32. bölüm / 32
KAN VE KÜLLER31.Bölüm TÜM GERÇEKLER (DEVAM EDİCEK)
Bölümler 32Şu an: 31.Bölüm TÜM GERÇEKLER (DEVAM EDİCEK)
- 1 1.Bölüm SOYADININ YÜKÜ1.183 kelime
- 2 2.Bölüm İLK KARŞILAŞMA1.961 kelime
- 3 3.Bölüm TANIDIK YABANCI1.290 kelime
- 4 KARAKTER TANITIM193 kelime
- 5 4.Bölüm NEDEN?1.095 kelime
- 6 5.Bölüm KÜÇÜK TEMAS1.459 kelime
- 7 6.Bölüm UNUTKANLIK2.644 kelime
- 8 7.Bölüm BAŞLANGIÇ1.546 kelime
- 9 8.Bölüm KADERİN TUHAF OYUNU1.638 kelime
- 10 9.Bölüm TEK BİR SES YANKILANDI.1.528 kelime
- 11 10.Bölüm BİR GECE, BİR YABANCI.1.350 kelime
- 12 11.Bölüm KAYBOLUŞ1.023 kelime
- 13 12.Bölüm KIRILAN BİR KALP.1.229 kelime
- 14 13.Bölüm ÜŞÜYORDUM.1.316 kelime
- 15 14.Bölüm KORUMAK?1.488 kelime
- 16 15.Bölüm OYUN1.945 kelime
- 17 16.Bölüm BİR DAHA ESKİSİ GİBİ DEĞİL1.084 kelime
- 18 17 Bölüm.KOPUŞ1.549 kelime
- 19 18.Bölüm KİM VAR YANIMDA?1.087 kelime
- 20 19.Bölüm SENİN İÇİN YAŞIYACAĞIM1.550 kelime
- 21 20.Bölüm NEDEN BU KADAR KÖRLER1.249 kelime
- 22 21.Bölüm BENİ TANIMADINIZ1.658 kelime
- 23 22.Bölüm BEYAZ BİR VEDA1.564 kelime
- 24 23.Bölüm ACIMASIZ KADER894 kelime
- 25 24.Bölüm ÜSTÜNÜ ÇİZ1.948 kelime
- 26 25.Bölüm AKLIMDAKİ ADAM1.065 kelime
- 27 26.Bölüm SESSİZLİĞÜN İÇİNDEN1.203 kelime
- 28 27.Bölüm HAYAT GARİP1.095 kelime
- 29 28.Bölüm SENCEDE İMKANSIZMI1.101 kelime
- 30 29.Bölüm AŞK?1.511 kelime
- 31 30.Bölüm İKİ KÜÇÜK KALP1.180 kelime
- 32 31.Bölüm TÜM GERÇEKLER (DEVAM EDİCEK)2.543 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Eve gelmiş, üstümü değiştirmiş ve salona geçip oturmuştum.
Çok mutluydum.
Televizyonun karşısına geçmiş, bir şeyler yerken film izliyordum. Gün boyunca ellerimi karnımdan çekmemiş, onları hissetmeye çalışmıştım.
Bebeklerim…
Çocuklarım.
Benim en değerli varlıklarım, yaşam sevincim, hayata tutunma sebebimdi.
Elimi yeniden karnımın üzerine koydum. Henüz çok küçüklerdi. Onları hissedemiyordum bile ama yine de elim sürekli oraya gidiyordu.
Bu düşüncelerimin arasında telefonumun çalmasıyla irkildim.
Hemen yanımdaki telefona uzanıp ekrana baktım.
Batu abim
İsmini görünce önce bir an duraksadım.
Sonra derin bir nefes alıp telefonu açtım.
“Alo?”
“Sedef?”
“Efendim abi?”
“Nasılsın?”
“İyiyim, sen?”
“Ben de iyiyim. Ne yapıyorsun?”
