9. bölüm / 32
KAN VE KÜLLER8.Bölüm KADERİN TUHAF OYUNU
Bölümler 32Şu an: 8.Bölüm KADERİN TUHAF OYUNU
- 1 1.Bölüm SOYADININ YÜKÜ1.183 kelime
- 2 2.Bölüm İLK KARŞILAŞMA1.961 kelime
- 3 3.Bölüm TANIDIK YABANCI1.290 kelime
- 4 KARAKTER TANITIM193 kelime
- 5 4.Bölüm NEDEN?1.095 kelime
- 6 5.Bölüm KÜÇÜK TEMAS1.459 kelime
- 7 6.Bölüm UNUTKANLIK2.644 kelime
- 8 7.Bölüm BAŞLANGIÇ1.546 kelime
- 9 8.Bölüm KADERİN TUHAF OYUNU1.638 kelime · Okuduğun bölüm
- 10 9.Bölüm TEK BİR SES YANKILANDI.1.528 kelime
- 11 10.Bölüm BİR GECE, BİR YABANCI.1.350 kelime
- 12 11.Bölüm KAYBOLUŞ1.023 kelime
- 13 12.Bölüm KIRILAN BİR KALP.1.229 kelime
- 14 13.Bölüm ÜŞÜYORDUM.1.316 kelime
- 15 14.Bölüm KORUMAK?1.488 kelime
- 16 15.Bölüm OYUN1.945 kelime
- 17 16.Bölüm BİR DAHA ESKİSİ GİBİ DEĞİL1.084 kelime
- 18 17 Bölüm.KOPUŞ1.549 kelime
- 19 18.Bölüm KİM VAR YANIMDA?1.087 kelime
- 20 19.Bölüm SENİN İÇİN YAŞIYACAĞIM1.550 kelime
- 21 20.Bölüm NEDEN BU KADAR KÖRLER1.249 kelime
- 22 21.Bölüm BENİ TANIMADINIZ1.658 kelime
- 23 22.Bölüm BEYAZ BİR VEDA1.564 kelime
- 24 23.Bölüm ACIMASIZ KADER894 kelime
- 25 24.Bölüm ÜSTÜNÜ ÇİZ1.948 kelime
- 26 25.Bölüm AKLIMDAKİ ADAM1.065 kelime
- 27 26.Bölüm SESSİZLİĞÜN İÇİNDEN1.203 kelime
- 28 27.Bölüm HAYAT GARİP1.095 kelime
- 29 28.Bölüm SENCEDE İMKANSIZMI1.101 kelime
- 30 29.Bölüm AŞK?1.511 kelime
- 31 30.Bölüm İKİ KÜÇÜK KALP1.180 kelime
- 32 31.Bölüm TÜM GERÇEKLER (DEVAM EDİCEK)2.543 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Eve gelmiştim ve hazırlanıyordum.
Adliyeye gidecektim.
Saçlarımı yukarıdan sıkı bir topuz yaptım. Çantamı alıp odadan çıktım.
Merdivenlerden indiğimde salonda Asude ve ailesinin olduğunu gördüm. Annem kahvaltıya ailesini çağırmıştı. Yanlarına gittim.
“Benim gitmem lazım.” dedim.
“Nereye, kızım?” dedi annem.
“Adliyeye.” dedim.
“Tamam, dikkat et giderken.” dedi annem.
Kafamı salladım.
“Dikkatli sür!” diye arkamdan bağırdı Ateş abim.
Evden çıktığımda arabamın yanına gittim.
--
Adliyeye varmıştım.
Arabayı park ettikten sonra arabadan çıktım. Arabayı kilitleyip ilerledim.
Adliyeye girdiğimde beni bekleyen polisler karşıladı.
“Savcı hanım, çıkalım mı?” dedi.
“Hemen geliyorum. Bana konumu atın, ben gelirim sizin arkanızdan.” dedim.
“Emredersiniz.” dedi.
Adliyeye girip asansöre bindim. Odamın katına gelince indim. Kapıyı açıp içeri girdim.
Elimdeki dosyaları bıraktım.
“Başka bir şey yapacak mıydım?” diye düşündüm.
