3. bölüm / 32
KAN VE KÜLLER3.Bölüm TANIDIK YABANCI
Bölümler 32Şu an: 3.Bölüm TANIDIK YABANCI
- 1 1.Bölüm SOYADININ YÜKÜ1.183 kelime
- 2 2.Bölüm İLK KARŞILAŞMA1.961 kelime
- 3 3.Bölüm TANIDIK YABANCI1.290 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 KARAKTER TANITIM193 kelime
- 5 4.Bölüm NEDEN?1.095 kelime
- 6 5.Bölüm KÜÇÜK TEMAS1.459 kelime
- 7 6.Bölüm UNUTKANLIK2.644 kelime
- 8 7.Bölüm BAŞLANGIÇ1.546 kelime
- 9 8.Bölüm KADERİN TUHAF OYUNU1.638 kelime
- 10 9.Bölüm TEK BİR SES YANKILANDI.1.528 kelime
- 11 10.Bölüm BİR GECE, BİR YABANCI.1.350 kelime
- 12 11.Bölüm KAYBOLUŞ1.023 kelime
- 13 12.Bölüm KIRILAN BİR KALP.1.229 kelime
- 14 13.Bölüm ÜŞÜYORDUM.1.316 kelime
- 15 14.Bölüm KORUMAK?1.488 kelime
- 16 15.Bölüm OYUN1.945 kelime
- 17 16.Bölüm BİR DAHA ESKİSİ GİBİ DEĞİL1.084 kelime
- 18 17 Bölüm.KOPUŞ1.549 kelime
- 19 18.Bölüm KİM VAR YANIMDA?1.087 kelime
- 20 19.Bölüm SENİN İÇİN YAŞIYACAĞIM1.550 kelime
- 21 20.Bölüm NEDEN BU KADAR KÖRLER1.249 kelime
- 22 21.Bölüm BENİ TANIMADINIZ1.658 kelime
- 23 22.Bölüm BEYAZ BİR VEDA1.564 kelime
- 24 23.Bölüm ACIMASIZ KADER894 kelime
- 25 24.Bölüm ÜSTÜNÜ ÇİZ1.948 kelime
- 26 25.Bölüm AKLIMDAKİ ADAM1.065 kelime
- 27 26.Bölüm SESSİZLİĞÜN İÇİNDEN1.203 kelime
- 28 27.Bölüm HAYAT GARİP1.095 kelime
- 29 28.Bölüm SENCEDE İMKANSIZMI1.101 kelime
- 30 29.Bölüm AŞK?1.511 kelime
- 31 30.Bölüm İKİ KÜÇÜK KALP1.180 kelime
- 32 31.Bölüm TÜM GERÇEKLER (DEVAM EDİCEK)2.543 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ateş'in Ağzından;
Hastaneye nasıl geldiğimizi bile hatırlamıyordum.
Her şey o kadar hızlı olmuştu ki...
Sedef kollarımdaydı.
Başından akan kan, tişörtüme ve ellerime bulaşmıştı. Şimdi ise kurumuştu. Avuçlarıma baktıkça nefesim daralıyordu.
Acil servisin kapıları açıldı.
Doktorlar sedyeyi elimden alıp hızla içeri götürdüler.
Ben de peşlerinden gitmek isterken bir hemşire önüme geçti.
"Lütfen burada bekleyin. İçeri girmeniz yasak."
"Ben abisiyim..." dedim titreyen bir sesle.
"Anlıyorum ama lütfen."
Kapı yüzüme kapandı.
O kırmızı ışığın yanmasıyla sanki dünyam durmuştu.
Sırtımı duvara yasladım.
Bacaklarım beni taşımıyordu.
"Abi..." dedim kısık bir sesle.
Uraz başını bana çevirdi.
"Efendim?"
"Her şey benim yüzümden oldu..."
Sesim çatladı.
"Ben bağırmasaydım... Kartı göstermeseydim... Korkutmasaydım düşmezdi."
Uraz abim bir anda omuzlarımdan tuttu.
"Ateş!"
Bağırışı koridorda yankılandı.
"Kendine gel! Şu an suçlu aramanın zamanı değil."
Gözlerim doldu.
"Ama ben..."
"Yeter!"
Başımı önüme eğdim.
Koridorun diğer ucunda Batu yerde oturuyordu.
Ellerini saçlarının arasına geçirmişti.
Hayatımda onu ilk kez bu kadar çaresiz görüyordum.
