1. bölüm · KAN VE KÜLLER
1.Bölüm SOYADININ YÜKÜ
Gökyüzü henüz tam aydınlanmamıştı.
Sabahın ilk ışıkları, Felah Konağı'nın yüksek camlarından içeri süzülüyor, beyaz mermer zeminde altın renkli izler bırakıyordu.
Konağın bahçesinde çalışan bahçıvanlar çoktan işlerinin başına geçmişti. Güller sulanıyor, ağaçlar budanıyor, mutfaktan yeni pişen ekmeğin kokusu bütün evi sarıyordu.
Burası dışarıdan bakıldığında kusursuz görünürdü.
Büyük bir konak...
Kalabalık bir aile...
Bitmeyen kahkahalar...
Ama herkes bilirdi ki bu evin kapısından içeri giren herkes aynı zamanda yıllardır süren bir savaşın da içine giriyordu.
Çünkü bu ev...
Felah ailesine aitti.
---
"Anne, beş dakika daha..."
Yorganın altından gelen uykulu ses, odadaki sessizliği bozdu.
Aylin Felah, kızının yatağının kenarına oturup gülümsedi.
"Bu beş dakikalar hiç bitmiyor, Sedef."
"Bu sefer gerçekten son..."
"Onu dün de söyledin."
Sedef yorganı biraz daha başına çekti.
Aylin başını iki yana sallayıp kızının saçlarını okşadı.
"Bugün kahvaltıyı hep birlikte yapacağız. Baban erkenden toplantıya gidecek."
Sedef gözlerini araladı.
"Abilerim kalktı mı?"
"Hepsi aşağıda."
"Ben niye en son uyanıyorum?"
"Çünkü gece üçe kadar dava üzerine çalısan sendin."
Sedef mahcup bir gülümsemeyle doğruldu.
"Haklı olabilirsin."
Annesi kızının alnına küçük bir öpücük kondurdu.
"On dakika. Sonra aşağı."
"Tamam."
Aylin odadan çıkarken arkasını dönüp bir kez daha baktı.
Sedef...
Evlerinin en küçüğü...
Üç oğlundan sonra dünyaya gelen tek kızları.
Belki de bu yüzden herkes ona biraz fazla düşkündü.
---
Sedef üzerini giyinip aynanın karşısına geçti.
Dolabından dizlerinin hafif üzerinde biten koyu kahverengi elbisesini aldı ve giydi.
Yatağının üzerine oturup koyu kahverengi deri topuklu ayakkabılarını giydi.
Uzun kumral saçlarını toplamak yerine omuzlarına bıraktı.
Aynaya bakıp hafifçe gülümsedi.
Bugün içini tarif edemediği bir huzur kaplamıştı.
Bazen insan, başına geleceklerden habersiz olduğu günlerde daha çok gülermiş.
---
"Günaydın!"
Sedef merdivenlerden iner inmez sesi bütün konağa yayıldı.
"Biz iki saattir ayaktayız." dedi Batu gülerek.
"Ben de bunun için üzgünmüş gibi yapıyorum."
Ateş kahvesinden bir yudum aldı.
"Yapamıyorsun ama."
Uraz elindeki telefonunu masaya bıraktı.
"Gel de annem kurtarsın seni."
Aylin mutfaktan çıkıp kızına taze pişmiş poğaçaları uzattı.
"Önce kahvaltını yap."
Sedef annesinin yanağına öpücük kondurdu.
"Sen dünyanın en güzel annesisin."
Aylinde kızının yanağından öpüptü.
Sedef ateşin yabına oturmuştu.
"Nasılsın güzelim"dedi ateş sedef'e.
"İyiyim abim sendedir Sedef.
"Abim arabamın anahtarını alabilirmiyim"dedi Sedef.
"Arabayı dikkatli kullanacığına söz ver "
"Söz veriyorum "dedi .
Ateş cebinden anahtarı çıkarıp sedef'e uzattı.
Sedef ateşin yanağından öptü.
Sen dünyanın en iyi Abisinin teşekkür ederim"dedi Sedef.
Batu hemen araya girdi.
"Bir dakika! Dün bana 'dünyanın en iyi abisi sensin' demedin mi?"
"Dedim."
"Şimdi ateş abim mi en iyi oldu."
Sedef omuz silkti.
"Fikir değiştirdim."
Masada kahkahalar yükseldi.
