KOR kitap kapağı

23. bölüm / 30

KOR

Bölüm 23 | Geçmişin kıyısında

Vaveyla Yazarı: Melisa Özgün

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 30Şu an: Bölüm 23 | Geçmişin kıyısında

KARAN ALKAN
“…Benimle gel.”
Lalin birkaç saniye yüzüme baktı. Gözlerinde merak vardı. Biraz önce yaşadığımız öpücüğün şaşkınlığı hâlâ silinmemişti ama bunun yanında başka bir şey daha vardı. Kararlılık.
“Tamam.” Sadece tek kelime söyledi.
Hiç “Nereye?” diye sormadı veya “Neden?” demedi.
Sadece bana inandı. Arabaya kadar yan yana yürüdük. Ayaklarımızın altında ezilen kuru yaprakların sesi, aramızdaki sessizliğe karışıyordu. Az önce yaşananları ikimiz de düşünüyorduk ama hiçbirimiz konuşmuyorduk. Bazen kelimeler acele ederdi; bazense susmak, konuşmaktan daha doğru gelirdi.
Lalin emniyet kemerini takarken göz ucuyla bana baktı. “Gözlerini yoldan ayırmadan konuşacaksın, değil mi?”
İstemsizce dudaklarımın kenarı belli belirsiz kıpırdadı. “Deneyeceğim.”
Motor çalıştı. Şehrin ışıkları yavaş yavaş geride kalırken İstanbul’un gürültüsü yerini uzun bir sessizliğe bıraktı.
Lalin camın dışına bakıyordu. Bir süre sonra başını koltuğa yasladı. “Karan. Az önce…” Cümlesini yarıda bıraktı. Yutkundu. “…pişman mısın?”
Direksiyonu biraz daha sıkı tuttum. Pişman mıydım? Hayır. Korkuyordum. Aradaki farkı nasıl anlatabilirdim?
“Hayır.” dedim sonunda. “Pişman değilim.”
Lalin derin bir nefes verdi. Sanki o cevabı bekliyormuş gibi omuzları biraz gevşedi. “Ben de değilim.”
Arabanın içinde yine sessizlik oldu. Bu kez rahatsız edici değildi. Sadece İkimiz de yeni bir şeye alışmaya çalışıyorduk. Bir süre sonra Lalin yeniden konuştu. “Sen hep aynı şeyi yapıyorsun.”
“Neyi?”
“Beni korumaya çalışıyorsun.”
Başımı hafifçe ona çevirdim. “O kötü bir şey mi?”
“Eğer bunun için kendini yalnız bırakıyorsan…” Yüzü bana döndü.
Cevap vermedim. Lalin usulca gülümsedi.
“Bak. Yine sustun. Ben…” Elini dizlerinin üzerinde birleştirdi. “…senden mucizeler beklemiyorum. Geçmişini de anlatmak zorunda değilsin. İstersen hiç anlatma. Sadece…” Camdan dışarı baktı. “her şeyi tek başına taşımaya çalışma.”
Araba uzun virajlardan birine girdi. Farların aydınlattığı yolun iki yanı karanlıktı. Tam önümde uzanan asfalt gibi Nereye çıktığını bilmediğim bir hayat.
“Alışmışım.” dedim.
“Neye?”
“Yalnız olmaya.”
Bu kez uzun süre konuşmadı. Sonra çok sakin bir sesle sordu. “Mutlu musun?”
Sorunun bu kadar ağır geleceğini beklememiştim. Cevap vermek için düşündüm. Uzun uzun, Sonunda yalnızca başımı iki yana sallayabildim.
“Değilim.”
Lalin’in gözleri yumuşadı. “Ben de seni ilk gördüğümde mutlu biri sanmıştım.”
İlk kez ona döndüm. “Ciddi misin?”
“Evet.”
“Çünkü insanlara hep aynı yüzle bakıyordun. Hiçbir şey hissetmiyormuşsun gibi.”
Kısa bir sessizlik oldu. “Sonra…annenle otelde konuştuğun günü gördüm.” Sesindeki yumuşaklık değişmedi. Anne kelimesi ilk kez bir yara gibi görünmedi çünkü lalinin ağzındandı.
