1. bölüm · Kıyamet Sonrası

Kıyamet Sonrası

faso faso

2029
İso, Koçari konağın kapısına geldiğinde derin bir nefes aldı. Her seferinde zor geliyordu bu kapıyı çalmak. 3 yıl önce anahtarını Adil'in eline bırakırken bir daha bu kapıya gelmez, gelemez sanmıştı ama öyle olmadı. Zaten artık bir plan yapmıyordu ama yapmadığı planlar bile tutmuyordu. Bir gün kolaylaşır mı acaba diye düşünerek kapıyı çaldı. Kapı açılmadı tekrar çaldı, ayak seslerini duydu kendi huzursuz ayaklarına bakıp kıpırdanırken. Bir an önce elindeki paketi kapıdan verip gitmek istiyordu. Kapı açıldı bakışlarını ayaklarından kaldırırken kapıyı açanın Eleni ya da Esme olmadığını anladı. Yüzünü görmesine gerek yoktu Fadime olduğunu anlamak için.
3 yıl olmuştu.. Tam 3 yıldır Fadime'yi görmüyordu.
Elindeki paketi uzattı Fadime'ye bakmadan "Bu Eleni'nin" dedi. Sanki orda 1 saniye daha kalsa koca Koçari konağı, dağı ateş alacakmış gibi hızla merdivene yöneldi.
"Furtunacuk bir selam da mı yok?" dedi Fadime. İso merdivenin başında olduğu yerde kaldı, koca dağın oksijeni bitmiş gibi hissetti nefes alamıyordu "Senin benim selamıma ihtiyacın mı var Koçari kızı?" dedi. Sırtı dönüktü hala bir an önce gitmek istiyordu. "Düşman değiliz ya, Allah'ın selamı" dedi Fadime. İso olduğu yerde huzursuz kıpırdandı cevap vermedi. "Acelen nereye hayırdır hovardalık ettiğin arkadaşlarına yetişecektin ben seni tuttum heralde?" dedi Fadime kışkırtmak ister gibi. İso içten bir ya sabıııır der gibi "He, öyle oldi" dedi.
Fadime devam etti "adımı anmıyomuşsun duydum ama yüzüme de mi bakmiysun ula artık" dedi kendi dediğine kendisi de şaşırarak. Ne oluyordu ona nolmuştu da İso'nun bir selamına muhtaç gibi konuşuyordu. Ama bu sorularına cevap bulmak bile umrunda değildi şu anda İso'nun sırtını izliyordu dönecek bir şey diyecek mi diye.
İso aniden döndü yaklaştı ona doğru Fadime bir adım geri çıktı. İso belli etmemeye çabalayarak derin derin nefes almaya çalışıyordu Fadime hiç değişmemiş diye düşündü küçücük bir an. Ne zaman kızsa, üzülse, heyecanlansa nefes alamazdı İso.
İso ellerini ceplerinden çıkardı sağ eli boynuna gidecekken kendini durdurdu ellerini geri cebine soktu "3 yıl önce dedin ya bana adliyenin kapısında bundan sonra yoluma çıkma, gözüme görünme, adımı anma dedin ya Koçari kızı unuttun mu?" Burnundan derin bir nefes bıraktı sanki saatlerdir tutuyordu o nefesi içinde "beni yolda görsen kafanı eğ yolunu değiştir dedin ya bana" dedi Fadime'ye hiç bakmadan ama başını kendini onaylar gibi aşağı yukarı hafifçe sallayarak.
İso'nun içi karmakarışıktı kendine verdiği hiçbir sözü tutamayan İso Fadime'ye verdiği sözü tutuyordu şu an. Peki neden?
İso karşısında elleri cebinde ayaklarına, sağına soluna, bakarak ona hiç bakmayarak konuşuyordu. Fadime elbette hatırlıyordu ne dediğini. İso'nun hatırlaması affallatmıştı onu. Saçlarına dokunmamak için verdiği çabayı hatırladı Fadime birden. İso yine aynı şeyi yapıyordu. İçini bir acı yaladı geçti sanki. Gözleri dolmamalıydı, şimdi olmazdı.
İso tam dönüp giderken "Adımı anmamak zor olmamıştır gerçi senin için Furtunacuk diğer kadınlardan sıra gelmediğinden anmamışsındır. Verdiğin sözden değildir o yani." dedi.
İso alev almış gibi döndü karşısına dikildi. Fadime'ye kaçacak alan bırakmak istemez gibi kolunu uzatıp Fadime'nin arkasındaki kapıyı kapattı. Başını kaldırdı Fadime'nin gözlerine bakmaktı amacı ama gözleri saçına takıldı. Fadime saçını uzatmıştı. Omuzlarından aşağı dökülüyordu. Ellerine döndü baktı saniyenin onda biri kadar bir süre. Elleri nasıl oldu da Fadime'nin saçına uzanmadı diye düşündü bi an. Sanki elleri de biliyordu. Fadime de, saçları da onun değildi artık; uzanmaya, dokunmaya hakları yoktu biliyorlardı.