“Evdeyim, oturuyorum. Sen?”
“Ben de dışarıdayım. Şey… Annem aradı az önce.”
“Ne oldu?”
“Bir şey yok ya. Akşam sizi yemeğe çağırıyor.”
“Bizi mi?”
“He, sizi.”
“Tamam, geliriz.”
“Halef'in işi yoksa tabii.”
“Daha gelmedi eve. Ama işi olsa da hallederiz bir şekilde.”
“Tamam, ben de anneme gelirler diye söyleyeyim o zaman.”
“Olur. Kaçta yiyeceksiniz?"
“Sekiz gibi otururuz herhalde.”
“Tamam, biz de ona göre geliriz.”
“Tamamdır. Görüşürüz o zaman.”
“Görüşürüz abi.”
Telefonu kapatıp tekrar yanıma bıraktım.
Televizyona döndüm ve filmi kaldığı yerden izlemeye devam ettim.
Ama artık aklım filmde değildi.
Bu akşam ailemin karşısına çıkacaktım.
Ve onlara hayatımdaki en büyük değişikliği söyleyecektim.
İkizlerimi.
--
Film bitmişti.
Ben de odama geçmiştim.
Halef hâlâ gelmemişti.
Dolabın karşısında durup ne giyeceğime bakarken saate gözüm takıldı.
Saat yediye geliyordu.
Halef genellikle yedi ya da yedi buçuk gibi eve gelirdi.
Dolaptan birkaç parça kıyafet çıkarıp yatağın üzerine bıraktım
Bir yandan hazırlanıyor, bir yandan da akşamı düşünüyordum.
Ailemin tepkisini bilmiyordum.
Özellikle annemin…
Elimi farkında olmadan yeniden karnıma götürdüm.
“Umarım her şey güzel olur…” diye fısıldadım.
Sonra aynaya bakıp derin bir nefes aldım.
Bu akşam onlara söyleyecektim.
Artık saklayamazdım.
Güzel bir elbise seçmiş ve giymiştim.
Karnım bu elbiseyle biraz fazla belli oluyordu ama umurumda değildi. Onların varlığını hissetmek bile beni mutlu ediyordu.
Topuklu ayakkabılarımı henüz giymek istemediğim için elime alıp aşağı indim. Ayakkabıları kapının yanına bıraktıktan sonra koltuğa oturdum.
Telefonumu elime aldım ve Halef'i aradım.
Aradım.
Açmadı.
Bir daha aradım.
Yine açmadı.
“Allah'ım sabır…”
Telefonu kapatıp bu kez Arel'i aradım.
O da açmadı.
Bir kez daha aradım.
Sonunda telefon açıldı.
“Sedef Hanım?”
“Siz salak mısınız? Niye telefonlarınıza cevap vermiyorsunuz?” diye çıkıştım.
Arel birkaç saniye sustu.
“Pardon, görmemişim. Bir sorun mu oldu?”
“Evet, tabii ki oldu!"
“Ne oldu? Sorun nedir?"
“Sinirlendim ve geç kalacağız!”
“Sinirlendiğinizi anlıyorum da… Nereye geç kalacaksınız?”
“Sen bir telefonu Halef'e versene.”
“Tabii.”
Birkaç saniye sonra Halef'in sesi geldi.
“Elfida?”
“Eve geliyor musun?”
“Evet.”
“İyi. Annem, yani ailem, bizi yemeğe çağırdı. Ben de kabul ettim. Geç kalıyoruz sayende.”
“Benim niye haberim yok?”
“Şimdi oldu ya.”
“Sağ ol ya.”
“Eyvallah.”dedim
“Eee?”dedim
“Ne ‘eee’?”
“Of, boş yaptın ya. Hadi eve gel. Sen zaten hep aynısın. Direkt gideriz.”
“Tamam, birazdan evdeyiz. Çıkarız.”
“Okey.”
Telefonu kapattım.
