24. bölüm · KAN VE KÜLLER

23.Bölüm ACIMASIZ KADER

Lunorisolzey .

Araba, düğünün yapılacağı yerin önünde yavaşça durdu.
Sedef, camdan dışarı baktı. Kalbi, bütün yol boyunca olduğundan daha hızlı atmaya başlamıştı. Dışarıdaki ışıklar camlara yansıyor, gecenin karanlığını küçük küçük aydınlatıyordu.
Halef'in kapısı açıldı.
Halef araçtan indi ve hiç oyalanmadan Sedef'in bulunduğu tarafa doğru yürüdü. Birkaç saniye sonra kapısı açıldı. Halef, elini ona doğru uzattı.
Sedef, bir an o ele baktı.
Sonra derin bir nefes alıp elini onun eline bıraktı.
Halef'in yardımıyla araçtan indi. Ayağı yere bastığı anda gelinliğinin eteği hafifçe geriye doğru savruldu. Sedef hemen arkasını dönerek uzun eteğini düzeltti. Gelinliğinin kumaşını elleriyle toparlarken gözleri istemsizce etrafta dolaştı.
Her yer ışıklarla süslenmişti.
Ağaçların arasına asılmış küçük ışıklar, gecenin karanlığında yıldızlar gibi parlıyordu. Düğün salonunun girişine kadar uzanan yol da loş ışıklarla aydınlatılmıştı. Her şey hazırdı.
Ama ortalık bomboştu.
Saat henüz erkendi.
Henüz misafirler gelmemiş, müzik başlamamış, kahkahalar yükselmemişti. Birkaç saat sonra insanlarla dolup taşacak olan bu yer, şimdilik sessizliğe gömülmüştü.
Sedef bu sessizliğin içinde kendi kalp atışlarını bile duyabiliyordu.
Arkasından diğerleri de araçtan indi ve yanlarına geldi. Kısa bir süre hep birlikte bekledikten sonra salona doğru ilerlemeye başladılar.
Sedef, birkaç adım sonra geride kaldığını fark etti.
Gözleri bir kez daha etrafta dolaştı.
Felah ailesinden kimse yoktu.
Ne annesi vardı ne babası... Ne de kardeşleri.
İçinde tarif edemediği bir boşluk oluştu. Bugün onun için önemli bir gündü. Her şey olması gerektiği gibi görünüyordu ama yine de bir şeyler eksikti.
Sedef bu düşünceyi daha fazla büyütmeden önüne döndü ve diğerlerinin peşinden içeri girdi.
Salona adımını attığı anda duraksadı.
Salon gerçekten de düşündüğünden çok daha genişti. Yüksek tavanın altında asılı duran ışıklar, masaların üzerindeki süslemeler ve özenle hazırlanmış her ayrıntı göz alıcıydı. Henüz kimse olmadığı için salonun büyüklüğü daha da belirgin görünüyordu.
Sedef birkaç saniye boyunca sessizce etrafına baktı.
Deren onun yanına geldi.
“Biz gelince odasına gidelim,” dedi.
Ardından Sedef'in kolunu Halef'in kolundan nazikçe ayırıp kendi koluna geçirdi.
“Tamam,” dedi Halef.
Sedef, Deren'in yanında yürümeye başladı. Defne de onlara katıldı.
Üçü birlikte salondan ayrılıp hazırlanmaları için ayrılan odaya girdiler.
Kapı kapandığında dışarıdaki sessizlik biraz daha geride kaldı.
Deren, Sedef'e bakıp koltuğu gösterdi.
“Gel, şöyle otur.”
Sedef yavaşça koltuğa oturdu. Gelinliğinin etekleri etrafına yayıldı.
Bir süre hiçbir şey söylemedi.
Sonra eli istemsizce karnına gitti.
Parmaklarını gelinliğinin üzerinden karnının üzerinde gezdirdi. İçinde garip bir huzursuzluk vardı. Ne olduğunu kendisi de tam olarak anlayamıyordu.
Deren onun yüzündeki ifadeyi fark etti.
“İyi misin?” diye sordu.
Sedef, başını kaldırıp Deren'e baktı.
Dudaklarını araladı ama bir şey söylemedi.
Sadece başını yavaşça salladı.
İyi olduğunu söylemek için...
Ya da en azından öyle görünmek için.
...
O sırada Felah Konağı'nın içinde ağır bir gerginlik vardı.
Kızlarının düğünü olacaktı.
Gitmekle gitmemek arasında uzun süre kararsız kalmışlardı. Sedef'e ne kadar kızgın olurlarsa olsunlar, ne kadar kırılmış olurlarsa olsunlar, bugün onun yanında olmaları gerektiğini biliyorlardı.