“Yok, tamam. Çıkabiliriz.” dedim kendi kendime.
Çantamı alıp çıktım. Asansöre binip aşağıya indim.
Polisler çoktan gitmişlerdi.
Arabama binip ben de yola çıktım.
---
Yollar çok kötüydü. Dağlık bir alandı ve engebeli bir yoldu. Sağ tarafım uçurumdu. Ölen kadın, burada dağlık bir evde ölmüştü.
Bir anda önümde siyah bir araba çıktı.
Ani frenle hafifçe sarsıldım.
“Hay ben senin...” dedim.
Camı hafifçe açıp:
“Pardon! Arabanızı çekebilir misiniz?” diye bağırdım.
Ses gelmedi.
Ben de aşağı indim.
“Pardonnn!” diye bağırdım.
Arabadan çıkan adamı görünce afalladım.
Halef Fedes.
“Senin ne işin var burada?” dedim.
“Dünya küçük, savcı hanım. Size demiştim, tekrar karşılaşırız diye. Bak, yine karşılaştık.” dedi.
“Çek şu arabanı.” dedim.
“Gitme oraya.” dedi.
“Ne?”
“Orası çok kötü. Şu an bence gitme.” dedi.
“Sana ne, Fedes? Kendi işine bak.” dedim.
“Benim işim sensen ne yapacağız?”
“Sen ve ben, ikimizin birbiriyle sadece ahirette işi olur.” dedim.
“Hadi şimdi kendi yoluna. Çek şu arabanı.” dedim.
“Çekmesem ne olur?” dedi.
“Öldürürüm seni.” dedim.
Güldü.
“Yapar mısın gerçekten?” dedi.
“He, yaparım.” dedim.
“Yapsana bir.” dedi.
“Bak, kaşınıyorsun. Çek şu arabayı.” dedim.
“Yok, çekmiyorum arabamı.
Arabama tekrar dönüp torpidoyu açtım ve benim için özel yapılmış, üzerinde adım yazan silahımı aldım.
“Ooo, silahın bayağı güzelmiş.” dedi.
“İçinde mermi var. Yaparım.” dedim.
“Yapsana hadi ya.” dedi.
Tetiği çekip kolundan vurdum.
Bunu beklemiyordu, senelerdir.
“Yaparım dedim. Şimdi şu arabanı çek.” dedim.
Elini koluna koydu.
“Sıyırmış.” dedi.
“Yazık ettim. Tam vursaydım.” dedim.
“Tamam, sakın! Çekiyorum arabamı.” dedi.
Ve dediğini yaptı.
Arabama tekrar girip yola devam ettim.
--
Olay yerine gelmiştim.
Burnuma gelen ceset kokusu çok kötüydü.
Arabadan indim. Yanıma bazı polisler geldi.
“İçeride çok fazla ceset var.” dedi.
“Net cevap ver.”
“Beş tane ceset var. İki tanesi kadın, üçü erkek. İçeride bazı maddeler var, madde kullanılmış.” dedi.
“Eldiven.” dedim.
“Buyurun, savcım.” dedi.
Eldivenleri giydim ve içeri girdim.
Anında midem bulandı.
Cesetleri torbalara koyup çıkarıyorlardı.
“Otopsi isteyelim ve olay yeri incelemeyi çağırın.” dedim.
“Emredersiniz.” dedi.
Daha fazla duramayacak gibi olup dışarı çıktım.
“Bunları yapan belli değil ama kadınların hiçbir yerinde kurşun izi yok. Onlar madde ile intihar etmişler.” dedi polislerden biri.
“Tamam.” dedim.
Halef’in gömleğindeki kırmızı lekeler aklıma geldi.
“Buraya niye geldin?” dediğimde cevap vermemişti.
Böyle ıssız bir yerde ne işi vardı?
Bu onu şüpheli yapardı.
Ama elimde deliller yoktu.
Ya da vardı.
Hafifçe gülümsedim.
Arabamın önünde, dikiz aynasının orada dışarıyı gösteren bir kameram vardı ve bu kamera onu çok net göstermiş olmalıydı.
Bir an sarıldığımı hissettim.
