22. bölüm · KAN VE KÜLLER

21.Bölüm BENİ TANIMADINIZ

Lunorisolzey .

Halef'in koluna girmiştim.
Kapının açılmasını bekliyorduk. Sıkıntıyla etrafa bakındım.
Sonunda kapı açıldı.
“Hoş geldiniz, Halef Bey.” dedi kapıdaki adam.
“Sağ ol.” dedi Halef.
İçeri girdiğimizde ilk gözüme çarpan babası oldu.
“Hoş geldin, kardeşim.” dedi abisi.
Yanındaki kadına baktığımda ikisinin birbirine ne kadar yakıştığını düşündüm. Kadının güzelliği gerçekten göz kamaştırıyordu.
Giydiği kıyafette onun kadar güzeldi.

“Hoş bulduk, abi.” dedi Halef.
Kadın yanıma doğru geldi.
“Hoş geldiniz.”
“Sağ ol.” dedim.
“Adım Defne.”
“Ben de Sedef.”
Birkaç saniye yüzüme baktı.
“Elfida değil mi ismin?”
Bir an duraksadım.
“İsmimdi ama onu kullanmıyorum.” dedim.
Salona girdiğimizde gözlerim babasına takıldı.
Yanında küçük bir oğlan çocuğu vardı.
Defne ve Aras'ın oğlu Alperen'di.
Çok tatlıydı.
Beni fark etmesiyle annesinin yanına doğru koştu.
Onları izlerken elim istemsizce karnıma gitti.
Benim de böyle tatlı bir çocuğum olur muydu?
Kız ya da erkek...
Ama kızım olmasını çok isterdim.
Hiç fark etmezdi benim için.
Yeter ki sağlıklı olsun.
Boğazım düğümlendi.
Ağlamamak için kendimi zor tuttum.
Derin düşüncelerimden belime konulan bir el sayesinde sıyrıldım.
Başımı çevirdiğimde Halef'e baktım.
“Otur.” dedi.
İtiraz etmeden koltuğa oturdum.
“Halef, düğününüz ne zaman?” diye sordu abisi.
“8 Haziran.”
“Az kalmış.”
Bakışlarını bana çevirdi.
“Sedef, gelinliğini seçtin mi?”
Ben de bakışlarımı Halef'e çevirdim.
“Hayır.”
“Neden? Çok da az kalmış düğününüz.”
“Zaten sade bir şey istiyorum.” dedim.
Başını salladı.
...
Yemek yenmişti.
Tekrar salondaydım.
Defne yanıma oturup merakla sordu.
“Mesleğin ne?”
“Cumhuriyet savcısıyım.”
“Savcı...”
Sesinde belli belirsiz bir şaşkınlık vardı.
Onlar için tehdit ve tehlikeydim.
Belki de farkında bile olmadan benden çekiniyorlardı.
“Sen?” dedim.
“Avukatım.”
Şaşırmıştım.
Ama onlar için bundan daha güzel bir meslek olamazdı.
Fedes ailesinin avukatı.
...
Bir süre sonra Defne, Aras, Halef ve ben bir yere gitmek için arabaya bindik.
Nereye gittiğimizi sorduğumda Halef söylememişti.
Arabada sıkıntıdan bunalmıştım.
Üstelik yemekte de doğru düzgün bir şey yememiştim.
Bir süre sonra dayanamayarak Halef'e döndüm.
“Halef.”
“Efendim?”
“Ben açım.”
“Yemek yedik ya.”
“Siz yediniz, ben yemedim.”
“Yemek yeseydin.”
“Tamam, bir şey demedim.”
Bir şey söylemedi.
Ben de camdan dışarı bakmaya devam ettim.
...
Bir süre sonra bir mekânın önünde durduk.
Burası oldukça büyük ve gösterişli bir yerdi.
“Burası neresi?”
“Girince görürsün.”
Bir şey demedim.
Defne ve Aras da yanımıza geldiğinde hep birlikte mekâna doğru ilerledik.
İçeri girmeden önce görevli Halef'i görünce hemen kenara çekildi.
“Hoş geldiniz, Halef Bey.”
Halef hiçbir şey söylemeden yalnızca başını eğdi.
İçeri girdiğimizde mekânın kalabalık olduğunu gördüm.
Kahkaha sesleri kulaklarımı ağrıtıyordu.
Masaya doğru ilerleyip oturduk.
Etrafıma göz gezdirirken bir anda Halef'e baktım.
“Neye bakıyorsun?
“Hiç.”
Birşey demedi.
