14. bölüm · KAN VE KÜLLER
13.Bölüm ÜŞÜYORDUM.
Düğüne gelmiştik. Ortalık fazlasıyla kalabalıktı.
İnsanların dönüp dönüp bize bakması saçma geliyordu. Sanki herkes bir şeylerin farkındaymış gibi hissediyordum.
Halef'in bana sunduğu iki gün dolmuştu.
Kararımı vermiştim.
Sonuçları canımı acıtacaktı. Bunu biliyordum. Ama umurumda değildi.
Ya da...
Umursamamaya çalışıyordum.
Batu abimin koluna girmiştim. Bizim için ayrılan masaya geldiğimizde sandalyemi çekti.
"Teşekkür ederim," dedim.
Hiçbir şey söylemeden kendi sandalyesini çekip oturdu.
Uraz abim, Ekin abla, Ateş ve Asude ablam da yerlerine oturduktan kısa bir süre sonra gelin ve damat salona girdi.
Çok şıklardı.
Birbirlerine gerçekten yakışıyorlardı.
Alkışlar yükselirken ikisinin de yüzünde kocaman bir gülümseme vardı.
Bir süre sonra piste çıkıp dans etmeye başladılar.
Ardından diğerleri de yavaş yavaş piste kalkmaya başladı.
Ben ise olduğum yerde oturup onları izliyordum.
Bir süre sonra Batu abime döndüm.
"Batu abi, ben lavaboya gidip geliyorum."
Kafasını salladı.
Ayağa kalktım.
Tam o sırada gözlerim Halef'inkilerle buluştu.
Bakışlarını üzerimden çekmedi.
Ben ise hiçbir şey olmamış gibi arkamı dönüp koridora çıktım.
Topuklu ayakkabılarımın sesi sessiz koridorda yankılanıyordu.
Lavabonun önüne geldiğimde arkamdan tok bir ses duydum.
"Kararın ne?."
Olduğum yerde durdum.
Arkamı döndüm.
Halef'e baktım.
"Ne?"
Bana doğru birkaç adım attı.
"Karım mı olacaksın, yoksa babanın ölümünü mü izleyeceksin?"
İçimden bir şey koptu.
Ama yüzümü belli etmedim.
"Karın olacağım."
Üşüyordum.
Halef'in dudaklarının kenarında küçük bir gülümseme oluştu.
"Tam da istediğim gibi."
"Ne alaka?"
Ellerini cebine koydu ve bana doğru biraz daha yaklaştı.
"Üç gün sonra bir davet planım var."
Kaşlarımı çattım.
"O gün seninle evleneceğimizi herkese açıklayacağız. Sen de orada hiçbir şey olmamış gibi davranacaksın."
Kalbim hızlandı.
"Yoksa?"
"Baban ölür."
Sesi o kadar sakindi ki söyledikleri daha da korkunç geliyordu.
"Felah ailesinden herkes davete gelecek. Annen, baban, abilerin... Hepsi."
Bir an nefesimi tuttum.
"Felah ailesi büyük ihtimalle karşı çıkacak. Ama sen onları bir şekilde ikna edeceksin. Etmezsen..."
Omuzlarını silkti.
"Çok da umurumda olmaz."
Gözlerimi yere indirdim.
"Yani davetten bir hafta sonra düğünümüz olacak. Ve sen bir Fedes olacaksın."
Geriye doğru bir adım attı.
"Zaten her şeyi çoktan planlamışsındır."
Ona hayretle bakıyordum.
Annem ve babama bunu nasıl söyleyecektim?
"Ben Halef'i seviyorum."
Bu cümle ağzıma bile yakışmıyordu.
Sevmiyordum.
İstemiyordum.
Atakan o ne olucaktı peki onun yüzüne nasıl bakıcaktım.
Fedes olmak istemiyordum.
Ama babamın ölmesini de istemiyordum.
Ben hiçbir zaman insanların ölümüne sebep olmak istememiştim.
"Tamam," dedim sonunda.
Sesim titriyordu.
"Davete geleceğim."
Halef hiçbir şey söylemedi.
Ben ise arkamı dönüp hızla lavaboya girdim.
İçeri girer girmez midem bulanmıştı.
Elimi ağzıma götürüp kabinlerden birine girdim ve kustum.
"Siksinler böyle işi!"
Sifonu çekip kabinden çıktım.
Aynanın karşısına geçtim.
Yüzüme baktım.
Gözlerimin altında yorgunluk vardı.
Musluğu açıp ellerimi yıkadım.
Ellerimi kurulayıp lavabonun kapısını açmak için uzandığım sırada kapı açıldı.
İçeri benimle yaşıt gibi görünen bir kız girdi.
Bir an göz göze geldik.
Sonra hiçbir şey söylemeden yanından geçip çıktım.
...
Düğün yavaş yavaş sona ermeye başlamıştı.
