KOR kitap kapağı

27. bölüm / 30

KOR

Bölüm 27 | Başlangıç

Vaveyla Yazarı: Melisa Özgün

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 30Şu an: Bölüm 27 | Başlangıç

LALİN ERÇAĞ

K17’nin demir kapısından son çıkanlardan biri bendim. Gece iyice çökmüştü. Rüzgâr, yanık kokusunu hâlâ etrafta dolaştırıyordu.
Herkes sessizdi. Kimse az önce yaşananların ardından ne söylemesi gerektiğini bilmiyordu. Karan birkaç adım önümde yürüyordu. Tam arabaya doğru ilerleyecekken arkamdan bir ses duydum.
“Lalin…”
Durmadım Ama yürümeyi de bıraktım. Arkamı döndüğümde Derin erçağ birkaç adım uzağımda duruyordu. Gözlerinde, yılların yorgunluğu vardı.
Bir adım attı. “Ne olur…” Sesi neredeyse fısıltıydı. “bir kez dinle beni.”
Boğazımdaki düğüm büyüdü. Ona baktım. Uzun uzun…Yedi yaşındaki hâlimle baktım. Annesini bekleyen küçük kızla Bugünkü ben aynı anda bakıyorduk ona.
Derin devam etti. “Senden hiçbir şey istemiyorum. Sadece…” “birkaç dakika. gerçeği benden duy.”
Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. Sonra yavaşça başımı iki yana salladım. “Yapamam.”
Sesim düşündüğümden daha sakindi. “Şu an bunun için hazır değilim.”
Derin’in gözlerinden bir damla yaş süzüldü. İlk kez bana yaklaşmadı. Olduğu yerde kaldı.
Başını hafifçe eğdi. “Tamam.” Kısa bir sessizlik oldu. “Beklerim.”
Gözlerimin içine baktı. “İster bir gün İster bir yıl İster on yıl sürsün.”
Sesi titriyordu. “Ben beklerim.”
Kalbim sıkıştı Ama yine de adım atamadım. Tam arkamı dönecekken aklıma bir soru geldi. “Babam…”
Derin Erçağ başını kaldırdı.
“Nerede?”
Bu kez onun yüzündeki ifade değişti. Şaşkınlık Ve çaresizlik.
“Keşke bilseydim.” dedi usulca. “Yıllardır ben de onu arıyorum.”
Kaşlarım çatıldı. “Ne demek arıyorsun?”
“Yangından sonra…”
Sözünü tamamlayamadı. Bakışları yere indi. “İzini kaybettim. Nerede olduğunu gerçekten bilmiyorum.”
İlk kez söylediklerinde yalan aramadım Çünkü gözlerindeki çaresizlik Rol yapılabilecek bir şey değildi. Bir süre daha birbirimize baktık. Sonra Derin ağır adımlarla arabasına yöneldi.
Kapıyı açmadan önce son kez bana döndü. “Ne zaman hazır olursan beni bulacağını biliyorum.”
Arabasına bindi. Motor çalıştı. Farlar gecenin karanlığını yararken araç yavaşça uzaklaştı. Ben ise olduğum yerde kaldım. Onun ardından bakarken İlk kez içimde öfkeden başka bir duygu vardı.
Cevaplanmamış sorular. Ve belki Yıllardır ilk kez Öğrenmek istediğim gerçekler.
Derin’in arabasının arka lambaları gecenin karanlığında yavaş yavaş kaybolurken, gözlerimi ondan ayırmakta zorlandım.
Yanıma yaklaşan adımları duyunca başımı çevirdim. Eylül Hiçbir şey söylemeden kollarını bana doladı. Ben de ilk kez bütün gün boyunca tuttuğum nefesi bırakır gibi ona sarıldım.
Başını omzuma yasladı.
“Vallahi…” Eylül bir nefes verdi. “biz üniversite okuyacağız sanıyorduk.”
İstemsizce dudaklarımın kenarı kıvrıldı “Olanlara bak.”
Aybars da yanımıza geldi. Elleri cebindeydi.
Her zamanki sakin tavrıyla etrafa göz gezdirdi. “Şirket sırları, Yangın, Kayıp insanlar, K17…”
Başını iki yana salladı. “Normal bir dönem geçirseydik şaşırırdım zaten.”
Eylül hafifçe güldü. “Şu son birkaç ayı birine anlatsak inanmaz.”
Sonra bana baktı. “Ama…galiba bitti. Evraklar Kasetler Hepsi gitti.”
