16. bölüm · KAN VE KÜLLER

15.Bölüm OYUN

Lunorisolzey .

Kıyafetimin son düğmesini de kapatıp aynadan kendime baktım.

Bugün nedensizce çok güzel görünüyordum.
Daha doğrusu, kendimi çok güzel hissediyordum.
İçimde garip bir şekilde iyi bir his vardı.
Saçlarımı yukarıdan dağınık bir topuz yapmıştım.
Boynumdaki dövme tamamen ortaya çıkmıştı.

Benim için çok özeldi.
Bir süre aynadaki yansımama baktım ve gülümsedim.
Sonra odadan çıktım.
Merdivenlerden aşağı inerken burnuma mis gibi yemek kokuları gelmeye başladı.
Mutfağa doğru baktığımda annemle Batu abimin masaya son birkaç şeyi getirdiğini gördüm.
“Günaydınnn!”
Sözümle birlikte herkes dönüp bana baktı.
Kaşlarımı hafifçe kaldırdım.
“Ne oldu?” dedim gülümseyerek.
Annem de bana gülümseyerek baktı.
“Günaydın, güzel kızım.”
Masaya son tabağı da koyduktan sonra elini masaya uzattı.
“Hadi.”
Ben de ilerleyip sandalyeme oturdum.
Ateş abim gözlerini üzerimden çekmiyordu.
Ona baktım ve gülümsedim.
O ise hâlâ bana bakıyordu.
Bakışlarımı kaçırıp tabağıma biraz yemek aldım ve sessizce yemeye başladım.
Birkaç saniye sonra Batu abim etrafa bakındı.
“Tuz var mı anne?”
“Ay, unutmuşum. Bekle, getireyim.”
Annem yerinden kalkacakken ondan önce davrandım.
“Ben getiririm.”
Sandalyemden kalkıp mutfağa doğru ilerledim.
Mutfağa girdiğimde etrafıma bakındım.
Sonra dolabın kapağını açıp biraz yukarı uzandım ve tuzluğu aldım.
Tam arkamı dönüp çıkacakken Ateş abimin mutfağa girdiğini gördüm.
“Abi?”
Bana birkaç saniye baktı.
“Sedef, iyi misin?”
Gülümsedim.
“İyiyim. Hem de turp gibiyim.”
“Sedef, dürüst ol.”
Gülümsemem yüzümde asılı kaldı.
“Dürüstüm.”
“Dün gece neden ağlıyordun?”
Bir an kahkaha atacaktım.
Kendimi işaret ettim.
“Kim? Ben mi ağlamışım?”
Ateş abim gözlerini kıstı.
“Evet, sen.”
“Rüya görmüşsündür abi. Ben en son sekiz yaşımdayken ağlamışımdır herhalde."
“Sedef.”
“Abi, iyi misin sen?” dedim hafifçe gülerek.
“Ben dün adliyeden sonra eve geldim, yemeğimi yedim ve mışıl mışıl uyudum. Bence sen rüyanda gördün ama onun da tutma ihtimali sıfır.”
“Sedef, yalan atmıyorum. Ağlıyordun.”
Gülümsememi bozmadan omuz silktim.
“Ağladıysam…”
Bir an düşündüm.
“Dün kitap okuyordum. Kitabın sonu kötüydü, ondan ağlamışımdır.”
Ateş abim hâlâ ikna olmuş görünmüyordu.
Tam o sırada aklıma bir şey gelmiş gibi parmağımı şıklattım.
“Hatırladım!”
Ateş abim kaşlarını kaldırdı.
“Neyi?”
“Neden ağladığımı.”
Bir adım ona doğru yaklaşıp gayet doğal bir ses tonuyla devam ettim.
“Dün akşam kitap okuyordum. Kadın kendini öldürüyordu. Şerefsiz kocası yüzünden.”
Ateş abim şaşkınlıkla yüzüme baktı.
Ben ise hiçbir şey olmamış gibi yanından geçtim.
“Elimde tuzla bekletme beni, Batu abi bekliyor.”
Mutfağın kapısından çıkarken arkamdan gelen sessizliği hissedebiliyordum.
Ateş abim hâlâ bana bakıyordu.
...
Yemek yemiş adliye gidiyordum hava bugün suvakdı tepedeki güneş gözüküyordu.
