29. bölüm / 30
KORBölüm 29
Bölümler 30Şu an: Bölüm 29
- 1 Bölüm 1 | 7.48 Marmaray630 kelime
- 2 Bölüm 2 | Gazetenin ilk sayfası1.804 kelime
- 3 Bölüm 3 | Ding1.431 kelime
- 4 Bölüm 4 | 17.Kat2.056 kelime
- 5 Bölüm 5 | Sis çökerken2.738 kelime
- 6 Bölüm 6 | İz2.228 kelime
- 7 Bölüm 7 | Eksik parça ve Karan Alkan5.960 kelime
- 8 Bölüm 8 | Kesişim2.436 kelime
- 9 Bölüm 9 | Marina=K-173.140 kelime
- 10 Bölüm 10 | Bir sır, bir yalan, bir yemin.3.333 kelime
- 11 Bölüm 11 | Bir adım kala727 kelime
- 12 Bölüm 12 | Kırık pencere2.937 kelime
- 13 Bölüm 13 | 2.Kat939 kelime
- 14 Bölüm 14 | Yağmurun ardındaki siluet672 kelime
- 15 Bölüm 15 | Bazı vedalar dans ederek başlar3.364 kelime
- 16 Bölüm 16 | Yalanın gölgesinde, kırılmışlığın içinde.2.373 kelime
- 17 Bölüm 17 | Kül olmadan2.007 kelime
- 18 Bölüm 18 | Sınır1.899 kelime
- 19 Bölüm 19 | Eşik2.047 kelime
- 20 Bölüm 20 | Davetsiz misafir1.887 kelime
- 21 Bölüm 21 | Aras Alkan.1.607 kelime
- 22 Bölüm 22 | Fırtına öncesi1.522 kelime
- 23 Bölüm 23 | Geçmişin kıyısında2.965 kelime
- 24 Bölüm 24 | Farklı masa, Kişiler aynı2.685 kelime
- 25 Bölüm 25 | Sığınak1.452 kelime
- 26 Bölüm 26 | Son kapı1.694 kelime
- 27 Bölüm 27 | Başlangıç3.276 kelime
- 28 Bölüm 28 | Kumral.1.453 kelime
- 29 Bölüm 293.692 kelime · Okuduğun bölüm
- 30 Bölüm 30-1.kitap final2.745 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
DERİN ERÇAĞ
İstanbul’un akşam trafiği her zamanki gibi ağır ilerliyordu. Kafenin bahçesinde otururken önümdeki kahve çoktan soğumuştu.
Karşımda oturan adam yıllara rağmen neredeyse hiç değişmemişti. Yalnızca Saçlarına düşen birkaç beyaz dışında.
Cihan fincanını masaya bıraktı. “Eskiden kahveni bu kadar bekletmezdin.”
Burukça gülümsedim. “Eskiden sen de beni bu kadar bekletmezdin.”
Bakışları birkaç saniye gözlerimde kaldı. Sonra uzaklara çevirdi. “Otuz yıl…” diye fısıldadı. Bir insanın ömründen otuz yıl eksilmiş gibi.”
Masadaki peçeteyle oynamaya başladım.“Yine de buradayız.”
“Sen” Kısa bir sessizlik oldu. “hep umutluydun.”
Başımı hafifçe kaldırdım. “Sen değildin sanki.”
Cihan belli belirsiz gülümsedi. “Ben sadece daha gerçekçiydim.”
“Hayır.” İlk kez sözünü kestim. “Sen hep korkaktın.”
Bu kez yüzü bana döndü. Şaşırmıştı.
“Çünkü Birini kaybetmekten korkuyordun ve kaybetmemek için hep uzak durmayı seçtin.”
Masaya ağır bir sessizlik çöktü. Cihan başını eğdi. Parmakları kahve fincanının etrafında dolaşıyordu.
“Belki de haklısın.”
Uzun yıllardır ilk kez Benden kaçmamıştı. Derin bir nefes aldım.
“Hatırlıyor musun?”
“Neyi?”
“Üniversitenin ilk günü.”
Kaşları hafifçe kalktı. “Gömleğine kahve dökmüştüm.”
İlk kez içten bir tebessüm etti. “Yanlışlıkla değil. Bilerek Çünkü çok ukalaydın.”
“Hâlâ öyleyim.”
“Hayır.”
Başımı iki yana salladım. “O çocuk çoktan gitti.”
Cihan’ın gözleri yeniden uzaklara kaydı. “Keşke yalnızca o gitseydi.”
Boğazım düğümlendi. Rüzgâr masanın üzerindeki peçeteyi hafifçe havalandırdı. İkimiz de sustuk Çünkü ikimiz de biliyorduk. Konuşmadığımız şey Konuştuklarımızdan çok daha büyüktü.
__
Cihan’ın “Keşke yalnızca o gitseydi.” sözünden sonra uzun süre hiçbirimiz konuşmadık. Eskiden sessizliklerimiz huzur verirdi. Şimdi İkimizi de yoruyordu. Elimi kahve fincanına uzattım. Çoktan soğumuştu. Eskiden olsa bunu fark eder etmez önümden alır, yenisini söylerdi. Şimdi İkimiz de soğuyan şeylerin yalnızca kahve olmadığını biliyorduk.
“Hatırlıyor musun?”
Başını kaldırdı. “Neyi?”
“Yağmuru.”
Kaşları hafifçe çatıldı. “Hangi yağmuru?”