Yanımdaki polis:
“Savcım, iyi misiniz?” dedi.
Kafamı salladım.
“Bir yardım eder misin?” dedim.
Kolundan tuttum ve arabama bindim.
Midem kasılmıştı.
“Böyle iyi mi, savcım?”
“Evet. Siz olay yeri inceleme gelene kadar bekleyin ve sonra bana o belgeleri gönderin. Benim şu an gitmem gerekiyor.”
“Emredersiniz.” dedi.
O yanımdan uzaklaştıktan sonra arabayı çalıştırdım.
O engebeli yollardan geri döndüm.
Karnımdaki ağrı artmıştı.
Biraz daha çok sakin kalıp geçmesini bekledim.
Normal bir ana yola çıkınca arabayı durdurdum.
Kafamı geriye attım.
Ellerim titriyordu.
Çantamdan telefonumu çıkardım ve acil olarak arkalarda olan Uraz abimi aradım.
“Sedef?”
“Abi...” dedim.
“Sedef, bir şey mi oldu?” dedi.
“Abi, beni almaya gelir misin?” dedim.
Ağlıyordum.
Bu benim verdiğim tepkiler değildi.
Ben sayısız olay yerine gitmiştim. Zaman zaman sarıldığım da olurdu ama bu sefer çok daha kötüydü.
“Sedef, tamam abim. Hemen geliyorum. Konum at, geliyorum. Ağlama ama.”
“Tamam.” dedim.
Konumu attım.
---
Ne kadar uzun gelmişti şu kısacık dakikalar.
Kapım açıldığında abim geldiği için çok mutlu olacağımı düşünmüştüm.
Ama o değildi.
Halef kapımı açmıştı.
“Sedef, titriyorsun.” dedi.
Elini alnıma koymak istedi ama elini tutup çekmeye çalıştım.
“Çek elini! Elleme! Abim geliyor.” dedim.
“Sedef, buz gibisin.” dedi.
“Git, seni öldürürler.” dedim.
Beni niye bir anda kucağına aldı?
“Hemen hastaneye gitmemiz gerek.”
“Abim geliyor zaten.” dedim.
Bir an kendimi onun arabasında buldum.
“Binmek istemiyorum.” dedim.
“Bekle, çantanı alayım.” dedi.
Çantamı bana verdi.
Bacaklarımı zorlukla kendime çektim.
Bana baktı ve üzerindeki ceketi üstüme verdi.
--.
Halef'in ağzından
Sedef'in bu hâli galiba beni kötü etmişti.
O bölgelerde yetişen Kara Diken Otu, küçücük bir temasla insanı bu hâle getirebiliyordu.
“Abi...” diye kısık kısık seslendi.
Ona baktığımda ona nasıl kıyacağımı düşündüm.
O temiz kalbi benim yüzümden kırılacak ve bir daha onarılmayacaktı.
Bunu biliyordum.
Sedef'i küçüklüğünden beri tanıyordum.
Annemin ölümü hiç yaşanmasaydı...
Biz ne düşman ne de ayrı olacaktık.
Biz o zamanlar küçüktük. Seviyorduk birbirimizi.
Ama şimdi o benden nefret ederken ben yine onu sevecektim.
---
Hastaneye varmıştık.
Arabadan hızlıca inip onun kapısını açtım. Onu kucağıma aldım.
Ceketime sarılmış şekilde titriyordu.
“Doktor!” dedim.
“Ne oldu?” dedi.
“Kara Diken Otu'na dokunmuş herhalde ve şu an çok kötü.” dedim.
“Hemen sedyeye yatırın.” dedi.
Dediğini yaptım.
Hemen serum taktılar.
Titremesi hafifçe azaldı.
“Bir saat sonra tekrar geleceğim.” dedi.
Kafamı salladım.
Telefonunu yanına almıştım.
---
Uraz'ın Ağzından;
Sedef'in attığı konuma gelmiştim.
Arabası buradaydı ama kendisi yoktu.
“Ateş, yok!” diye bağırdım.
Her yeri aramıştık.
Yoktu.
Bu kızın çantası da telefonu da yoktu.
