17. bölüm · Kıyamet Sonrası
Bölüm 17
Fatih kahvesini alıp balkona çıktı. İso Oruç'a işaret edip çağırdı onlar da peşinden çıktılar. "Abi sana bir şey dememiz lazım." dedi İso.
"Var bi sıkıntı belli uzatmadan söyle."
"Abimin eski ortağı peşinde. Sizi de korumaya almamız gerek."
Oruç yumruklarını sıktı "Bunu da burda kızların yanında diyosun he abi seni gebertemiyim diye he?" diye Fatih'in üstüne yürüdü.
İso araya girdi "Şşş az bi sakin"
"Lan ben nasıl sakin olayım korumayla mı gezicez artık yeni olayımız bu mu? Eleni'ye benim ailem berbat ama seni soktum içine işte şimdi her an korumayla mı gezicez dicem ne dicem lan ben karıma?"
"Haklısın, sizi ilgilendiren bir durum da yok aslında ama tedbir almamız lazım oğlum napalım bırakayım mı öyle sizi? Siz fark etmeden yapıyorlar işlerini işte bırak."
"Ha bir de önden haber bile vermeden peşimize adam taktın öyle mi?"
"Oğlum ölmek istiyorsan seninkileri çekeyim ama Eleni'yi koruyacaklar kusura bakma fikrini soramicam bu konuda."
"Ben korurum ailemi çek adamlarını."
"Zamanında İso'yu koruduğun gibi mi?"
"Abiii! Abi diyorum bak az izan yav sanki ben istedim vurulmasını kardeşimin."
"Tamam işte aha dün buna da dedim sana da diyorum Zarife Hanım sattı kızı, benim yüzümden de ölsün mü bu kız oğlum ne istiyosun sen?"
"Sorun bu ya zaten senin yüzünden biz niye ölüyoruz ya?"
"Ananız sizi seçip beni gözden çıkardığı için abim, hayatta kalmam gerekirken yanlış ilişkiler kurdum diye abim daha sayayım mı? Suçlusu siz değilsiniz tabi ama bir kişinin seçimi hepimizi etkiliyor işte napalım? Benim zorunlu seçimim de sizi etkilemesin diye uğraşıyorum. Bi bırak müsade et işte."
Oruç bi sakinleşmiş gibi "Tamam ama bunun detaylarını konuşacaz. Burda değil ama konuşacaz."
"Tamam konuşuruz."
Eleni gelip İso'yu çağırdı. İso içeri girdi.
Oruç "İso'yu işlerine karıştırıyosun bak yapma canını yakarım. Kardeşimin de başını yakarsan seni yakarım andım olsun."
"Bi senin mi kardeşin lan? Senden mi öğreneceğim ailemi korumayı? Ayrıca yeni mi geldi aklına kardeşin konuşturma beni girmeyelim birbirimize. Geç içeri hadi."
Eleni'yle İso telefondan bir şeye bakıyorlardı. Fadime ve İlve de kendi aralarında sohbete dalmışlardı.
"Naptınız bitti mi?" dedi Oruç. Eleni "Bitmiş bak çok güzel görünüyor." diye telefon ekranını gösterdi.
"O ne?" dedi Fatih.
"Ömer konuşmaya başlıyor onun için yeni kelimeler öğrenmesini destekleyici bir yapay zeka botu yazdım ama ekran veremeyeceğimiz için İso da onu oyuncak şekline getirdi bak sen de çok güzel olmamış mı?" diye ekranı bu defa Fatih'e gösterdi.
Fadime dikkat kesilmişti. Kalktı o da baktı. "Huh Furtunacuk'a bak sen neler biliyormuş. Seni hiç demiyorum bile benim küçük akıl küpüm." diye Eleni'ye sarıldı. "Çalışıyor mu şimdi bu oyuncak, patentini alalım hemen." dedi.
"Aa aklıma gelmedi hiç Ömer için yaptım diye düşündüm ben hep." dedi Eleni.