“İlk kez elimi tuttuğun günü.”
Bakışları bir anda değişti. Sanki yıllar önceye gitmişti.
“Üniversitenin bahçesi.” diye mırıldandı.
Başımı hafifçe salladım. “Şemsiyeyi evde unutmuştum. Sen de bilerek almamıştın.”
İlk kez dudaklarının kenarı çok hafif kıvrıldı. “Çünkü seninle aynı şemsiyeye sığmanın başka yolu yoktu.”
İçim sızladı. “Sen hep böyleydin.”
“Nasıldım?”
Söyleyeceklerini dolandırırdın. Koskoca Cihan Alkan Senden hoşlanıyorum.’ diyememişti.”
Bu kez gerçekten gülümsedi. “Demiştim.”
“Hayır. Demedin. Üç ay boyunca bana sadece kahve ısmarladın.”
Başını iki yana salladı. “Benim için aynı şeydi.”
İstemsizce güldüm. “Senin romantiklik anlayışın gerçekten kötüydü.”
“Kabul ediyorum.”
Kabul etmesi şaşırtmıştı. Eskiden Asla etmezdi. Rüzgâr saçlarımı hafifçe savurdu. Gözlerimi ondan ayırmadan sordum.
“Hiç düşündün mü?”
“Neyi?”
“Eğer o gün her şey farklı olsaydı.”
Sözüm yarım kaldı. Çünkü cevabını ikimiz de biliyorduk. Cihan gözlerini önümdeki boş sandalyeye çevirdi.
“Her gün.” dedi. “Sadece bir gün değil. Her gün düşündüm.”
Boğazım düğümlendi. “Lalin…” Adını söylemek bile canımı yakıyordu. “Bana bakmadı. Sanki hiç yaşamamışım gibi geçti yanımdan.”
Cihan derin bir nefes aldı. “Onu suçlayamazsın.”
“Suçlamıyorum.” Başımı eğdim. “Kendimi suçluyorum.”
Gözlerim dolmaya başladı. “Otuz yıl bir annenin kızından uzak kalması için çok uzun bir süre.”
Cihan fincanını yavaşça masaya bıraktı. “Ben de…” İlk kez sesi çatladı. “her gün aynı cezayı çektim.”
Şaşkınlıkla ona baktım. “Ne demek istiyorsun?”
Bakışlarını benden kaçırdı. “İkinizi de kaybettim.”
Rüzgâr yine esti. Bu kez içimi üşüten hava değildi. Yıllardır birbirimize söyleyemediğimiz cümlelerdi. Uzun bir sessizlikten sonra ayağa kalktı.
“Artık gitmeliyim.”
“Nereye?”
Bir an durdu. “Bu kez geçmişi düzeltmeye değil. Geleceği kurtarmaya.”
Masaya birkaç banknot bıraktı. Tam arkasını dönecekken seslendim.
“Cihan…” Durdu. Arkasını dönmedi.
“Ben” Gözlerimi kapattım. “Seni hiç affedemedim.”
Kısa bir sessizlik oldu. Sonra yalnızca tek cümle kurdu. “Ben de kendimi.”
Ve ağır adımlarla uzaklaştı. Ben ise olduğum yerde kaldım. Çünkü bazı vedalar Yıllar sonra bile ilk günkü kadar acıtıyordu.
LALİN ERÇAĞ
Gözlerimi yavaşça araladığımda salondaki sessizlik dikkatimi çekti. İlk birkaç saniye nerede olduğumu yine hatırlayamadım. Sonra Dün gece izlediğimiz kaset gözümün önüne geldi. Refleksle boynumdaki madalyona dokundum. Parmaklarım soğuk metalin üzerinde birkaç saniye gezindi.
Artık ona her dokunduğumda Babamın ellerini hatırlıyordum. Derin bir nefes alıp doğruldum. Üzerimde ince bir battaniye vardı. Gülümsemeden edemedim. Bunu kimin örttüğünü tahmin etmek zor değildi. Başımı hafifçe çevirip salona baktım.
Ev bomboştu. “Karan?”
Cevap gelmedi. Ayağa kalkarken sehpanın üzerindeki küçük not dikkatimi çekti.
Kalın siyah kalemle yalnızca iki satır yazılmıştı. “Çok uzaklaşmadım. Kahvaltıyı hazırladım.”
Dudaklarım heyecanla aralandı. “Bu adam…”diye mırıldandım. “romantik olduğunu asla kabul etmeyecek.”
Mutfağa doğru yürüdüm. Masanın üzerinde hâlâ sıcacık duran kahvaltı beni bekliyordu.
Tam sandalyeye oturacakken dış kapının açıldığını duydum. Başımı çevirdim. Karan içeri girdi. Elinde büyük siyah bir alışveriş poşeti vardı. Beni görünce kısa bir an durdu.
“Uyanmışsın.”
Başımı salladım. “Nereye gittin?”
Poşeti arkasına aldı. “Bir işim vardı.”
Şüpheyle gözlerimi kıstım. “Ne işi?”
“Sonra.”
“Niye sonra?”
“Çünkü önce kahvaltını yap.”
Kollarımı göğsümde birleştirdim. “Benden bir şey saklıyorsun.”
Tek kaşını hafifçe kaldırdı. “Belki.”
“Hiç inandırıcı değilsin.”
Ayakkabılarını çıkarıp yanıma kadar geldi. Poşeti sessizce masanın üzerine bıraktı. “Yine de biraz daha merak et.”