Elbisem biraz dar olduğu için bacak bacak üstüne atmakta zorlandım.
Sonunda başardım.
Bu benim için bir alışkanlıktı.
....
Yaklaşık yarım saat geçmişti.
Bomboş oturuyorduk.
Derken yanımıza bir adam geldi.
Masadaki herkese baktıktan sonra gözlerini Halef'e çevirdi.
“Halef.”
“Salih.”
“Sen gelir miydin böyle bir mekâna?”
“Gelmezdim ama geldim.”
“Bence bugün gelerek çok iyi bir şey yaptın.”
Bakışları bana döndü.
“Bu güzel hanımefendi kim?”
“Karım.”
Adamın yüzündeki şaşkınlığı gizleyemediğini gördüm.
“Evlendiniz mi?”
“Bir hafta sonra güzel karımla evleneceğim.”
Midem bulandı.
Karım mı?
Bu kelime kulağıma o kadar yabancı gelmişti ki...
Şurada biri beni öldürür mü?
Hayır.
Bebeğim vardı.
Ölemezdim.
Daha babasıyla bile tanışmamıştık.
“Anladım. O zaman size iyi eğlenceler.” dedi ve uzaklaştı.
Halef'e baktığımda içki içiyordu.
Diğer tarafa baktığımda Defne ve Aras da içiyordu.
Midem daha da bulandı.
Ben abilerimi özlemiştim.
Onların sıcak kollarını...
Seslerini...
Yanlarında kendim olmayı özlemiştim.
Tam o sırada içeri giren kişiler dikkatimi çekti.
Çok tanıdık yüzlerdi.
Abilerim...
Ve sevdikleri kadınlar.
Kalbim bir an duracak gibi oldu.
Uraz abim beni hissetmiş gibi etrafına baktı.
Sonunda gözleri benim gözlerimi buldu.
Bakışlarımız kesişti.
Hiçbirimiz bakışlarımızı çekmedik.
O an içimden yalnızca bir cümle geçti.
Abi...
Görüyor musun?
Ölüyorum.
Bakışları sanki bana cevap veriyordu.
Güzel kardeşim...
Ne oldu sana?
Bu sen değilsin.
İçimden cevap verdim.
Bu benim.
Ben hep böyleydim.
Ama siz sadece anlamadınız.
Gözler her şeyi anlatmıyordu.
Gözler yalan söylerdi.
Yanıltıcıydı.
Aldatıcıydı.
Uraz abim diğerlerine baktı.
Onlar da beni fark etmişti.
Kızlar kısacık saçlarımı ve değişmiş hâlimi gördüklerinde şaşırmışlardı.
Sonra yavaşça bize doğru yürümeye başladılar.
Tam o sırada Halef koluma dokundu.
Başımı ona çevirdim.
“Ne oldu?”
“Hı?”
O da karşısındaki kişileri fark etmişti.
“Felah?”
“Fedes.” dedi Uraz abim.
“Ne yapıyorsun masamın öninde?” diye sordu halef.
“Oturuyorum.”
“Kendi masana git, Felah.”
“Yok. Kız kardeşim burada değil mi? Onun yanına geldim.”
“O zaman buyur.”
Abilerim masaya oturdu.
Bir anda bütün bakışları üzerimde hissettim.
Defne'nin dokunuşuyla ona döndüm.
“Sedef, iyi misin?”
“İyiyim.”
“Ama bir değişiksin. Yüzün bembeyaz olmuş.”
“İyiyim.”
“Tamam o zaman.”
Sonra Asude bana baktı.
“Sedef.”
Ona döndüm.
“Efendim?”
“Saçların çok yakışmış.”
“Teşekkür ederim.”
Birkaç saniye yüzüme baktı.
“Mutlu musun?”
İçimden ona söylemek istediğim o kadar çok şey vardı ki...
Asude abla...
Ben hiç mutlu değilim.
İyi değilim.
Bazen delirdiğimi düşünüyorum.
Sana bir şey diyeyim mi?
Ben hamileyim.
Ben anne olacağım.
Ama size söyleyemiyorum.
Bu beni çok yıpratıyor.
Ve canımı en çok yakan da bu.
Bebeğim için yaşıyorum sadece.
O olmasaydı...
Belki şu an burada yaşıyor bile olmazdım.
Ama bütün bunları yuttum.
“Mutluyum ve iyiyim.” dedim.
Asude sadece başını salladı.
Sonra bir ses duyuldu.
“Elfida.”
“Hı?”
Bir an donup kaldım.
Elfida mı demişti bana?
Başımı ona çevirdim.