“Kafayı yiyeceğim. Ne oldu bu kıza?”
Bir an telefonum çaldı.
Baktığımda Sedef'ti.
“Sedef arıyor.” dedim.
Çocuklar yanıma geldi.
“Sedef, neredesin be güzelim?” dedim.
“Sedef hastanede...” dedi.
Tabii bu, Sedef'in sesi değildi.
“Lan, sen kimsin?” diye yükseldi Ateş.
“Ben Halef.” dedi.
Ateş ve Batu'ya baktım.
“Senin ne işin var kız kardeşimin yanında, ha? Ne yaptın kıza? Niye hastanede?” diye bağırdım.
“Oradan geçiyordum. Sonra Sedef'in değişik tepkilerini gördüm. Yanına gittim, ben de hastaneye getirdim.” dedi.
“Niye hastanede?” dedim.
“Bitki zehirlenmesi yaşadı.” dedi.
“Konum at, piç!” dedi Ateş.
“Küfür etme lan. Siz gelene kadar kız ölürdü.” dedi.
“Sus! Konum at.” dedim.
İlk defa ona nefret değil, minnet duydum.
Halef'in Sedef'e zarar vermeyeceğini biliyordum.
Onların arkadaşlıkları kıskanacak kadar iyiydi.
Ama şu an...
Kafamı salladım.
“Batu, Sedef'in arabasıyla gel.” dedim.
Ateş ile arabaya bindik.
....
Sedef'in ağzından;
Gözlerimi yavaşça açtım.
İlk hissettiğim şey başımdaki ağırlıktı.
Nerede olduğumu anlamaya çalışırken tavandaki beyaz ışıklar gözlerimi aldı. Birkaç kez gözlerimi kırpıştırdım.
Hastanedeydim.
Koluma baktığımda serum takılı olduğunu gördüm.
Elimi hafifçe oynattım.
“Uyandın.”
Başımı sesin geldiği tarafa çevirdim.
Halef.
Kaşlarımı çattım.
“Sen hâlâ burada mısın?”
“Evet.”
“Git.”
Sesim düşündüğümden çok daha zayıf çıkmıştı.
Halef bana birkaç saniye baktı.
“İyi misin?”
“İyiyim.”
Yalan söylüyordum.
Vücudum hâlâ ağırdı. Sanki bütün enerjim çekilmişti. Üstelik içimde garip bir üşüme vardı.
“Doktor birazdan gelecek.”
“Sen neden hâlâ benim başımdasın?”
“Çünkü seni buraya ben getirdim.”
Tam cevap verecektim ki kapı hızla açıldı.
Uraz abim içeri girdi.
Arkasından Ateş ve Batu geldi.
“Sedef!”
Uraz abim yanıma koştu.
“Abim…"
Sesimi duyduğu anda yüzündeki endişe biraz olsun azaldı.
“İyi misin? Ne oldu sana?”
“İyiyim.”
“İyi misin? Sen bana ağlayarak beni almaya çağırdın. Sonra seni burada buluyoruz!”
Uraz abim elimi tuttu.
“Bir daha beni böyle korkutma.”
“Özür dilerim.”
Ateş abim ise Halef'e döndü.
“Sen.
Halef ona baktı.
“Ben.”
“Senin burada ne işin var?”
“Onu ben getirdim.”
Ateş bir adım ona doğru ilerledi.
“Sen olmasaydın da biz gelirdik.”
“Gelene kadar kızın durumu daha kötü olabilirdi.”
“Ne demek istiyorsun?”
“Bitkiye temas etmiş. Kara Diken Otu.”
Odadaki herkes sustu.
Uraz bana döndü.
“Kara Diken Otu mu?”
Başımı hafifçe salladım.
"Hiç fark etmemiştim"dedim.
Ateş'in yüzü değişti.
“Sen niye bize söylemedin?”
“Ben de bilmiyordum.”dedim
Halef araya girdi.
“Bölgede yetişen bir bitki. Temas edince böyle bir reaksiyon gösterebiliyor.”
Ateş ona sertçe baktı.
“Sen nereden biliyorsun?”
Halef birkaç saniye sustu.