Derin bir nefes verip peşinden gittim. Masaya otururken gözlerim hâlâ poşetteydi. Karan bunu fark etmiş olacak ki “Boşuna bakıyorsun.”
“Neden?”
“Fikrimi değiştirmeyeceğim.”
Çatalı elime alıp surat astım. “Çocuk gibisin.”
Başını hafifçe yana eğdi. “Bunu senden duymak ilginç.”
“İyi. Konuşmuyorum.”
Yaklaşık bir dakika boyunca sessizce kahvaltı yaptık. Sessizliği bozan yine ben oldum.
“Karan…”
“Hm?”
“Neden?”
Başını kaldırdı.
“Neden ne?”
“Bana durup dururken bir şey alıyorsun?”
Çatalını tabağa bıraktı. Bir süre bana baktı. Sanki vereceği cevabı seçiyordu. Sonra oldukça sakin bir sesle konuştu.
“Çünkü seni ilk gördüğüm günü hatırlıyorum.”
Kaşlarım hafifçe çatıldı. “Marmaray’ı mı?”
Başını salladı. “Hayır. “Garajı.”
Şaşkınlıkla ona baktım. “Üzerinde kırmızı gömleğin vardı, şortun ve Saçların dağınıktı.”
Kalbim alelacele hızlandı. “Sen…bunu hatırlıyor musun?”
Bakışlarını gözlerimden ayırmadı. “Seni ilgilendiren hiçbir şeyi unutmuyorum.”
O cümle Beklediğimden çok daha fazla dokundu bana Çünkü Karan Hiçbir zaman büyük sözler söylemezdi Ama söylediği her cümle Yerini bulurdu.
Ben konuşamazken o sadece çayından bir yudum aldı. Sanki biraz önce kalbimi yerinden oynatan cümleyi kuran o değilmiş gibi.
Ben ise Onun gerçekten nasıl bir adam olduğunu her geçen gün biraz daha iyi anlıyordum. Karan’ın son cümlesinden sonra masaya sessizlik çöktü.
Çatalımla tabağımdaki son lokmayı alırken gözlerim mutfak tezgâhının üzerindeki poşete kayıyordu.
Karan bunu fark etmiş olmalıydı Çünkü çayından bir yudum alırken hiç başını kaldırmadan, “Oraya bakmayı bırakırsan kahvaltın daha çabuk biter.” dedi.
Kaşlarımı çattım. “Bakmıyorum.”
Çay fincanını masaya bıraktı. “Az önce dört saniye boyunca baktın.”
“Saydın mı bir de?”
“Üç buçuk.”
Gözlerimi devirdim. “Çok sıkıcısın.”
“Buna rağmen buradasın.”
Cevap veremedim Çünkü haklıydı. Sessizce kahvaltımı bitirdim.nBoş tabağımı mutfağa götürüp lavaboya bıraktım. Ellerimi kurularken aklım hâlâ aynı poşetteydi.
Arkamı döndüğümde Karan hâlâ beni izliyordu.
“Nedir?” diye sordum.
“Merakın geçti mi?”
Başımı iki yana salladım. “Daha da arttı.”
Dudaklarının kenarı belli belirsiz kıvrıldı.
“İstediğim cevap buydu.”
Tezgâha yaslandı. Elini poşete uzattı. Sonra hiçbir şey söylemeden onu bana doğru itti.
“Şimdi açabilirsin.”
Kalbim istemsizce biraz hızlandı. Poşeti yavaşça elime aldım. İçindeki kutuyu dikkatlice çıkardım. Bir an Karan’a baktım. O ise her zamanki sakinliğiyle beni izliyordu. Derin bir nefes alıp kutunun kapağını yavaşça kaldırdım. İncecik kumaş parmaklarımın arasından usulca kaydı.
Fildişi ile pudra arasında kalan yumuşak rengi, gün ışığında daha da zarif görünüyordu. Bir süre hiçbir şey söyleyemedim.
“Bunu…” Başımı kaldırıp ona baktım. “gerçekten sen mi seçtin?”
Karan omzunu hafifçe silkti. “Beğenmedin mi?”
“Hayır.” Gülümsemem istemsizce büyüdü. “Çok güzel.”
Elbiseyi tekrar kutunun içine yerleştirirken gözlerimi ondan ayıramıyordum. “Teşekkür ederim.”
“Bana değil.”
“Neye?”
“Üzerinde görünce teşekkür edersin.”
Güldüm. “Kendine güvenin hiç azalmıyor.”
“Azalması için bir sebep yok.”
Kutuyu masanın üzerine bıraktım. “Ya yakışmazsa?”
Karan tek adımda yanıma geldi. Aramızda yalnızca birkaç santim kalmıştı.
“Yakışır.”
“Nereden biliyorsun?”
Çenemi iki parmağıyla hafifçe kaldırdı. “Çünkü sen giyeceksin.”
Kalbim yine hızlandı. “Karan…”
“Efendim?”
“Bazen hiç beklemediğim şeyler söylüyorsun.”
Dudaklarının kenarı belli belirsiz kıvrıldı. “Alış.”
Tam yanından geçecektim ki bileğimden tuttu. Dengemi kaybedip istemeden koltuğa oturdum. O da hemen yanıma geldi. Bir eli koltuğun arkalığına yaslanmıştı.
Diğeri hâlâ elimin üzerindeydi. “Nereye kaçıyorsun?”
“Kaçmıyorum.”
“Öyle mi?”