Ailenin en sert görünen ismi bile gülümsemekten kendini alamadı.
Volkan Felah...
Yıllardır sayısız iş toplantısına, anlaşmaya ve kavgaya girmişti.
Ama konu çocukları olduğunda yüzündeki sert ifade istemeden yumuşardı.
Özellikle de Sedef konuşurken.
"Bugün planın ne?" diye sordu babası.
"Öğleden sonra Deren ile buluşacağım."
"Akşam yemeğine yetiş."
"Yetişirim."
Ne uzun sorgular vardı ne de gereksiz yasaklar...
Çünkü Volkan, çocuklarına güvenirdi.
Masada konuşmalar devam ederken Sedef'in telefonu çaldı.
Arayan, en yakın arkadaşı Deren'di.
"On dakikaya kapındayım!" diye bağırdı telefonun diğer ucundan.
Sedef gülerek telefonu kapattı.
"Anne, ben çıkıyorum."
"Hırkanı al."
"Hava sıcak."
"Akşama serinler."
Havalar tam olarak sıcak olmamaştı.
Bazen serin ve bazende sıcak oluyordu.
Sedef gözlerini devirdi ama annesinin uzattığı hırkasını aldı.
"Tamam anne."
Kapıya yönelirken Batu arkasından seslendi.
"Arabayı dikkatli kullan."
"Merak etme."
Uraz ekledi.
"Bir şeye ihtiyacın olursa ara."
"Tamam."
Ateş gülümsedi.
"Ve dönüşte bize tatlı al."
Sedef kahkaha attı.
"İşte asıl derdiniz buymuş."
Kapı kapandığında Aylin kızının ardından birkaç saniye baktı.
Bir annenin yüreği bazen hiçbir sebep yokken sıkışırdı.
Bugün de öyle olmuştu.
Nedenini bilmiyordu.
Ama içinden geçen kötü hissi susturamıyordu.
O sırada, şehrin diğer ucunda...
Fedes Konağı'nın ağır demir kapıları sessizce açılıyordu...
Sedef'in arabası konağın demir kapısından çıkarken Aylin uzun süre arkasından baktı.
"Ne oldu?" diye sordu Volkan.
Aylin hafifçe başını iki yana salladı.
"Hiç... İçime bir sıkıntı çöktü."
Volkan eşinin omzuna dokundu.
"Sen her zaman fazla düşünürsün."
"Belki de.
Aylin gülümsemeye çalıştı ama içindeki huzursuzluk gitmiyordu.
---
Sedef, arabasının camlarını açmış, sonuna kadar müzik açmıştı.
Yaz rüzgârı saçlarını savururken dudaklarında küçük bir tebessüm vardı.
Kırmızı ışıkta durduğu sırada telefonu çaldı.
Ekranda "Deren" yazıyordu.
"Neredesin?"
"Beş dakikaya yanındayım."
"Yalan söylüyorsun."
"Niye?"
"Çünkü sen hiçbir zaman beş dakikaya gelmiyorsun."
Sedef kahkaha attı.
"Bu sefer gerçekten."
"Tamam, bekliyorum."
Telefon kapanırken ışık yeşile döndü.
---
Yaklaşık on dakika sonra şehir merkezindeki kafeye ulaştı.
Deren daha uzaktan el sallıyordu.
Yanında sevgilisi ve sedef'in en yakın arkadaşım sarp da vardı.
"Hanımefendi sonunda teşrif etti."
Sedef iki arkadaşına sarıldı.
"Abartmayın."
"Abartmıyoruz. Seni beklerken iki kahve bitirdik."
"Onlar sizin suçunuz."
Üçü de gülmeye başladı.
Saatlerce okuldan, hayattan, gelecek planlarından konuştular.
Sedef en çok dinleyen taraftı.
Arada bir hayallere dalıyor, arkadaşlarını izleyip gülümsüyordu.
"Ne oldu?" diye sordu sarp.
"Hiç."
"O gülüşünü tanıyorum."
"Neyi?"
"Bir şey düşünüyorsun."
Sedef omuz silkti.
"Bazen merak ediyorum."
"Neyi?"
"Hayatımız hep böyle mi olacak?"
Deren kaşlarını kaldırdı.
"Nasıl yani?"
"Her gün aynı şeyler... Aynı insanlar... Aynı şehir..."
Sarp kahvesinden bir yudum aldı.