Yanına gidip kolundan tuttum.
"Hadi."
Güçlükle ayağa kalktı.
Bana baktı.
"Anneme ne diyeceğiz?"
Annem...
Babam...
Bu haberi nasıl kaldıracaklardı?
Tam o sırada telefonum çalmaya başladı.
Ekrana baktım.
Annem.
Kalbim sıkıştı.
"Sanki hissetmiş..." diye fısıldadım.
"Aç." dedi Uraz abim.
Derin bir nefes aldım.
Titreyen parmağımla aramayı cevapladım.
"Alo..."
"Ateş?"
Annemin sesi her zamanki gibi sakindi.
"Neden telefonumu geç açtın oğlum?"
Boğazımdaki düğüm büyüdü.
"Anne..."
Sessizlik oldu.
Annem beni tanıyordu.
Sesimdeki en ufak değişikliği bile anlardı.
"Ateş..."
"Söyle bana."
"Bir şey mi oldu?"
Gözümden yaş süzüldü.
"Sedef..."
"Sedef'e ne oldu?"
Annemin sesi titremeye başlamıştı.
"Konuş Ateş!"
"Sedef bayıldı..."
"Nasıl noldu?"
"Başını mermere çarptı..."
Telefonun diğer ucundan derin bir nefes sesi geldi.
"Sedef'e birşey oldumu?"
"Anne kanaması var kafası kanıyordu."
Annem ağlamaya başladı.
"Nerdesiniz?"dedi zorlukla
"Hastanedeyiz."
"Biz hemen geliyoruz."
"Anne..."
"Ateş kendinde kal tamammı."dedi.
Telefon kapandı.
Koridorda ölüm sessizliği vardı.
Hiç kimse konuşmuyordu.
Dakikalar geçmek bilmiyordu.
Tam o sırada acil servisin kapısı yeniden açıldı.
Beyaz önlüklü doktor dışarı çıktı.
Hepimiz aynı anda ayağa fırladık.
Doktor maskesini indirip ciddi bir ifadeyle bize baktı.
"Sedef Felah'ın yakınları siz misiniz?"
Doktorun sorusuyla hepimiz aynı anda öne çıktık.
"Evet..." dedim aceleyle. "Ben yani biz abileriyiz."
Doktor kısa bir an dosyaya baktı.
"Hastamızın bilinci kapalı olarak getirildi. Başına aldığı darbe nedeniyle ciddi bir kanaması vardı. İlk müdahaleyi yaptık."
Kalbim sanki göğsümü parçalayacak gibi atıyordu.
"İyi mi?" diye sordum. "Ne olur iyi olduğunu söyleyin."
Doktor derin bir nefes aldı.
"Şu an hayati bulguları stabil. Ancak baş travmalarında ilk saatler çok önemlidir. Beyin tomografisini çektik. Sonuçları ayrıntılı olarak inceliyoruz."
"Ameliyat olacak mı?" diye sordu Batu, sesi neredeyse duyulmuyordu.
"Bunu tetkiklerin sonucuna göre söyleyebiliriz."
İçim biraz olsun rahatlamıştı ama hâlâ ayakta duracak gücüm yoktu.
"Onu görebilir miyiz?" dedim.
"Henüz hayır. Tedavisi devam ediyor. Ayrıca kan kaybettiği için yakından takip ediyoruz."
Doktor birkaç evrak uzattı.
"Bu formların imzalanması gerekiyor."
Evrakları elim titreyerek aldım.
İsmimi bile zor yazıyordum.
Doktor tekrar içeri girdiğinde koridor yeniden sessizliğe gömüldü.
Tam o sırada asansör kapıları açıldı.
Annem...
Babam...
Ekin abla..
Koşarak koridora geldiler.
Annemin gözleri kıpkırmızıydı.
Beni görür görmez omuzlarımdan tuttu.
"Sedef nerede?"
Boğazım düğümlendi.
"İçeride..."
Annem gözyaşlarını tutamayarak acil servis kapısına baktı.
"Bir şey olmayacak..." diye fısıldıyordu kendi kendine. "Benim kızıma bir şey olmayacak..."
Babam ise hiç konuşmuyordu.
Yüzü bembeyazdı.
Sadece kapıya bakıyordu.
İlk defa onu bu kadar sessiz görüyordum.
Bir süre sonra içeriden telaşlı ayak sesleri duyuldu.