“O gün anladım. Sen güçlü olduğun için umursamaz değilsin. çok yorulduğun için umursamazsın.”
Boğazım düğümlendi. Yıllardır kimse bana bunu söylememişti. Kimse Gerçekten görmemişti.
“Ben seni kurtaramam.” dedi usulca “Zaten bunu istemiyorum Ama…” Elini yavaşça orta konsola bıraktı. Parmakları elimin birkaç santim yanındaydı. “Yürürken yükünün birazını ben taşıyabilirim. İnsan sevdiği birinin yükünü taşımak ister.”
Cümleyi kurduktan sonra yüzü hafifçe kızardı. Sanki “sevdiği” kelimesini istemeden söylemişti. Başını hemen camdan dışarı çevirdi.
“Yani…demek istediğim.” Sözlerini toparlamaya çalışıyordu.
İlk kez onu böyle utangaç görüyordum. Elimi uzattım. Parmaklarım usulca parmaklarına dokundu. Çekmedi. Tam tersine Elini yavaşça avucumun içine bıraktı. Parmaklarımız birbirine dolandı. Yolu tek elimle kullanıyordum. Sessizlik yine aramıza yerleşti Ama bu kez O sessizlik yalnız değildi. Deniz kokusu açık camdan içeri dolarken Lalin başını koltuğa yasladı.
Fısıltı kadar hafif bir sesle konuştu. “Karan…”
Göz ucuyla ona baktım.
“Her şeyin sonunda ne olacağını bilmiyorum.”
“Ben de.”
“Ama…” Bu kez bana baktı. “Gideceğin yere kadar yanında yürümek istiyorum.”
Kalbim bir anlığına duracak gibi oldu. Dudaklarımdan istemsizce tek bir cümle döküldü. “…Yolum kolay değil.”
Gülümsedi. “Ben de kolay biri değilim.”
İlk kez Gerçekten güldüm. Kısacık. Neredeyse fark edilmeyecek kadar Ama Lalin fark etti Ve hiçbir şey söylemeden Elimi biraz daha sıktı.
Arabanın içini kısa bir sessizlik doldurdu. Lalin hâlâ elimi bırakmamıştı. Başını camdan dışarı çevirmiş, karanlıkta birbirini kovalayan ağaçları izliyordu.
Sonra bir anda kıkırdayınca ona doğru baktım. “Ne oldu?”
Başını iki yana salladı. “Bir şey yok.”
“Lalin.”
“Gerçekten.”
Gülmemeye çalışıyordu.
Kaşımı kaldırdım. “Bir şey var.”
Derin bir nefes aldı. “Şu an aklıma bir şey geldi.”
“Ne?”
Yüzünü bana döndü. Uzun uzun yüzüme baktı. Sonra başını hafifçe eğdi.
“Düşündüm de…bana uyan hiçbir yönün yok.”
Kaşlarım bu kez gerçekten çatıldı. “Nasıl yani?”
Parmakları hâlâ elimin içindeydi. Tek tek saymaya başladı. “Bir kere, çok katısın.”
Başparmağını kaldırdı. “Dakiksin.”
İkinci parmağını kaldırdı. “Kuralcısın.”
Üçüncü “Soğuksun.”
Dördüncü “Mesafelisin.”
Beşinci parmağını da kaldırdı. “Ve…” Gözlerimin içine bakıp gülümsememek için dudaklarını ısırdı. “aşırı sinir bozucusun.”
İstemsizce burnumdan kısa bir nefes verdim. “O kadar mı?”
“Bitmedi.”
Şaşkınlıkla baktım. “Daha mı var?”
“Tabii.”
Parmağını bana doğru uzattı. “Her şeyi kontrol etmeye çalışıyorsun.”
“Evet.”
“Her şeye karışıyorsun.”
“Evet.”
“Sürekli emir veriyorsun.”
“Evet.”
“Ve…” Bu kez kahkaha attı. “…asla yol tarifini navigasyondan dinlemiyorsun.”
İlk kez gerçekten şaşırdım. “Bunu nereden çıkardın?”
“Çünkü az önce kadın sola dön dedi. Sen dümdüz gittin. Sonra kadın tekrar hesaplıyor dedi.”