Arabanın camını sonuna kadar açmıştım.
Saçlarıma hafif rüzgar vuruyırdu.
Radyoda son ses şarkı çlıyordu.
Mabel matiz umrumdışı çalıyordu.
Ara sor arşlik ediyordum.
Enerjim tavandı.
Işıklarda durduğumda akafamı yan tarafa çevirdim ve gördüğüm kişi ile dondum.
Helef fedes
Bakışlarımı denk düştü.
Zor yutkunduğumu hissettim.
Bana dediğü şeyleri hatırladım.
Gülümsedi.
Sessizce neden dedim.
Bişey demedi.
Duymadı bile.
Arkadakı korna sesleri önüme dönüp yola devam ettim..
Sessizce yutkundum.
Sabah ateş abimin dediklerini hatırladım.
Gerçekten ağlıyormuydum.
Bunu hatırlamıyorum.
Ama halefin dediklerinin herşeyi.
Hatırlıyordum...
...
Adliyeye varmıştım.
Arabayı park edip lapıyı açıp çıktım.
Eteafıma bakmadan içeri gşrdim.
Kalabılıktı.
Asönsre doğru ileledim.
Ve düğmeye basıp gelmesini bekledim.
Geldiğinde ekapı açıldı ve içeri girdim.
Tam kapanırken asönsere koşan birini görünce ekapanmasjna engel oldum.
Bir erkekdi.
İçeri gşrdi kapı kapandı.
Soluklanayım ve bana baktı.
"Trşejür ederim"dedi .
"Biley değil"dedim.
Odamın katına gelince asansörden çıktım ve odama doğru ilerledim kapıyı açıp içeri hirdim.
Acil bi dava vardı ben geç kalacaktım.
Hemdn cübbemi giyip elime dava il elakalı dosylaarı alıp odamdan çıktım.
....
Ben ise kürsünün arkasında, önümdeki dosyaya son kez göz atıyordum.
Bugünkü duruşma benim için önemliydi.
Dosyayı kapattım ve derin bir nefes aldım.
"Cumhuriyet Savcısı Sedef Felah."
İsmimi duyduğumda başımı kaldırdım.
Hâkim bana bakıyordu.
" Savcı Hanım, mütalaanız hazır mı?"
Ayağa kalktım.
"Hazır Sayın Hakim."
Salon bir anda sessizleşti.
Dosyayı açtım.
" Sayın Hakim, sanık Mehmet Özer hakkında yürütülen soruşturma kapsamında elde edilen deliller, tanık beyanları, kamera kayıtları ve banka hareketleri birlikte değerlendirildiğinde sanığın üzerine atılı suçu işlediği yönünde kuvvetli deliller bulunmaktadır."
Sanığın avukatı hemen ayağa kalktı.
"Sayın Hakim, müvekkilimin olay yerinde bulunması suçu işlediği anlamına gelmez. Savcılık makamı varsayımlar üzerinden hareket etmektedir."
Başımı kaldırıp avukata baktım.
"Varsayım üzerinden hareket etmiyorum, Sayın Avukat."
Sesim sakindi.
"Dosyada bulunan kamera kayıtlarına göre sanık olay gecesi saat 23.17'de mağdurun evinin bulunduğu sokağa girmiştir."
Bir sayfa çevirdim.
"Saat 23.41'de ise aynı kişi olay yerinden ayrılmıştır."
Avukat tekrar konuşmaya çalıştı.
" Bu kişinin müvekkilim olduğu kesin olarak"
Sözünü kestim.
"Kamera görüntüsündeki kişinin yüzü net şekilde görünmüyor, evet."
Bir an durdum.
" Ama görüntüdeki aracın plakası görünüyor."
Dosyadan başka bir belge çıkardım.
"Araç sanığın üzerine kayıtlı."
Salondaki birkaç kişinin fısıldaştığını duydum.
Sanığa baktım.
Başını öne eğmişti.
" Ayrıca olaydan yaklaşık yarım saat sonra sanığın hesabından mağdurun hesabına yüz elli bin lira aktarılmıştır."
Avukatın yüzündeki ifade değişti.
" Bu para transferinin suçla bağlantısı olduğunu nasıl iddia edebilirsiniz?"
Dosyayı kapattım.
"Çünkü para transferinin açıklama kısmında "borç" yazıyor."
Bir saniye bekledim.