Fadime, İso başını kaldırınca görmeyi umduğu deniz gibi huzurlu gözleri yoktu karşısında. Kapkaranlık bir okyanusta boğuluyor gibi hisetti Fadime. Dev bir bilinmezlik girdabında gibi başı dönüyor içi sıkışıyordu sanki. İso'nun aralarında bırakmadığı mesafe de buna yardımcı olmuyordu. Nefesini yüzünde kirpiklerinde hissediyordu. İso üzerindekini etkisini yeterince test etmiş gibi bir adım geri çekildi gözünü gözünden ayırmadan alt dudağını ısırıyordu konuşmakla konuşmamak arasında gidip geliyordu.
Fadime yüzündeki ifadeyi okuyamıyordu sanki bir başkası vardı karşısında çok yabancı birisi.
"Sen benden neyin hesabını soruyosun Koçari kızı?" sesi öfkeliydi. İşte bu, Fadime'nin aşina olduğu bir şey değildi. "Sen sahibi olmadığım bir sırrı sana demedim, diyemedim.." durdu, gücünü toplamaya çalışır gibi gözlerini sımsıkı kapattı derin bir nefesle devam etti "...dedirtmedinnn diye cezayı bana kestin. Sırrın sahipleri barıştı Fadime Koçari sırrın sahipleri barıştı. Sırrın sahipleri mutlu Fadime Koçari. Esme yengemle abin barıştı Allah onlara bağışlasın çok güzel bir çocukları oldu. Abimle Eleni 3 gün sonra evleniyor. Sen bile gittin kendine yeni bir hayat kurdun yakında takıyormuşsun yüzüğü. Allah mutlu mesut etsin ama... Ama işte herkes her şeyi afferderken sen benimle konuşmadın bile. Kendimi açıklamak için değil bak seni anlamak için bir kere konuşalım dedim sonra yine ayrıl istiyosan dedim mahkeme dedin avukat dedin yapma dedim yaptın. Adliyenin önünde ebedi yoluma çıkma adımı anma dedin. Söz verdim, çektim İstanbul'a gittim. Fadime İstanbul'a yerleşiyor dediler dünya küçük olur ya yolum yoluna denk düşer kafamı kaldırıp bakarım sözümde duramam diye Trabzon'a geri döndüm. Sen yeğeninin nişanına katıl rahat et diye ben abimin yanında olmadım. Ben bir ceza hak ettim mi ettim ama herkesten fazlasını cıkkk... bence hak etmedim." İso'nun yüzünde kırgınlık aradı, kızgınlık aradı. Yoktu. Sesi kırgındı ama o kadar fazlası yoktu.
Fadime sanki güvenini boşa çıkaran bu adam değilmiş gibi yerle bir ettiği duvarlarını tuğla tuğla ördüren karşısındaki adam değilmiş gibi bakıyordu ona kendine hayret ederek. Gözleri gözlerinde eski bildiği İso'yu arıyordu.
İso bir cevap bekler gibi değildi ama bir anlığına sustu. Fadime "İso..." dedi yalvarırcasına sus der gibi İso sağ elini kaldırdı onu durdurur gibi, devam etti
"Yani ben sana verdiğim sözü tutmaya çalışıyorum.. müsadenle... sözümü nasıl tuttuğumun hesabını da sen bana soramazsın." İso konuşurken iyice yaklaşmış işaret parmağını göğsüne doğru sallıyordu dokunmadan. Kulağına eğilip "Bedelini benim ödediğim hiçbir şeyin hesabını sana vermem Koçari kızı" dedi ama geri çekilmedi orda öylece duruyorlardı. Fadime İso'nun iyice yaklaşmış nefesini boynunda kulağında hissediyordu. Hiç kımıldamıyordu tüm vücudu içten içe titrerken. En ufacık hareketinde bir şeyler camdan kuleler gibi tuzla buz olacak kan revan içinde kalacaklarmış gibi hissediyordu.
İso önce bir adım geri attı sonra döndü arkasını giderken merdivende durdu elini kaldırdı.
"Allah'a emanetimsin" dedi son kelimeyi duyurmadan. Gitti. Fadime'ye bu gidiş çok tanıdık geldi. Ama biliyordu İso bu defa sahur vakti kapısına dikilmeyecekti. Gözleri yanmaya başladı.
Fadime kafası allak bullak bir halde mutfak masasında oturuyordu kapı açıldı. Yerinden kalkmadan "mutfaktayım, abi sen misin?" diye seslendi. Eleni geldi "Ben geldim. Annemle babam hastaneye geçtiler Ömer'in aşısını yaptırıp sonra restorana geçecekler direkt. Ben üzerimi değiştirip seni almaya geldim. Birlikte gidelim ne dersin, konuşuruz yolda."
