21. bölüm · KANLA YAZILAN YEMİN
21.BÖLÜM YANAN YUVA
Patlamanın sesi…
dağlarda yankılanarak kayboldu.
Ama etkisi…
yüreklerde kaldı.
Rojda koşuyordu.
Nefesi kesiliyordu.
Ama durmuyordu.
Arkasında Berdel ve Baran vardı.
Hiçbiri konuşmuyordu.
Çünkü hepsi aynı şeyi düşünüyordu:
Konağa saldırdılar.
Rüzgâr sertleşmişti.
Gece daha da kararmıştı.
Sanki doğa bile yaklaşan felaketi biliyordu.
Konağa yaklaştıklarında…
ilk gördükleri şey duman oldu.
Kalın.
Siyah.
Gökyüzüne yükselen.
Rojda’nın kalbi sıkıştı.
“Hayır…” diye fısıldadı.
Kapıya vardıklarında…
manzara ağırdı.
Duvarın bir kısmı yıkılmıştı.
Kapı parçalanmıştı.
İçeriden bağırışlar geliyordu.
Berdel durmadı.
Direkt içeri daldı.
Avlu…
kaostu.
Alevler yükseliyordu.
İnsanlar koşuyordu.
Çığlıklar…
silah sesleri…
her şey birbirine karışmıştı.
Rojda gözleriyle etrafı taradı.
Bu…
öncekinden farklıydı.
Bu bir baskın değildi.
Bu bir yok etme saldırısıydı.
Baran bağırdı:
“İkiye ayrılın!”
Berdel sağa koştu.
Rojda sola.
Rojda dar bir geçide girdi.
Orada üç saldırgan vardı.
Hiç düşünmeden ateş etti.
İlki düştü.
İkincisi karşılık verdi.
Kurşun duvara çarptı.
Rojda siper aldı.
Nefesini kontrol etti.
Sonra tekrar çıktı.
İkisini de etkisiz hale getirdi.
Ama vakit yoktu.
İçeri koştu.
Bir odadan ağlama sesi geliyordu.
Kapıyı açtı.
İçeride iki çocuk saklanmıştı.
Rojda diz çöktü.
“Buradan çıkmalıyız.”
Çocuklar korkuyordu.
Ama ona güvendiler.
Onları dışarı çıkardı.
Güvenli bir köşeye götürdü.
Tam dönecekti ki—
bir el omzunu tuttu.
Berdel.
Yüzü daha önce hiç böyle görünmemişti.
“Geç kaldık,” dedi.
Rojda’nın kalbi duracak gibi oldu.
“Ne demek—”
Berdel başını yana çevirdi.
Rojda baktı.
Ve dondu.
Avlunun ortasında…
bir beden yatıyordu.
Kan içinde.
Hareketsiz.
Rojda yavaşça yaklaştı.
Baran da geldi.
Üçü birlikte durdu.
Yerde yatan kişi…
aşiretin en yaşlılarından biriydi.
Ama bu sadece bir ölüm değildi.
Onun boynunda…
bir işaret vardı.
Kurt başı.
Rojda’nın içi ürperdi.
Bu…
bir mesajdı.
Baran dişlerini sıktı.
“Seçim…”
Berdel yumruğunu sıktı.
“Onlar seçti.”
Sessizlik ağırlaştı.
Ama henüz bitmemişti.
Avlunun diğer ucundan bir ses geldi.
“Berdel!”
Bir adam koşarak geldi.
Yaralıydı.
“Neredeler?” diye sordu Berdel.
Adam zor konuşuyordu:
“İçeride…”
“Büyük odada…”
Berdel koştu.
Kapıyı tekmeyle açtı.
İçeride…
iki kişi vardı.
Biri yerde.
Bağlı.
Diğeri ayakta.
Ve…
gülümsüyordu.
Siyah pelerinli adam.
“Hoş geldin,” dedi.
Berdel silahını kaldırdı.
“Bitti.”
Adam başını salladı.
“Hayır.”
Bir adım attı.
“Şimdi başlıyor.”
Rojda ve Baran içeri girdi.
Adam ellerini açtı.
“Size söz vermiştik.”
Yere bağlı olan kişiyi işaret etti.
“Biriniz ölecek.”
Rojda baktı.
Bağlı olan kişi…
Berdel’in en yakın adamlarından biriydi.
Baran fısıldadı:
“Bu…”
Adam tamamladı:
“Seçim.”
Sessizlik.
“Onu kurtarmak istiyorsan…” dedi adam,
“birini vereceksin.”
Rojda’nın kalbi hızlandı.
Berdel tek kelime etti:
“Hayır.”
Adam gülümsedi.
“Beklediğim cevap.”
Ve o an—
bir bıçak parladı.
Hızlı.
Keskin.
Rojda bağırdı:
“DUR!”
Ama geç kalmıştı.
Adam hamlesini yaptı.
Ve sonra…
sessizlik.
Zaman durdu.
Rojda’nın gözleri doldu.
Berdel dondu kaldı.
Baran nefesini tuttu.
Çünkü o an…
geri dönüş yoktu.
Adam geri çekildi.
Yavaşça kapıya yöneldi.
Durdu.
Son kez konuştu:
“Bu… sadece başlangıç.”
Ve gitti.
Oda sessiz kaldı.
Ve yerde…
kan vardı.