"Ancak mağdurun ailesi, sanıkla arasında herhangi bir borç ilişkisi bulunmadığını ifade etti."
Avukat sustu.
Hâkim notlarını alırken ben devam ettim.
"Bir delil tek başına yeterli olmayabilir. Ancak burada tek bir delilden bahsetmiyoruz. Kamera kaydı, araç kaydı, para transferi ve tanık ifadeleri birbirini tamamlıyor."
Sesimi biraz daha netleştirdim.
" Bu nedenle sanığın üzerine atılı suçu işlediği kanaatindeyim. Sanığın ilgili suçtan cezalandırılmasını talep ediyorum."
Hâkim başını salladı.
" Teşekkür ederim Savcı Hanım."
Yerime oturdum.
Duruşmanın geri kalanını sessizce dinledim.
Karar açıklandığında dosyamı kapattım.
Avukatın bana olan bakışları sadece hayal kırıklığıydı.
Ve sonunda salondan çıktım.
Koridora adımımı attığım anda derin bir nefes verdim.
"Bitti."
Yanıma gelen Atakan elindeki kahveyi bana uzattı.
" Al."
Kaşımı kaldırdım.
" Ben kahve istemedim."
"İstemedin ama ihtiyacın var."
Kahveyi elinden aldım.
"Beni benden iyi tanıdığını sanman biraz sinir bozucu."
Gülümsedi.
" Biraz mı?"
İstemeden güldüm.
" Çok konuşma."
O an telefonum çaldı.
Ekrana baktığımda yüzümdeki gülümseme kayboldu.
Yeni bir dosyaydı.
Atakan yüzüme baktı.
"Ne oldu?"
Telefonu cebime koydum.
" İş."
Atakan kaşlarını kaldırdı.
"Daha duruşmadan çıktın."
Omuzlarımı kaldırdım.
Dosyayı elime aldım.
" Görüşürüz."
---
SORGU ODASI
Sorgu odasının kapısını açtığımda içerideki adam başını kaldırdı.
Kaan Demir.
Dosyasını birkaç gündür inceliyordum.
Hakkında yürütülen soruşturma basit değildi.
Üstelik daha önce verdiği ifadelerde birçok çelişki vardı.
Karşısındaki sandalyeye oturdum.
Kâtip de yerini aldı.
Dosyayı masanın üzerine bıraktım.
Kaan'a baktım.
" Kaan Demir."
" Evet."
"Dün gece saat 23.40'ta neredeydiniz?"
Hiç düşünmeden cevap verdi.
" Evimdeydim."
Kalemimi masaya bıraktım.
" Emin misiniz?"
" Evet."
Dosyayı açtım.
" Güzel."
Bir fotoğrafı önüne koydum.
"Çünkü güvenlik kamerası kayıtlarında saat 23.47'de olay yerinin karşısındaki benzin istasyonunda olduğunuz görülüyor."
Kaan'ın yüzündeki ifade değişti.
" Ben... yanlış hatırlamış olabilirim."
Başımı kaldırdım.
"Yedi dakika önce evde olduğunuzu söylediniz."
Cevap vermedi.
"Şimdi yanlış hatırladığınızı söylüyorsunuz."
"Evet."
Telefon kayıtlarını önüne koydum.
"Telefonunuzun konum kayıtları da sizi aynı yerde gösteriyor."
Kaan gözlerini kaçırdı.
"Size söyleyecek başka bir şeyim yok."
"Daha başlamadık bile."
Kaan bana baktı.
" Ben hiçbir şey yapmadım."
"Size ne yaptığınızı sormadım."
Sesim sakindi.
" Nerede olduğunuzu sordum."
Sessizlik oldu.
Kaan parmaklarını birbirine kenetledi.
" O gece evde değildim."
Kalemimi elime aldım.
"Nerede olduğunuzu söyleyin."
"Olay yerindeydim."
Kâtibe baktım.
" Yazın."
Kalemin kâğıt üzerindeki sesi duyuldu.
Tekrar Kaan'a döndüm.
" Şimdi baştan anlatıyoruz."
Bir an durdum.
"Bu kez bana yalan söylemeden."
Kaan derin bir nefes aldı.
" Oraya birini görmek için gittim."
"Kimi?"
" Bilmiyorum."
Kaşlarımı çattım.