Başımı salladım. “Hiç inandırıcı değilsin.”
Yüzü bana biraz daha yaklaştı. Nefesini hissedebiliyordum. Boynumun hemen yanına kısa, yumuşak bir öpücük bıraktı.
Gözlerimi kapattım. “Karan…” diye fısıldadım.
“Hm?”
“Geç kalacağız.”
Bu kez gülümseyen oydu. “Henüz değil.”
Tam dudakları yeniden dudaklarıma yaklaşırken Telefonum yüksek sesle çalmaya başladı. İkimiz de aynı anda durduk. Ekranda tek bir isim vardı.
EYLÜL
Derin bir nefes verip telefonu açtım “Duyuyorum.”
“Kızım!”
“Saat kaç oldu, farkında mısın?”
Saate baktım. Gözlerim büyüdü. “Gerçekten bu kadar olmuş mu?”
“Oldu tabii.”
“Aybars beş dakikadır bizi bekliyor.”
“Karan yanında mı?”
Başımı çevirip hâlâ bana çok yakın duran Karan’a baktım. Sessizce bana bakıyordu.
“Evet.”
“İkiniz de hemen hazırlanın Yoksa gelip sizi ben alacağım.”
Gülerek başımı salladım. “Tamam. Çıkıyoruz.”
Telefon kapanır kapanmaz Karan geri çekildi. “Sanırım, kurtuldun.”
Ayağa kalkarken gülmeden edemedim. “Bu sefer evet.”
Kutuya uzandım. “O zaman şu elbiseyi giymem gerekecek.”
Karan kapıya doğru yürürken arkasını dönmeden yalnızca tek cümle söyledi. “Bence de.”
Kutuyu dikkatlice kapatıp odama geçtim. Elbiseyi yatağın üzerine serdiğimde bir kez daha gülümsedim. Gerçekten Beni benden daha iyi tanıyor gibiydi. Üzerimi değiştirmeye başladım. Kumaş tenime değdiği anda ne kadar hafif olduğunu fark ettim. Aynanın karşısına geçip son kez kendime baktım.
Tam dönecekken elim sırtımdaki fermuara uzandı. Biraz çektim. Biraz daha Ama yetişmiyordu.
Derin bir nefes verdim.n“Karan…”
Kapının ardından sesi geldi. “Efendim?”
“Bir bakar mısın?”
Kapı hafifçe aralandı.nÖnce yüzünü uzattı. “Gelebilir miyim?”
Başımı salladım. “Evet.”
İçeri girdiğinde gözleri bir an üzerimde durdu. Hiçbir şey söylemedi. O sessizlik nedense bütün iltifatlardan daha etkileyiciydi.
“Sadece” Sırtımı ona döndüm. “Fermuar. Yetişmiyor.”
Yavaş adımlarla arkamda durdu. Saçlarımı tek hareketle omzumun üzerinden önüme aldı.
Parmak uçları sırtıma değdiğinde ürperdim. “Üşüdün mü?”
Başımı hafifçe iki yana salladım. “Hayır. Aslında Gerginim.”
Hiçbir şey söylemedi. Fermuarı iki parmağının arasına aldı. Yavaşça yukarı çekti. Çıkan küçücük ses odanın sessizliğinde fazlasıyla belirgindi. Fermuar en üste ulaştığında bile geri çekilmedi. Parmakları birkaç saniye sırtımda kaldı. Sonra Başını hafifçe eğdi. Omzumun hemen altına, boynuma yakın yere küçücük bir öpücük bıraktı.
Nefesim bir anlığına durdu. Yavaşça ona döndüm. Artık aramızda neredeyse hiç mesafe yoktu.
“Bu Elbise.” Bakışlarını üzerimde gezdirdi.“Sana” Kısa bir an sustu. “tam düşündüğüm gibi olmuş.”
Gülümsedim. “Beğendin mi?”
Tek kaşını hafifçe kaldırdı. “Bence asıl soru şu.”
“Neymiş?”
“Elbiseyi mi beğendim yoksa içindekini mi?”
Yanaklarımın ısındığını hissedebiliyordum.
“Gereksiz özgüven. Gerçekçi tespit.”
Başımı iki yana sallayarak gülmeye başladım. “Seninle tartışılmıyor.”
“Fark ettim.”
Tam yanından geçecektim ki Elimi tuttu. Nazikçe kendine doğru çekti. Bu kez dudakları benimkileri buldu. Sanki bütün gün söylemek istediği tek şey buydu. Öpücük bittiğinde alnını alnıma yasladı.
“Hazır mısın, Kumral?”
Gözlerimi açıp ona baktım. “Senin yüzünden geç kalacağız.”
Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı. “Suçu kabul ediyorum.”
Tam o anda Salondan telefon sesi yükseldi. İkimiz de aynı anda gözlerimizi devirdik.
“Eylül…yine.” dedim gülümseyerek.
Karan derin bir nefes verdi. “Bunu tahmin etmiştim.”
Telefon çalmaya devam ederken istemsizce güldüm. “Bizi bekletmez.”
Karan kapıya yöneldi. “Bekletirse de önce Aybars arar.”
Bu kez kahkahamı tutamadım.
Yol beklediğimden daha kısa sürmüştü. Yaklaşık kırk beş dakika sonra Boğaz’ın hemen kıyısındaki mekânın önünde durmuştuk. Akşamın serinliği yerini loş ışıklara ve içeriden yükselen hafif müziğe bırakmıştı.