"Aldım ben." dedi İso. Ciddiydi ve Fadime'ye bakmıyordu.
"İyi tamam hayrını gör." dedi bozulmuştu Fadime de. Koltuğa geri döndü oturdu. Sonra sinirle kalkıp mutfağa gitti. İso peşinden gelir diye bekledi, gelmedi.
Salona döndüğünde Eleni telefondaydı. "Annem hepimizi yemeğe çağırıyor akşama." dedi.
"Fatih abi babam seninle bir şey konuşacakmış özellikle çağırdılar haberin olsun."
İso tam kalkıyordu Eleni durdurdu "İso küçücük bir şey rica etsem senden?"
"Tabi söyle."
"Ömer'in oyuncağını getirsene akşam gelirken. Bakalım sevecek mi görmek istiyorum."
"Ben akşam gelmiyorum. Ama fabrikada oyuncak ben gidip getireyim. Bekleyin ben gelene kadar."
"Sen niye gelmiyorsun ki annem herkesi çağırdı."
"İşim var benim."
"Pazar pazar ne işin var?" dedi Oruç.
"İşi yok bana kızdı." dedi Fadime.
İso hala bakmıyordu. İtekleyerek kapıya götürdü İso'yu. "Surat asacaksan git."
"Gidiyordum zaten merak etme."
"Git. Şimdi bana kızdın diye tatile falan da gidersin sen!"
"Hiç öyle damarıma basıp kendine açıklama yaptırmaya çalışma yemezler. Sen otur bana ne dediğini düşün önce." dedi kendi evine girdi kapıyı çarptı.
Fadime de sinirle kapıya vurmaya başladı. İso sakince açıp "Hoş geldin." dedi kenara çekildi. "Sen niye kapıyı suratıma çarpıyosun ula?"
"Abart. Karşı kapıdaydın nasıl suratına çarpmış olabilirim?"
"Oradaydım işte suratıma kapadın resmen."
"Tamam özür dilerim. Bir daha olmaz. Niyetim o değildi zaten."
"Benim de değildi. Niyetim yani öyle demek istemedim ben sana."
"Dediğin gayet açıktı Fadime." dedi gitti oturdu konuşmayı bitirir gibi. Fadime de usulca yanına gelip oturdu.
"Utanıyorum ben."
"Neyden?"
"Senle olan her şeyden yani başkalarının duymasından."
"Tamam Fadime benle bir şey olmaz utanmazsın sen de. Bak sorun çözüldü."
"Ula öyle değil niye anlamıyorsun sen beni ya"
"Anlamak istiyorum ama anlamıyorum gerçekten."
"Senle benim aramdaki bir şeyi başkası duysun istemiyorum. Şey gibi geliyor... mahrem. Ama sen tutup evlencez dedi diyosun. Ben bunu sana dedim. Sen bunu başkasına deyince bizim sırrımızı vermişsin gibi hissediyorum. Biz yokmuşuz tekrar olamicakmışız gibi senin için önemi yokmuş gibi. Anlıyor musun beni?"
"Sen tekrar biz olamayız diye korkuyo musun?"
"He." dedi başını öne eğip. İso'nun içi titredi. "Sen istemezsen olmayız ama istersen var ya bu dünya yansa içinde biz olarak yanarım ben senle. Zerre de umurumda olmaz yandığım."
Fadime usulca yaklaştı başını omzuna koydu.
"Herkes çok fazla şey yapıyor abin ev almış yakın olalım diye almıştır kesin, Esme sürekli tepemde zaten, İlve keza öyle, abim bile Murat'la düğüne gitme diye konuştu sen İso'yu seviyosun demeye getirdi."
"Baskı mı hissediyorsun?"
"Galiba."
"Tamam sana kimse baskı yapmayacak artık. Sen kendin ne istediğine kendi kendine karar ver. Ben de burada kalmam."
"Sen kal."
"Yine anlamadım ben."