" Birini görmek için gittiniz ama kim olduğunu bilmiyorsunuz?"
" Bana isim vermedi."
"Kim?"
" Bir kadın."
Dosyayı kapattım.
"Adı?"
" Bilmiyorum."
" Nasıl görünüyordu?"
Kaan sustu.
" Kaan "
Başını kaldırdı.
" O kadını tanıyorsunuz."
" Hayır."
" Yalan söylüyorsunuz."
Kaan'ın çenesi gerildi.
"Yeter artık."
" Henüz yeter demedim."
Önündeki fotoğraflardan birini ona doğru ittim.
Bu kadın kim?"
Kaan fotoğrafa baktı.
Bir saniyeliğine yüzündeki ifade değişti.
Sonra tekrar toparlandı.
Resimdeki kadının yüzü tam gözükmüyordu uzun saçları ve genç birisine benziyordu.
Kafının yüzündeki maske vardı
"Bilmiyorum."
Gözlerimi ondan ayırmadım.
" Biliyorsun."
" Hayır."
"Biliyorsun."
Kaan bir anda masaya yumruğunu vurdu.
Kâtip irkildi.
Ben yerimden kıpırdamadım.
" Sesinizi yükseltmeyin."
Kaan ayağa kalktı.
"Bana emir veremezsiniz!"
Görevli hemen hareketlendi.
Ben elimle durmasını işaret ettim.
" Oturun."
" Oturmayacağım!"
" Kaan."
Sesimi alçalttım.
"Oturun."
Birkaç saniye boyunca birbirimize baktık.
Sonunda tekrar sandalyeye oturdu.
Ben de yerime geçtim.
"Çantanın içinde ne vardı?"
Cevap vermedi.
" Kaan, çantanın içinde ne vardı?"
"Sana hiçbir şey söylemeyeceğim."
Dosyayı kapattım.
" O zaman gerekli işlemleri başlatırız."
Ayağa kalktım.
Kapıya doğru yürüdüm.
Tam kapının önüne geldiğim sırada arkamdan sandalye sesi duydum.
Döndüm.
Kaan üzerime doğru geliyordu.
Bir anda bileğimi yakaladı.
" Bırak beni!"
Kolumu çekmeye çalıştım.
Beni sertçe geri itti.
Sırtım duvara çarptı.
"Kaan!"
Kurtulmaya çalıştım.
Bileğimi daha sıkı tuttu.
Canım acıyordu.
" Bırak!"
Bir anlık boşluk yakaladım.
Kolumu çekip kendimi kurtardım ve onu sertçe ittim.
Kaan sendeledi.
Ama geri çekilmedi.
Tekrar üzerime geldi.
Bu kez beklemedim.
Elim yanağına sertçe indi.
Şak!
Odanın içinde tokadın sesi yankılandı.
Kaan bir an dondu.
Ben de nefes nefese kalmıştım.
" Bir daha bana dokunma."
Kaan öfkeyle üzerime doğru hamle yaptı.
Onu tekrar ittim.
"Yeter!"
Ama o hâlâ direniyordu.
Öfkem bir anda patladı.
Bir tokat daha attım.
Ardından bir tane daha.
Görevliler hemen araya girdi.
"SAVCI HANIM!"
Kollarımdan tutup beni geri çektiler.
Kaan'ı da sandalyeye bastırdılar.
" Bırakın beni!"
Nefes nefese kalmıştım.
Ellerim titriyordu.
Yanağım yanıyordu.
Kaan hâlâ bağırıyordu.
" Sen hiçbir şey bilmiyorsun!"
Bir anda sustum.
O cümle...
Başımı kaldırdım.
" Ne dedin?"
Kaan cevap vermedi.
Bir adım ona doğru attım.
Görevli hemen önümde durdu.
"Savcı Hanım..."
Elimi kaldırdım.
" Dur."
Gözlerimi Kaan'a diktim.
"Az önce ne dedin?"
Kaan sustu.
"Sen hiçbir şey bilmiyorsun" dedin
Sesim artık daha sakindi.
" Demek bildiğimden daha fazlasını biliyorsun."
Kaan gözlerini kaçırdı.
Dosyayı masadan aldım.
"Sorguya devam ediyoruz."
Kâtip şaşkınlıkla bana baktı.
" Savcı Hanım..."
" Devam ediyoruz."
Yerime oturdum.