Yerdeki topuklularımı alıp giydim ve ayağa kalktım.
Koridordaki aynanın karşısına geçip kendime baktım.
Bir süre kendimi süzdükten sonra gülümsedim.
“Bir bak kendine be kız… Ne güzelsin maşallah.”
Başımı hafifçe yana eğdim.
“Ay, harbi güzeliz valla. Ay!”
Aynanın karşısında kendi kendime poz vermeye başlamıştım ki arkamdan gelen sesle irkildim.
“Elfida, ne yapıyorsun?”
Korkuyla dönerken ayağım topuğa takıldı.
Bir an düşecek gibi oldum.
Halef kapının yanında durmuş, bana bakıyordu.
“Salak! Korkuttun ya!” diye bağırdım.
Halef kahkahayı bastı.
“Ne yapıyordun sen öyle?”
Yanına gidip omzuna hafifçe vurdum
"Sanneeeee"dedim
“Hadi yürü. Geç kalıyoruz.”dedi
“Tamam, tamam.”
Kapıya doğru ilerlerken bana baktı.
“Bir sakin olsan… Üç cansın.”
Bir anda durdum.
Halef de durup bana baktı.
Elimi önce karnıma, sonra kalbimin üzerine koydum.
“Değil mi?” dedim.
Halef kaşlarını kaldırdı.
“Ne?”
“Artık üç canlıyız.”
Yüzümde ciddi bir ifade vardı.
“Bu yüzden sen çok kötü bir adamsın. Az önce beni korkutman hiç doğru değildi.”
Halef birkaç saniye yüzüme baktı.
Sonra gülümseyerek başını salladı.
“Tamam, özür dilerim. Bundan sonra seni korkutmadan yaklaşacağım.”
“İyi. Çünkü artık tek başıma değilim.”
Elimi yeniden karnımın üzerine koydum.
Halef'in bakışları da elime kaydı.
Bir an sessiz kaldı.
Sonra kapıyı açıp kenara çekildi.
“Üçünüz de buyurun.”
Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım.
“Böyle konuşursan belki affederim."
"Belki mi?”
“Belki.”
Başını iki yana salladı.
“Çok zor bir kadınsın.”
“Sen de yeni mi fark ettin?”
Birlikte evden çıktık.
Bu kez ailemin karşısına geçerken içimdeki heyecan daha da büyümüştü.
Çünkü birazdan hayatımın en güzel haberini onlara söyleyecektim.
.....
Arabadan indiğimizde Batu abi kapının önünde bizi bekliyordu.
Bizi görünce kollarını göğsünde birleştirip saate baktı.
“Sonunda.”
Kaşlarımı kaldırdım.
“Daha sekiz bile olmadı.”
“Annem için oldu.”
Halef arabadan inip kapıyı kapattı.
“Bizi bekliyordu yani?”
“Yok, sizi değil. Yemeği bekliyordu.”
Batu’nun lafına güldüm.
“Çok ayıp.”
“Gerçekler acıdır Sedef.”
“Sen sus.”
Batu gülerken kapıyı açtı.
“Geçin hadi, içeride herkes sizi bekliyor.”
İçeri girdiğimizde evin sıcaklığı daha kapıda yüzüme vurdu. Salondan konuşma sesleri geliyor, mutfaktan yemek kokuları yükseliyordu.
“Geldiniz mi?”
“Geldik anne.”
Yanına gidip sarıldım.
Annem saçlarımı düzeltti.
“Hoş geldiniz kızım.”
“Hoş bulduk.”
Halef de anneme selam verdi.
Ardından babamın yanına gittim.
“Hoş geldin kızım,” dedi.
“Hoş bulduk baba.”
Uraz abim koltuğundan kalkıp bana sarıldı.
“İyi misin?”
“İyiyim abi.”
“Yüzün gülüyor bugün."
Bir an duraksadım.
“Gülmeyeyim mi?”