Gülmemek için kendini zor tutuyordu. “Sen de…hesapla bakalım’ der gibi devam ettin.”
İlk kez istemsizce güldüm. Kısacıktı Ama gerçekti.
Lalin hemen parmağıyla beni işaret etti.
“Dur!”
“Ne?”
“Yine Güldün işte.”
“Gülmedim.”
“Güldün.”
“Hayır.”
“Vallahi güldün.”
Başını koltuğa yaslayıp kahkaha attı “İnanmıyorum.”
“Sen gerçekten gülüyormuşsun bununla 3 veya 4 oldu sanırım. Şehir efsanesi değilmiş.”
İç çekip başımı iki yana salladım “Abartıyorsun.”
“Hayır.”
“Şu an tarih yazıldı.”
Bir elini göğsüne koydu. “Ben Karan Alkan’ı güldürdüm. Gurur duyuyorum.”
İstemsizce tekrar gülümsedim. Bu kez daha belirgindi.
Lalin bunu görünce gözleri büyüdü. “Bir dakika. Bence sen gizli gizli komik birisin. Bunu kimse bilmiyor. Ve özellikle saklıyorsun.”
“Yok öyle bir şey.” Dedim.
“Kesin var.”
Başımı hafifçe salladım. “Bitirdin mi?”
“Hayır.”
“Devam mı edecek?”
“Evet.”
Parmaklarını yeniden saymaya başladı.
“Katı, Dakik, Kuralcı, Soğuk, Mesafeli, Aşırı inatçı, Korkunç derecede ciddi Ve…” Kısa bir durdu. “çay içerken bile toplantı yapacakmış gibi oturuyorsun.”
Bu kez kahkahayı tutamadım. Gerçekten güldüm. Direksiyonu tutan elim gevşedi. “Bu ne demek?”
“Hiç rahat değilsin.”
Beni taklit etmeye başladı. Omuzlarını dikleştirdi. Çenesini hafifçe kaldırdı. Kalın bir ses çıkarmaya çalıştı.
“Lalin. Bardağı sağ tarafa koy. Çünkü bardaklar solda durursa düzen bozulur.”
Kahkahasını bastıramıyordu.
“Ben böyle konuşmuyorum.”
“Konuşuyorsun.”
“Konuşmuyorum.”
“Tamam.”
Başını salladı. “O zaman bir deney yapalım.”
“Ne deneyi?”
“Şimdi sana bir soru soracağım.”
“Sor.”
“Eğer ben dondurmamı yere düşürsem…Bana ne dersin?”
Hiç düşünmeden cevap verdim. “Yenisini alırız.”
Lalin’in yüzündeki gülümseme bir anda yumuşadı. “Ha…” dedi şaşkınlıkla.
“Ben Dikkat etsene.’ diyeceğini sanmıştım.”
Kısa bir sessizlik oldu. Sonra gözlerimi yeniden yola çevirdim. “Ben sana hiçbir zaman öyle davranmadım.”
Lalin bana baktı. Uzun uzun. Sonra usulca gülümsedi. “Evet. Fark ettim.”
Bir an durdu. “Galiba sana biraz haksızlık etmişim.”
Başımı hafifçe iki yana salladım. “Biraz.”
“Tamam.” Kahkaha attı. “Çok.”
Sonra elimi tekrar sıktı. “Ama…” Gözlerini önümde uzayan yola çevirdi. “Yine de şu soğuk suratını arada bir değiştirebilirsin. Yakışıyor çünkü.”
Bu kez cevap vermedim. Sadece Dudaklarımın kenarında istemsizce beliren o küçük gülümsemeyi gizlemeye çalıştım.
Lalin bunu fark etti. Hiçbir şey söylemedi. Sadece camdan dışarı bakarken kendi kendine mırıldandı. “Tamam demek ki gülmeyi biliyormuş.”
Ve ben, yıllardır ilk kez, uzun bir yolun bu kadar kısa sürmesini istemiyordum.
Araba ağır ağır taş avluda durdu. Motoru kapattım. Bir an hiçbirimiz hareket etmedik. Sadece önümüzde uzanan denizi izledik. Güneş çoktan ufkun arkasına çekilmişti. Gökyüzü turuncudan mora, mordan laciverte dönüyordu.