Kaan karşıma tekrar oturtuldu.
Bu kez ikimiz de susuyorduk.
Dosyayı açtım.
"Şimdi bana o kadının adını söyleyeceksin."
Kaan dudaklarını birbirine bastırdı.
Söylemeyeceğim."
Başımı kaldırdım.
" Söyleyeceksin."
"Beni öldürürler."
Bir an durdum.
İşte aradığım cümle buydu.
Kalemimi yavaşça masaya bıraktım.
" Kim?"
Kaan cevap vermedi.
" Kaan."
Gözlerimi onun gözlerine diktim.
" Kim seni öldürecek?"
Sessizlik.
Kalemimi parmaklarımın arasında çevirirken gözlerimi ondan ayırmadım.
" O kadın kim?"
" Bilmiyorum."
" Nerede yaşıyor?"
"Bilmiyorum."
" Kimin için çalışıyor?"
" Bilmiyorum."
Bir an ona baktım.
" Bilmiyorsun."
" Evet."
" İlginç."
Dosyadan bir fotoğraf daha çıkardım.
" Çünkü telefonunda onunla yaptığın konuşmalar var."
Kaan'ın yüzü bir anda gerildi.
Fotoğrafı masaya bıraktım.
"Hâlâ bilmiyor musun?"
Cevap vermedi.
" Kaan, bak..."
Sesimi biraz yumuşattım.
"Burada sana yardımcı olmaya çalışıyorum. Bana bildiklerini anlatırsan dosyadaki durumunu daha doğru değerlendirebilirim."
Başını kaldırdı.
"Beni koruyamazsınız."
Bu kez ben sustum.
" Neden?"
Kaan birkaç saniye boyunca bana baktı.
" Çünkü onlar herkese ulaşabilir."
"Kim onlar?"
Cevap vermedi.
"Kaan."
" Söyleyemem."
" Korkuyor musun?"
Çenesini sıktı.
" Evet."
İlk kez dürüst bir cevap vermişti.
"Neden?"
"Çünkü dışarıda ailem var."
Bu cümleden sonra odadaki hava değişti.
Ben dosyaya baktım.
"Ailene zarar vermekle mi tehdit ediyorlar?"
Kaan cevap vermedi.
"Kaan."
Başını eğdi.
" Evet."
Derin bir nefes aldım.
" Peki."
Dosyayı kapattım.
" Bugünlük sorgumuz burada bitiyor."
Kaan şaşkınlıkla bana baktı.
" Hepsi bu mu?"
Ayağa kalktım.
" Şimdilik."
Görevliye baktım.
" Gerekli işlemleri tamamlayın."
Kaan ayağa kaldırıldı.
Ben dosyamı toparladım.
Kapıya doğru yürüdüm.
Tam kapıyı açacağım sırada arkamdan Kaan'ın sesi geldi.
" Savcı Hanım."
Döndüm.
" Ne oldu?"
Kaan birkaç saniye bana baktı.
Yüzünde garip bir ifade vardı.
" Bu dosyayı bırakın."
Kaşımı kaldırdım.
" Neden?"
" Çünkü başınıza bela olacak."
Gülümsedim.
" Ben beladan korksaydım savcı olmazdım."
Kapıyı açtım.
Tam dışarı çıkacakken Kaan bir anda görevlinin elinden kurtulup bana doğru hamle yaptı.
Ne olduğunu anlamaya fırsat bulamadan eli yüzüme geldi.
Şak!
Başım yana savruldu.
Bir an olduğum yerde kaldım.
Koridordaki sesler sanki uzaklaşmıştı.
Sonra görevliler Kaan'ı hemen yakalayıp geri çekti.
" Kaan! Yeter!"
Ben yavaşça başımı çevirdim.
Yanağım yanıyordu.
Kaan hâlâ bağırıyordu.
" Bırakın beni!"
Elimi yanağıma götürdüm.
Gözlerimi ondan ayırmadım.
Bu kez öfkemden çok başka bir şey vardı içimde.
Kararlılık.
" Kaan."
Sesimi duyunca sustu.
" Az önce yaptığın şeyi de dosyaya ekleyin."
Görevli başını salladı.
"Emredersiniz Savcı Hanım."
Kaan'ın yüzündeki ifade değişti.
Onun işi daha bitmemişti.
Oyun daha yeni başlıyordu....