25. bölüm · KAN VE KÜLLER

24.Bölüm ÜSTÜNÜ ÇİZ

Lunorisolzey .

Sedef'in Ağzından;
Halef'in uzattığı eline baktım.
Elimi ona uzatmadan önce birkaç saniye öylece kaldım. İçimde bir şey, sanki geri dönmem için beni durdurmaya çalışıyordu.
Ama artık geri dönüş yoktu.
Derin bir nefes aldım ve elimi onun eline bıraktım.
Halef'in eli sıcaktı.
Beni salonun ortasına doğru götürdü.
Müzik yavaşladı.
Bir anda bütün salonun sesi kesilmiş gibi geldi bana. İnsanların bakışlarını üzerimde hissediyordum. Herkes gülümsüyor, bizi izliyordu.
Ben ise sadece kalbimin sesini duyuyordum.
Halef bir elini belime koydu.
Ben de diğer elimi omzuna bıraktım.
Ve dans etmeye başladık.
Yavaşça...
Adımlarımız müziğin ritmine uyarken gelinliğimin eteği zeminde süzülüyordu.
Dışarıdan bakıldığında mutlu bir gelin olmalıydım.
Ama değildim.
İçimde mutluluk yerine kocaman bir boşluk vardı.
Başımı kaldırıp Halef'e baktım.
Sonra gözlerim istemsizce kalabalığa kaydı.
Ve onu gördüm.
Atakan.
Kapının orada duvara yaslanmış şekilde bana bakıyordu.
Kalbim bir anda duracakmış gibi oldu.
Nefesim boğazımda düğümlendi.
Bunca insanın arasında onu görmemem gerekiyordu.
Ama gözlerim ondan ayrılmadı.
Atakan da bana bakıyordu.
Öylece...
Hiçbir şey söylemeden.
Sadece bakıyordu.
Gözlerinde gördüğüm şey, içimi paramparça etmeye yetti.
Bakışları yüzümde gezindi.
Sonra elimdeki yüzüğe takıldı.
O an gözlerindeki değişimi gördüm.
Yutkundum.
Gözlerim yanmaya başladı.
Keşke gelmeseydin.
Bunu düşünürken içimden başka bir ses yükseldi.
İyi ki geldin.
Kendi içimde bile ne istediğimi bilmiyordum.
Halef hafifçe eğildi.
“İyi misin?”
Atakan'a bakmayı bırakıp ona döndüm.
“İyiyim.”
Sesim neredeyse fısıltıydı.
Halef yüzüme baktı.
Sanki yalan söylediğimi anlamıştı.
Ama hiçbir şey sormadı.
Müzik devam etti.
Ben ise son bir kez Atakan'a baktım.
O da hâlâ bana bakıyordu.
Sonra gözlerimi kapattım.
Bir damla yaşın düşmesine izin vermeden başımı Halef'in omzuna çevirdim.
Müzik bittiğinde alkış sesleri yükseldi.
Başımı kaldırdım.
Gülümsedim.
En azından gülümsüyormuş gibi yaptım.
Ardından başka bir şarkı başladı.
Bu kez insanlar da piste doluştu.
Kuzenler, arkadaşlar, aile dostları...
Bir anda etrafımız insanlarla çevrildi.
Birileri elimi tutup beni dansa çekti. Bir başkası Halef'i çağırdı.
Etrafa baktığımda abilerim bile dans ediyorlardı.
Beni hakemden çekip alan Batu abimdi.
Ona baktoğımda bireley demedim.
İkimizde sadece dans ettik.
Salon kahkahalarla doldu.
Ben de kendimi müziğin akışına bıraktım.
Ama aklım hâlâ biraz önceki bakıştaydı.
Sonra bi anda onu bıraktım ve begüm ablaya verdim.
Çünkü yorulmuştum madaya dığru ilerleyip oturdum.
Sandalyeye oturduğumda derin bir nefes aldım.
Ellerimi kucağımda birleştirdim.
Başımı kaldırıp salona baktım.
Her şey çok güzeldi.
Işıklar...
Müzik...
İnsanların mutluluğu...
Ama ben o güzelliğin içinde kendimi çok yalnız hissediyordum.
Sonra önümde birinin durduğunu gördüm.