Kulağına doğru eğildim.
“Bana bir daha Elfida dersen seni öldürürüm, Fedes.” diye fısıldadım.
“Tamam salin ol, Felah.”
“Ne diyorsun sen bana?”
“Buranın hâlâ neresi olduğunu çözemedin mi?”
“Çözemedim.”
“İyi, ben söyleyeyim o zaman.”
Bana bakarak devam etti.
“Burası bir açık artırma mekânı. Her ay burada yapılır.”
“He, zaten biliyorum.”
Salak.
Kandırmıştım.
Ya da belki o beni kandırıyordu.
Abilerimle buraya kaç kez gelmiştim, hatırlamıyordum bile.
Ama her geldiğimde Halef'le hiç karşılaşmamıştım.
“Biliyorsan niye söylemiyorsun?”
“Canım istemedi. Üşendim.”
“La havle... Elfida, beni deli mi etmek istiyorsun?”
“Ha, ne yap-”
Lafımı tamamlayamadan Ateş abimin sesini duydum.
“Elfida mı?”
Batu abim de şaşkınlıkla bana baktı.
“Sen bu ismi kullanır mıydın?”
Uraz abim ise doğrudan söyledi.
“Elfida diye biri yok.”
Bu cümleyle gözlerim daha da doldu.
“Elfida neden bu kadar istenmiyordu?” diye sordum masumca.
Sesim titremeye başlamıştı.
Gözlerim doldu.
“Çünkü o tanınmayan, istenmeyen, düşmandı.” dedim.
Bir an herkes sustu.
“Ben küçükken Elfida ismini çok severdim. Annem ismimi değiştirmek istediğini söylediğinde günlerce saçma sapan ağlamıştım.”
Sesim kırıldı.
“Bunun sebebi sizdiniz. Sizin aptal düşmanlığınız yüzündendi.”
Nefes almakta zorlanıyordum.
“Ben Sedef olunca kendimi tanımamaya başladım. Artık Sedef başka birisiydi. O yeniydi.”
Gözyaşlarım sonunda yanaklarımdan süzüldü.
“Siz iyi ki Elfida ismini kullanmamışsınız. Güzel ismimi o pis ağızlarınızda kirletmediniz.”
Bir nefes aldım.
“Şimdi şaşırıyorsunuz ya... Ben hep onun için Elfida'ydım zaten.”
Hepsini neredeyse nefes almadan söylemiştim.
"Aptal düşmanlık mı senin baban annemi öldürdü felah"dedi abisi.
Ona dönüp baktım.
"Geçmişde olan şeyler yüzünden biz neden günah keçisi oluyoruz"dedim .
Bakışlarımı geri çektiğimde.
Ateş abim bir şey diyecekken hızla masadan kalktım.
Lavaboya gittim.
Nefes alamıyordum.
Ama nefes almak istiyordum.
Boğazımda sanki koca bir düğüm vardı ve beni boğuyordu.
Lavaboya geldiğimde aynadaki yansımama baktım.
Gözlerim ve yanaklarım kıpkırmızı olmuştu.
Aynaya bakarak fısıldadım.
“Elfida....Neden sevilmiyorsun?”
Sesim kısıktı.
Cevap yoktu.
...
Lavabodan çıktığımda buraya gelen artık ben değildi.
Kendimi toparlamıştım.
Omuzlarımı düzelttim.
Başımı yerden kaldırdım.
Ve masaya geri döndüm.
Halef'in yanına oturduğumda onların hiçbirinin yüzüne bakmadım.
Tek kelime etmedim.
Bir süre sonra Halef konuştu.
“Elfida.”
“Hı?”
“Bu ismini istemiyorsan kullanmam.”
“Sorun değil.”
“Nasıl istersen.”
Elim telefonuma gitti.
Sonra artık bunu kullanmaya bile gerek olmadığını düşündüm.
Ne yapacaktım?
Annem...
Babam...
Abilerim...
Sevdiğim adam...
Hepsi sırtını bana dönmüştü.
Hangisiyle konuşacaktım ki?
Hiçbiriyle.
Telefonu tekrar çantama koydum.
Tam o sırada sahnedeki adamın sesi duyuldu.
“Sevgili misafirlerim, sizi biraz beklettiğimiz için özür dileriz. Bugün için özel hazinelerimiz var ve birazdan başlayacak.”
Adam sahneden ayrıldı.
Ortaya vazo gibi bir şey getirildi.
Fiyat vermeye başladılar.
Halef ise hiçbir şey yapmadan oturuyordu.
Sonunda beş yüz bine satıldı.