"Sen kal. Gitme. Senle ben karar verelim ne yapacağımıza. İkimiz. Ben seninle ilgili başkasıyla konuşmaktan yoruldum."
"İkimiz. Tamam." dedi elini tutarken. Öylece biraz oturdular.
"Fatih abi bana rahatsız olursan onu bu evde oturtmam dedi."
"Sen ne dedin?"
"Kalsın, istemiyorum dersem kendi gider zaten dedim."
"Doğru. Siz biribirinizi baya sevdiniz ha?"
"Dışarıdan bakınca ürkütücü ama bana bir güven verdi. Abim gibi."
İso güldü. "Sıkıntılı tipler sana güven veriyor Fadime'm benim işim zor valla."
"Ne dedin sen?"
"Fadimem dedim demese miydim?" dedi çekinerek.
"De. Çok oldu duymayalı. Ama..."
"Başkalarının yanında demicem."
"Evet."
Fadime başını göğsüne yaslayıp sarıldı.
"Tam şimdi nolacak peki biliyo musun?"
"Biri gelecek." derken cidden kapı çaldı. Gülüştüler.
"Açmasak nolur?" dedi Fadime.
"Sen istemezsen açmayız." dedi.
"Açmayalım." deyip daha sıkı sarıldı.
"Fadime ben seni çok özledim."
"Burdayım ya nasıl özledin?"
"Öyle değil o şeyde... 3 yılda. Bir daha göremeyeceğim gibi geliyordu bazen."
"Napıyodun öyle olunca?"
"İçiyodum sızana kadar."
"Ben hep uyuyordum. Çok kalabalık bir yerde arkadaşlarınla sevdiklerinle bile olsan yalnız hissediyor muydun sen de?"
"Hep. Sen gidince ben sadece karımı değil en yakın arkadaşımı da evimi de kaybettim."
"Sen beni evinmişim gibi mi görüyordun, öyle mi hissediyordun?"
"He. Ama bizimkiler gibi ev değil."
"Huzurlu, sakin bir ev sığınak gibi. Gidecek başka yerler de varken hep gitmek istediğin ev gibi."
Göğsünde yatan Fadime'nin yüzünü görmek ister gibi başını eğdi Fadime de ona bakmak için doğruldu.
"Sen de öyle mi düşünüyordun? Çok güzel tarif ettin yani ondan sordum."
"En başından beri hem de." Başını göğsüne yeniden yasladı.
"İso!"
"Hııh?"
"Ben seni affettim. Hala bazı sorularım var ama o gece bizim evde affettim."
İso içindeki sevinci nasıl gösterse fazla olacaktı sanki. Ürkütmek istemiyordu abartılı bir tepki vermek istemiyordu. Hala göğsünde ona sarılan Fadime'ye kendisi de sarılıp saçından öptü.
"Bir şey demeyecek misin?"
"Cıkk..."
"Affedeyim diye beklemiyor muydun?"
"Bekliyordum. Ama hala konuşmadığımız şeyler var, senin soruların var... ben demediklerim yüzünden kaybettiğim şeylere bakınca korkuyorum."
"Ben de korkuyorum."
"Sen korkma. Sen seni mi kaybettin sanki sen niye korkuyorsun?"
"Sen de seni kaybetmeyi bilmiyorsun."
İkisi de birbirlerini yeniden bulduklarına bu anın gerçek olduğuna inanamıyor gibiydiler.
"Fadimem"
"Hımm?"
"Ben senle burda otururum sonsuza kadar da dururum da insanlar senin evinde kaldı kaçmış gibi olduk."
"He doğru kalk bakalım bi napıyolar."
"Sen git ben fabrikaya gidip oyuncağı alayım."
"Giderken alırız."
"Ha geleyim yani?"
"Evet gel. Önce benim eve sonra Koçari'ye."
"Ben gelmesem mi ya bir şey dicem kızacaksın nasıl davranmam gerektiğini bilmiyorum."
