11. bölüm · KANLA YAZILAN YEMİN
11.BÖİÜM ŞÜPHE TOHUMU
Gece bitmişti.
Ama karanlık… hâlâ oradaydı.
Gökyüzü griye dönmüş, sabahın ilk ışıkları dağların arkasından yavaşça yükselmeye başlamıştı. Ancak konağın içinde güneş doğmamış gibiydi.
Duman kokusu hâlâ havadaydı.
Yanmış tahta, kan ve barut…
Hepsi birbirine karışmıştı.
Avlu sessizdi ama bu sessizlik huzurlu değildi.
Bu, kaybın sessizliğiydi.
Yerde hâlâ kan izleri vardı. Bazı taşlar kırılmış, bazı duvarlar çökmüştü. Birkaç adam yaralı halde oturuyor, kadınlar sessizce ağlıyor, yaşlılar başlarını eğmiş bekliyordu.
Ortada bir gerçek vardı:
Aşiretin lideri ölmüştü.
Ve bu, sadece bir ölüm değildi.
Bu… düzenin çökmesiydi.
Berdel, konağın merdivenlerinde tek başına duruyordu.
Gözleri avlunun üzerinde dolaşıyordu.
Ama aslında hiçbir şeyi görmüyordu.
Zihni… hâlâ o odadaydı.
Babasıyla son konuştuğu an…
“İçeriden biri…”
Bu söz zihninde tekrar tekrar yankılanıyordu.
Yumruklarını sıktı.
İçinde iki şey vardı:
Acı… ve öfke.
Ama en kötüsü…
şüpheydi.
Arkasından bir ses geldi.
“Berdel…”
Dönen Berdel, yaşlı adamlardan biriyle göz göze geldi. Aşiretin en eski isimlerinden biriydi.
Yavaşça yanına yaklaştı.
“Bu yük… artık senin,” dedi.
Berdel hiçbir şey söylemedi.
Adam devam etti:
“Babanın yerine geçeceksin.”
Kısa bir sessizlik.
Rüzgâr esti.
Berdel’in bakışları sertleşti.
“Ben bu koltuğu istemedim,” dedi.
Yaşlı adam başını salladı.
“Hiç kimse istemez.”
Bir duraksama.
“Ama bazı şeyler… seçilmez.”
Berdel gözlerini kapattı.
Derin bir nefes aldı.
Sonra tekrar açtı.
Artık bakışları değişmişti.
Daha net.
Daha sert.
Ve daha tehlikeli.
“Peki,” dedi.
Tek kelime.
Ama yeterliydi.
Avludaki herkes yavaş yavaş toplanmaya başladı.
Bir çağrı yapılmamıştı.
Ama herkes biliyordu.
Yeni lider konuşacaktı.
Rojda da kalabalığın kenarında duruyordu.
Sessizdi.
Ama dikkatliydi.
Bu anın önemli olduğunu hissediyordu.
Berdel merdivenlerden indi.
Ağır adımlarla…
Ama kararlı.
Kalabalığın ortasında durdu.
Herkes sustu.
Gözler onun üzerindeydi.
Berdel konuştu:
“Dün gece…”
Sesi sakindi.
Ama içinde fırtına vardı.
“Bir saldırı oldu.”
Kimse bir şey demedi.
“Adamlarımızı kaybettik.”
Sessizlik daha da ağırlaştı.
“Ve…”
Kısa bir duraklama.
Berdel’in gözleri kalabalığın üzerinde gezindi.
“Babamı kaybettik.”
Bir kadın ağlamaya başladı.
Ama hemen susturuldu.
Çünkü bu bir yas değil…
bir hesaplaşma anıydı.
Berdel devam etti:
“Bu saldırı… dışarıdan geldi.”
Sonra sesi sertleşti:
“Ama sadece dışarıdan değil.”
Kalabalık hareketlendi.
Fısıltılar yükseldi.
“Ne demek bu?”
“İçeriden mi?”
Berdel bir adım attı.
“Kapılar açıldı,” dedi.
“Nöbetçiler susturuldu.”
Gözleri keskinleşti.
“Bu… içeriden biri olmadan mümkün değil.”
Bir anda herkes birbirine bakmaya başladı.
Şüphe…
ateş gibi yayıldı.
Rojda bunu izliyordu.
Ve ilk kez…
gerçek tehlikenin ne olduğunu anladı.
Düşman dışarıda olunca kolaydı.
Ama içeride olunca…
herkes düşman olabilirdi.
Kalabalıktan biri öne çıktı.
Genç bir adamdı.
“Buna inanıyorsan…” dedi,
“bir isim söyle!”
Berdel ona döndü.
Gözleri buz gibiydi.
“Henüz bilmiyorum.”
Adam kaşlarını çattı.
“Ya yanılıyorsan?”
Berdel bir adım daha yaklaştı.
“Ya yanılmıyorsam?”
Sessizlik.
Adam geri çekildi.
Berdel tekrar kalabalığa döndü.
“Bunu yapan kişi…” dedi,
“aramızda.”
Bu söz…
herkesi susturdu.
Artık kimse kimseye güvenmiyordu.
Rojda’nın gözleri kalabalığın içinde dolaşıyordu.
Bir şey arıyordu.
Bir ipucu…
Bir hareket…
Bir hata…
Ama henüz bir şey yoktu.
Sadece…
gerilim.
Berdel son kez konuştu:
“Bu iş burada bitmeyecek.”
Sesi sertti.
Kesindi.
“Gerçek ortaya çıkacak.”
Bir adım daha attı.
“Ve o gün…”
Gözleri karardı.
“Hiç kimse saklanamayacak.”
Rüzgâr tekrar esti.
Ateşin küllerini havaya savurdu.
Güneş doğuyordu…
Ama bu, yeni bir başlangıç değildi.
Bu…
daha karanlık bir dönemin başlangıcıydı.
Rojda derin bir nefes aldı.
İçinden bir ses yükseldi:
“Bu sadece dış savaş değil…
iç savaş başlayacak.”
Ve o an anladı…
Bu hikâyede en tehlikeli şey…
silahlar değil.
güvensizlikti.