“Yok, gül. Yakışıyor.”
“Sağ ol.”
Ateş abi de bulunduğu yerden seslendi.
“Batu, bunlar gelene kadar senin yüzünden yemek soğudu.”
Batu hemen döndü.
“Ben ne yaptım?”
“Sen çağırdın bunları.”
“Annem çağırdı.”
“Sen haber verdin.”
“E, haber vermeseydim daha mı iyiydi?”
Aralarındaki konuşmaya gülmeye başladım.
Batu bana dönüp başını salladı.
“Bak, geldiğinden beri herkes benimle uğraşıyor.”
“Çünkü hak ediyorsun.”
“Sen de mi?”
“Ben özellikle.”
Halef yanımdan geçerken alçak sesle konuştu.
“Bunların arasına girmek zor.”
Ona dönüp fısıldadım.
“Daha alışamadın mı?"
“Alıştım da kurtulamıyorum.”
“Geçmiş olsun.”
Annem mutfaktan seslendi.
“Haydi artık masaya geçin. Yemek soğuyacak!”
Hepimiz yavaş yavaş yemek odasına geçtik.
Masanın üzerinde mercimek çorbası, pilav, fırında tavuk, patates, zeytinyağlı dolma, salata ve yoğurt vardı. Yan tarafta da ekmek sepeti duruyordu.
Ben sandalyeme otururken Halef yanıma geçti.
Annem herkese yemek dağıtmaya başladı.
“Sen çorbadan iç Sedef.”
“Tamam anne.”
“Biraz da salata al.”
“Alırım.”
“Pilav da koyayım mı?”
“Az koy.”
Annem kaşığı tabağıma uzattı.
“Az dediğin bu mu?”
“Anne, daha fazla koydun.”
“Ye kızım, bir şey olmaz.”
Gülümsedim.
“Tamam.”
Batu abi karşımdan konuşmaya başladı.
“Annemin ‘bir şey olmaz’ lafına güvenme. Sonra tabağını bitirmeden kalkamazsın.”
Annem ona baktı.
“Sen karışma.”
Batu ellerini kaldırdı.
“Tamam anne.”
Herkes yemeğine başlarken bir süre sadece tabak ve çatal sesleri duyuldu.
Sonra Uraz abi Halef'e dönüp konuşmaya başladı.
“İşler nasıl gidiyor?”
“İyi. Biraz yoğun sadece.”
“Son zamanlarda daha da yoğunlaştı sanki.”
“Evet, biraz.”
Ateş abi araya girdi.
“Adamın işi yoğun, siz hâlâ yemeğe çağırıyorsunuz.”
Annem hemen cevap verdi.
“Ne var? Bir akşam da beraber yemek yiyelim.”
Batu gülerek başını salladı.
“Annemin asıl derdi bu zaten. Hepimizi aynı masada görmek istiyor.”
Annem bu kez gülümsedi.
“Ne güzel işte. Kötü mü?”
“Değil.”
Ben onları dinlerken yüzümde istemsiz bir gülümseme oluştu.
Bir süre sonra annem bana baktı.
“Sen niye pek konuşmuyorsun?”
“Dinliyorum.”
“Bir şeyin mi var?”
“Yok anne.”
“Emin misin?”
“Eminim.”
Elimi masanın altında karnımın üzerine koydum.
İçimde hafif bir heyecan vardı.
Çantam ise sandalyemin hemen yanında duruyordu.
İçinde ultrason fotoğrafları vardı.
Doktorun verdiği o küçük görüntülere gün içinde kaç kere baktığımı bilmiyordum.
Onları yanımda getirmiştim.
Çünkü sadece söylemek değil, göstermek de istiyordum.
Ama henüz zamanı değildi.
Yemeğe devam ettik.
Batu abi bir ara pilavı uzatmamı istedi.
“Sedef, pilavı versene.”
“Al.”