Danstan sonra nihak kıyılacak ve artık hakefin karısı olucakdım.
Sıkıntıyls binefes aldım.
Başımı kaldırdım.
Uraz.
Arkasında Ateş ve Batu vardı.
Üçünü bir arada görünce kalbim sıkıştı.
Uzun zamandır böyle yan yana durmamıştık.
Uraz sandalye çekip yanıma oturdu
Ateş yanıma geçti.
Batu ise sessizce karşıma sandalyr çekip oturdu.
Kimse konuşmadı.
Sanki hepimiz ilk kelimeyi kimin söyleyeceğini bekliyorduk.
Sonunda Uraz gözlerimin içine baktı.
“İyi misin, küçük ?”
O kelime...
Küçük.
Çocukluğumdan beri bana böyle seslenirdi.
Boğazım düğümlendi.
“İyiyim.”
Bu kez sesim daha da kısıktı.
Ateş bana baktı.
“Yalan söyleme.”
Gözlerimi kaçırdım.
Bir süre sessiz kaldım.
Sonra fısıldadım.
“Çok özledim sizi.”
Üçü de sustu.
Ben ise artık kendimi tutamadım.
Gözlerim doldu.
“Ben size kızgın değildim.”
Uraz'ın yüzündeki ifade değişti.
“Biliyoruz.”
“Ben sadece...”
Cümlem yarım kaldı.
Çünkü kelimeler boğazımda düğümlenmişti.
Ateş elini elimin üzerine koydu.
“Biliyoruz, Sedef.”
O dokunuşla gözyaşlarım yanağımdan süzüldü.
Başımı eğdim.
“Annem hâlâ bana kızgın mı?”
Uraz cevap vermeden önce anneme baktı.
Ben de onun bakışını takip ettim.
Annem uzakta oturuyordu.
Bana bakıyordu.
Ama yanıma gelmiyordu.
Aramızdaki mesafe birkaç metreydi.
Fakat bana kilometrelerce uzakmış gibi geliyordu.
Uraz tekrar bana döndü.
“Annem de seni özledi.”
Gözlerimi kapattım.
“Bana tokat attı."
Sesim titredi.
“Unutmadım."
Uraz'ın çenesi gerildi.
“Biz de unutmadık.”
O an içimde bir şey kırıldı.
Ama aynı zamanda ilk kez yalnız olmadığımı hissettim.
Abilerim yanımdaydı.
Annem uzakta olsa bile...
Ailem buradaydı.
Belki her şey eskisi gibi olmayacaktı.
Belki bu gece bütün yaralarımızı iyileştirmeye yetmeyecekti.
Ama o an Uraz'ın elini tuttuğumda, çocukluğumdaki gibi hissettim.
Sanki yeniden onların küçük kardeşiydim.
Ve ilk kez o gece, düğünümün ortasında, kendimi biraz olsun evimde hissettim.
Abilerimle konuşmamızın ardından bir süre daha masada kaldık.
Uraz, gözlerimin içine son kez baktı.
“Bir şeye ihtiyacın olursa buradayız.”
Başımı salladım.
“Tamam.”
Ateş ayağa kalkarken saçımı hafifçe karıştırdı.
“Üzülmek yok küçük.”
İstemeden güldüm.
“Tamam abi.”
Batu da ayağa kalktı.
“Biz kendi masamıza geçiyoruz. Bir şey olursa haber ver.”
Üçü de uzaklaşıp ailelerinin bulunduğu masaya doğru ilerledi.
Gözlerim onları takip etti.
Annem hâlâ yerinden kalkmamıştı.
Ama bu kez bana bakıyordu.
Ben de bakışlarımı kaçırmadım.
Aramızda hâlâ konuşulmamış şeyler vardı.
Belki bugün çözülecek değildi.
Ama en azından buradaydı.
Müzik susmuş herkez yeirne geçmişti.
Halef yanıma geldi.
"Elfida "
"Hı"
"Artık karımsın"
"Sağol ya sen söylemesen bilmicez"dedim.
Birşey demei.
Nikah memuru salona doğru giriş yaptı ve yanımıza geldi.
Nikâh memuru önündeki dosyayı kapatıp ikimize baktı.