Kapıdan içeri girdiğimiz anda Eylül ayağa fırladı. “Nihayet!”
Gülerek ona sarıldım. “Abartma.”
“Abartmıyorum. On beş dakika geciktiniz.”
Masaya göz gezdirdim. Eylül’ün yanında Mert oturuyordu. Aybars elindeki bardağı hafifçe kaldırarak selam verdi. Masada iki kız daha vardı.
Eylül beni onların yanına çekti. “Tanıştırayım. Bu Defne. Bu da İpek.”
İkisi de gülümseyerek elini uzattı. “Memnun oldum.”
Ben de aynı şekilde karşılık verdim. o sırada Karan yanıma geldi. Onu gören Defne’nin dirseği usulca İpek’in koluna dokundu. İpek başını kaldırıp Karan’a baktı. İkisi de birkaç saniye boyunca fısıldaşmaya başladı.
İstemsizce kaşlarımı çattım. Sonra kendi kendime güldüm. Muhtemelen Onu televizyondan tanımışlardı. Başka ne olabilirdi ki?
Tam oturacağımız sırada garson masaya yaklaştı.
“Karan Bey.”
Karan başını kaldırdı.
“Her zamankinden mi?”
“Evet.”
Garson hafifçe başını salladı.
“Diğer misafirleriniz?”
Herkese tek tek dönmeye başladı. “Size ne getirebilirim?”
Siparişler verilirken Eylül dayanamadı.
“Karan. Buraya daha önce geldin mi?”
“Birkaç kez.”
“Demek o yüzden garson seni isminle tanıyor.”
Karan omuz silkti.
“Belki.”
Aybars araya girdi. “Adamın girmediği yer kalmamıştır.”
Masadakiler güldü. Karan ise yalnızca bardağını eline aldı.
“Bunu iltifat olarak alıyorum.”
⸻
Bir süre sonra telefonu titredi. Ekrana kısa bir bakış attı.
Bana baktı. “Geliyorum. “
Başımı salladım. “Tamam.”
Karan dışarı çıktığında arkasından baktım. Tam o sırada Defne’nin de masadan kalktığını fark ettim.
“Bir dakika, geliyorum.” diyerek uzaklaştı.
İpek gülümseyerek arkasından baktı. İçimde tarif edemediğim küçük bir huzursuzluk oluştu Ama Bunun nedenini ben bile bilmiyordum.
KARAN ALKAN
Telefonu kapatıp cebime koyduğum sırada arkamdan topuk sesleri duydum. Dönmeme gerek kalmadan birinin yanıma yaklaştığını hissettim.
“Merhaba.”
Başımı çevirince Defne’yi gördüm. Masada Eylül’ün tanıştırdığı kızlardan biri.
“Seni dinliyorum.” Dedim konuya direk girerek.
Kısa bir sessizlik oldu. Sanki söyleyeceklerini toparlamaya çalışıyordu. “Rahatsız etmiyorumdur umarım.”
“Evet?”
“Şey…Daha önce söyleyemedim. Projelerinizi uzun zamandır takip ediyorum. Gerçekten hayranlık duyuyorum.”
Başımı hafifçe salladım. Yüzündeki gergin ifade biraz dağıldı.
Cesaret bulmuş olacak ki devam etti.
“Belki bir ara bir kahve içeriz ya da bir şeyler yaparız bende diye düşünmüştüm.”
Bakışlarımı doğrudan gözlerine çevirdim. Sesim sakindi Ama yeterince netti.
“Böyle bir şey olmayacak.”
Yüzündeki tebessüm yavaşça silindi. “Ben sadece…”
Sözünü tamamlayamadı. “Yanlış anlaşılmasını istemem.”
“Hayatımda biri var Ve bunun değişmesi gibi bir ihtimal de yok.”
O anda arkamızdan tanıdık bir ses geldi.
“Defne.”
İkimiz de aynı anda döndük. Aybars birkaç adım uzağımızda durmuş bize bakıyordu. Yanımıza geldi. Defne’ye döndü. “Kendine gel.”
Sesini yükseltmemişti Ama söylediği cümle yeterince sertti. “Ne yaptığının farkında mısın?”
Defne mahcup bir şekilde gözlerini yere indirdi. “Ben kötü bir şey demedim.”
“Biliyorum Ama bir daha yapma. Anlaşıldı mı?”
Başını hafifçe salladı. “Anladım.”
Hiçbirimize bakmadan içeri girdi. Masaya yaklaşınca çantasını aldı.
“Eylül…Sizinle tanıştığıma sevindim ama benim çıkmam gerekiyor.”
Kısa vedalaşmaların ardından mekândan ayrıldı. Aybars derin bir nefes verip yanıma döndü.
“Kusura bakma. Lüzumsuzluk etti.”
Omuz silktim. “Umurumda değil.”
Tam içeri girecekken gözüm camdan içeri kaydı. Lalin…Sanki sohbet ediyormuş gibi görünüyordu Ama bakışları çoktan bizi bulmuştu. Göz göze geldiğimiz an Başını hemen başka tarafa çevirdi. Bir anlığına bu durum hoşuma gitmedi diyemem.
Aybars bunu fark edip bana baktı. “N’oldu?”
Başımı hafifçe iki yana salladım. “Hiç.”
Ve birlikte yeniden içeri girdik.
LALİN ERÇAĞ
Karan masaya döndüğünde hiçbir şey olmamış gibi yerine oturdu. Ben ise olmamış gibi davranamıyordum. Bardağımdaki fondibi tek seferde bitirdim. Eylül kaşlarını kaldırdı.