Tabağı ona uzattım.
“Sağ ol.”
“Bir şey değil.”
Sonra bana baktı.
“Sen gerçekten iyisin değil mi?”
Bu kez kaşığımı tabağın kenarına bıraktım.
“İyiyim abi."
“Bugün bir garipsin.”
“Nasıl garibim?”
“Bilmiyorum. Mutlusun ama bir şey saklıyorsun gibi."
Kalbim bir an hızlandı.
Halef bunu fark etmiş olacak ki bakışlarını bana çevirdi.
Ben ise gülümseyip omuz silktim.
“Belki de gerçekten mutluyumdur.”
Batu birkaç saniye yüzüme baktı.
“Olabilir.”
Konuyu daha fazla uzatmadı.
Yemek devam etti.
Babam arada Halef'le konuşuyor, Uraz abi işle ilgili bir şey anlatıyor, Ateş abi Batu'yla uğraşıyor, annem ise herkesin tabağına bir şeyler koymaya çalışıyordu.
Bir ara Nefes de yanımıza geldi.
“Ben de oturabilir miyim?”
Annem gülerek yanındaki sandalyeyi çekti.
“Gel bakalım.”
Nefes yanıma oturdu.
Bana bakıp gülümsedi.
Ben de saçlarını düzelttim.
“Ne oldu?”
“Hiç.”
Sonra tekrar yemeğine döndü.
O küçücük hâline bakarken içimde garip bir sıcaklık oluştu.
Yakında benim de iki çocuğum olacaktı
Bu düşünceyle yüzümdeki gülümseme biraz daha büyüdü.
Yemek uzun sürdü.
Kimse acele etmiyordu.
Sonunda annem tabakları toplamaya başladı.
“Bırak anne, ben yardım edeyim.”
“Sen otur.”
“Ama—”
“Sen otur dedim.”
“Tamam.”
Halef hafifçe güldü.
“Anneni dinle.”
Ona baktım.
“Sen de karışma.”
“Ben bir şey demedim.”
“Dedin.”
Batu araya girdi.
“Halef, sen daha yeni geldin. Sedef'le tartışmayı öğrenmişsin.”
Herkes güldü.
Ben de gülerek başımı iki yana salladım.
Bir süre sonra masa toplandı.
Çaylar hazırlandı ve hepimiz yeniden salona geçtik.
Ben çantamı yanıma aldım.
İçindeki ultrason fotoğraflarına elim değdi.
Bir an durdum.
Kalbim yeniden hızlandı.
Artık söylemem gerekiyordu.
Ama bu kez hemen konuşmayacaktım.
Önce çaylarımızı içecektik.
Sonra…
Onlara hayatımın en güzel haberini verecektim.
Çaylar dağıtılmıştı.
Herkes salonda oturmuş, çayını içiyor ve yemekten kalan sohbeti sürdürüyorlardı.
Ben ise çay bardağımı iki elimle tutmuş, sessizce onları dinliyordum.
Kalbim durmadan çarpıyordu.
Çantamın içinde ultrason fotoğrafları vardı.
Onları çıkarmaya birkaç kez niyetlenmiş ama her seferinde vazgeçmiştim.
Sonunda derin bir nefes aldım.
“Size bir şey söyleyeceğim.”
Salondaki konuşmalar yavaş yavaş kesildi.
Annem bana döndü.
“Ne oldu kızım?”
“Bir şey olmadı.”
Gülümsemeye çalıştım.
“Tam tersine… güzel bir şey.”
Batu abi kaşlarını kaldırdı.
“Eee, söyle o zaman.”
“Bir dakika.”
Çantamı yanıma çekip açtım.
İçinden ultrason fotoğraflarını çıkardım.
Fotoğraflara birkaç saniye baktım.
Sonra masanın üzerine bıraktım.
Annem öne doğru eğildi.
“Bu ne?”
“Ultrason fotoğrafı.”