“Sayın Sedef Felah ve Sayın Halef Fedes…
Türk Medeni Kanunu’nun ilgili hükümleri gereğince, evlenme isteğinizi ve gerekli belgelerinizi incelemiş bulunuyorum.
Şimdi sizlere ayrı ayrı soracağım.
Sayın Sedef Felah, hiçbir baskı veya zorlama altında kalmadan, kendi özgür iradenizle Sayın Halef Fedes’i eş olarak kabul ediyor musunuz?”
Ardından bakışlarımı halef'e çevirdim.
Ve hala aynı yerinde bekleyen Atakana.
Elimde bi baskı hissetdim.
Gözlerim dolamya başlamıştı.
"Evet"diye bağırdım.
Adam bakışları halefe çevirdi.
“Sayın Halef Fedes, hiçbir baskı veya zorlama altında kalmadan, kendi özgür iradenizle Sayın Sedef Felah’ı eş olarak kabul ediyor musunuz?”
"Evet"dedi sakin bi sesle.
Salında alışlar koparken benim içimde fırtınalar kopuyordu.
“Tarafların birbirlerini eş olarak kabul ettiklerini beyan etmeleri üzerine, Türk Medeni Kanunu’nun bana verdiği yetkiye dayanarak, Sedef Felah ve Halef Fedes’in evlenmelerine karar verilmiştir.”
Nikâh memuru resmi evrakı imzaladı.
“Evliliğinizin her iki taraf için de hayırlı olmasını dilerim. Mutluluklar.”
Elime cüzanı aldım.
Ayağa kalkdık ve fotoğraflarımızı çektiler.
Nikah memuru salondan ayrıldığında.
Müzik yeniden yükseldi.
Bu kez hareketli bir parça çalmaya başladı.
Bir anda salondan alkış sesleri yükseldi.
“Halay!”
Birileri bağırdı.
İnsanlar piste doğru koşmaya başladı.
Halef bana baktı.
“Geliyor musun?”
Gülümseyerek ayağa kalktım.
“Geliyorum.”
Halef'in elini tuttum ve birlikte piste çıktık.
Kısa sürede uzun bir halay sırası oluştu.
Uraz, Ateş ve Batu da aramıza katılmıştı.
Bir süre sonra babamı bile halayın başında görünce istemeden güldüm.
Yıllardır ilk kez ailemle böyle bir gecenin içinde olduğumu hissediyordum.
Müzik hızlandıkça hepimiz aynı ritme ayak uydurmaya başladık.
Kahkahalar yükseliyor, insanlar alkışlıyor, bazıları telefonlarıyla bizi çekiyordu.
Ben de bütün gece ilk kez gerçekten gülümsedim.
Gece ilerledikçe salondaki kalabalık daha da arttı.
Tanıdığım birçok insan gelmişti.
Savcılıkta beraber çalıştığım insanlar, eski meslektaşlarım, aile dostlarımız...
Bir ara salonun girişinde tanıdık bir yüz gördüm.
Başsavcı.
Beni gördüğü anda gülümseyerek yanımıza doğru geldi.
“Sayın Savcım,” dedi.
Gülerek başımı eğdim.
“Hoş geldiniz.”
“Düğününüze gelmemek olmazdı.”
Halef de yanımıza geldi.
Başsavcı onunla da tokalaştı.
“Halef Bey.”
“Hoş geldiniz.”
Kısa bir sohbetin ardından tebriklerini iletip masasına döndü.
Halef bana baktı.
“Çok tanıdığın varmış.”
“Benim kadar senin de var.”
Halef'in yüzünde hafif bir gülümseme oluştu.
“Onlar biraz farklı.”
Ne demek istediğini anlamıştım.
Çünkü gecenin ilerleyen saatlerinde Halef'in dünyasından gelen insanlar da salona gelmeye başlamıştı.
Bazı isimleri daha önce duymuştum.
Bazılarını ise yalnızca haberlerden, dosyalardan veya başkalarının anlattığı hikâyelerden biliyordum.
Yanımıza gelen adamların yüzleri ciddi, bakışları sertti.
Ama Halef'in yanında bana karşı son derece saygılıydılar.
Masaları tek tek dolaşmaya başladık.