Deniz ise gökyüzündeki bütün renkleri sessizce içine çekiyordu. Lalin emniyet kemerini çözüp camdan dışarı baktı. Derin bir nefes aldı.
“Tuz kokuyor…” diye fısıldadı.
Yüzündeki gerginlik, denizden gelen rüzgârla birlikte biraz olsun dağılmış gibiydi. Arabadan indim. O da peşimden sessizce yürüdü. Evin arkasına doğru uzanan taş patikaya saptım.
“Lalin.” Merakla bana baktı. “Gel.”
“Nereye gidiyoruz?”
“Göreceksin.”
Kaşlarını hafifçe çattı ama bir şey söylemedi. Yalnızca yanıma geldi. Patikanın iki yanında uzanan lavantalar rüzgârla birlikte hafif hafif sallanıyordu.
İyot kokusuna karışan o hafif çiçek kokusu, insanın omuzlarındaki yükü birkaç dakikalığına da olsa unutturacak kadar sakindi. Patikanın sonuna geldiğimizde küçük ahşap iskele göründü. İskeleye bağlı beyaz bir motor teknesi, dalgaların ritmiyle usulca sallanıyordu. Lalin’in adımları yavaşladı.
“Bu…” Gözleri teknenin üzerinde dolaştı. “…senin mi?”
Başımı salladım. “Evet.”
Şaşkınlıkla bana baktı. “Bunu hiç beklemiyordum.”
“Neyi?”
“Bilmem…” Tekrar tekneye döndü. “Seni düşününce aklıma hep siyah arabalar, şirket toplantıları ve sürekli ciddi duran biri geliyor. Tekne bunların arasında biraz… garip kaldı.”
İpi çözerken omuz silktim. “Bazen şehirden uzaklaşmak gerekiyor.”
“Sık geliyor musun?”
“Sadece...” söylememek ve söylemek arasında kalmıştım ama yine de devam ettim. “Bunaldığımda.”
Lalin sessizleşti. Birkaç saniye yalnızca bana baktı. “Yalnız mı?”
“Evet.”
“Neden?”
Tekneye bindim. Sonra elimi ona uzattım. “Dengeyi kaybedersin.”
Elime baktı. Hiç tereddüt etmeden tuttu. Parmakları avucuma değdiği anda istemsizce nefesimi tuttum. Tekne hafifçe sallandı. Lalin dengesini kaybedince refleksle kolundan tuttum.
Bir an ikimiz de durduk Sonra Lalin kahkaha attı. “Hiç komik değil.”
“Bence biraz komik.”
“Beni düşürüyordun.”
“Düşmedin.”
“Düşebilirdim.”
“Ama düşmedin.”
Gözlerini kıstı. “Ne kadar sinir bozucu bir adamsın.”
Motoru çalıştırırken ona baktım. “Bunu bugün ikinci söyleyişin.”
“Çünkü fikrim değişmedi.”
Başını iki yana salladı. Bu kez ikimiz de güldük.
Tekne kıyıdan biraz uzaklaşmıştı artık. Motoru durdurdum. Denizin ortasında yalnızca dalgaların sesi kalmıştı. Lalin teknenin ön tarafına geçti. Ayakkabılarını çıkarıp ayaklarını suya sarkıttı.
Gözlerini kapattı. “Gel.”
Bana baktı.
“Ne?”
“Gel işte.”
“Islanırım.”
Gülerek başını iki yana salladı. “İnsan bazen ıslanmalı Karan.”
Bir süre onu izledim. Sonra Ayakkabılarımı sessizce çıkardım.
Yanına oturdum. Ayaklarımı denize bıraktım.
Su beklediğimden daha soğuktu. Lalin gülümseyerek bana baktı. “Bak. Dünyanın sonu gelmedi.”
İlk kez cevap vermek yerine sadece denize baktım. Yan yana oturuyorduk. Konuşmuyorduk. Rüzgâr saçlarını omzuma doğru savururken, Lalin usulca başını omzuma yasladı.
Bu kez geri çekilmedim. Sadece ufka baktım.