"İso delirme, zevzeklik yapma yeter normal davran işte."
"Fadimem ben senle insanların içine çıktığımda hep karımdın başka şeklini bilmiyorum ki. Eleni'yi duydun evli gibiler diyor. Öyle yani normalim o benim."
"He doğru senin normalin zevzek."
Elini tuttu evden çıkarmaya çalışıyordu "Öğreneceksin İsofurtuna mecbur öğreneceksin."
Durdu Fadime'yi kendine çekti. Sarıldı.
"Öğrenirim."
...
Karşı eve girdiklerinde ikisinin de al al olmuş yanakları, utangaç halleri diğerlerinin dikkatini çekti. Kimse bir şey sormadı.
Fadime bir şey demiş olmak için "Ben kaldım sabahlıkla üstümü değiştireyim. Ee siz de gitmeyin akşam burdan hep beraber geçeriz bizim eve?"
İso panikle "Bizim ev?" dedi.
"Koçari'ye gidicez ya oğlum bu kız da Koçarilerin kızı hani." dedi Fatih.
"Ha öyle, çok fazla ev oldu kafam karıştı. Önceden bi Furtuna Konağı bir Koçari Konak vardı. 3 bizde 1 sizde 2 öyle var bir de İlve ablanın var. Valla çok fazla ev oldu. Gayrimenkul işine mi girsek biz?"
"Abim gel otur gel."
"Evet İso gel otur panik atak geçiriyo gibisin." dedi Eleni.
"Yok ben bi su içeyim." diye mutfağa gitti.
Fadime peşinden gelince daha da panikledi "Valla ben normal davranamıyorum gördün işte. Ben gelmeyeyim."
Fadime sakinleştirmek ister gibi elini onun yüzüne koydu "Bir şey yok cidden çok fazla ev oldu kafan karıştı. Sorun yok. Ama bir daha gelmiyorum dersen sorunu ben yaratırım."
"Tamam sorun yok. Ben otele gideyim üstümü değiştireyim."
"Ne var üstünde iyi işte. Süsleneceksin illa!?"
"Cıkk...Dünkü kıyafetlerle duramam. Bir de yattım bunlarla kimin olduğunu bilmediğim yatakta falan."
"Hah! Hem titiz hem süslü." diye güldü Fadime.
"Fadime bu evde kalacaksam yani karşıda eşyaları değiştirmek lazım. Bana yardım eder misin?"
"Ederim. Hadi git değiştir üstünü süslü İso. Ama çabuk gel."
Gidiyordu geri döndü kapıyı göz ucuyla kontrol edip kızı saçından öptü hızlıca çıktı.
Fadime öylece bu hareketine baktı kaldı. Eğer ayrı olmasalar 3 yılda bu anı kim bilir kaç kez yaşayacaklardı. İçine bir ağırlık çöküyordu, izin vermedi. Üzerini değiştirmek için odasına gitti.
Dolabın karşısında ne giyeceğini düşünüyordu. Çok eşya getirmemişti bu eve henüz. Ama derdi o da değildi güzel görünmek istiyordu. Dümdüz İso'ya güzel görünmek istiyordu. Fark edince ne İso meraklısı çıktın ya? 3 sene nasıl dayandın sen kızım sen? diye kendine kızıp taytla sweatshirt giydi. Salona gelince "İso cidden haklı çok fazla ev var. Bakıyorum dolaba giyecek bir şey yok çünkü neden Koçari'de. Bir kısmını da İstanbul'da bıraktım zaten hiç getirmedim."
Oruç "Sen şimdi tamamen döndün di mi? Geri dönmüyorsun yani." dedi. Onun da derdi İso'nun tekrar yıkılmamasıydı. Kardeşini içten gülerken görmeyeli çok olmuştu. Tekrar üzülmesinden korkuyordu.
"Yok burdayım artık."
"Çok güzel oldu artık hep beraberiz." diye Fadime'ye sarıldı Eleni.