Kimi bizi tebrik ediyor, kimi hediyesini veriyor, kimi Halef'le birkaç dakika konuşuyordu.
Ben ise bütün bu insanların arasında kendimi garip bir dünyanın içinde hissediyordum.
Bir tarafta adliyeden tanıdığım insanlar...
Diğer tarafta Halef'in dünyasından gelen isimler...
Ve ortada biz vardık.
İlk dansın ardından müzik yeniden hareketlenmiş, insanlar da piste katılmıştı.
Bir süre hep birlikte dans ettik.
Kahkahalar, alkışlar ve müziğin sesi salonu dolduruyordu. Ben de gecenin bütün ağırlığını birkaç dakikalığına unutmaya çalışıyordum.
Sonunda müzik yavaşladı.
“Takı töreni başlıyor!” diye bir ses yükseldi.
İnsanlar yavaş yavaş pistin kenarında toplanmaya başladı.
Halef yanıma geldi.
“Hazır mısın?”
Ona baktım.
“Sanırım.”
Yan yana durduk.
İlk olarak benim ailem geldi.
Babam önde, Uraz, Ateş ve Batu onun arkasındaydı.
Babam Halef'in karşısında durdu.
Aramızdaki düşmanlık yüzünden yüzündeki ifade oldukça ciddiydi.
Elindeki küçük kutuyu açtı.
İçinden bir kol saati çıkardı.
Halef'in bileğine baktı.
“Bunu sana takacağım.”
Halef kolunu uzattı.
Babam saati bileğine geçirirken ikisi de tek kelime etmedi.
Saatin kayışını kapattıktan sonra babam Halef'in gözlerinin içine baktı.
“Bunu kızım için takıyorum.."
Halef'in bakışları sertleşti.
“Anladım.”
“İyi.”
Babam geri çekildi.
Uraz öne çıktı.
Elinde bir zarf vardı.
Halef'e uzattı.
“Bu da benden.”
Halef zarfı aldı.
“Sağ ol.”
Uraz'ın yüzünde en ufak bir gülümseme yoktu.
“Yanlış anlama. Bu, aramızdaki şeyleri değiştirmiyor.”
Halef başını salladı.
“Değiştirmesini beklemiyorum.”
Ateş de Halef'e bir hediye uzattı.
Batu ise kısa bir bakış attı.
“Benden de bu kadar.”
Halef hepsini kabul etti.
Felah ailesi geri çekildiğinde bu kez Fedes ailesi yanımıza geldi.
Kafa salladım.
Uraz ,ateş ve batu abim yanıma geldiler bana bilezik taktılar.
"Küçük kardeşimiz her zaman mutlu " dediler.
Felah ailesinin sorası bittiğinde fedesa ailesi başladı.
Ve şuandan birlikte kollarım dolmuştu
Halef'in babası öne çıktı.
Bana baktı.
Elindeki kutuyu açtı.
İçinden gösterişli bir bilezik çıkardı.
“Bunu sana takalım.”
Bileğimi uzattım.
Bileziği bileğime geçirirken yüzüme baktı.
“Artık bu ailenin gelinisin.”
Sesi sakin ama mesafeliydi.
“Teşekkür ederim.”
Ardından aras ve defne geldi.
Boynuma bir kolye taktı.
“Güle güle kullan.”
Başımı eğdim.
“Sağ olun.”
Fedes ailesinden diğerleri de sırayla yanıma gelip takılarını taktılar.
Kısa süre içerisinde üzerimde birkaç bilezik ve kolye birikmişti.
Ama bütün bu gösterişli takıların arasında kendimi garip bir şekilde huzursuz hissediyordum.
Çünkü herkes gülümsüyor olsa da iki ailenin arasındaki düşmanlık hâlâ oradaydı.
Bu kez annemi gördüm.
Elinde küçük bir kutuyla bana doğru yürüyordu.
Kalbim sıkıştı.
Annem karşıma geldiğinde ikimiz de birkaç saniye konuşamadık.
O tokat hâlâ aklımdaydı.
Yanağımda değil..
İçimde kalmıştı.
Annem kutuyu açtı.
İçinden zarif bir bilezik çıkardı.
“Bunu senin için saklamıştım.”
Sesindeki titremeyi duyunca gözlerim doldu.