“Nasıl yaptığını bilmiyorum ama Fazlasıyla dikkatimi dağıtıyorsun Lalin Erçağ.”
LALİN ERÇAĞ
Omzumu usulca ona yasladım. Karan’ın nefesi hafifçe kesildiğini hissettim Ama geri çekilmedi. Rüzgâr saçlarımı omzunun üzerine savururken gözlerimi kapattım.
Dalgaların tekneye usulca çarpan sesi Kalbimdeki bütün karmaşayı susturuyordu.
Tam o sırada Karan’ın sesi duyuldu. “Nasıl yapıyorsun bilmiyorum…” Başımı hafifçe kaldırıp ona baktım.
Bakışlarını denizden ayırmadan konuştu. “…ama fazlasıyla dikkatimi dağıtıyorsun, Lalin Erçağ.”
İçtenlikle gülümsedim ve Başımı hafifçe yana eğdim. “Bu iltifat mıydı?”
“Bilmiyorum.”
“Bir daha söylesene.”
“Bunu söylediğime pişman etmeye çalışma.”
Kıkırdadım. “Geç kaldın.”
Bir süre sessizlik oldu. Sonra ayaklarımı sudan çıkarıp teknenin kenarına doğru biraz daha yaklaştım.
“Karan.”
“Hı?”
“Yüzesim geldi.”
Kaşlarını çattı. “Şu an mı?”
“Evet.”
“Olmaz.”
“Neden?”
“Hava serin.”
“Korkuyor musun?”
Bu kez bana döndü. “Hayır.”
“O zaman?”
“Deniz düşündüğünden daha derin.”
Dudaklarımı büzdüm. “Abartıyorsun.”
“Lalin.”
“Ciddiyim.”
Teknenin kenarına biraz daha eğildim. Suya bakıp dramatik bir ses tonuyla konuştum.
“Ay… Burası gerçekten çok derinmiş.”
“İşte onu söylüyorum.”
“Peki…” Kaşlarımı kaldırdım. “şuradan atlasam dibe kadar gider miyim?”
“Lalin.”
Ses tonu sertleşmişti.
“Şaka yapıyorum.”
“Hiç komik değil.”
“Biraz komik.”
Tekrar teknenin kenarına eğildim. Bu kez biraz daha fazla. Karan yerinden doğruldu.
“Lalin.”
“Hı?”
“Yeter.”
Tam o anda Dengemi kaybetmiş gibi küçük bir çığlık attım. “Aa!”
Vücudumu öne bıraktım.
“Lalin!”
Karan bir saniye bile düşünmedi. Refleksle koluma uzandı. Tam beni yakalayacağı sırada Bileğini tuttum. Ve bütün gücümle kendime çektim.
“Ne—”
Cümlesini tamamlayamadan İkimiz birden suya düştük. Buz gibi su bütün vücudumu sardı.
Yüzeye çıktığım anda kahkahamı tutamadım. Karan da birkaç metre önümde sudan çıktı. Saçları alnına yapışmıştı.
Gömleği tamamen ıslanmıştı. Bana öyle bir baktı ki Bir an gerçekten kızdığını sandım.
Kahkaham yavaş yavaş kesildi. “Şey Galiba biraz kızdın.”
Hiç cevap vermedi. Yavaş yavaş bana doğru yüzmeye başladı. Geri geri yüzmeye başladım. “Bir dakika. Karan… Dur. Bak özür dilerim.”
Yüzündeki ifade hâlâ değişmiyordu. “Pekâlâ. çok özür dilerim.”
Bir kulaç daha attı. Artık aramızda yalnızca bir metre kalmıştı.
“Tamam! Bir daha yapmayacağım. Belki.”
Tam arkamı dönecektim ki Bileğimden yakaladı. Ona doğru çekildim ve Göğsüne çarptım. İkimiz de suyun üzerinde nefes nefeseydik.
Karan başını hafifçe eğdi. “Komik miydi?”
Dudaklarımı birbirine bastırdım. “Biraz.”
Kaşını kaldırdı. “Biraz mı?”
Başımı salladım. “Tamam. Çok ama söz bir daha yapmam.” Dedim usluca.
Bir süre hiçbir şey söylemedi.
