiş Gökhan Hoca, haber vermek için yazdım.”
Hemen yanıtladım:“Günaydın. Birazdan okula geliyorum, orada görüşelim mi?”
“Olur, bekliyorum seni.”
Hızlıca duşa girip bol bir pantolon ve beyaz tişört giydim. Büyükannemin hazırladığı kahvaltı masasına uğrayıp yanağına bir öpücük kondurdum. “Ben çıkıyorum büyükanne, hoca dersi öne almış.”
“Tamam kızım, öptüm kocaman.”
Okula varıp bir saatten fazla süren gelişim dersinden çıktıktan sonra uykusuzluk iyice bastırdı.
“Lalin!” dedi uzaktan bana doğru gelen Eylül. “Amfiye geçelim mi?”
“Olur,” dediğimde, amfiye doğru yürüdük ve orta sıralardan birine oturduk.
Eylül merakla sordu:“Ee, ne yaptınız anlat bakalım? Alkan Holding ve Cihan Alkan macerasını duymak istiyorum. En çok da Karan’ı... Anlaşması zor biridir. Aybars tam tersi gibi duruyordu ama?”
“Holding iyiydi,” dedim kestirip atarak. “Cihan Bey sorularımızı yanıtladı. Karan ve Aybars’la çalışmak da güzel, fikirleri oldukça iyi.”
Gökhan Hoca sınıfa girdiğinde hemen arkasından Karan belirdi.
Kızların gözü her zamanki gibi onun üzerindeydi.
“Selam,” dedi Aybars yanımıza oturarak.
Selamlaştıktan sonra Gökhan Hoca konuşmaya başladı:“Proje ödeviniz için ek bir şart belirledik arkadaşlar. Her grup bir aile şirketiyle görüşecek.”
Söz alıp araya girdim:“Biz Alkan Holding’e gittik hocam.”
Gökhan Hoca bana döndü:“Yetmez. Kurumsallaşmış aile şirketlerinin kökenlerini araştıracaksınız. Bunun için Alkan Holding’in kurucusunun doğduğu ilçe olan Yalıdere’ye gidip belediye arşivlerinden ve yaşayan tanıklardan bilgi toplayacaksınız.”
İçimden umarım Cihan Alkan’ın doğduğu yer İstanbul’dadır diye geçirdim.
Aybars heyecanla konuştu. “Yalıdere’ye gidiyoruz o halde.”
“Yalıdere mi?” dedim. “Kastamonu mu yani?”
“Evet, Alkan Holding’in temellerinin atıldığı yer.”
Eylül bana dönüp gülümsedi:“Kastamonu güzel yerdir merak etme, hiç sıkılmayacaksın.”
“Daha önce gittin mi?” diye sordum.
Eylül başını salladı:“Cihan Alkan’larla nasıl tanıştık sanıyorsun?”
Aybars Eylül’e baktı:“Neden seni daha önce görmedim peki? Yüzün tanıdık geliyor ama...”
“Ben sizi uzaktan tanıyorum, Koray Ergin’in oğlu olduğunu biliyordum.”
Gökhan Hoca tekrar araya girdi:“Yalıdere gezisi için iki gününüz olacak. Konaklama okul tarafından karşılanacak. Yarın öğlene kadar bana kimlerin gideceğini bildiriyorsunuz.”
Aybars kendinden emin konuştu:“Biz üçümüz zaten gidiyoruz.”
Karan da başıyla onayladı. Proje için bu şarttı.
“Bir ayrıntı daha var,” dedi Gökhan hoca. Sınıf bir anda sessizleşti. “Her grup, gittiği ilçede yaşayan bir aileyle birlikte kalacak.”
Şaşkınlıkla sordum:“Otelde kalmayacak mıyız yani?”
“Hayır,” dedi Gökhan Hoca. “Araştırmanın amacı, bölgeyi ve aile kültürünü yerinde gözlemlemek.”
Bölüm etkileşimi