Fadime bulunduğu ruh halinden çıkmak istedi "Olur halam gideriz ama kız biz kına yakmak yerine niye ailece yemeğe gidiyoruz ebedi anlamadım ha onu." Eleni gülümsemeye çalışarak "ee şey...biliyosun kına aileden ayrılmayı çağrıştırıyor o yüzden istemiyorum." dedi odasına doğru yöneldi. Fadime onu takip ederken havayı dağıtmak için "Tamam zaten yarın gelin hamamı yapıcaz sen, ben, Esme yengem, İlve, Akça, Emine aba olacağız ayarladım ben her şeyi." Eleni yatağının üzerindeki paketi gördü soran gözlerle Fadime'ye döndü. "İso getirdi az önce, seninmiş." Eleni sevinçle "Aaa duvağımı bırakacaktı, bi denesem mi?" diye kutuya yöneldi. El oyması ahşap bir kutuydu. Duvağı kutudan özenle çıkardı aynaya doğru yönelirken bir not düştü. Fadime fark etti aldı yerden Küçük Yenge Hanım'a yazıyordu. Bi an duraladı. Oruç'un ona yenge hanım dediği günlere gitti geldi, nota bir daha baktı kutuya baktı. "Elenimu sana 2 şey soracağım." dedi Fadime notu uzatırken "Birincisi Zarife hapisten mi çıktı hayırdır duvağın kutusu neden duvaktan süslü? İkincisi duvağını neden İso getirdi ya da aldı?" Eleni gülümsedi "Kutu İso'nun fikriydi. Sen sevdiğin adamla evleneceksin o yüzden duvağını sakla önemli bu ben sana güzel bir kutu yaptırcam, dedi. Ben sandım ki gelenek böyle ama değilmiş Oruç kabul et sorma başka da bir şey, dedi. Aralarında özel bir anlamı var galiba anlamadım ama zarif bir düşünce diye kabul ettim. Kutuyu da ustadan bugün alacaktı duvağı da almasını rica ettim. Her şey birbirine girdi resmen hazırlıklar bitmiyor yetişemiyorum siz 2 günde nasıl yapmıştınız her şeyi ya?" Fadime sadece yutkunabildi, buna cevabı yoktu. Acı acı gülümsemek diye bir şey olmasa bilr o an orada Fadime icat ederdi. Eleni fark etmedi neyse ki Fadime'nin yüzünün düştüğünü, elindeki nota baktı. "Baksanaaaa not da yazmış küçük yenge hanım diye. Annem büyük yenge ben de küçük yenge oldum. Babam bazen takılıyor ona yenge deme şunlara diye."
Eleni konuşurken saçına takmaya çalıştığı duvağı yerleştirdiğini hissetmiş gibi aynaya döndü tekrar. Gözleri parlıyordu mutluluktan. Fadime yeğeninin heyecanına ortak olmak ister gibi duvağın yerini değiştirdi öyle mi güzel toplu saçla mı güzel yoksa salınmış saçla mı diye bakmasına yardım etmeye çalıştı ama aklı da ruhu da onu terk etmiş, terk ettiği topraklara doğru yola koyulmuştu sanki.
Eleni yanılıyordu, yenge hanım Esme değildi. Kendisiydi. Oruç'un ona yenge hanım demesi İso'yu hep mutlu ve gururlu hissettirirdi, biliyordu.
Ve o kutu... Fadime İso'nun elinden bile almamıştı duvağı çöpe at demişti. Kalbi sanki mengeneyle sıkıştırılıyordu, kendini dışarı attı. Gözleri doldu. İso'yu düşündü duvağı çöpe atarken ne düşündü diye düşünmeye çalıştı, yapamadı. Düşünemiyordu sadece kalbi ağrıyordu. Fiziksel bir acıyı geçirmeye çalışır gibi fularını çıkardı yakasını açmaya çalıştı, yok nefes alamıyordu. Sadece ağlayabiliyordu. İso sadece duvağı verdiğinde, ilk evlendiklerinde mi onu sevmediğini düşünmüştü yoksa ayrılırken de mi sebebi bu sanmıştı. Sırrı öğrendi ve sevmediği için benden vazgeçti hemen, kolayca diye mi düşünmüştü. Aklına sadece İso'nun ne zaman ne düşündüğüyle ilgili sorular geliyordu. Neden ona kırgınlığını hatırlamadığına şaşırdı. Dünyada en çok güvendiği, kendini açtığı, yaralarını gösterip sarmama yardım eder misin dediği adamın her şeyi yerle bir ettiğini neden aklının arka odalarına atıyordu? Ne kadar vakit almıştı kendini affetmesi, kendisiyle barışması? Buraya neden gelmediğini hatırladı biraz zaman sonra. Bunun olacağını biliyordu çünkü. Her şey uzaktayken flu değildi evet ama bu kadar net de değildi. Kulağının dibine girip ensesine, boynuna, aklına, kalbine hücum etmiyordu. Düğün bittiğinde sıradan rutinleri olan yoğunluk içinde düşünmeye çok vakit kalmayan hayatına dönmek istediğine karar verdi biraz nefes alabildiğinde. Telefonu çaldı. Arayan Murat'tı.