Sonra yalnızca iç çekti.
“Yapma Çünkü…” Parmakları kolumun üzerinde biraz daha sıkılaştı. “…sana bir şey olursa ne yapacağımı bilmiyorum.”
Kalbim öyle hızlı atıyordu ki Denizin sesi bile bastıramıyordu.
Kocaman bir gülümsedim.
“Neyin var?” diye sordu.
“Hiç.”
Bir an durdum. Sonra usulca ona doğru eğildim.
“Karan.”
“Efendim?”
Gözlerimin içine bakıyordu. Ben ise Hiç düşünmeden dudaklarına küçücük bir öpücük kondurdum. Sadece bir an. Sonra hızla geri çekildim. Yüzüm istemsizce kızarmıştı. Karan olduğumuz yerde donup kaldı. Sanki az önce olanı anlamaya çalışıyordu.
Ben ise gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırıyordum. Bir süre sonra başını hafifçe iki yana salladı.
“Sen…” Gözlerini kısmıştı. “…küçük bir baş belasısın.”
Kahkaha attım. “İltifat olarak kabul ediyorum.”
“Etme.”
“Neden?”
“Çünkü değildi.”
“Öyle olsun istiyorum.”
Tam arkamı dönüp uzaklaşacak gibi yaptım.
“Tamam. Bir daha yapmam.”
“İyi.”
İki kulaç attım. Sonra arkamı dönüp dil çıkardım. “Belki.”
Karan istemsizce güldü.
“Söz dinlemiyorsun.”
“Hiç.”
Bir an daha göz göze geldik. İçimde yine aynı cesaret belirdi. Yavaşça ona doğru yüzdüm. Bu kez daha da yakındım.
“Karan…aslında Şunu merak ediyorum.”
“Neyi?”
“Eğer…”
Dudaklarımı ısırdım. “…bir daha yapsam yine kızar mısın?”
Cevap vermesini beklemeden bu kez yanağına minicik bir öpücük bıraktım.
Kahkaha atarak geri çekilmeye çalıştım Ama Bileğim yeniden yakalandı.
Şaşkınlıkla ona baktım. Karan’ın bakışları biraz öncekinden tamamen farklıydı. Artık gülmüyordu. Yavaşça beni kendine çekti. Aramızdaki su dalgalarla hafifçe hareket ediyordu.
Nefeslerimiz birbirine karışmıştı.
“Kaçmayı çok seviyorsun.” dedi alçak bir sesle.
“Belki.”
“Ben sevmiyorum.”
Bir elim istemsizce omzuna tutundu.
“Karan…”
Bu kez sözümü bitirmeme izin vermedi. Elini usulca enseme koydu. Parmakları ıslak saçlarımın arasına karıştı. Gözlerimin içine uzun uzun baktı.
Sanki son kez emin olmak ister gibi Sonra dudaklarını yeniden dudaklarıma bıraktı.
Bu kez acele etmedi. Ne öfke vardı Ne de panik. Sadece özlem Ve uzun zamandır bastırdığı duygular. Deniz usulca etrafımızda salınırken zaman yine durmuş gibiydi. Öpücük bittiğinde alnını alnıma yasladı.
Gözlerini kapattı. Derin bir nefes aldı. “…Beni gerçekten hiç dinlemiyorsun.”
Sesindeki o hafif tebessümü duyunca gülümsedim. “Dinliyorum.”
“Hayır.”
“Duyuyorum.”
“Peki neden yine öptün?”
Başımı hafifçe yana eğdim. “Çünkü…”Gözlerinin içine baktım “…bu kez istemeden olmadı.”
Ve ilk kez Karan’ın yüzünde, saklamaya çalışmadığı bir gülümseme belirdi.
Bir süre yine sessizlik oldu. Suyun üzerinde hafif hafif sallanıyorduk. Uzakta bir martının sesi duyuldu. Rüzgâr yüzüme yapışan saçlarımı savurunca istemsizce gözlerimi kapattım.
Tam o sırada Karan elini kaldırdı. Hiç acele etmeden, yanağıma yapışan ıslak saç tutamını kulağımın arkasına bıraktı.