Bir anda herkes sustu.
Babam fotoğrafa baktı.
Sonra bana.
Annemin yüzündeki ifade değişti.
“Sen…”
Başımı hafifçe salladım.
“Evet.”
Boğazım düğümlendi.
“Ben hamileyim.”
O an salonda çıt çıkmadı.
Kimse konuşmadı.
Sanki herkes duyduğu cümleyi anlamaya çalışıyordu.
Annemin gözleri doldu.
“Gerçekten mi?”
Başımı salladım.
“Gerçekten.”
“Ne zamandır biliyorsun?”
“Bir süredir.”
Annem fotoğraflardan birini eline aldı.
“Bize neden söylemedin?”
Sesizlik.
Anne hatırlatıyım sen bana tokata attın ama bazen küçükkendr dövüyordu.
Batu abi hâlâ bana bakıyordu.
“Ben amca mı oluyorum şimdi?”
Herkez kahka attı .
Ateş abim kafasına vutdu.
"Dayı oluyırsun salak"dedi.
"Abi niye vurdun şimdi "dedi batu abim.
“Vay be…”
Ateş abi güldü.
“Senin yüzüne bakılırsa bundan daha büyük bir şey var.”
Batu ona döndü.
“Ne daha büyüğü?”
Ben o sırada elimde tuttuğum diğer fotoğrafa baktım.
Kalbim yeniden hızlandı.
Asıl söylemek istediğim şey buydu.
Annem de bunu fark etmiş olacak ki gözlerini benden ayırmadı.
“Sedef?”
Derin bir nefes aldım.
“Bir şey daha var.”
Herkes tekrar sustu.
Batu kaşlarını çattı.
“Daha ne var?
Gülümsemeye çalıştım.
“Ben…”
Bir an durdum.
Sonra karnıma baktım.
“Tek değil.”
Batu'nun yüzündeki şaşkınlık arttı.
“Ne tek değil?”
Fotoğrafı masanın üzerine bıraktım.
“Bebek.”
Annemin gözleri büyüdü.
“İki tane.”
Birkaç saniye kimse konuşmadı.
Sonra Batu'nun ağzından tek bir cümle çıktı.
“İkiz mi?”
Gülerek başımı salladım.
“İkiz."
Annem ellerini ağzına götürdü.
Babam şaşkınlıkla fotoğraflara bakarken Uraz abi yerinden doğruldu.
“Ciddi misin?”
“Evet abi.”
Ateş abi gülümseyerek başını iki yana salladı.
“Bir anda iki dayı adayı olduk.”
Batu hemen ona döndü.
“Sen dayı değilsin, amca oluyorsun.”
“Sen de dayısın.”
“Biliyorum zaten.”
İkisi kendi arasında konuşmaya başlayınca istemsizce güldüm.
Ama gözlerim hâlâ doluydu.
Annem ayağa kalkıp yanıma geldi.
Bana sarıldı.
Ben de ona sıkıca sarıldım.
“İki tane…”
Kulağımın yanında ağlayarak fısıldadı.
“İki torunum olacak.”
Gözlerimi kapattım.
“Evet anne.”
Annem geri çekilip yüzüme baktı.
“Sen iyi misin?”
Gülümsedim.
“Çok iyiyim.”
Elimi karnımın üzerine koydum.
“Onlar beni çok mutlu ediyor.”
Annem elini benim elimin üzerine koydu.
Bir süre hiçbir şey söylemedi.
Sonra gözyaşlarının arasından gülümsedi.
“Daha şimdiden belli.”
“Nesi?”
“Ne kadar sevdiğin.”
Başımı eğip gülümsedim.
Masadaki ultrason fotoğraflarına baktım.
Az önce sadece benim bildiğim o iki küçük hayat artık ailemin de sırrıydı.
Ve ilk kez onları anlatırken korkmuyordum.
Sadece mutluydum.
....