Uykum çoktan gelmişti.
Gece yarısını geçmişti bile.
"Sedef, hadi gidiyoruz."
Ateş abimin sesini duyunca ona baktım.
Kafamı salladım.
Ayağa kalkıp koluna girdim ve hep birlikte salondan çıktık.
Arabaya binerken aklımda tek bir şey vardı.
Yaptığım şeyden dolayı bana ne kadar kızacaklardı?
Canım gerçekten bu evlilik yüzünden ne kadar yanacaktı?
Bilmiyordum.
Belki de en korkuncu buydu.
Hiçbir şey bilmiyordum.
...
Eve geldiğimizde doğrudan odama çıktım.
Kapıyı kapatır kapatmaz derin bir nefes aldım.
Sonunda yalnızdım.
Çantamı yatağın üzerine fırlattım.
Ayakkabılarımı çıkarıp yatağın kenarına oturdum.
Ellerimi yüzüme kapattım.
"Ben ne yaptım?"
Kendi sesimi duyduğumda bile yabancı geldi.
Üç gün sonra herkes öğrenecekti.
Üç gün sonra ailemin karşısına çıkıp hayatımın en büyük yalanını söyleyecektim.
Ve bundan sonra...
Hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.
Derin bir nefes aldım.
Sonunda yalnızdım.
Ama yalnız kalmak bu gece hiç iyi bir fikir değildi.
Çünkü susturmaya çalıştığım düşünceler, sessizlikte daha da fazla bağırıyordu.
Halef'in söyledikleri aklımda dönüp duruyordu.
Üç gün sonra bir davet vardı.
Ve o davette, herkesin karşısına çıkıp Halef'le evleneceğimi söyleyecektim.
Annemin yüzünü düşündüm.
Babamın vereceği tepkiyi...
Uraz abimin öfkesini.
Ateş abimin bana nasıl bakacağını.
Batu abimin sessizliğini.
Hepsini aynı anda düşününce nefesim daraldı.
"Ben bunu nasıl yapacağım?"
Kendi kendime fısıldadım.
Cevabını bilmiyordum.
Aslında hiçbir şey bilmiyordum.
Sadece babamın ölmesini istemiyordum.
Bana dediklerini geçti aklımdan ama belki haklıydı.
Onların başına sadece bela getiriyordum.
Başka hiçbir halta yaramıyordum.
Kapım çalındığında başımı kaldırdım.
"Sedef, benim."
Batu abimdi.
"Gel."
Kapı açıldı.
Batu abi içeri girdi ve birkaç saniye boyunca bana baktı.
"Neyin var?"
"Bir şeyim yok."
Kaşlarını çattı.
"Sedef."
"Gerçekten bir şeyim yok."
Yatağın karşısındaki koltuğa oturdu.
"Bugün bütün gece sessizdin."
"Yorgunum sadece."
"Bana yalan söyleme."
Başımı kaldırıp ona baktım.
Batu abi beni diğerlerinden daha farklı tanırdı.
Bir şey sakladığımı anlaması uzun sürmezdi.
Ama bunu anlatamazdım.
Anlatırsam babamın hayatını tehlikeye atardım.
"Gerçekten bir şey yok, Batu abi."
Bir süre yüzüme baktı.
Sonra derin bir nefes aldı.
"Tamam."
Ayağa kalktı.
Kapıya doğru ilerledi.
Tam çıkacakken tekrar bana döndü.
"Ne olursa olsun, bana anlatabilirsin."
Gözlerim dolacak gibi oldu.
Başımı salladım.
"Tamam."
Kapıyı kapatıp çıktı.
Odamda tekrar yalnız kaldım.
Yatağa uzandım.
Tavana bakarken gözlerimi kapattım.
Bir süre sonra annemin, babamın ve abilerimin yüzleri gözümün önünden geçmeye başladı.
Onlara bunu söylemek istemiyordum.
Onları üzmek istemiyordum.
Ama başka çarem de yoktu.
Halef'in söyledikleri hâlâ kulaklarımdaydı.
"Ya karım olacaksın ya da babanın ölümünü izleyeceksin."
Gözlerimi sımsıkı kapattım.
"Allah'ım..."
Sesim titredi.
"Ne olur babama bir şey olmasın."
O gece uzun süre uyuyamadım.
Sonunda yorgunluğa yenik düşüp gözlerimi kapattım.
Üç gün sonra ne olacağını düşünmek istemiyordum.
Çünkü düşünürsem...
Korkacaktım.
Ve ben artık korkmaya hakkım olmadığını biliyordum.
.....
Sabah uyandığımda ilk hissettiğim şey boğazımdaki yanmaydı.
Gözlerimi açmak bile istemiyordum.
Burnum tıkalıydı, başım ağrıyordu ve bütün vücudum kırılmış gibiydi.
Yorganın altında biraz daha kalmak için gözlerimi kapattım.