Parmaklarının tenime değdiği yerde içim ürperdi. Gözlerimi yeniden açtım. Bana bakıyordu. Öyle uzun, Öyle dikkatli. Sanki ilk kez görüyormuş gibi.
“Ne oldu?” diye fısıldadım.
Bir süre cevap vermedi. Sonra dudaklarını araladı. “Şunu düşünüyordum.”
“Neyi?”
Derin bir nefes aldı. “Başımı büyük belaya soktun.”
Kısık şekilde güldüm. “Ben mi?”
“Evet.”
“Ne yaptım ki?” Omuz silktim. “Ben gayet uslu bir insanım.”
Bu kez gerçekten güldü. Kısa, Sessiz Ama o kadar içtendi ki Kalbim yerinden çıkacak gibi oldu.
“Sen mi?” dedi.
“Evet.”
“Uslu musun?”
“Kesinlikle.”
“Az önce beni denize atan kimdi?”
Dudaklarımı büzdüm. “O teknik olarak küçük bir kazaydı.”
“Lalin.”
“Tamam.”
Kahkahamı tutamadım. “Biraz isteyerek olmuş olabilir.”
Başını iki yana salladı. “Biraz mı?”
“Çok.”
İkimiz de aynı anda gülmeye başladık. Ne kadar sürdü bilmiyorum Ama uzun zamandır ilk kez Bu kadar rahat hissediyordum. Kahkahalarımız yavaş yavaş dinerken gözlerim yeniden onun gözlerine takıldı.
Bir anda ciddileşti. Sanki biraz önce gülen adam gitmiş Yerine yine Karan Alkan gelmişti.
Ama bu kez Bakışları eskisi kadar sert değildi. Sadece bana bakmaya devam etti. Sonra Hiç beklemediğim bir cümle kurdu.
“…Sana alıştım.”
Kalbim Gerçekten durdu sandım. Ne diyeceğimi bilemedim. Aylarca beni kendinden uzaklaştırmaya çalışan adam Şimdi bana alıştığını söylüyordu.
“O kadar mı kötü?”
Başını usulca iki yana salladı. “Sorun da bu.”
“Neymiş sorun?”
Gözlerini gözlerimden ayırmadan cevap verdi. “…Hiç kötü değil.”
Boğazımdaki düğümü yutmaya çalıştım. O kadar çok şey söylemek istiyordum ki…
“Seni seviyorum.” demek istiyordum. “Ben de sana alıştım.” demek istiyordum Ama hiçbirini söyleyemedim. Onun yerine usulca yaklaşıp alnımı alnına yasladım.
Gözlerimi kapattım. “Ben de…” diye fısıldadım. “…galiba eve dönmek istemiyorum.”
Kolları belimde biraz daha sıkılaştı. “Ben de.”
İlk kez İkimizin de aynı anda aynı şeyi istediğini hissettim Ve o an anladım. Bazı insanlar hayatına gürültüyle giriyordu Karan öyle değildi.
O… Sessizce yerleşmişti. Ve fark etmeden Kalbimin en güzel yerine dönüşmüştü.
CİHAN ALKAN
Şirket binasının son katı neredeyse tamamen karanlığa gömülmüştü. Koridordaki loş ışık, mermer zemine uzun gölgeler düşürüyordu. Çalışanlar saatler önce çıkmıştı.
Sadece güvenliğin ayak sesleri binanın derinliklerinden yankılanıyordu. Ceketimi koltuğun üzerine bıraktığım sırada kapı iki kez tıklandı. Başımı kaldırmadım.
“Daha fazla bekletmeyeceğini biliyordum.”
Kapı yavaşça açıldı. Topuk sesleri odanın içinde yankılanırken istemsizce dudaklarımın kenarı acı bir tebessümle kıvrıldı.
“Ben de seni bekliyordum.”
Sessizlik…Yıllar sonra ilk kez aynı odadaydık. Derin, pencerenin önünde durdu. Şehrin ışıkları yüzüne vuruyor, yılların yorgunluğunu olduğundan daha belirgin gösteriyordu.
“Yirmi beş yıl…” dedi usulca. “İnsan bazı acıları unutuyor sanıyor.”
Başımı kaldırıp ona baktım. “Unutulmuyor.”