“İyi misin?”
“Harikayım.”
Aybars bana kısa bir bakış attı. “Emin misin?”
Başımı hızlıca salladım. “Hayatımda hiç olmadığım kadar.”
Garson tam o sırada tekrar yanımıza geldi. “Beyaz şarap?”
Başımı iki yana salladım. “Hayır.”
Bir an durup Karan’ın bardağına baktım. “Ben de ondan istiyorum.”
Garson gülümseyerek Karan’a baktı.
“Her zamankinden mi, Karan Bey?”
Karan başını hafifçe salladı. “Evet.”
Garson uzaklaşınca bardağıma dirseğimi yasladım. Karan göz ucuyla bana baktı.
“Yavaş.”
“Neden?”
“Çünkü yarın pişman olacaksın.”
Dudaklarımı hafifçe büktüm. “Olmam.”
“Bence olursun.”
Yeni gelen bardağı elime aldım. Küçük bir yudum daha içtim. Aslında Biraz başım dönmeye başlamıştı Ama bunu söylemeye hiç niyetim yoktu.
Karan bardağı elimden usulca aldı. “Bu kadar yeter.”
Kaşlarımı çattım. “Hayır.”
“Evet.”
“Hayır.”
Bardağına uzanmaya çalıştım. O ise kolunu hafifçe geri çekti. “Vermiyorum.”
Çocuk gibi surat astım. “Haksızlık.”
Karan bu hâlime bakıp belli belirsiz gülümsedi. “Ne oldu sana?”
Hiç düşünmeden cevap verdim.
“Çok ilgi çekiyorsun.”
Masadakiler bir anda sustu. Sesim fazla çıkmış olabilirdi ama o an hiç bir şey umrumda değildi. Ben söylediğimin farkına ancak birkaç saniye sonra vardım. Eylül dudağını ısırıyordu. Aybars başını önüne eğmişti.
Mert öksürüyormuş gibi yapıyordu. Ben ise Artık geri dönüşü olmayan bir yola girmiştim.
Kollarımı göğsümde birleştirdim. “Herkes sana bakıyor.”
Dudaklarımı yine istemsizce büktüm. “az önce dışarıda biri kahve içelim dedi.”
Masadan hafif bir kahkaha yükseldi. Yanaklarımın ısındığını hissediyordum ama duramıyordum.
“Evet dediğini duymadım ama yine de sinirlendim.”
Karan bu kez gerçekten güldü. Sessizce başını iki yana salladı.
Eylül bana baktı. “Lalin.”
“Hı?”
“Sen. Karanı Kıskandın mı?”
Hemen itiraz ettim. “Hayır.”
Bir saniye durdum. “biraz.”
Bu kez Eylül kahkahasını tutamadı. Ben ise utanıp yüzümü bardağın arkasına saklamaya çalışıyordum.
Karan bardağı önümden usulca çekti. “Tamam. Bence bugünlük bu kadar.”
Başımı omzuna yasladım.
“Bir tane daha…” diye mırıldandım.
“Olmaz.”
“Neden?”
Saçlarımın üzerinden hafifçe eli geçti. “Çünkü yarın bunların hepsini hatırlayacaksın söylediğine göre.”
Gözlerimi kapatıp gülümsedi. “Hatırlarsam…utanırım.”
Karan alçak sesle cevap verdi. “Ben de tam bunu bekliyorum.”
Masadakiler yine gülmeye başladı. Ben ise Galiba gerçekten biraz sarhoş olmuştum. Karan telefonuna baktı. Kaşları hafifçe çatıldı. Aybars bunu fark etmiş olacak ki,
“Bir sorun mu var?” diye sordu.
Karan başını salladı. “Mete. Acilmiş.”
Aybars sandalyesini geriye itti. “Geliyorum.”
Karan bana döndü. “Geliyorum.” İşaret parmağını kaldırdı. “Sadece on dakika.”
Sonra Aybars’la birlikte dışarı çıktı.
⸻
Masada bir sessizlik oldu. Mert çoktan Eylül’e dönmüştü. İkisi kendi dünyalarındaydı. Ben ise Bardağıma. Bir. Sonra bir tane daha.
Garson yaklaşınca gülümsedim. “Bir tane daha.”
“Lalin…” Eylül bana döndü. “Bence yeter.”
Başımı iki yana salladım. “Hayır. Ben gayet…”
Bardağı kaldırırken hafifçe sendeledim “iyiyim.”
Eylül kahkaha attı. “Hiç iyi değilsin.”
Ben ise çok önemli bir şey fark etmiş gibi kapıya baktım. Üç kız Kapının olduğu tarafa bakıp kendi aralarında konuşuyordu. Sonra Karan içeri girdi. İkisinin de bakışları aynı anda ona döndü.
Dudaklarımı büktüm. “Bak.”
Eylül anlamadı. “Neye?”
“Yine bakıyorlar.”
Kimse cevap vermedi. Ben bardağımdan bir yudum daha aldım. “Çok sinir bozucu.”
Eylül gülmeye başladı. “Lalin…”
“Hı?”
“Sen bayağı bayağı kıskanıyorsun ya?”
Başımı iki yana salladım. “Hayır.” Tekrar Bir saniye düşündüm. “…evet.”
O sırada Kızlardan biri ayağa kalktı. Doğruca kapıya yürüdü. Karan daha içeri yeni girmişti. Kız bir şey söyledi. Karan durdu.