İçimde tarif edemediğim bir boşluk oluştu. Gerçekten bitmiş miydi? Yoksa Asıl başlangıç şimdi miydi?
Eylül koluma hafifçe vurdu. “Bu arada Yarın ara dönem tatili başlıyor.”
Bir an duraksadım. Sanki üniversiteyi bile unutmuştum. “Doğru…”
Eylül başını salladı. “Büyükannen de galiba biraz daha Ankara’da kalacak. Doktorlar birkaç gün daha kontrol edecek demiştin.”
Gülümsedim. “Evet. Muhtemelen birkaç gün daha orada olacak.”
“İyi tarafından bak.” dedi Eylül. “En azından biyopsi temiz çıktı.”
Bu cümleyi duymak bile içimi rahatlattı. “Evet En önemlisi de oydu.”
Kısa bir sessizlik oldu. Rüzgâr saçlarımızı savururken hepimiz aynı anda yanan binaya baktık.
Aybars sessizce, “İnsan bazen bir şeylerin tamamen bittiğini sanıyor.”
Sonra Karan’a baktı. “Ama bence bizim hikâyemiz şimdi başlıyor.”
Kimse cevap vermedi. Çünkü hepimiz Bunun doğru olduğunu hissediyorduk. Biraz ileride Aras, arabasının kapısına yaslanmış düşünceli bir şekilde Karan’a bakıyordu.
Sena ise birkaç metre ötede durmuştu. İlk kez Sessizdi. Ne itiraz ediyordu Ne de tartışıyordu.
Sadece uzaklardan olan biteni izliyordu.Gece, hepimizin omuzlarına aynı ağırlıkla çökmüştü. K17’nin önündeki kalabalık, birkaç dakika önceki kadar ağır görünmüyordu artık.
Yorgunduk. Hepimiz.
Tam Karan’la birlikte arabaya doğru yürürken arkamızdan bir ses duyuldu.
“Karan.”
İkimiz de durduk. Sena birkaç adım önümüzde durmuştu.
Bu kez yüzünde ne öfke vardı Ne de az önceki kırgınlık. Sadece yorgun görünüyordu. Bakışlarını Karan’dan ayırmadan konuştu.
“Seninle…” Kısa bir nefes aldı. “son kez konuşabilir miyim?”
Karan cevap vermedi. Bana baktı. Karar vermemi bekliyormuş gibi. Elini yavaşça bıraktım.
“Ben arabada beklerim.” dedim. “Konuş.”
Karan birkaç saniye bana baktı. Ardından başını hafifçe salladı. Ben arabaya doğru yürürken Eylül de peşimden geldi.
“Ben de seninle bekleyeyim.”
Sessizce gülümsedim. Arabaya yaslanıp istemsizce onlara baktım. Sena ile Karan birkaç metre ötede durmuştu. Rüzgâr seslerini bana taşımıyordu Ama beden dilleri bile Konuşmanın kolay geçmeyeceğini anlatıyordu.
KARAN ALKAN
Lalin uzaklaşırken gözlerim birkaç saniye onun üzerinde kaldı. Arabaya yaslanıp beklemeye başladı. Eylül de yanına geçti. İçim biraz olsun rahatladı. Sonra bakışlarımı Sena’ya çevirdim. Rüzgâr saçlarını yüzüne savuruyordu.
“Konuş.“
Bakışlarımı ona çevirdim.
Alaycı bir gülümseme yerleşti yüzüne. “Merak etme. Fikrini değiştirmeye çalışmayacağım.”
Sessizce bekledim. Kollarını göğsünde birleştirdi. “Biliyor musun Hayatım boyunca ikinci olmayı hiç kabul etmedim. Derslerde, İş hayatında, İnsanların gözünde Hep en iyisiydim.”
Kısa bir kahkaha attı. “Sonra sen çıktın.”
Başımı hafifçe yana eğdim. “Ben hiçbir zaman senin yarışın olmadım.”
“Diyorum ya Sorun da buydu.”
Bakışlarını üzerimden çekmedi. “Herkes beni seçerdi. Bir tek sen seçmedin.”
Aramızda kısa bir sessizlik oluştu. Sonra yüzündeki ifade yeniden sertleşti.
“Ama şunu sakın karıştırma. Kaybetmedim. Sadece Daha fazla uğraşmayacağım.”
Birkaç adım yaklaştı. “Lalin’in seni değiştirdiğini sanıyorsan…” Başını iki yana salladı. “yanılıyorsun.”
“Sen hâlâ aynı Karan’sın. Yalnızca artık yanında başka biri var.”