"Macera mı istiyorsun?"
"Belki."
Deren gülerek başını salladı.
"Sen çok kitap okuyorsun ve işine fazla bağlısın "
"Olabilir."
Üçü yeniden gülmeye başladı.
Sedef bilmiyordu.
İstediği o macera, düşündüğünden çok daha yakındı.
---
Aynı saatlerde...
Fedes Konağı.
Bu evde kahkaha duyulmazdı.
Koridorlar sessizdi.
Hizmetkârlar bile konuşurken fısıldıyordu.
Halef spor salonundan çıkıp merdivenleri ağır adımlarla tırmandı.
Tam odasına girecekken arkasından bir ses yükseldi.
"Halef."
Döndüğünde ağabeyi Aras'ı gördü.
"Babam seni çağırıyor."
"Sebebini söyledi mi?"
"Hayır."
Halef derin bir nefes aldı.
Babası sebepsiz yere kimseyi odasına çağırmazdı.
Kapıyı iki kez tıklattı
"Gel."
İçeri girdiğinde odadaki hava bile ağırdı.
Duvarlarda eski aile fotoğrafları...
Cam bir vitrinde yıllardır saklanan silahlar...
Masanın arkasında oturan Cihan Fedes...
Ve pencerenin önünde duran Aras.
"Otur."
Halef sessizce oturdu.
Babası önündeki dosyayı kapattı.
"Biliyor musun..."
Halef cevap vermedi.
"Bazı savaşlar silahla kazanılmaz."
Sessizlik...
"Bazen bir insan, kurşundan daha büyük bir silahtır."
Halef kaşlarını çattı.
"Ne demek istiyorsunuz?"
Cihan çekmecesini açtı.
İçinden eski, sararmış bir fotoğraf çıkardı.
Fotoğrafı masaya bıraktı.
Halef eğilip baktığında genç bir kız gördü.
Koyu kahverengi gözlü...
Uzun saçlı...
Yüzünde içten bir gülümseme olan bir kız.
Fotoğrafın arkasında tek bir isim yazıyordu.
Sedef Felah.
Halef başını kaldırdı.
"Bu kim?"
"Volkan Felah'ın kızı."
Halef'in yüzü sertleşti.
"Düşmanımızın kızı."
"Evet."
"Neden bana bunu gösteriyorsunuz?"
Cihan sandalyesinden kalktı.
Ağır adımlarla oğlunun yanına geldi.
Çocukluğundan beri aynı cümleyi defalarca söylemişti.
"Biz Fedes'iz."
"Ve Fedes ailesi, kendisine yapılan ihaneti asla unutmaz."
Halef sessiz kaldı.
Babası devam etti.
"Onunla evleneceksin."
Halef bir an babasının şaka yaptığını düşündü.
"Ne?"
"Duyduğunu."
"Ben... Düşmanımızın kızıyla mı evleneceğim?"
"Evet."
"Neden?"
Cihan'ın sesi buz gibiydi.
"Çünkü bu savaş artık başka bir yolla bitecek."
Yıllar önce Volkan felah,Sezin Fedes'i bir hata sonucunda ölümüne sebep olmuştu.
Yıllar önce alınmayan intikam artık alınacaktı.
Halef ayağa kalktı.
"Ben böyle bir evlilik istemiyorum."
İlk kez babasının sözlerine karşı gelmişti.
Odadaki hava bir anda değişti.
Cihan yavaşça oğluna yaklaştı.
"İstememek gibi bir seçeneğin yok."
"Ben sizin intikamınız için bir hayatı mahvedemem."
Cihan'ın yüzü öfkeyle gerildi.
"O hayat yıllar önce mahvoldu."
Halef yumruklarını sıktı.
"Ya kabul etmezsem?"
Cihan tek cümle söyledi.
"Bu ailede emirlere karşı gelenin soyadı Fedes olarak kalmaz."
Halef'in nefesi kesildi.
Babasının bu sözünün ne anlama geldiğini çok iyi biliyordu.
Bu evde itaat edilirdi.
Sorgulanmazdı.
Halef sessizce fotoğrafı eline aldı.
Koyu kahverengi gözlü kızın gülümsemesine birkaç saniye baktı.
Henüz tanımadığı bu kızın, bir gün hem en büyük aşkı hem de en ağır pişmanlığı olacağını bilmiyordu.