Fatih o ara kalktı İlve'nin yanına geçti. Eleni pür dikkat onlara bakıyordu. Oruç yavaşça "Kız öyle bakmasana." dedi. "Fadime bu anlatmıyor sen anlatsana bunlar eski sevgili mi?"
"Galiba ama ben de küçüktüm detaylara hakim değilim İso gelince ona sorarız." derken kapı çaldı İso geldi.
Kapıyı açan Fadime'ye "Ne güzel olmuşsun gerçi sabahlık da iyiydi ama dikkatimi dağıtıyordu." dedi.
"Aaa İso ne diyosun abiler ablalar yeğenler var içerde edepsiz misin sen biraz?" dedi sabahın intikamını alır gibi gülerek.
"Sen var ya gerçekten adamın ömrünü kısaltırsın."
"Peki adam razı mı?"
"Razı. Al tatlı getirdim. Akşama daha çok var ben acıkırım."
Salon kapısından başını uzatıp "Tatlı isteyen var mı?" dedi İso. Herkes tamam dedi. Fadime'yle mutfağa geçtiler.
Fadime pat diye "Soru 1: Alyansını sen çöpe mi attın gerçekten?" diye sordu.
"O nerden çıktı?"
"Öyle dedin."
"Hayır sana atsaydın dedim benimkine cevap vermedim."
"Tamam şimdi ver."
"Cıkk.. Nasılsa öğrenirsin bir gün."
"O ne demek?"
"Söylemicem demek."
"Tamam soru falan sormuyorum böyle hiçbir şey olamayalım."
"He sorma boşver."
Fadime'nin gözleri doldu. Yüzüne baktı ciddi görünüyordu İso.
"Sen ciddisin."
"Evet."
"Böyle kalalım bir şey olmayalım yani? Tamam."
Fadime tabakları falan bıraktı oturdu. İso önüne diz çöküp;
"Sen küstün mü şimdi?" dedi. Yüzüne bakmıyordu Fadime.
"Hiçbir şeyim olmayan birine nasıl küseyim?"
"Al bak burda seninki de burda." diye boynundaki zincirde asılı yüzükleri gösterdi. "Bak dalga geçersen..."
Fadime'nin gözleri dolmuştu.
"Geçmem. Başkası yapsa geçerdim ama." dedi gülmeye çalışarak.
Fatih geldi.
"Nerde kaldı diyorduk biz de?" dedi İso gülerek.
"Asıl siz nerdesiniz oğlum?"
Geldi o da diz çöktü
"Bakın aranızda halletmeye çalıştığınızın farkındayım karışmak da istemem ama abim ortadan kaybolunca 10 saat gelmiyorsunuz. Çok belli oluyor. Burda sorun değil de akşam Adil'le Esme sorgular bunlar nerede diye. Az dikkat gençler." deyip kalktı.
"Abim bi tek bizi mi sorgular sence Fatih abi?" dedi Fadime.
"Anlamadım?" dedi ama iması açıktı.
"Bence sizi de sorgular yani bana öyle geldi yoksa İso bir şey dediğinden değil." dedi gülerek.
"Beni niye yaktın şimdi ya?"
"Dedikodu yaparken utanmıyorsunuz da di mi ayıp ayıp." dedi Fatih.
"Yoo hiç utanmıyoruz ama sen cevap versene."
"Öyle bir şey yok. Eskiden vardı artık kalmadı."
"Tüh be İlve ablam bunu duyunca üzülecek." dedi Fadime tehdit eder gibi.
"Bin yıl geçmiş üstünden kimse bir şeye üzülmez. Hadi içeri gelin artık." dedi kendisi gitti İlve'den en uzak noktaya oturdu.
Mutfakta Fadime "O neydi öyle? Çok ciddiydi." dedi. Şaşırmıştı.
"Sınırlarına dokundurmuyor seninle ilgili değil tavrı." dedi İso dalgın dalgın. Abisinin dün gece dediklerini düşünüyordu.