Sözleri bitince derin bir nefes aldı. “Nişan iptal olur. İnsanlar konuşur. Şirketler etkilenir. Umurumda değil.”
Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı. “Çünkü ben yeniden ayağa kalkmasını bilirim.”
Sonra gözlerimin içine baktı. “Ama sen İlk kez gerçekten kaybedecek bir şeye sahipsin.”
Sesinde tehdit yoktu. Daha çok Bir tespit gibiydi. Arkasını döndü. Birkaç adım attıktan sonra durdu.
“Bir şey daha.”
Bekledim.
“Günün birinde yollarımız yine kesişecek.”
Başını hafifçe bana çevirdi.
“O gün umarım verdiğin kararın arkasında hâlâ durabiliyor olursun.”
Hiçbir şey söylemedim. Söyleyecek bir şeyim de yoktu. Sena kısa bir tebessüm etti ardından arabasına bindi Ve arkasına bakmadan uzaklaştı.
Bakışlarımı Lalin’e çevirdim. Arabaya yaslanmış bizi bekliyordu. Arabama doğru yürümeye başladığım sırada cebimdeki telefon titreşti. Ekrana baktım.
Cihan Alkan.
Derin bir nefes alıp aramayı açtım. “Efendim.”
Karşı tarafta birkaç saniye sessizlik oldu. Sonra babamın sesi duyuldu.
Her zamanki gibi sakindi. “Herkes gitti mi?”
“Evet.”
“Lalin yanında mı?”
“Yanımda.”
Yine kısa bir sessizlik. Sanki söylemek istediği başka şeyler vardı ama nasıl söyleyeceğini bilmiyordu.
En sonunda konuştu. “Bugün. Hüseyin Alkan seni görseydi…”
Derin bir nefes aldı. “seninle gurur duyardı.”
Bir an gözlerimi kapattım. Dedemi düşündüm. Bana bıraktığı anahtarı,Bana bıraktığı yükü. Sonra yavaşça cevap verdim.
“Keşke…” Sözler boğazımdan beklediğimden daha sert çıktı. “ babam da bunu başarabilseydi.”
Telefonun diğer ucunda mutlak bir sessizlik oluştu. İlk kez Ne diyeceğini bilemediğini hissedebiliyordum.
Konuşmadım. O da konuşmadı.
Birkaç saniye sonra telefonu kulağımdan çektim. Aramayı sonlandırdım. Arkamı döndüğümde Lalin hâlâ arabanın yanında beni bekliyordu. Bana hiçbir şey sormadı. Ben de hiçbir şey anlatmadım.
Bazı cümleler Söylendiği anda bitmiyordu. İnsan, onları yıllarca içinde taşımaya devam ediyordu.
LALİN ERÇAĞ
Tam arabaya binecekken Eylül koluma girdi. “Bir dakika.”
Şaşkınlıkla ona baktım.
“Nereye?”
O anda telefonu çalmaya başladı. Ekrana bakınca yüzündeki ifade bir anda değişti. Dudaklarının kenarında istemsiz bir gülümseme belirdi.
“Bir saniye…” diyerek birkaç adım uzaklaştı.
Telefonu açtı. Ben ise olduğum yerde kaldım. Kısa kısa konuşuyordu. Sonra Hiç alışık olmadığım kadar utangaç bir şekilde gülümsedi. Telefonu kapatınca kaşlarımı kaldırdım.
“O gülümseme neydi?”
“Eee…” Gözlerini kaçırdı. “Bir şey değil.”
“Eylül.”
“Tamam ya.” Koluma hafifçe vurdu. “Bir süredir konuşuyoruz.”
“Kimle?”
“Alp.”
İsmini söyleyince gözlerim büyüdü. “Bir dakika. Bunu bana neden söylemedin?”
Omuz silkti. “Fırsat olmadı.”
“Fırsat olmadı mı?”
“Kızım senin annen öldü sandığımız kadın ortaya çıktı, K17 yandı, ben ne zaman anlatacaktım?”
İkimiz de birkaç saniye birbirimize baktık. Sonra istemsizce güldüm. “Yine de kırıldım.”
“Biliyorum.”
“İlk fırsatta her şeyi anlatacaksın.”
“Evet efendim.”
⸻
Biraz ileride… Karan ile Aybars sessizce konuşuyordu. Onlara doğru baktım.
Aybars’ın sesi rüzgârın arasında güçlükle duyuluyordu. “Keşke…”
Devamını duyamadım. Karan kısa bir süre sustu. Sonra sakin bir sesle konuştu. “Geçmiş değişmez.”