Şaşırmıştım.
Çok mu zengindiler?
Yoksa çok mu...
Maldılar?
Eşya götürüldü ve yerine yenisi getirildi.
Bu sefer bir tabloydu.
Diğerine göre biraz daha güzeldi.
Fiyat vermeye başladılar.
O da satıldı.
Üstelik diğerinden daha ucuza.
Nedense buna üzüldüm.
“Değerli misafirler, şimdi son parçamız geliyor. Gecenin en değerli eşyası.”
Ortaya bir kolye seti getirildi.
“Bu özel parçamız doğal zümrüttür.” dedi adam.
Halef'in bakışları nedensizce bana döndü.
Fiyat vermeye başladılar.
Halef elini kaldırdı.
“Yüz bin.”
Bizim masadan bir ses geldi.
“Yüz elli bin.”
Uraz'dı.
“Yüz altmış beş.” dedi başka biri.
“İki yüz bin.” dedi Halef.
Bu kadar zengin miydi?
Hem kendi ailemden daha mı zengindi?
Ama aile diye bir şey kalmamıştı artık.
“İki yüz otuz bin.” dedi Uraz.
"Beş yüz bin" dedi Halef.
Sesi öylesine sakindi ki sanki beş yüz bin değil, beş yüz lira söylüyordu.
Ve adam bağırdı.
“SATILDI!”
Halef'in yüzünde garip bir gülümseme oluştu.
Bir anda ne olduğunu anlamadan elimi tuttu, beni ayağa kaldırdı ve ilerlemeye başladı.
Çantamı aldım.
Ben de ona ayak uydurdum.
Mekânın arka tarafına, ödeme ve teslim işlemlerinin yapıldığı bölüme geldik.
Halef kredi kartını POS cihazına okuttu.
Ödeme yapıldı.
Kolyeyi eline aldı ve dışarı doğru ilerledi.
Dışarı çıktığımızda bizimkiler hâlâ oradaydı.
Hepsinin bakışlarını üzerimde hissediyordum.
“Elfida.”
“Hı?”
“Bunlar sana.”
“Bana mı?”
“Evet. Sana aldım.”
“Neden?”
“Çünkü bunu sana almasaydım benim karım olamazdın.”
Ne saçma kelimeydi.
Karım...
“İyi oldum mu şimdi?”
“Evet. Şimdi takacağım.”
İtiraz etmedim.
Arkamı döndüm.
Halef kolyeyi boynuma taktı.
Saçlarımı kaldırmama bile gerek kalmamıştı.
Geri çekildiğinde elim boynuma gitti.
Ama aklıma Halef'in taktığı kolye değil, Atakan'ın taktığı kolye geldi.
“Teşekkür ederim.” dedim.
"Bir şey değil.”
Elimi tuttu ve bizimkilerin yanına doğru ilerledik. Yanında abisi vardı.
Ateş abim kolyeye baktı.
“Kolyen güzelmiş. Yakışmış.”
Bir şey demedim.
Yüzlerine bile bakmadım.
“Gidelim mi, abi?” dedi Halef.
Aras, Defne'ye baktı.
“Güzelim, ayık mısın?”
Defne biraz fazla içmişti ve sarhoştu.
Aras ceketini çıkarıp Halef'e uzattı.
Halef hemen tuttu.
Aras, Defne'yi kucağına aldığında ceketi onun üzerine örttü.
“Hadi.” dedi.
Onlara arkamı dönüp ilerlemeye başladım.
Tam o sırada elim tutuldu.
Geri döndüğümde Ateş abimi karşımda gördüm.
“Sedef... Mutlu musun? Ha? Bizim yanımızda olacağına onun yanında olduğun için ?”
Yüzüne baktım.
“Karımın elini bırak.” dedi Halef.
Ateş abim ona döndü.
“Senin o ağzını sikerim lan!”
“Düzgün konuş.” dedim.
Sözümle birlikte elimi bıraktı.
Halef elini omzuma koydu ve aramıza döndük.
Ceketini çıkarıp omuzlarıma bıraktı .
Onlar artık arkamızda görünmüyorken omzumdaki eli hissettim.
“Gereksiz temas etme bana.”
Elini çekti.
Teması rahatsız ediyordu.
Arabaya binip başımı cama yasladım.
Bu gece en yalancı ve en mutlu maskemi takmıştım.
Ama mutlu olduğum bile şüpheliydi.
Ve maskem düştü.
Gerçek yüzüm ortaya çıktı.
Ben maskelerle yaşayan biriydim.
Ve bundan çok rahatsızdım...