Uraz'ın bakışları Halef'in üzerinden ayrılmadı.
“Sen orada ne yapıyordun?”
Halef cevap vermedi.
Ateş hemen öne çıktı.
“Ben de bunu soruyorum işte!”
“Yeter.”
Hepimiz bana döndük.
“Ben daha yeni uyandım. Kafam kaldırmıyor.”
Uraz hemen sakinleşti.
“Tamam, tamam. Sen konuşma.”
Ateş geri çekildi ama gözlerini Halef'ten ayırmadı.
Tam o sırada kapı tekrar açıldı.
Doktor içeri girdi.
“Uyandınız demek.”
“Evet doktor.”
Doktor serumuma ve ardından bana baktı.
“Şu an nasıl hissediyorsunuz?”
“Biraz halsizim. Bir de üşüyorum.”
“Bu beklediğimiz bir durum. Temas ettiğiniz maddeye bağlı olarak vücudunuz bir süre daha tepki verebilir. Ama şu an durumunuz iyi.”
Uraz derin bir nefes aldı.
“Ne kadar kalacak?”
“Bir süre daha gözlem altında tutacağız. Eğer değerleri normal çıkarsa taburcu edebiliriz.”
“Tamam.”
Doktor çıktıktan sonra gözlerimi kapattım.
Bir süre sessizlik oldu.
Sonra Uraz abimin sesi geldi.
“Sedef.”
“Efendim?”
“Bir daha olay yerine yalnız gitmek yok.”
Gözlerimi açıp ona baktım.
“Abi, ben savcıyım.”
“Umurumda değil.”
Ateş de araya girdi.
“Ben de aynı fikirdeyim.”
Batu kollarını göğsünde birleştirdi.
“Ben de.”
Üçüne birden baktım.
“Üçünüz birden mi?”
“Evet.”
İstemeden gülümsedim.
“Baş belalarım.”
Uraz abim saçımı düzeltti.
“Sen bizim başımızın belasısın.”
Gülümsemem birkaç saniye sürdü.
Sonra gözüm istemsizce Halef'e kaydı.
Hâll kapının yanında duruyordu.
Sessizdi.
Üzerindeki gömleğin kolunda kan lekesi vardı.
Benim kurşunumun bıraktığı iz.
Gözlerimi kıstım.
“Senin kolun?”
Halef koluna baktı.
“Sıyırdı.”
“Doktora git.”
“Gerek yok.”
“Halef.”
İlk defa sesim biraz sert çıkmıştı.
“Git.”
Bana baktı.
Sonra hafifçe gülümsedi.
“Emredersiniz savcı hanım.”
Ateş hemen araya girdi.
“Bir dakika. Sen hiçbir yere gitmiyorsun.”
Halef ona döndü.
“Niye?”
“Önce seninle konuşacağız.”
Halef'in yüzündeki gülümseme kayboldu.
“Ne konuşacağız?”
Uraz abim ayağa kalktı.
“Sedef'i neden bulduğunu.”
O an odadaki hava bir anda değişti.
Halef birkaç saniye sustu.
Sonra gözlerini bana çevirdi.
“Çünkü onu yalnız bırakmadım.”
Uraz'ın kaşları çatıldı.
“Ne demek o?”
Halef cevap vermeden önce bana baktı.
“Bazen insan, nefret ettiği kişiyi bile yalnız bırakamıyor.”
Sözleri karşısında ne diyeceğimi bilemedim.
Çünkü onun ne demek istediğini anlamıştım.
Ama kabul etmek istemiyordum.
Gözlerimi kaçırdım.
“Git artık.”
Halef kapıya doğru ilerledi.
Tam çıkacakken durdu.
Arkasını dönmeden konuştu.
“Dinlen, Sedef.”
Sonra çıktı.
Kapı kapandığında Uraz abim bana baktı.
“Ne yaşandı bilmediğimiz”
Bir an sustum.
“ Birşey yaşanmadı”dedim.
Ama nedense bu cevabı söylerken içimde garip bir şey vardı.
Sanki söylediğim iki kelime, düşündüğüm kadar doğru değildi....
Bölüm etkileşimi