Hemşireler hızla koşuşturmaya başladı.
Kalbim yeniden sıkıştı.
Kapı açıldı.
Bir hemşire aceleyle seslendi:
"Doktor! Hastanın bilincinde kısa süreli bir hareketlenme var!"
Hepimiz nefesimizi tuttuk.
Sedef...
Doktor içeri girdikten sonra kapı yeniden kapandı.
Koridorda yine derin bir sessizlik oluştu.
Kimse konuşmuyordu.
Sadece duvardaki saatin tik tak sesleri duyuluyordu.
Dakikalar saat gibi geçiyordu.
Annem sürekli dua ediyor, babam ise tek kelime etmeden acil servis kapısına bakıyordu.
Yaklaşık kırk dakika sonra doktor tekrar dışarı çıktı.
Yüzündeki ciddi ifade hepimizi ayağa kaldırdı.
"Başındaki kanamayı kontrol altına aldık. Şimdilik ameliyat gerektirecek bir durum görünmüyor. Ancak aldığı darbe oldukça şiddetli."
"Neden uyandırmıyorsunuz?" diye sordum.
"Vücudu büyük bir travma yaşadı. Şu an yoğun bakımda yakın takip altında tutacağız. İlk 24 saat bizim için çok önemli."
Annem gözyaşlarını silmeye çalıştı.
"İyi olacak değil mi doktor?"
"Elimizden geleni yapıyoruz."
Doktor ayrıldıktan sonra hepimiz derin bir sessizliğe gömüldük.
O gece kimse hastaneden ayrılmadı.
Ben...
Uraz abim..
Batu...
Annem...
Babam...
Ekin abla nefes için ayrılmak zorunda kalmıştı.
Ne kadar istemeseler abim zorla onu eve göndermişti onun için endişeleniyordu.
Bakışlarımı yanımdaki kişiye çevirdim. Atakan...
Atakan hastaneye ulaştığında yüzü bembeyazdı.
Hiç kimseye bir şey sormadı.
Sadece yoğun bakımın camına bakıp kaldı.
Gözleri doluydu.
Sessizce, "Ne olur bana geri dön..." diye fısıldadı.
Günler birbirini kovaladı.
İlk gün...
İkinci gün...
Üçüncü gün...
Sedef hâlâ uyanmamıştı.
Doktorlar bunun normal olduğunu, beyninin dinlenmeye ihtiyacı bulunduğunu söylüyordu.
Koridordaki herkes tek bir haberi bekliyordu.
"Sedef gözlerini açtı."
...
Üçüncü gün...
Hastanenin koridorları artık bize yabancı değildi.
Kahveler soğuyor, saatler geçiyor ama hiçbirimiz yerimizden ayrılmıyorduk.
Her doktor çıktığında aynı umutla ayağa kalkıyor, aynı endişeyle yeniden oturuyorduk.
Annem neredeyse hiç uyumamıştı.
Babam ise sessizce camdan dışarıyı izliyordu.
Atakan...
O da hiç gitmemişti.
Yoğun bakımın karşısındaki koltukta oturuyor, gözlerini kapıdan ayırmıyordu.
Elinde Sedef'in bilekliği vardı.
Sürekli onu çevirip duruyordu.
Akşam saatlerine doğru yoğun bakımın kapısı açıldı.
Doktor dışarı çıktı.
"Hastamızın durumu iyiye gidiyor."
Hepimiz ayağa kalktık.
"Bilinci yavaş yavaş toparlanıyor. Bugün bazı refleksler verdi."
Annem gözyaşlarını sildi.
"Ne zaman uyanır?"
"Kesin bir şey söyleyemeyiz ama yakın zamanda uyanmasını bekliyoruz."
İçime ilk defa küçük de olsa bir umut düştü.
...
Dördüncü gün...
Sabahın erken saatleriydi.
Koridor sessizdi.
Bir hemşire telaşla yoğun bakıma girdi.
Arkasından doktor da içeri geçti.
Dakikalar sonra doktor yeniden dışarı çıktı.
Yüzünde bu kez hafif bir tebessüm vardı.
"Hastamız gözlerini açtı."
O an hepimiz aynı anda ayağa fırladık.
"Ancak..." dedi doktor.
Sesindeki ciddiyet hepimizi durdurdu.
"Şu an çok kısa süreli bilinci açık. Fazla yorulmaması gerekiyor. İçeri yalnızca bir kişi girebilir."
