19. bölüm · KANLA YAZILAN YEMİN
19.BÖLÜM GERİ SAYIM
Ama huzur gelmemişti.
Sabahın ilk ışıkları konağın taş duvarlarına vururken, avludaki herkes aynı şeyi düşünüyordu:
Bir hafta.
Yedi gün.
Ve bu sürenin sonunda…
birisi ölecekti.
Rojda neredeyse hiç uyumamıştı.
Yüzüğü hâlâ aklındaydı.
Kurt başı…
Siyah Konsey’in işareti.
Bu sadece bir tehdit değildi.
Bu…
bir oyun kuralıydı.
Avluda herkes toplanmıştı.
Bu sefer sessizlik farklıydı.
Korku vardı.
Ama daha fazlası…
bekleyiş.
Berdel merdivenlerden indi.
Yüzü sertti.
Ama gözlerinde artık sadece öfke yoktu.
Bir plan vardı.
“Bir hafta dediler,” diye başladı.
Sesi netti.
“Hepiniz bunu duydunuz.”
Kimse konuşmadı.
“Bu şu demek,” dedi.
“Bizi korkutmak istiyorlar.”
Kalabalıktan biri seslendi:
“Ya doğruysa?”
Berdel ona döndü.
“Doğru.”
Bu cevap…
herkesi sarstı.
“Birimiz ölecek,” dedi Berdel.
“Ama…”
Bir adım attı.
“Onların istediği gibi olmayacak.”
Rojda dikkatle dinliyordu.
“Seçim bizim olacak.”
Bu söz…
her şeyi değiştirdi.
Baran öne çıktı.
“Ne yapmayı düşünüyorsun?”
Berdel gözlerini ondan ayırmadı.
“Onların oyununu bozacağız.”
Kısa bir sessizlik.
“Birini seçeceğiz.”
Kalabalık karıştı.
“Ne?!”
“Nasıl yani?”
“Bu delilik!”
Berdel sesini yükseltti:
“Dinleyin!”
Herkes sustu.
“Eğer biz seçmezsek…”
“Onlar seçecek.”
Rojda’nın kalbi sıkıştı.
Berdel devam etti:
“Ve o zaman… kontrol tamamen onların olacak.”
Baran düşündü.
Sonra başını salladı.
“Doğru.”
Ama Rojda ileri çıktı.
“Bu bir insanı ölüme göndermek demek.”
Berdel ona baktı.
Uzun uzun.
“Bu savaş,” dedi,
“zaten bunu yapıyor.”
Rojda sustu.
Ama içi kabul etmiyordu.
Kısa bir sessizlikten sonra Berdel konuştu:
“Ama fark şu…”
“Bu sefer…”
“boşuna ölmeyecek.”
Herkes ona baktı.
“Bu bir tuzak olacak.”
Baran kaşlarını çattı.
“Nasıl?”
Berdel haritayı açtı.
“Onlar bizi izliyor,” dedi.
“Yani hareketlerimizi de görüyorlar.”
Rojda yaklaştı.
“Seçilen kişi…”
“yalnız olmayacak.”
Gözleri sertleşti.
“Onları çekecek.”
Baran anladı.
“Ve biz…”
Berdel tamamladı:
“Onları orada bitireceğiz.”
Sessizlik.
Bu…
tehlikeli bir plandı.
Ama başka seçenek yoktu.
Kalabalıktan biri öne çıktı.
Genç bir adamdı.
“Ben giderim.”
Rojda şaşırdı.
Bir başkası çıktı.
“Hayır. Ben.”
Sonra bir diğeri…
Bir anda…
birçok kişi öne çıktı.
Rojda’nın gözleri doldu.
Bu…
korku değil.
Cesaretti.
Berdel elini kaldırdı.
“Yeter.”
Herkes sustu.
“Bu seçim…”
“rastgele olmayacak.”
Baran sordu:
“Peki nasıl?”
Berdel yavaşça söyledi:
“En güçlü olan.”
Rojda itiraz etti:
“Bu mantıksız.”
Berdel ona döndü.
“Hayır.”
“Çünkü o kişi…”
“hayatta kalma ihtimali en yüksek olan.”
Bu…
soğuk ama doğruydu.
Kısa bir sessizlikten sonra…
bir isim söylendi.
“Baran.”
Herkes ona baktı.
Baran dondu kaldı.
Rojda’nın kalbi hızlandı.
“Hayır.”
Berdel gözlerini ondan ayırmadı.
“Bu planı en iyi o biliyor.”
Baran birkaç saniye sustu.
Sonra başını kaldırdı.
“Tamam.”
Rojda bir adım attı.
“Hayır! Bu—”
Baran onu durdurdu.
“Doğru olan bu.”
Rojda’nın gözleri doldu.
“Ya ölürsen?”
Baran hafifçe gülümsedi.
“Zaten ölmüş sayılırdım.”
Bu söz…
ağırdı.
Berdel son kararı verdi:
“Hazırlanın.”
Plan başlamıştı.
Akşam…
Baran yalnız başına konağı terk etti.
Ama bu yalnızlık…
sahteydi.
Gölgenin içinde…
Rojda vardı.
Çatılarda…
nişancılar.
Ormanın içinde…
Berdel.
Her şey hazırdı.
Baran açık bir patikada yürüyordu.
Yavaş.
Sakin.
Ama herkes biliyordu:
Bu bir yemdi.
Dakikalar geçti.
Sonra—
bir ses.
Daldan kırılan ince bir çıtırtı.
Baran durdu.
Rojda nefesini tuttu.
Berdel gözlerini karanlığa dikti.
Ve o an…
gölgeler hareket etti.
Av başlamıştı.