Aybars başını kaldırdı.
Karan devam etti. “Değiştirmeye çalışma.”
Sesinde öfke yoktu Ama kapanmış bir kapının ağırlığı vardı. Aybars birkaç saniye sustu.
Sonra çok hafif başını salladı. “Haklısın.”
İlk kez birbirlerine rakip gibi değil İki yetişkin insan gibi bakıyorlardı.
Yanlarına yürüdüm. Aybars bana döndü.
“Bugün yanımda olduğun için teşekkür ederim.” Dedim.
Aybars’ın yüzünde yumuşak bir ifade oluştu. “Teşekküre gerek yok.”
“Var.”
“Çünkü herkes giderken siz kaldınız.”
Eylül de yanıma geldi. “Biz bir yere gitmeyiz.”
Gülümseyerek ikisine de sarıldım. “İyi ki varsınız.”
Kısa bir sessizlik oldu. Sonra Aybars geriye doğru bir adım attı. “Kendine iyi bak.”
“Sen de.”
Eylül bana son kez sarıldı. “Ara dönem tatili bitmeden seni bırakmam.”
“Anlaştık.”
İkisi arabalarına yönelirken ben de Karan’ın yanına döndüm. Derin bir nefes aldım.
“Karan.”
“Hm?”
“Eve gitmek istiyorum.”
Kaşlarını hafifçe çattı. “Hangisine?”
Başımı yavaşça mahallemizin olduğu yöne çevirdim.
“Büyükannemle yaşadığım eve. Orayı görmek istiyorum.”
Hiç sorgulamadı. Sadece başını salladı. “Gidelim.”
Sarıyer sokakları gece olduğunda her zamankinden daha sessizdi. Araba tanıdık sokağa girdiğinde içimde tuhaf bir huzursuzluk oluştu. Farlar evimizin önünü aydınlattı.
Tam inecekken Gözüm duvara takıldı.
Evimizin bahçe duvarına siyah sprey boyayla tek bir cümle yazılmıştı.
“GERÇEKLER KÜL OLMAZ.”
Kanım çekildi. “Karan…”
O da aynı yazıya bakıyordu. Arabadan indi. Yazıya yaklaştı. Boyaya parmağıyla dokundu. Hâlâ kurumamıştı. Yani Bunu biri çok kısa süre önce yazmıştı. Sokağın iki yanına baktık. Kimse yoktu.
Beni daha önce kaçırmaya çalışan adamlardan da eser yoktu Ama İçimde aynı his yeniden uyanmıştı.
Birileri…Hâlâ bizi izliyordu.
Duvardaki yazıya bakmaya devam ediyordum. Rüzgâr, sprey boyanın keskin kokusunu hâlâ sokağa yayıyordu.
“Karan…” Sesim beklediğimden daha kısık çıktı. “Bu yazıyı kim yazmış olabilir?”
Karan gözlerini yazıdan ayırmadı “Bilmiyorum.” Bir saniye durdu. “Bilmek de istemiyorum.”
Şaşkınlıkla ona baktım. Kaşları hafifçe çatılmıştı. “Çünkü bunu yazan kişi bizim hâlâ peşimizde.”
Sonra bana döndü. “Arabaya bin.”
“Eve girmeyecek miyiz?”
“Hayır.”
“Ama…”
“Burada tek bir gece bile kalmana izin vermeyeceğim.”
Ses tonu tartışmaya kapalıydı. İtiraz etmedim. Belki de bugün yeterince savaşmıştım. Sessizce arabanın kapısını açıp yolcu koltuğuna oturdum. Karan hiçbir şey söylemeden direksiyona geçti.
Motorun sesi gecenin sessizliğini böldü. Araba yavaşça sokağımızdan uzaklaşırken başımı cama yasladım.
Mahallemiz, Çocukluğum, Büyükannemle geçirdiğim yıllar… Hepsi arkamızda küçülüyordu. Kim yazmıştı? Neden şimdi? Ve en önemlisi Gerçekten hangi gerçeklerden bahsediyorlardı?
Düşüncelerimin arasında kaybolurken arabanın içindeki sessizlik dikkatimi çekti. Normalde Eylül bu sessizliği çoktan bozmuş olurdu.
Aybars mutlaka saçma bir şaka yapardı Ama şimdi Sadece ben vardım Ve Karan. İki saatlik yol boyunca neredeyse hiç konuşmadık. Arada bir göz ucuyla ona baktım.