Ama birkaç dakika sonra aşağıdan gelen annemin sesiyle tekrar uyandım.
"Sedef?"
Cevap vermek için ağzımı açtım ama sesim çıkmadı.
Boğazımı temizleyip biraz daha yüksek sesle konuştum.
"Anne?"
Kapım açıldı.
Annem içeri girdiğinde doğrudan yatağıma baktı.
"Uyandın mı?"
"Kalkamıyorum."
Annem hemen yanıma geldi.
Elini alnıma koyduğu anda kaşları çatıldı.
"Ateşin var."
"Fark ettim."
"Ne zamandır böylesin?"
"Sabah uyandığımda böyleydim."
Annem yorganı üzerime biraz daha çekti.
"Bugün işe gitmeyeceksin."
"Gitmem lazım."
"Sen bu hâlinle yataktan kalkamıyorsun, işe nasıl gideceksin?"
Cevap vermedim.
Annem odadan çıkıp bir süre sonra elinde su ve ilaçlarla geri geldi.
"Önce bunu iç."
İlacı alıp suyu içtim.
Telefonum komodinin üzerinde duruyordu.
Ekranına baktığımda birkaç cevapsız arama gördüm.
Atakan❤️🩹
Bir kere değil.
Birkaç kere aramıştı.
Muhtemelen işe gitmediğimi fark etmişti.
Tam telefonu elime alacağım sırada tekrar çaldı.
Ekranda yine onun adı vardı.
Açmak için elimi uzattım ama başım öyle bir döndü ki telefonu tekrar bıraktım.
"Sonra ararım."
Annem bana baktı.
"Atakan mı?"
"Evet."
"Sen açmayınca merak etmiştir."
"Sonra konuşurum."
Telefon susmuştu.
Ama birkaç dakika sonra kapının zili çaldı.
Annem şaşkınlıkla bana baktı.
"Kim geldi bu saatte?"
Bilmiyordum.
Annem odadan çıkınca aşağıdan konuşma sesleri gelmeye başladı.
Bir süre sonra annemin sesi duyuldu.
"Atakan?"
Kalbim hafifçe hızlandı.
Atakan gerçekten gelmişti.
"Merhaba Aylin Abla."
"Sen neden geldin?"
"Sedef işe gelmemiş. Aradım ama açmadı. Merak ettim."
Annemin sesi biraz yumuşadı.
"Hasta."
"Ne?"
"Ateşi var. Sabahdan beri yatıyor."
Atakan hiç düşünmeden konuştu.
"Yanına çıkabilir miyim?"
"Tabii oğlum."
Birkaç saniye sonra kapım tekrar çaldı.
Açılmasını beklemeden Atakan içeri girdi.
Beni yatakta görünce yüzündeki endişe daha da arttı.
"Sedefim.."
"Merhaba."
"Merhaba mı?"
Yatağın kenarına oturdu.
"Telefonunu neden açmadın?"
"Uyuyordum."
"Kaç kere aradım."
"Duymamışım."
Elini alnıma koydu.
"Ateşin var."
"Annem de aynı şeyi söyledi."
"Çünkü ikiniz de haklısınız."
Gözlerimi kapattım.
Atakan saçlarımı geriye doğru itti.
"Nasıl hissediyorsun?"
"Berbat."
"Başın mı ağrıyor?"
"Çok."
"Boğazın?"
"Yanıyor."
"Burnun?"
"Tıkalı."
"Tamam. Hastasın yani."
Gözlerimi açıp ona baktım.
"Dalga mı geçiyorsun?"
"Hayır."
Gülümsedi.
"Seninle ilgileniyorum.
Bir süre sessizce yanımda oturdu.
Annem kapının önünden bakıp içeri girdi.
"Atakan, sen kal istersen. Ben aşağıdayım."
"Olur Aylin abla."dedi
Annem çıktı.
Atakan tekrar bana döndü.
"Uyuyacak mısın?"
"Sanırım."
"Ben de burada kalayım."
"Gitmek zorunda değilsin."
"Zaten gitmeyeceğim."
Yorganı biraz düzeltti.
Ben yatağın içinde kenara çekildim.
Atakan da yanıma uzandı.
Başımı göğsüne yasladım.
Elini saçlarımın üzerinde gezdirmeye başladı.
"Uyu."
"Atakan?"
"Hı?"
"İyi ki geldin."
Bir süre cevap vermedi.
Sonra alnımdan öptü.
"Sen iyi ol yeter."
Gözlerimi kapattım.
Dün gece yaşadığım her şeyden sonra ilk defa kendimi güvende hissediyordum.
Halef'in tehdidi...
Üç gün sonra yapılacak davet...
Söylemek zorunda olduğum yalan...
Hepsi birkaç dakikalığına aklımdan çıktı.
Atakan'ın yanında uykuya daldım.