Ben bulunduğum yerden gözlerimi kıstım. “Ne diyor o?”
Eylül omzunu silkti. “Duymuyorum.”
Ben ise kendi kendime konuşmaya başlamıştım. “Kesin numarasını istiyor.”
Mert kahvesini içerken boğulacak gibi öksürdü. “Ne?”
“Numarasını İstemesin.”
“Niye?”
“Çünkü…Çünkü…”
Cümleyi tamamlayamadım. Ayağa kalktım. Bir adım attım. Sonra bir tane daha Ve yüksek sesle…
“Bana bakıııın!”
Mekândaki birkaç kişi dönüp bana baktı. Eylül gözlerini kapattı.
“Başladı…”
Ben ise hiç umursamıyordum. Elimi Karan’a doğru uzattım.
“Seniiiii…” Kelimeleri toparlamaya çalıştım.“Gıcık şey!”
Masadakiler kahkahaya boğuldu. Karan olduğu yerde durmuş bana bakıyordu “Katlanılmazsın!”
Parmağımla onu gösterdim. “Çok… çok sinir bozucusun.”
Bir an durdum. Sonra istemeden ağzımdan çıktı. “Ama seni seviyorum işte!”
Mekânda birkaç kişi alkış tuttu. Eylül iki eliyle yüzünü kapattı. Mert gülmekten konuşamıyordu. Ben ise hâlâ Karan’a bakıyordum.
“Duymadın mı? Seni seviyorum Karan Alkan! Evet! İsmini de söyledim. Mutlu musun?”
Karan birkaç saniye bana baktı. Sonra Yavaşça gülümsedi. Tam bana doğru yürümeye başladığında kaçıyormuş gibi dans pistine doğru gittim. Müzik çoktan değişmişti. Kendi kendime dönmeye başladım. Hiçbir ritim tutmuyordu Ama bana göre Muhteşem dans ediyordum.
Karan yanıma geldi. “Lalin.”
“Hı?”
“Yeter.”
Başımı iki yana salladım. “Hayır.”
“Gel.”
“Gelmiyorum.”
“Lalin.”
“Ben dans ediyorum.”
“Farkındayım.”
“Bence çok güzel ediyorum.”
Karan derin bir nefes verdi. “Bence de.”
“Bırak.”
Tam dönecekken dengemi kaybettim. Karan belimden tuttu.
“Tamam. Eve gidiyoruz.”
“Hayııır. Gelmiyorum.”
“Kumral.”
“Hayır.” Bir adım daha geri gittim. “Yakalama beni.”
Karan başını iki yana salladı. “Sen istedin.”
“Ne?”
Hiç cevap vermedi. Eğildi. Tek hamlede beni omzuna aldı.
“Karannnn!”
“Evet.”
“İndir beni.”
“Olmaz.”
“Herkes bakıyor.”
“Az önce sen bütün mekâna bağırıyordun.”
Yüzümü sırtına gömüp güldüm. “O kısmı saymıyoruz.”
Kapıya doğru yürürken sakin bir sesle mırıldandı:
“Yürü bakalım… yaramaz Kumral.”
Ben ise omzunda sallanırken tek bir cümle kurabildim. “Ama yine de seni seviyorum.”
Karan bu kez cevap vermedi. Sadece omzuma hafifçe vurdu. “Biliyorum.”
KARAN ALKAN
Eylül kapının önünde iki eliyle bize el sallıyordu. Kahkahasını zor bastırıyordu.“Lalin’i yarın benim adıma da utandırırsın!”
Aybars başını iki yana salladı.
“Geçmiş olsun.”
Omzumdaki Lalin’e baktım. “Geçerse.”
Lalin başını kaldırdı. “Ben gayet…” Bir an durdu. “gayet iyiyim.”
Eylül bu kez gerçekten kahkaha attı. “Tabii canım. Yarın da aynı şeyi söylersin.”
Arabanın kapısını açıp Lalin’in oturmasına yardım ettim. Emniyet kemerini takmaya çalışıyordu. Tam dördüncü denemesinde kemeri koltuğun arkasına takınca elini tuttum.
“Dur. Ben hallederim.”
Bana baktı.
Gözleri yarı kapalıydı. Arabanın diğer tarafına geçip direksiyona oturdum. Motoru çalıştırırken Lalin camdan dışarı bakıyordu. Birkaç dakika sessizlik oldu. Sonra birden bana döndü.
“Karan.”
“Hm?”
“Başım dönüyor.”
“Biliyorum.”
Ama yüzünde ciddi bir ifade yoktu. Gülmemek için kendimi zor tutuyordum.
Başını koltuğa yasladı.
“Başım… aşktan dönüyor olabilir.”
Bu kez kahkahamı tutamadım. Başımı iki yana salladım. “Sarhoş olmaman için elimden geleni yaptım. Bu kaçıncı?”
Parmaklarını havaya kaldırdı.
“Bir.”
Sonra diğer elini de kaldırdı.
“İki.”
Uzun uzun parmaklarına baktı.
“Devamını unuttum.”
Tekrar gülmeye başladım. “Ben de öyle tahmin etmiştim.”
“Peki şu an kaç parmak görüyorsun?”
Elime uzun uzun baktı.
“…dört.” Kahkahamı bastıramadım. Henüz elimi bile kaldırmamıştım.