Yüzü her zamanki kadar sakindi Ama direksiyonu tutan ellerindeki gerginlik gizlenemiyordu. Parmakları Sanki hâlâ biraz önce yaşananların etkisini taşıyordu.
Boğaz Köprüsü’nü geçtiğimizde İstanbul’un ışıkları camdan içeri süzülmeye başladı. Gece, şehrin üzerine ince bir örtü gibi serilmişti.
Karan’ın yaşadığı sitenin güvenlik kapısından geçerken görevli bizi görür görmez bariyeri açtı. Araba, geniş bahçelerin arasından ilerleyip büyük, modern bir villanın önünde durdu.
İlk geldiğim günü hatırladım. O zaman bu ev bana bir ev gibi değil ulaşılması imkânsız bir hayat gibi görünmüştü. Şimdi ise garip bir şekilde yabancı hissettirmiyordu.
Karan arabadan indi. Bagajdan çantasını aldı. Sonra bana baktı. “Gel.”
Sessizce peşinden yürüdüm. Kapı açılır açılmaz loş ışıklar otomatik olarak yandı. Ev her zamanki gibi kusursuzdu Ama İlk kez bu kadar sessizdi.
Montumu çıkarıp koltuğun üzerine bıraktım.“Su getireyim.” dedim.
Karan yalnızca başını salladı. Mutfağa doğru yürürken arkamdan gelen ayak seslerini duymadım. İki bardak su doldurup salona döndüğümde Orada değildi.
Kaşlarım hafifçe çatıldı. “Karan?”
Cevap gelmedi.
Bardağı sehpanın üzerine bırakıp çalışma odasına doğru yürüdüm. Kapı tam kapanmamıştı.
İçeri baktığımda Karan sırtı bana dönük şekilde çalışma masasının önünde duruyordu. Elindeki siyah kasete öylece bakıyordu. Kasetin üzerindeki eski etikete gözüm ilişti. Solmuş mürekkebin altında iki kelime okunuyordu.
ERÇAĞ AİLESİ
Nefesim bir anda kesildi. “…Karan?”
Yavaşça bana döndü. Kaseti elinde çevirdi. “Bir tane aldım.”
Şaşkınlıkla ona baktım. “K17’den mi?”
Başını hafifçe salladı. “Hepsini değil. Sadece bunu.”
Bakışlarım yeniden kasete kaydı. Kalbim öyle hızlı atıyordu ki sesini duyabileceğimi sandım.
“Neden…” Sesim titredi. “bunu aldın?”
Karan birkaç saniye sustu. Sonra kaseti bana doğru uzattı.
“Çünkü bu hikâyede en çok cevabı sen hak ediyorsun.”
Kasete uzanırken parmaklarım istemsizce titredi. Karan hiçbir şey söylemedi. Sadece yanıma oturdu. Parmaklarını yavaşça elimin üzerine bıraktı. Bu kez ben de çekmedim.
Ekran önce karıncalandı. Ardından eski bir tarihle birlikte görüntü belirdi.
2001
Kamerayı tutan kişi kahkaha atıyordu. Sonra görüntü netleşti. Bahçede küçük bir kız, Elinde kırmızı bir top Koşarak kameraya doğru geliyordu.
“Yakala beni!”
İçimde bir şey durdu. Bu… Bendim. Yedi yaşındaydım. Kameranın arkasından bir erkek sesi duyuldu.
“Kazanacağımı biliyordum.”
Küçük Lalin kahkaha atarak adamın kucağına atladı. Adam onu tek koluyla havaya kaldırdı.
“Babaaa!”
Ekrandaki adam… Babamdı. Yüzünü ilk kez görüyordum. Kalbim göğsümün içinde öyle sert atıyordu ki sesini duyabiliyordum. Gözlerim dolmaya başladı. Karan’ın eli elimin üzerinde biraz daha sıkılaştı.
Başımı ona çevirmedim Çünkü gözlerimi ekrandan ayıramıyordum. Kaset bir anda ileri sardı. Görüntü değişti. Bu kez bahçede annem vardı. Kamerayı eline almıştı. Gülüyordu. Babam arka tarafta mangalla uğraşıyordu. Ben çimlerin üzerinde oturmuş oyuncaklarımla oynuyordum.
Hayat Ne kadar sıradan görünüyordu Ve belki de en güzeli buydu. Tekrar görüntü değişti. Bu kez Kapının önünde iki araba duruyordu. İçlerinden üç kişi indi. Cihan Alkan, Sare, Ve Genç bir adam. Bir an durdum.
Karan da ekrana biraz daha yaklaştı. Adamın yüzüne dikkatlice baktı.