İso'yla Fadime tatlıları servis ederken Eleni "Ama gerçekten evli gibiler ya baksana." diye Oruç'u darlıyordu. İlve telefona gömülmüştü. Odada bi gerginlik var gibiydi ama yok gibiydi de.
Oruç birden "Biz haftaya küçük bi tatile gidicez balayı yarım kaldı malum. Hep beraber gitmeye ne dersiniz?"
"Ne dicez olmaz deriz. Sizin balayınızda ne işimiz var?" dedi İso. Kendini suçlu hissediyordu balayıları benim yüzümden yarım kaldı diye.
Herkes İso'ya hak verdi.
Eleni "Ya neden olmasın sevdiklerimizle ailemizle olmak istiyoruz. Annemle babama da söyleyeceğiz biz zaten."
"Onlar da kabul etmez." dedi Fatih.
"Ailece tatile gitmek ayıp mı?" dedi Eleni anlamıyor gibi.
"Tatil ayıp değil de balayı bilema ayıp olabilir. Ula biz bile sahte evlilik olmasına rağmen başbaşa gitmiştik."
Fadime "Sonra bana askerlik arkadaşım demiştin. Her genç kızın hayali." diye kahkaha attı. Herkes de beraber gülünce İso bozuldu.
"Öyle demesem korkardın gülünecek bir şey yok yani." dedi. Fadime dondu kaldı.
Diğerlerinin de gülüşü yüzünde dondu. Haklıydı, biliyorlardı. İso "Ben biraz uzanıcam akşam giderken seslenin." dedi kalktı. Fadime kapıda yetişti "Gitme burda yat. Başkasının yatağı diye huylanacaksın yine." diye kendi odasına sürükledi.
"Senin yatağında mı yatayım yani? Ne bu şimdi?"
"Özür."
İso bir şey demeden yatağa geçti örtünün altından yastığı çıkardı kokladı.
"Gitmesem abin basar mı bizi acaba?" dedi.
Yatağı gösterip "Bu özür yeterli. Özre de gerek yok aslında. Normal davranmayı ikimiz de öğrenicez belli ki. Burda kalmanı evet çok isterim ama daha değil. Her şeyi halletmeden konuşmadan olmaz. Bi kere yedim o haltı bir daha yemem."
Fadime bir şey demeden yanağına bir öpücük kondurup odadan çıktı. Geri dönüp baktı İso onun odasında onun yatağında yatıyordu onu öpebiliyordu. Bugün daha ne inanamadığı an olacaktı acaba?
"Başkasının eşyasına huylanıyomuş eşyaları değiştirecekmiş." dedi salona gelince. Sürekli açıklama yapması gerekiyormuş gibi hissediyordu.
Oruç Fadime'nin rahatsız hissettiğini fark edip "He o titiz biraz kaşıntı basar onu kesin." dedi.
"Kaşıntı deyince aklıma geldi. İlve Abla fabrikada kim çalışıyor bil! Bitli Nazlı! "
"Bekçinin kızı Nazlı? Sana bit bulaştıran?"
"Evet o işte. Bir büyümüş sorma!"
"Kız onu ne demek şimdi? Sen de büyüdün o çocuk mu kalacaktı anlamadım ben?"
Fatih anladı kıs kıs gülüyordu.
"Öyle değil ya almış başını gitmiş. Bacakları benim boyum kadar."
"Ablam sen milletin boyunu mu kıskanıyosun bacaklarına mı bakıyosun ayıp kız."
"İso da böyle dedi siz birine bakınca bacağını yok mu sayıyorsunuz ya? Kıskanmıyorum ayrıca ne kıskanıcam."
"İso ne dedi tam olarak?" dedi Fatih.
"Yuh kızın bacaklarına mı baktın dedi."
"Anladım abim." dedi.
İlve de "Hıhım anladık." dedi gülmesini bastırmaya çalışırken.
