36. bölüm · KANLA YAZILAN YEMİN
36.BÖLÜM SAKLANAN GERÇEK
Karanlık bu kez farklıydı. Baran için korkutucu değil, tanıdıktı. Gözlerini yavaşça açtığında yalnız olmadığını fark etti. Karşısında Arven vardı. Ama bu sefer kaçacak bir yer yoktu. Etrafları taş duvarlarla çevriliydi; soğuk, kapalı ve boğucu bir alanın içindeydiler.
Baran hemen konuştu. “Bu senin yerin.” Sesi sertti. Arven cevap vermedi ama bakışları her şeyi anlatıyordu. Baran’ın öfkesi büyüdü. “Bizi buraya sen getirdin.” Arven başını kaldırdı. “Hayır… onlar getirdi.” Bu cevap Baran’ı tatmin etmedi. Bir adım öne çıktı. “Yalan söyleme!” diye bağırdı.
Arven sakinliğini bozmadı. “Gerçeği duymaya hazır mısın?” dedi. Kısa bir sessizlik oldu. Baran dişlerini sıktı. “Konuş.” Arven derin bir nefes aldı. “Bu merkez… benim sorumluluğumdaydı.” Bu söz bir anda ortamı değiştirdi. Baran dondu. “Ne?” Arven devam etti: “Ben buranın yöneticisiydim.”
Baran bir anda ileri atıldı, Arven’i yakalayıp duvara yasladı. “Demek bizi tuzağa getirdin!” Arven karşılık vermedi. Sadece gözlerinin içine baktı. “Eğer öyle olsaydı, şu an burada olmazdım.” Baran durdu ama öfkesi dinmedi. “O zaman neden buradayız?” diye sordu.
Arven yavaşça cevap verdi: “Çünkü burası seni istiyor.” Bu söz Baran’ı geri adım attırdı. “Ne demek bu?” Arven gözlerini ondan ayırmadan konuştu: “Sen yarım kaldın. Bağın koparıldı… ama tamamen değil.” Bu gerçek Baran’ın içine işledi. Nefesi değişti. “Yani hâlâ…” Arven başını salladı. “Evet. Onlar sana hâlâ ulaşabilir.”
Baran’ın öfkesi yeniden yükseldi. “Bunu biliyordun ve söylemedin!” Arven bu kez sertleşti. “Zaman yoktu! Söyleseydim sana güvenmezlerdi.” Baran acı bir şekilde güldü. “Şimdi de güvenmiyoruz.” Bu söz havada ağır bir şekilde asılı kaldı. Arven başını eğdi. “Biliyorum… ama hâlâ geç değil.”
Tam o anda duvarlar titredi. İçlerinden gelen bir ses yankılandı. Bu ses tanıdıktı… ama bu kez daha yakındı. “Baran…” Baran dondu. Bu ses dışarıdan değil, içinden geliyordu. “Geri dön…” dedi ses. Arven hemen bağırdı: “Dinleme!” Ama ses güçleniyordu. “Sen bize aitsin…”
Baran başını tuttu. Gözleri kararmaya başladı. “Hayır…” dedi ama sesi zayıftı. Dizlerinin üzerine çöktü. Bu fiziksel bir saldırı değildi. Bu… zihinsel bir işgaldi. Arven hemen yanına geldi. “Odaklan! Diren!” Ama Baran zorlanıyordu. İçindeki karanlık tekrar yükseliyordu.
Arven bir an düşündü, sonra karar verdi. Elini Baran’ın omzuna koydu, gözlerini kapattı ve onun zihnine bağlandı. Bir anda ikisi de başka bir yerdeydi. Sonsuz gibi görünen karanlık bir boşluk… ve ortasında bir varlık.
Gölge gibiydi ama daha yoğundu. Daha gerçekti. “İkiniz de buradasınız…” dedi o varlık. Sesi derin ve soğuktu. Arven öne çıktı. “Onu bırak.” Varlık hafifçe güldü. “Geç kaldın.”
Baran nefes almakta zorlanıyordu. Arven ona baktı. “Diren!” Ama bu kolay değildi. Çünkü bu kez Baran yalnız değildi. İçindeki karanlık güçleniyordu. Varlık yavaşça yaklaştı. “Onu bana ver…” dedi.
Arven bir adım attı. “Hayır.” Varlık durdu. “Sen hâlâ direniyorsun.” Arven gözlerini kısmadan cevap verdi: “Her zaman.”
Ve o an… savaş başladı.
Ama bu savaş silahlarla değil…
zihinle yapılacaktı.