“Aras…” diye fısıldadı.
Başımı ona çevirdim. “Ne?”
“Küçüklüğü.”
Gerçekten de Sekiz dokuz yaşlarında küçük bir çocuktu. Arkasında ise Yaklaşık benim yaşlarımda başka bir çocuk vardı. Karan. İçimde belli belirsiz bir his oluştu. Hayır Hatırlamıyordum.
Kaset yine ilerledi. Bu kez hepimiz aynı masadaydık. Babalar konuşuyor Anneler gülümsüyor Çocuklar bahçede koşturuyordu. Sanki Hiçbir şey yaşanmayacakmış gibiydi. Birden görüntü tekrar değişti. Ekranın sağ üst köşesinde yazıyordu.
ÖN BAHÇE GÜVENLİK KAMERASI
Babam kapının önünde diz çöktü. Karşısında ben vardım. Cebinden küçük yuvarlak bir madalyon çıkardı. Boynuma taktı. Kameranın sesi yoktu. Ama dudaklarını okuyabiliyordum.
“…sakın çıkarma.”
Küçük Lalin başını salladı. Babam saçlarımı öptü.Sonra ayağa kalktı. Kameranın açısından çıkıp gitti. Kaset yeniden değişti. Bu kez içerideydiler. Cihan, Annem Ve Sare. İlk başta konuşmaları sakindi. Sonra Sare’nin yüzündeki ifade değişti. Elleri titremeye başladı. Bir şey yere düştü. Görüntü sarsıldı.
Ardından Alev. Her yer Bir anda turuncuya döndü. İçimde tarif edemediğim bir acı yükseldi. Başımın içi zonklamaya başladı.
Hayır…Hayır… Ben bunu Görmüştüm.
Yangının içinde annemin bağırışı… Cihan Alkanın sesi, Koşan insanlar, Hepsi…
Birer birer zihnime geri dönüyordu. Ekranda Mete Ergin belirdi. Arkasından Hasan Duman.nİkisi birlikte annemi dışarı çıkarıyordu. Sonra Beni.mKaset karardı. Birkaç saniye yalnızca cızırtı vardı.
Nefesimi tuttum. “Bitti…”ndiye fısıldadım.
Tam oynatıcı duracak sandığım anda Yeni bir görüntü açıldı.
ARKA BAHÇE GÜVENLİK KAMERASI
Ekranda yalnızca yoğun duman vardı. Kimse görünmüyordu. Sonra Dumanın içinden bir siluet çıktı.
Bir adam. Üzerindeki gömlek yanmıştı. Yürümekte zorlanıyordu. Yüzü kameraya döndüğü anda Kalbim duracak gibi oldu. Babam. Ekrana doğru birkaç adım attı. Sonra görüntü kesildi. Kaset sona erdi.
Ev sessizliğe gömüldü. Gözyaşlarım çoktan yanaklarıma ulaşmıştı. Titreyen nefesimle Karan’a döndüm. Elimi Bir an bile bırakmamıştı. Parmaklarını daha da sıktım.
“Hatırlıyorum…” Sesim neredeyse çıkmıyordu. “Hatırlıyorum Karan…”
Hıçkırığım boğazımda düğümlendi. “babam.”
Gözlerimi kapattım. Parçalar Birer birer yerine oturuyordu.
“Yangından sonra…” Derin bir nefes aldım. “onu gördüm.”
Karan tek kelime etmedi. Ben ise artık emin olarak fısıldadım.
“Gelmişti Karan…babam gelmişti.”
Sesimin bana ait olduğundan bile emin değildim. Karan hiçbir şey söylemedi. Sadece başparmağını elimin üzerine yavaşça gezdirdi. İçimde düğümlenen her şey bir anda boğazıma oturdu.
“Babam…” Dudaklarım titredi. “Kokusunu bile hatırlıyorum.”
Başımı iki yana salladım. “Ben onu tamamen unutmadım. Sadece unutmaya mecbur bırakıldım.”
Gözüm istemsizce boynumdaki madalyona kaydı. Parmaklarımı üzerine götürdüm. Yıllardır boynumdaydı Ama İlk kez bu kadar ağır geliyordu.
“Onu takarken çok mutluydu.”
Kendi kendime konuşur gibi fısıldadım. “Hatırlıyorum.”
“Saçımı bozmuştu. ben de kızmıştım.”
Dudaklarımın kenarı istemsizce titredi. “Sonra m özür dilemek yerine dondurma almıştı.”