Hepimiz birbirimize baktık.
Atakan olduğu yerde donup kalmıştı.
Doktor gözlerini ona çevirdi.
"Hastamız uyandığında bir isimi tekrarladı."dedi.
"O kim"dedi Batu.
"Atakan diye defalarca tekrarkadı"dedi doktor.
Bakışlarımı Atakana çevirdim.
Koridorda derin bir sessizlik oldu.
Atakan'ın gözleri doldu.
"Benim..." diyebildi sadece.
Doktor başını salladı.
"Lütfen sakin olun. Hastayı üzmeyin ve uzun kalmayın."
Atakan yavaş adımlarla yoğun bakım odasına doğru yürüdü.
Kapı sessizce kapandı.
.....
Atakan'ın Ağzından;
Doktorun söyledikleri kulaklarımda yankılanıyordu.
"Hastamız uyandığında ilk söylediği isim buydu..."
Bacaklarım sanki bana ait değildi.
Kapıya kadar nasıl yürüdüğümü hatırlamıyordum.
Hemşire kapıyı yavaşça açtı.
"Çok kısa kalın. Onu yormayın."
Sessizce başımı salladım.
Odaya girdim.
Makinelerin düzenli bip sesleri dışında içerisi tamamen sessizdi.
Sedef...
Bembeyaz hastane yatağında öylece uzanıyordu.
Başının etrafında kalın bir bandaj vardı.
Kolunda serum, parmağında oksijen ölçer...
Onu ilk gördüğüm an boğazım düğümlendi.
Bu hâlini görmek canımı yakıyordu.
Yatağın yanına yavaşça yaklaştım.
Titreyen elimle elini tuttum.
Soğuktu.
"Sedefim.."dedim.
Sesim neredeyse fısıltıdan ibaretti.
Göz kapakları hafifçe kıpırdadı.
Yavaşça gözlerini araladı.
Bana baktı.
Uzun uzun...
Sanki beni tanımaya çalışıyordu.
Sonra dudakları güçlükle kıpırdadı.
"...Atakan?"
Kalbim yerinden çıkacak sandım.
"Buradayım."
Gözlerinden iki damla yaş süzüldü.
"Gitmedin..."
"Hiçbir yere gitmedim."
Elimi biraz daha sıktı.
"Neden hastanedeyim?"
Bir an sustum.
Doktorun uyarısı aklıma geldi.
Onu strese sokmamam gerekiyordu.
"Küçük bir kaza geçirdin."
Kaşlarını çattı.
"Kaza..."
Başını hafifçe oynatınca acıyla yüzünü buruşturdu.
"Canın yanıyor, oynatma."
Sessizce başını salladı.
Odayı gözleriyle dolaştı.
Sonra tekrar bana baktı.
Kapı tekrar açılınca içeri doktor girdi.
"Birkaç soru sormama gerek"dedi
"Adınız nedir"
"Sedef..Sedef felah"dedi.
"Yaşınız?"
"25"
"Mesleğiniz"
"Savcı..cumhuriyet savcısı"dedi.
"Yanınızdaki kişiyi tanıyormusunuz"
"Evet Atakan "
"Dışarıda kimler var"dede Sedef bu sefer.
"Anneniz,babanız,abileriniz"dedi doktor.
"Abilerim?"
"Atakan"dedi.
Ona doğru döndüm.
"Söyle sedefim"
"Abilerim kim?"
"Uraz,ateş,batu"dedim.
Onların adını da ilk kez duyuyormuş gibi tekrarladı.
Panikle başını tuttu.
"Ben... Neden hiçbirini hatırlamıyorum?"
Tam o sırada doktor araya girdi.
Ardından bana dönüp alçak sesle konuştu.
"Beklediğimiz durum bu."
"Ne demek?"
"Kimlik bilgilerini, yaşını, eğitimini ve kendi hayatına ait genel bilgileri hatırlıyor. Ancak yakın çevresine dair anılarında geçici bir kayıp var."
"Yani..."
"Bu, geçici hafıza kaybı. Ne kadar süreceğini kesin söyleyemeyiz. Günler de sürebilir, haftalar da. Onu zorlamayın. Hatırlaması için baskı yapmayın."
Doktor konuşurken ben sadece Sedef'e bakıyordum.
O ise kapıya, sanki dışarıdaki insanların kim olduğunu anlamaya çalışıyormuş gibi sessizce bakıyordu...
Bölüm etkileşimi