Hayatımda bu kadar mutlu olduğum başka bir anı hatırlamıyordum.
Belki de bu yüzden biraz hava almak istemiştim.
Evden çıkıp sessizce sokaklarda yürümeye başladım. Çok uzaklaşmamıştım aslında ama birkaç dakika sonra ev bana kilometrelerce uzaktaymış gibi gelmeye başlamıştı.
Sadece yürüyordum.
Kafamın içinde onlarca düşünce vardı.
Ailem biliyordu.
İki bebeğim olduğunu artık herkes biliyordu.
İlk kez içimde taşıdığım o büyük sırrı tek başıma taşımıyordum.
Derin bir nefes aldım.
Tam o sırada ayaklarım istemsizce durdu.
Karşımda gördüğüm kişiyle birlikte bütün düşüncelerim bir anda dağıldı.
Atakan.
Olduğum yerde kaldım.
O da beni görmüştü.
Birbirimize doğru birkaç adım attık
Yaklaştıkça onu daha net görebiliyordum.
Dağılmış görünüyordu.
Üzerinde salaş kıyafetler vardı. Saçları karmakarışıktı. Yüzünde uzun zamandır dinlenmemiş bir insanın yorgunluğu vardı.
İçim burkuldu.
Acaba…
Bunların hepsi benim yüzümden miydi?
Karşısında durdum.
“Nasılsın?”
Bana baktı.
“Sedef… Bencilsin.”dedim içimden.
Sesi soğuktu.
Buz gibiydi.
“İyiyim. Sen?”
“İyiyim.”
Ama ikimiz de bunun yalan olduğunu biliyorduk.
Bir süre birbirimize baktık.
“Atakan ”
“Efendim?”
Derin bir nefes aldım.
“Ben hamileyim.”
Yüzündeki ifade bir anda değişti.
Sanki duyduğu şey onu olduğu yere çivilemişti.
“Ne?”
“Ben hamileyim.”
Gözleri birkaç saniye yüzümde kaldı.
Sonra bakışlarını yere indirdi.
“Allah bağışlasın."
Sesi öylesine kısıktı ki neredeyse duyamayacaktım.
Bir adım geriye çekildi.
“Ben gideyim o zaman.”
“Neden?”
“Çünkü…”
Yutkundu.
“Sen o adamın karısısın. Hem de onun çocuğunu taşıyorsun. Senin yanında olmam doğru değil.”
Yüzümdeki gülümseme bir anda silindi.
“Salaksın!”
Sesim sokakta yankılandı.
Atakan durup bana döndü.
Ben de arkasından bağırmaya devam ettim.
“Ben o adamın çocuğunu taşımıyorum! Senin çocuğunu taşıyorum, salak!”
Atakan'ın yüzündeki şaşkınlığı gördüğüm anda gözlerim doldu.
“Ben senin…”
Cümlemi tamamlayamadım.
Bir anda başım döndü.
Dizlerimin bağı çözüldü ve yere doğru hafifçe sendeledim.
Atakan hemen bana doğru geldi.
“Sedef!”
Elini uzattı.
Ben başımı kaldırdığımda gözlerinin dolduğunu gördüm.
O da ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.
Ben ise sadece ağlıyordum.
Ayağa kalktım.
Sonra hiç düşünmeden ona doğru yürüdüm.
Ellerimi yüzüne koydum.
“Atakan…”
Bana baktı.
“Ben seninim.”
Gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.
“Ve senin çocukların var.”
Kaşları çatıldı.
“Ne?”
Gülümsedim.
“İki tane.”
Bir süre yüzüme baktı.
Sonra sanki duyduğu kelimeyi zihninde tekrar etti.
“İki tane mi?”
“İkizler.”
Atakan'ın gözlerinden yaşlar daha hızlı akmaya başladı.
Ellerini belime koydu.
Sonra başını boynuma yasladı.
Bir süre öylece kaldı.