Bir damla yaş yanağımdan süzüldü. “Ben…bunu gerçekten yaşamışım.”
O an fark ettim. Anılarım geri gelmiyordu. Aslında Hiç gitmemişlerdi. Sadece Yangının dumanının arkasında kalmışlardı.
Uzun süre konuşamadım. Sonra yavaşça pencereye doğru yürüdüm. İstanbul’un ışıkları önümde uzanıyordu. Her şey aynı görünüyordu Ama ben Artık aynı değildim.
Başımı cama yasladım.

Sesim yine çok kısıktı. “Ben…Yıllarca, babamın öldüğünü sandım.”
Nefesim titredi. “Şimdi ise onu yangından sonra gördüğümü hatırlıyorum.”
Yavaşça ona döndüm. Gözlerim doluydu.
“Gelmişti.”
Bir adım attım.
“Oradaydı.”
“Çıkmıştı.”
Sanki bunu yüksek sesle söylemek gerçeği değiştirecekmiş gibi fısıldadım. “Babam yaşıyordu.”
Odadaki sessizlik yeniden üzerimize çöktü. Boynumdaki madalyonu avucumun içine aldım. Parmaklarımın arasında sımsıkı tuttum. Sonra aklıma tek bir soru geldi. Yıllardır cevabını bilmeden yaşadığım Belki de hayatımın en ağır sorusu.
Gözlerimi Karan’a kaldırdım. “Eğer yaşıyorduysa…” Sesim kırıldı. “neden bana hiç geri dönmedi?”
Parmakları avucumdaki madalyona dokundu. “Bunu sana veren adam seni bırakacak biri gibi görünmüyordu.”
Boğazım düğümlendi. “Ben de öyle düşünüyorum.”
Sesim neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı. “Öyleyse bir sebebi vardı.”
Başımı iki yana salladım. “Ama ne?”
“O kısmını da bulacağız.”
İlk kez gözlerimi ondan kaçırmadım. “Ya korktuğum şey doğruysa?”
“Neyden korkuyorsun?”
Derin bir nefes aldım. “Ya gerçekten yaşadıysa ama bizi istemediyse?”
Bu cümleyi söylemek bile canımı yakmıştı. Karan hiç düşünmeden cevap verdi.
“Hayır.”
Bu kadar net konuşmasına şaşırdım.
“Nereden biliyorsun?”
Bakışları bir an olsun gözlerimden ayrılmadı. “Çünkü kasette gördüğüm adam kızına son kez bakan biri gibi değildi. onu bir daha göreceğine inanan biri gibiydi.”
Sözleri içimde bir yere dokundu. Tekrar televizyona baktım. Televizyondaki ekran çoktan kararmıştı. Odanın içine yine sessizlik çöktü.
Tam ayağa kalkacakken Karan’ın bakışları kasetin kutusuna takıldı. Eline alıp dikkatlice çevirdi. Kaşları hafifçe çatıldı.
“Neyin var?”
Cevap vermedi. Kutuyu bana doğru uzattı. Kasetin kenarına, yılların eskittiği küçük beyaz bir etiket yapıştırılmıştı. Üzerindeki yazı neredeyse silinmişti. Parmaklarımla üzerindeki tozu sildim. İlk başta okuyamadım. Sonra rakamlar belirginleşti.
02/15
Kaşlarımı çattım.
“Bu ne demek?”
Karan kaseti elimden aldı. Uzun süre etikete baktı. “Arşiv numarası.”
“Nasıl yani?”
“Bu ” Kaseti yavaşça masaya bıraktı. “tek kaset değil.”
Kalbim yeniden hızlandı. “Kaç tane var?”
Karan cevap vermeden etiketi işaret etti.
02/15
Nefesim kesildi. “On beş.”
Sesim fısıltıdan ibaretti.
“Demek ki on beş kaset var.” Karan başını hafifçe salladı. “Ve bu ikincisi.”
O an televizyona yeniden baktım. Az önce izlediğimiz görüntüler, Yıllardır peşinden koştuğumuz gerçekler, Sadece ikinci kasetteydi.
Boğazım düğümlendi. “O zaman ilk kasette ne vardı?”
Karan’ın bakışları kasetten ayrılmadı. “Ve daha önemlisi…” Sesi bu kez çok daha alçaktı. “on beşinci kasette ne var?”
Odanın içine yeniden ağır bir sessizlik çöktü. Çünkü ikimiz de aynı şeyi düşünüyorduk. Henüz Hikâyenin başındaydık.