Aylin sessizliği bozdu.
“Ateş, abin gelecek mi?”
Ateş başını kaldırıp annesine baktı.
“Bilmiyorum anne.”
Volkan, karısına baktığında gözlerinin önünde bir anlığına Sedef belirdi.
Sedef...
Evlerinin küçük kızı.
Aylin'in kopyasıydı. Çocukluğundan beri annesinin peşinden ayrılmaz, onun yaptığı her şeyi taklit ederdi. Şimdi ise büyümüş, kendi hayatını,kurmuştu.
Ama o hayatın en önemli kısmını ailesinden saklamıştı.
Asıl canlarını yakan da buydu.
Neden anlatmamıştı?
Neden onlara güvenmemişti?
Bu soruyu defalarca kendilerine sormuşlardı. Her seferinde başka bir cevap bulmaya çalışmış ama hiçbiri içlerindeki kırgınlığı hafifletmemişti.
Aylin derin bir nefes aldı.
“Hadi çıkalım. Geç kalmayalım.”
Kimse itiraz etmedi.
Hepsi neredeyse aynı anda ayağa kalktı ve konaktan çıktı.
Arabalara bindiklerinde hava çoktan kararmıştı. Yola çıktıklarında Aylin gözlerini saatten ayıramadı.
Saat sekizi geçmişti.
İçinde tarif edemediği bir korku vardı.
Kızını kaybetme korkusu..
Belki onu hayatının bazı dönemlerinde yalnız bırakmıştı. Belki Sedef'in ne yaşadığını fark edememişti. Belki de kızının kendisinden uzaklaşmasına izin vermişti.
Ama bugün...
Bugün onu yalnız bırakmamaya yemin etmişti.
Ne olursa olsun düğününe gidecekti.
Yanında olacaktı.
Yine de Aylin'in içinde acı bir gerçek vardı.
Günün sonunda Sedef yine onlardan ayrılacaktı.
Belki de bu düşünce, düğünün kendisinden bile daha fazla canını yakıyordu.
---
Sedef ise odada oturmuş, düğünün başlamasını bekliyordu.
Gergindi.
Ellerini birbirine kenetlemiş, gözlerini yere dikmişti.
Aklından ise tek bir kişi çıkmıyordu.
Atakan.
Acaba ona çok mu kötü davranmıştı?
Onu gereğinden fazla mı üzmüştü?
Belki de söyledikleri, yaptıkları Atakan'ın kalbinde sandığından daha büyük bir yara açmıştı.
Ama Sedef de çok üzülmüştü.
Yaşadığı her şeyin içinde onu ayakta tutan tek şey bebeğiydi.
Bazen kendi kendine, yeniden Atakan'la bir hayat kurabilir miyim diye sormuştu.
Sonra cevabını yine kendisi vermişti.
Hayır.
Artık bunun mümkün olmadığını biliyordu.
Bundan sonra yaşayacağı hayatın tek amacı bebeğiydi.
Onu dünyaya getirecek, onun için güzel bir hayat kurmaya çalışacaktı. Ne olursa olsun yanında olacaktı.
Küçücük ellerini tuttuğu günü düşünmek bile Sedef'in içindeki korkuyu bir nebze olsun bastırıyordu.
Tam o sırada kapı üç kez hafifçe tıklandı.
Sedef ve odadaki diğer kızlar aynı anda kapıya döndüler.
Kapı açıldı.
Halef içeri girdi.
Onu gören kızlar hiçbir şey söylemeden ayağa kalktı ve odadan çıktılar. Kapı kapanınca odada yalnızca Sedef ve Halef kaldı.
Halef birkaç saniye boyunca ona baktı.
“Hazır mısın?"
Sedef gözlerini ondan kaçırdı.
“Değilim.”
Halef'in yüzünde belli belirsiz bir ifade oluştu.
“Saat geldi. Salon doldu bile. Misafirler artık sizi bekliyor.”
Sedef, onun söylediklerinden ne demek istediğini anlamıştı.
Düğün başlamıştı.
Artık geri dönüş yoktu.
Yavaşça ayağa kalktı.
Gelinliğinin eteğini düzeltti ve Halef'in yanına doğru birkaç adım attı.
Kalbi göğsünden çıkacakmış gibi atıyordu.
Halef elini ona doğru uzattı.
Sedef bir an o ele baktı.
Sonra derin bir nefes alarak elini onun eline bıraktı.
Sedef içeri girdiğinde neler olacağından haversiz şekilde koluna girdi.
Hayat bazen çok acımasız olurdu ama sedef 'e karşı hiç acımasız yoktu hayatın....