Ne diyeceğini bilmiyordum.
Sadece ağlıyordu.
Ben de saçlarını okşadım.
“Ağlama.”dem
Sesim titreyerek çıktı.
“Senin yanında olmadığım için özür dilerim.”
“…”
“Yanında olamadığım için özür dilerim, Sedef.”
Başımı onun saçlarına yasladım.
“Dileme.”
Benden uzaklaşıp yüzüme baktı.
“Nasıl dilemeyeyim?”
Gözyaşlarımı sildim.
“Çünkü ben sadece seni diliyorum.”
Bana baktı.
Uzun uzun…
Sonra yüzümü ellerinin arasına aldı.
“Sedef… Sedef'im… Güzelim…”
Sesi kırılıyordu.
“Neden onunla evlendin?”
Gözlerimi kapattım.
“Atakan, lütfen sorma."
“Bilmek istiyorum.'
“Zamanı gelince anlatacağım.”
Gözlerinin içine baktım.
“Gerçekten. Her şeyi anlatacağım. Ama şimdi değil.”
Birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra başını salladı.
“Tamam.”
Elimi tuttu.
“Sen ne zaman anlatmak istersen… o zaman anlat.”
Boynuna kollarımı doladım.
Sadece sarıldım.
Uzun zamandır özlediğim o sıcaklığın içinde gözlerimi kapattım.
Sonra başımı kaldırdım.
Birbirimize baktık.
Aramızda söylenmemiş yüzlerce cümle vardı.
Ama bu kez hiçbirine ihtiyacımız yoktu.
Yüzümü ona yaklaştırdım.
Dudaklarımız buluştu.
O an sanki yıllardır taşıdığım bütün özlem, bütün kırgınlık, bütün yarım kalmış cümleler sustu.
Hasret bitmişti.
Belki her şey düzelmemişti.
Belki önümüzde hâlâ anlatmam gereken gerçekler, vermemiz gereken kararlar ve aşmamız gereken yollar vardı.
Ama artık yarım değildik.
Çünkü Atakan bana inanmıştı.
Bana güvenmişti.
Ve ben ilk kez geleceğe korkarak değil, umut ederek bakıyordum.
Elimi karnımın üzerine koydum.
İçimde iki küçük hayat vardı.
Yanımda ise yıllardır aradığım adam.
Başımı Atakan'ın omzuna yasladım.
Gökyüzüne baktım.
Belki hayat bana hiçbir şeyi kolay vermemişti.
Belki bazı yaralar hiçbir zaman tamamen silinmeyecekti.
Ama artık biliyordum.
Bazı hikâyeler mutlu sonla bitmez.
Bazılarıysa tam bitti sandığın yerde yeniden başlar.
Benim hikâyem de burada bitmiyordu.
Sadece artık…
Herşeyin çıktığı yeni bir sayfaya başlıyorduk.....
🫶🫶🫶🫶🫶🫶
❤️EVET ARKAŞLAR KAN VE KÜLLER 1.KİTABI BURADA SONA ERİYOR BURAYA KADAR OKUYAN VE HEP BANA DESTEK OLAN HERKEZE KOCAMANNNN TEŞEKKÜR EDERİM.
2.KİTABIN GEÖMESİ BİRAZ UZUN SÜRENİLİR.
SINAV SENEM VE ELİMDEN GELDİĞİ KADAR EN İYİSİYLE YAZMAYA ÇALIŞTIM.
TEKRARDAN BANA DESTRK OLAN HERKEZE ÇOK AMA ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM 🫶🫶🫶🫶❤️🩹
SEDEF'İN HİKAYAESİ ASIK YEMİ BAŞLIYORDU VE BUNU YAZMAYI SABIRSLIZLIKLA BRKLİYORUM .
GÖRÜŞMEK ÜZEREEEE SEVİYORUM SİZİİ🤎🩵🫶🫶
Bölüm etkileşimi