LALİN ERÇAĞ
Kaseti Karan yavaşça oynatıcıdan çıkardı. Kutusuna yerleştirirken parmakları birkaç saniye boyunca kapağın üzerinde kaldı.
Hiçbirimiz konuşmadık. Sanki konuşursak Biraz önce izlediklerimiz gerçek olacakmış gibi.
Derin bir nefes verdim. “Bugünlük…” Sesim hâlâ yorgundu. “yeter.”
Karan başını hafifçe salladı.
Ayağa kalktı. “Gel.”
“Nereye?”
“Temiz hava alacağız.”
Peşinden verandaya çıktım. Gece serindi. Boğaz’ın üzerinden gelen rüzgâr saçlarımı omuzlarıma savurdu. Şehrin ışıkları suyun üzerinde kırılıyordu. Bir süre korkuluğa yaslanıp sessizce manzarayı izledim. Karan arkamda duruyordu. Sonra Hiç beklemediğim bir anda.nKollarını yavaşça belime doladı.
Sırtım göğsüne yaslandı. Gözlerimi kapattım. İlk kez Bu kadar yorulduğumu hissettim. Başını omzuma doğru eğdi.
Saçlarımın arasına karışan nefesini hissettim. Hiç acele etmeden Saçlarımı kokladı. Sonra yanağıma yakın bir yere Boynumun hemen altına. Sessizce yüzünü bıraktı. İçimde tarif edemediğim bir huzur yayıldı.
“Kaçma.” Sesini neredeyse fısıltıyla duydum.
“Neden?”
“Çünkü artık kaçacak hiçbir şey kalmadı.”
Parmaklarımı onun ellerinin üzerine koydum. “Ya hatırlamak canımı yakarsa?”
Başını hafifçe kaldırdı. “Yakacak.” Hiç düşünmeden söyledi. “Ama bu kez yalnız hatırlamayacaksın.”
Gözlerim doldu. Kollarını biraz daha sıkılaştırdı.
“Her şeyi…” Kısa bir sessizlik oldu. “hatırlayacaksın Ve ben…” Sesi bu kez daha sakindi. “o anların hepsinde yanında olacağım.”
Başımı geriye yasladım. Belki de İlk kez gerçekten buna inanıyordum.
ARAS ALKAN
Arabama biner binmez telefonu elime aldım. Ekrana birkaç saniye baktım. Sonra ezbere bildiğim numarayı çevirdim. Telefon yalnızca bir kez çaldı.
Ardından karşı taraftan sakin bir ses geldi. “Dinliyorum.”
Derin bir nefes aldım. “Fark edildim.”
Kısa bir sessizlik oldu. “Kim fark etti?”
“Karan.”
Karşı taraftan belli belirsiz bir nefes sesi duyuldu.
“Emin misin?”
“Henüz değil. Şüpheleniyor.”
Camdan dışarı baktım. Gece boyunca ilk kez içim huzursuzdu. “Bugün beni gözlerimden tanıdı.”
Sessizlik. Uzun bir sessizlik. Sonra karşı taraftaki ses yeniden konuştu. “Bunu bekliyordum.”
Kaşlarımı çattım. “Bu kadar sakin olmanı anlayamıyorum.”
“Çünkü Karan’ı tanıyorum.Eskisi gibi mi?”
Karşı taraftan hafif bir gülümseme hissediliyordu.
“Çocukken de buydu. Bir şeye inanırsa cevabını bulmadan durmaz.”
İçimdeki huzursuzluk biraz daha büyüdü. “Ya bize ulaşırsa?”
“Ulaşacak.”
“Ya gerçeği öğrenirse?”
Bu kez cevap gecikmedi. “Artık öğrenmesi gerekiyor.”
Elimi direksiyona vurdum. “Bu kadar kolay mı söylüyorsun?”
“Yıllardır saklıyoruz. Şimdi bir anda…”
Karşı taraf sözümü kesti. “Hiçbir şey bir anda olmadı Aras. Otuz yıldır bu günü bekliyoruz.”
Nefesimi yavaşça verdim. Başımı koltuğa yasladım. “Peki ya…o?”
Bu kez karşı tarafta ilk defa sessizlik uzadı. Sonra yalnızca tek bir cümle kuruldu.
“Henüz zamanı değil.”
Telefon kapandı. Ekrana birkaç saniye daha baktım. Kendi kendime fısıldadım.
“Umarım haklısındır…”
Ardından kontağı çalıştırdım. Motorun sesi gecenin sessizliğine karışırken, içimde tek bir his vardı. Bu hikâye… Henüz bitmemişti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

29okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18