Gözleri bana döndü. “Hayır. Unutulmuyor. Üzerine yenileri ekleniyor.”
Odanın içinde ağır bir sessizlik dolaştı. Masamın önüne kadar geldi. Masanın üzerinde duran aile fotoğrafına baktı.
Karan, Aras ve ben. Sonra gözlerini bana çevirdi. “Mutlu görünüyorsun.”
Acı acı güldüm. “Göründüğü kadar.”
Derin başını hafifçe iki yana salladı. “Sen hâlâ aynı şeyi yapıyorsun.”
“Neyi?”
“Canını acıtan her şeyi saklıyorsun.”
Sustum. Çünkü haklıydı. Her zamanki gibi. Derin derin bir nefes aldı.
“O yangın…” Sesi ilk kez titredi. “hayatımı mahvedebilirdi, Cihan.”
Boğazımdaki düğüm biraz daha büyüdü.
“Mahvetti de.” diye devam etti. “Çocuğumu benden alabilirdi.” Parmakları istemsizce titredi. “Çocuğum ölebilirdi.”
O an İlk kez gözlerini kaçırdı. “Ben içeride sadece kendim için savaşmıyordum. Kucağımda küçücük bir hayat vardı. Nefes almakta zorlanıyordu. O gece…Gözlerimi her kapattığımda onu kaybedeceğimi sandım.”
Odanın içindeki hava ağırlaştı. Yıllardır söyleyemediğim cümle boğazıma kadar geldi. “Derin…”
Elini kaldırdı. “Sakın. Sakın özür dileme Çünkü mesele özür değil.”
Bir adım daha yaklaştı. Bakışları bu kez çok daha sertti. “Biliyor musun o gece beni en çok ne öldürdü?”
Sessiz kaldım.
“Yangın değil. İnsanların sessizliği. Birbirlerine bakıp hiçbir şey olmamış gibi davranmaları.”
Gözleri dolmuştu. “Alevler söndü. Duman dağıldı. Ama insanlar kaldıkları yerden devam ettiler.”
Masaya doğru eğildi. “Sizlerin vicdanı biraz olsun rahatlasın diye…” Sesi çatladı. “…insanlar öldü orada, Cihan.”
O cümle Yıllardır duymaktan korktuğum cümleydi.
“Ben öldün sandım.” dedim sonunda. İlk kez sesim titriyordu. “Seni kaybettim sandım.”
Derin acı acı gülümsedi. “Hayır. Sen beni kaybetmedin.Sen…” Bakışlarını gözlerimin içine dikti. “…gerçeği kaybettin.”
Nefesim kesildi. “O geceden sonra Hiç dönüp kendine sordun mu?”
“Neyi?”
“Gerçekten kimi kurtarmaya çalıştığını.”
Kaşlarım çatıldı. “Ne demek istiyorsun?”
Derin gözlerini masanın üzerindeki dosyalara çevirdi. “Şirketi mi?Ortaklarını mı? Yoksa…” Uzun bir sessizlik oldu.“…vicdanını mı?”
Cevap veremedim Çünkü ilk kez Ben de bilmiyordum. Derin çantasını omzuna aldı. Kapıya doğru yürüdü. Tam çıkacakken durdu. Arkasını dönmeden konuştu.
“Ben buraya geçmişi anlatmaya gelmedim.”
Başımı kaldırdım. “O zaman neden geldin?”
Bu kez bana döndü. Yüzünde ne öfke vardı Ne de nefret.
Sadece tükenmişlik. “Çünkü çocuklarımız bizim yarım bıraktığımız hikâyeyi yaşıyor.”
Kalbim sıkıştı. “Karan…” diye fısıldadım.
Derin başını salladı. “Evet Ve Lalin.”
İlk kez Lalin’in adını onun ağzından duymak beni irkiltti.
“Bırak.” dedi usulca. “Onlar bizim günahlarımızın bedelini ödemesin.”
Kapı yavaşça kapandı. Ben ise yıllar sonra ilk kez Masamın başında değil Vicdanımın tam ortasında yalnız kalmıştım.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

41okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 154

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk AşkıDark RomancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanplatonikpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYarı TextingYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18