29. bölüm · KANLA YAZILAN YEMİN
29.BÖLÜM KARA FERMAN
Vadi sessizliğe gömüldü.
Ama bu…
fırtına öncesi sessizlikti.
Baran hâlâ dizlerinin üzerindeydi.
Nefesi düzensizdi.
Ama gözleri…
artık netti.
“Bağ… koptu,” dedi.
Rojda başını salladı.
“Evet.”
Berdel etrafı izliyordu.
“Bu onları durdurmaz,” dedi.
Baran cevap verdi:
“Hayır.”
Kısa bir duraksama.
“Bu… onları kızdırır.”
Tam o anda—
gökyüzü karardı.
Ama bu bulut değildi.
kuşlar.
Yüzlerce.
Belki binlerce.
Hepsi aynı anda dönüyordu.
Rojda’nın kalbi hızlandı.
“Bu normal değil…”
Baran sertçe konuştu:
“Değil.”
Ve sonra—
kuşlar bir anda dağıldı.
Gökyüzü açıldı.
Ama arkasında…
bir gölge bıraktı.
Uzakta.
Vadinin ötesinde.
Yükselen bir duman.
Ama bu sıradan bir duman değildi.
Siyah.
Yoğun.
Ve hareket ediyordu.
Berdel gözlerini kıstı.
“Bu ne?”
Baran’ın sesi kısıldı:
“Onlar.”
Sessizlik.
Rojda ileri baktı.
Duman büyüyordu.
Yaklaşıyordu.
Ve içinde…
hareket vardı.
İnsanlar.
Çok fazla.
Bir ordu.
Berdel dişlerini sıktı.
“Demek saklanmayı bıraktılar.”
Baran başını salladı.
“Çünkü artık gerek yok.”
Rojda fısıldadı:
“Bize geliyorlar…”
Ve o an—
dumanın içinden bir ses yükseldi.
Derin.
Ağır.
“Bağı kırdınız…”
Herkes dondu.
Ses tekrar geldi:
“Şimdi bedelini ödeyeceksiniz.”
Rojda’nın kalbi hızlandı.
Bu ses…
öncekilerden farklıydı.
Daha güçlü.
Daha karanlık.
Baran fısıldadı:
“Bu…”
yutkundu,
“lider.”
Sessizlik.
Berdel öne çıktı.
“Görün kendini!”
Duman hareket etti.
Yavaşça açıldı.
Ve içinden biri çıktı.
Uzun.
Siyah zırhlı.
Yüzü gölgelerle kaplı.
Ama gözleri…
parlıyordu.
Rojda’nın içi ürperdi.
Bu…
insan gibi değildi.
Adam durdu.
Ve konuştu:
“Sonunda…”
“sizi gördüm.”
Berdel silahını kaldırdı.
“Sen kimsin?”
Adam başını hafifçe eğdi.
“Ben…”
kısa bir duraksama,
“dengenin koruyucusuyum.”
Baran dişlerini sıktı.
“Yalan.”
Adam ona baktı.
“Sen hâlâ direniyorsun.”
Bir adım attı.
“İlginç.”
Rojda bağırdı:
“Bizi neden seçtiniz?!”
Adam durdu.
Sonra yavaşça cevap verdi:
“Çünkü siz…”
“daha fazlası olabilirsiniz.”
Sessizlik.
Berdel öfkelendi:
“İnsanları öldürerek mi?!”
Adam başını salladı.
“Zayıf olanlar…”
“yok olur.”
Bu söz…
her şeyi netleştirdi.
Rojda’nın gözleri sertleşti.
“Biz zayıf değiliz.”
Adam hafifçe gülümsedi.
“Göreceğiz.”
Ve o an—
elini kaldırdı.
Arkasındaki ordu…
hareket etti.
Toprak titredi.
Adımlar yaklaşıyordu.
Çok fazla.
Çok güçlü.
Berdel bağırdı:
“Hazırlanın!”
Rojda silahını kaldırdı.
Baran ayağa kalktı.
Ama yüzü ciddiydi.
“Bu…”
“öncekilere benzemiyor.”
Berdel cevap verdi:
“Zaten istemiyoruz.”
Rüzgâr esti.
Ve ilk çarpışma başladı.
Oklar yağdı.
Silahlar patladı.
Bağırışlar yükseldi.
Ama bu…
eşit bir savaş değildi.
Onlar azdı.
Karşılarında…
bir ordu vardı.
Rojda ateş etti.
Birini düşürdü.
Ama yerine iki kişi geldi.
Baran savaşıyordu.
Ama yeni yeni toparlanmıştı.
Zorlanıyordu.
Berdel direkt ileri atıldı.
Lidere doğru.
Ama aradaki mesafe…
çok büyüktü.
Adam yerinden bile kıpırdamadı.
Sadece izledi.
Bu…
onun savaşı değildi.
Bu…
bir yok etme operasyonuydu.
Rojda bunu anladı.
“Geri çekilmeliyiz!” diye bağırdı.
Ama Berdel durmadı.
“Hayır!”
“Burada bitireceğiz!”
Baran bağırdı:
“Bu intihar!”
Ama çok geçti.
Ordu yaklaştı.
Çember daraldı.
Rojda nefes nefeseydi.
Bu…
kazanılacak bir savaş değildi.
Tam o anda—
lider elini tekrar kaldırdı.
Ve…
her şey durdu.
Ordu anında durdu.
Sessizlik.
Adam yavaşça konuştu:
“Bu kadar yeter.”
Berdel dondu.
“Ne—”
Adam devam etti:
“Bu… sadece başlangıçtı.”
Bir adım attı.
“Şimdi…”
gözleri parladı,
“sizi gerçekten kıracağız.”
Rojda’nın kalbi hızlandı.
Bu daha bitmemişti.
Bu…
ilk aşamaydı.