__
Yaklaşık yirmi dakika sonra eve vardık. Kapıyı açıp içeri girdik. Ayakkabılarını çıkarırken dengesini kaybetti.
Kolundan tuttum. “Yavaş.”
“Bence zemin bana karşı.”
“Bence de.”
Odasının kapısına geldiğimizde elini sırtına attı. Birkaç saniye uğraştı. Sonra bana döndü. “Karan.”
“Evet?”
“Yine yetişmiyor.”
Kapının eşiğinde durdum. “Girebilir miyim?”
Başını salladı. “Evet.”
İçeri girdiğimde sırtı bana dönüktü. Saçlarını tek hareketle omzunun önüne aldı. Fermuarı yavaşça aşağı indirdim. Fermuar tamamen açıldığı anda elbise gevşedi. Askılardan biri omzundan aşağı kaydı. Refleksle başımı diğer tarafa çevirdim.
“Tamam.”
Sessizlik oldu. Sonra sesi duyuldu. “Gitme.”
Olduğum yerde kaldım Ama dönmedim.
“Sarhoşsun.”
“Biliyorum. Yine de gitme.”
Derin bir nefes verdim. “Lalin…”
“Bugün…” Sesi bu kez çok daha yavaştı.“kurtuldun demiştin.”
Hatırlıyordum.
“Ben kurtulmak istemiyorum.”
Gözlerimi kapattım. Bir adım bile atmadım Çünkü şu an söylediği her cümlenin ne kadarının alkol, ne kadarının kalbi olduğunu bilmiyordum. Dolabı açtım ve Askılı pijamayla şortunu aldım. Hiç arkamı dönmeden yatağın üzerine bıraktım.
“Bunları giy. Ben dışarıda bekleyeceğim.”
Tam kapıya yönelmiştim ki Kolumdan hafifçe tuttu. Bu kez döndüm. Hızlıca Üzerine pijamanın askılı üstünü geçirmişti.
Omuzlarından biri hâlâ açıktı Ama gözlerim Yalnızca gözlerine baktı.
“Biliyor musun?” dedi.
“Neyi?”
“Dün gece kasetten sonra en çok neden korktum?”
Başımı hafifçe iki yana salladım. “Beni yalnız bırakırsın diye.”
Kalbim bir an duracak gibi oldu. Yavaşça yüzüne yaklaştım. Alnına uzun bir öpücük bıraktım.
“Bırakmayacağım.”
Sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı. “Söz mü?”
“Gerektiği kadar.”
Yüzünde küçük bir gülümseme oluştu. Sonra yatağa oturdu. Ayakkabılarını çıkarıp yorganı üzerine çektim. Saçları hâlâ dağınıktı. Gözleri ise İçtiği birkaç kadehin etkisiyle yarı kapalıydı. Kapıya doğru bir adım attım.
“Dinlen.”
Işığı kapatmak için kapıya yönelirken arkamdan mırıldandı ve tam kapıyı kapatacakken sesi geldi. “Karan…”
Durup arkamı döndüm. Bana bakıyordu.
Bu kez gülmüyordu. “Gitme.”
Sessiz kaldım. “Lalin…”
“Lütfen.”
Sesi o kadar kısılmıştı ki İlk kez gerçekten korktuğunu hissettim. “Bu gece…yalnız bırakma beni.”
Kaset. Aklına yine kaset gelmişti. Gözlerinin içindeki o korkuyu dün geceden beri tanıyordum.
Derin bir nefes verdim. “Tamam.”
Yüzündeki gerginlik bir anda dağıldı. “Gidip üzerimi değiştireceğim.”
Başını küçük bir çocuk gibi salladı. “Ama geleceksin.”
“Geleceğim.”
“Söz mü?”
“Söz.”
Odamdan siyah bir şort ve gri tişört alıp birkaç dakika sonra geri döndüm. Kapıyı hafifçe araladım. Lalin çoktan yorganın altına girmişti.
Beni görünce battaniyeyi biraz kenara çekti.“Gel.”
Yatağın diğer tarafına uzandım. Aramızda hâlâ belirli bir mesafe vardı.
Işığı kapatırken, “İyi geceler.” dedim.
Tam gözlerimi kapatacakken yorgan hafifçe hareket etti. Lalin sessizce bana doğru yaklaştı ve Başını omzuma bıraktı.
Bir kolunu belimin üzerine doladı. “Şimdi oldu.”
Gülümsedim. “Rahat mısın?”
“Hı hı.”
“Beni bırakmayacaksın değil mi?”
Başımı hafifçe ona çevirdim. “Hayır. Sabaha kadar buradayım.”
Derin bir nefes aldı. Sanki günlerdir ilk kez rahat nefes alıyordu. Birkaç dakika boyunca hiçbirimiz konuşmadık. Sonra uykulu sesi yeniden duyuldu.
“Karan”
Birkaç saniye sessiz kaldı. Sonra uykuyla karışık bir sesle mırıldandı.
“Seni seviyorum.”
Nefesim bir anlığına durdu. Başını saçlarının üzerine yasladım. Bunu ilk kez bu kadar net söylüyordu.
Gözlerimi kapattım. Dudaklarım aralandı.
“Kumral…”
Bir an sustum. İçimden geçen tek cümle buydu. “Sana aşığım.”
Ama söylemedim. Çünkü yarın…Bunu ayıkken duymasını istiyordum.
Saçlarını usulca okşadım. “Uyu.” diye fısıldadım. “Yarın konuşacağız.”
Bölüm etkileşimi