Bileğimi uzattım.
Annem bileziği taktı.
Parmakları elimde birkaç saniye fazla kaldı.
Sonra gözlerime baktı.
“Güle güle kullan.”
Sadece bunu söyledi.
Ben de başımı salladım.
“Teşekkür ederim.”
Sarılmadık.
Ama annemin elini birkaç saniye tuttum.
Belki şimdilik bu kadarı yeterliydi.
Babam tekrar yanıma geldi.
Bu kez elinde birkaç altın vardı.
“Bunlar da benden.”
Altınları gelinliğime taktı.
“Mutlu ol.”
“Sağ ol baba.”
Ardından Uraz geldi.
Ama neden geldiklerini nalmamaıltım zaten takmışlardı.
"Bu hediye bizden"dedi ekin abla ve uraz abim.
Boynuma ağır bir kolye taktı.
“Bunu yıllardır saklıyordum.”dedi Uraz abim.
Şaşkınlıkla ona baktım.
“Abi, çok fazla.”
“Sen benim kardeşimsin.”
Başımı eğdim.
Gözlerim dolmuştu.
Ateş ve asude abla bir bilezik çıkardı.
“Bu da benden.”
“Abi...”
“İtiraz etme.”
Batu abi ve begüm abal da birkaç altını taktı.
“Benimki de bu.”
Gülmeye çalıştım.
“Teşekkür ederim.”
Üç kardeşim önümden çekildiğinde gözlerim tekrar kalabalığa kaydı.
Ve onu gördüm.
Atakan.
Kalabalığın arasında bana doğru yürüyordu.
Elinde küçük bir kutu vardı.
Kalbim hızlandı.
Yanıma geldiğinde gözlerimiz buluştu.
Bir süre hiçbir şey söylemedi.
Sonra kıtuyu açtı ve içinden zarif bir bileklik çıktı bana uzattı.
Onun takmasını istediğim için elimi uzattım.
İtiraz etmeden taktı.
“Mutlu ol.”
İki kelime.
Ama o iki kelime içimi paramparça etmeye yetti..
“Teşekkür ederim.”
Parmaklarımız kısa bir an birbirine değdi.
Atakan hemen elini çekti.
Bana son kez baktı.
Sonra kalabalığın arasına karışıp uzaklaştı.
Arkasından bakakaldım.
Halef yanımda sessizce duruyordu.
Bir şey sormadı.
Ben de açıklama yapmadım.
Çünkü bazı şeyleri anlatmak, onları daha gerçek hâle getiriyordu.
Takı töreni devam etti.
Bir süre sonra üzerimdeki altınların ağırlığını gerçekten hissetmeye başladım.
Ama asıl ağır gelen onlar değildi.
Bu gecenin bana yüklediği her şeydi.
Ailem...
Halef...
Atakan...
İki düşman aile...
Ve artık geri dönüşü olmayan bir evlilik.
Gecenin ilerleyen saatlerinde müzik yeniden yükseldi.
İnsanlar tekrar piste çıktı.
Halay çekildi, dans edildi, kahkahalar yükseldi.
Ben de aralarına katıldım..
Arada katıldım ama hep oturmayı tercih etmiştim.
En azından herkes mutlu olduğumu sandı.
Saat ilerledikçe misafirler birer birer vedalaşmaya başladı.
Salon yavaş yavaş boşaldı.
Ben ise gecenin sonunda, gelinliğimin eteklerini elimde tutarak salonun ortasında bir süre durdum.
Az önce yüzlerce insanın bulunduğu yerde şimdi yalnızca birkaç kişi kalmıştı.
Halef yanıma geldi.
“Gidelim mi?"
Başımı kaldırıp ona baktım.
Son kez salonu süzdüm.
Sonra sessizce elimi ona uzattım.
“Gidelim.”
Elimi tuttu.
Ve birlikte salondan çıktık.
Arkamızda düğün kalmıştı.
Ama önümde başlayan hayatın nasıl olacağını hiçbirimiz bilmiyorduk.
Ve ben artık yeni bir beden.
Yeni bir iam olarak yaşamaya başlamıltım..
Ben sedef felah.
Yanlış üstünü çiz.
Sedef fedes...